• Compartir
  • Enviar por correo
  • Insertar
  • Me gusta
  • Guardar
  • Contenido privado
METAFİZİK - I -
 

METAFİZİK - I -

on

  • 2,583 reproducciones

Pir-i Gâlibi H.Gâlip Hasan Kuşçuoğlu

Pir-i Gâlibi H.Gâlip Hasan Kuşçuoğlu
http://www.galibivakfi.com

Estadísticas

reproducciones

reproducciones totales
2,583
reproducciones en SlideShare
2,486
reproducciones incrustadas
97

Actions

Me gusta
0
Descargas
16
Comentarios
0

2 insertados 97

http://galibitv.wordpress.com 70
http://poetkent.blogspot.com 27

Accesibilidad

Categorias

Detalles de carga

Uploaded via as Adobe PDF

Derechos de uso

© Todos los derechos reservados

Report content

Marcada como inapropiada Marcar como inapropiada
Marcar como inapropiada

Seleccione la razón para marcar esta presentación como inapropiada.

Cancelar
  • Full Name Full Name Comment goes here.
    Are you sure you want to
    Tu mensaje aparecerá aquí
    Processing...
Publicar comentario
Edite su comentario

    METAFİZİK - I - METAFİZİK - I - Document Transcript

    • www.galibivakfi.com Bu Düzenleme 2011 Tarihi İtibari İle En Son Baskısı YapılanKitaplarla Bire Bir Aynıdır Gâlibilik İle İlgili Mevcut Bütün İçeriklere Sitemizden Ulaşabilirsiniz. H.GALİP HASAN KUŞCUOĞLU METAFİZİK I
    •  Metafizik IH. Galip Hasan Kuşcuoğlu
    • H.GALİP HASAN KUŞCUOĞLU METAFİZİK I
    • İÇİNDEKİLERFizik Üstü Tecelliyat: Metafizik ................................................................... 15İbn-i Rüşt ...................................................................................................... 17Gayba İman .................................................................................................. 19Atatürk’ü Yakinen, Hayranlıkla Seyredip Edindiğim İntibalarım ............... 22Rahmetsiz Dünya Olmayacağına Göre Mürşitsiz Dünya Muhaldir ............. 35METAFİZİK .......................................................................................37Ben Gizli Hazine İdim. Bilinmekliğimi Diledim, Zatımdan Zatıma TecelliEttim! ............................................................................................................ 37Nur-I Muhammedinin Anlamı Ve Manası ................................................... 37İslam’da İrtica Olur Mu? .............................................................................. 39Yaratılmış Rahmetlerin Başı Zamandır ........................................................ 40Rabia Adeviye Hatun’un Aşk Yakarışı ........................................................ 47Kadın Muhteremdir, Allah Emrinin Hilafına Hareket Etmedikçe................ 49Belirli Şahsiyetlerin Metafizik İzahları ........................................................ 51İstisnai Kişilerin Rüyaları Umumiyetle Metafiziktir. PeygamberEfendimiz’in Rüya Tabiri ............................................................................. 54Gaybı Yalnız Allah Bilir .............................................................................. 56Şahide Gerek Duyulmadan, Hayli Zamandır Gösterilen GerçeklerdenSoyutlanmış, Metafizik Yoksunu, Beş Duyunun Esiri Olan AdemiMateryalistleştiren Başı Madde, Sonu Yine Madde Olan Akılcı Bir DinSergiledik. Ezelde Lutfedilen İmanı Doyuramadığımız Gibi, Rahmet-İİlahiden Ümit Beklentisi İle Avunan “Mürid”İn De Küfrüne Küfür KatıldığıBilinen Bir Gerçekdir ................................................................................... 59Kur’ân’daki Ayetler Allah Kelamıdır. Bütün Alemdeki Görünen VeGörünmeyen Her Zuhurat Mecazi Olarak Fiiliyat-I İlahidir ........................ 61Adem Toplumları Allah Elçilerini Küll Olarak Neden Kabul Edemeyip,Canlarına Kasdettiler? .................................................................................. 63İsa (Aleyhi’s-Selam)’In Tekrar Dünyaya Geleceğine İnanmak Hazret-İKur’ân’a, Muhammed Mustafa (S.T.A.V.) Efendimiz’in Ahir ZamanPeygamberi Oluşuna Ve Hakikat Tecellisine Ters Düşmüyor Mu? Bir Allah
    • Elçisi Diğer Allah Elçisine Ümmet Olmaz. Hepsi Biri Diğerinin Kardeşidir...................................................................................................................... 65Hacer-İ Esved: Ahd-İ Misak Taşı, Ezel-İ Ervahtaki İman İkrarının Mürşidi...................................................................................................................... 67Zikrullah Arzda Ve Semada, On Sekiz Bin Alemde Canlı Ve Cansız HerZerrenin Müşterek İbadetidir. Sadece Allah’ı Anmaktır. Diğer Emr-İ İlahiOlan İbadetlerle Karıştırma! ......................................................................... 72Semavi Dinlerin Hepsini İslam’dan Soyutlayıp “Allah’tan Başka İlahYoktur” Diyenlere “Gayr-İ Müslim, Kafir, Gavur” İthamını Daha Ne KadarDevam Ettireceksin?!.. ................................................................................. 74Mevcut Yaratıkların İçinde Gördüğümüzün Ancak Milyonda 4-5 MahlukOlduğunu Ehil Kişiler Bildirirlerken, Fizik Üstü Tecelliyatın Yani MetafizikOlayların Umum Zuhuratının Milyondan Yalnız 5 Noksan Olup, ÇoğuluTemsil Eden Metafiziğin Zuhuruna Niçin Devenin Nalbant DükkanınaBaktığı Gibi Bakarsın? ................................................................................. 76Anlamlı Ve Manalı Yaratılan, Cümle Yaratıkların Çekirdeği, Manası, Sırr-Iİlahinin Teceli Mercii Olan İnsanın Yaşantısında Ne İçin Yaratıldığının, NeYapabileceğinin Zuhuru Mizacında Bariz Görülürken Bütün İcraatındaKudret-İ İlahinin İstisnai Kullarına Bahşettiği Fiziki Olaylardan Daha FazlaZuhuru Görülen Metafiziğin İnkarı İlmi Hakikat İle Nasıl Bağdaşır?Mensubini Ne Derecede Mutmain Kılar? ..................................................... 78Abdülkadir Geylani Çocuk İken Bariz Görülen İrşat Vazifesinin Tecellisi . 80Eşkiya Reisi Salih’in Nakşi Meşayihi Hacı Salih Efendiliğe YükselişineVesile Olan Rahmet Tecellisi ....................................................................... 83Cennet-Mekan Çorumlu, Yedi Tarikten İcazetli Şeyh Hacı Mustafa AnaçEfendi ........................................................................................................... 87Affetme Sıfatı Hazret-İ Allah’a Mahsustur. Kul İstese De Allah GibiAffedemez .................................................................................................... 90AŞK ŞARABI .....................................................................................92Sahipsiz Yaşayıp Tertib-İ İlahiyye Rahmetine Nail Olmadan EvvelUmumiyetle Ademin Ölçüsünün Benzeri Ben De Mecnunluğu İlâhi AşkZannederdim ................................................................................................. 94“Gara Şeyh” Diye Anılan Çorumlu Hacı Bekir Baba’ya Altı Tarikattan,Mısır’ın Tanta Ve Nişâb Şehrinde İzn-İ İcazetin Verilişinin Anlamı VeHikmeti ......................................................................................................... 99“Gara Şeyh” Hacı Bekir Baba’nın Cinlerle Sohbeti ................................... 104Yaratılan Güzelliklere Ve Zamana Uygun İçtihadla Düzenli ToplumlarıMuasır Milletlere Eş Değer Kılan İbadet, Taat Ve Medeniyet
    • Muamelatımızla Beşere Manevi Yön Verecek, Şeriatı Anlatacak İlme VeAlime Muhtacız .......................................................................................... 107Hazret-İ Allah’ın Bazı Kullarının Ömrünü Belirli Zamana Kadar Uzatması!.................................................................................................................... 112Uyanık Bir Tek Sen Mi İdin, Ey “Gara Şeyh”?.......................................... 117Şifayı Hasta Hicranından, Tabib İse İmanından İster. Manamda BuyurdularKi: “Derdinin Devasını Ne Bulabilecekler, Ne De Sana Verebilecekler”.. 121Aşk Yolunda Sevmen Gerekli Olanları Sevmeden İlahi Aşk MakamındanSevgi Mi Bekliyorsun? ............................................................................... 123Merhamet Ve Rahmreti Bol, Eşi, Benzeri Olmayan Kudret-İ İlahi, BütünAlemdeki Varlığın Her Zerresi Mühr-İ İlahi Olduğu Gibi, Bu Abd-İ AcizinYazmaya Çalıştığım, Hayatımda Na-Mütenahi Zuhuruna Şahit OlduğumMetafizik Kitaba Maddenin Ve Mananın Çözemediği, Çözemiyeceği Sırr-Iİlahi, Hazret-İ Allah Aşikar Mühür Bastı!.................................................. 128Yusufu Bahri Hazretleri ............................................................................. 134Hakiykatın Zahire Yansıdığı Zaman Aldığı İsim Şeriattır ......................... 136Metafiziğin Fiziki Olaylarda Bariz Zuhuru Ve Yaşantısı........................... 138Tıfl-ı Meani ................................................................................................ 140Zamanı Durdurur, Zaman İçinde Zaman Halkeder Hazret-i Allah (C.C.) . 143Enaniyetime Haddimi Bildiren, İnsan Olabilmemin Yolunu Açan MetafizikOlay, Vesile Kayısı, Ledünni Uyarı ........................................................... 146Hırsızlar Bu Kapıdan Giremezler. Bu Mecliste Vazifeli Olamazlar .......... 152Boşa Giden Emekler ................................................................................... 154Duygusuz Anlıyamaz Ki, Espriye Gülsün. Gülse De Ancak Gülene Güler155Niye Derviş Oldum? Nasıl Derviş Oldum? ................................................ 158Deve Burda Yükü Sırtında Deveyi Götüren Nerede!... .............................. 162Kayıp Devesini Arayan Deveci! ................................................................. 163Kaybolan İnek ............................................................................................ 163“Ben De Bugün İrademle Çalışmıyorum” Diye Hazret-İ Allah’a UkalalıkEtmiştim. Neticeyi Dinle De İbret Al ......................................................... 167Zorlamakla Çıkmayan Raf ......................................................................... 173Azrail (Aleyhi’s-Selam)’In Merak Ettiği Emr-İ İlahi ................................. 175Ölümsüz Yer Var Mı? ................................................................................ 177Azrail (Aleyhi’s-Selam): “-Korkma! Hiç Duymuyacaksın” Dedi............. 179Battal Gazi Dört Yol Kavşağında Ticari İşlerin Her Dalında Mahir, BeyazEşya Satan, Sermayesi Yeterli, Bu Fakire Karşı Hürmetkar Cevat Ünal BeyVardı ........................................................................................................... 182Kazvinlinin Sırtına Aslan Resmi Döğdürmesi ........................................... 184
    • Melâikeler: “-Emr-i Hak Zuhur Edecek. Müdahele Etmeyin!” Dediler ..... 186Hacca Gitmem Ve Sakal Bırakmam İçin Manevi Emir ............................. 190Selman-I Farisi (R.A.) ................................................................................ 192Anam .......................................................................................................... 194İyi İnsanların Ölümleri De İyidir. Onlara Gıbta Edilir ............................... 197Alkolik Derviş Ali Efendi .......................................................................... 201Yakınında Mürşit Varken Neden Kahramanmaraşlı Mürşide MüntesipOldun? ........................................................................................................ 205On Beş Sene Önce Şeyhimi Rüyamda Görmüştüm ................................... 208Kızım Sevil’in Kıyameti............................................................................. 210Şehitlerle Sohbet!... .................................................................................... 212Hasanı Basri Hazretleri Ve Şaman ............................................................. 214Hasan El -Basri (Kuddise Sırruhû) ............................................................. 217Kaderin Tecellisinin Zuhurudur Kaza ........................................................ 220Fil Lokması................................................................................................. 222Din Otoritelerinden Ricam Odur Ki: .......................................................... 224Tiryaki Sigarayı Nasıl Terkeder? ............................................................... 228Özet ............................................................................................................ 232Beyazıt Bistami’nin (K.S.) Köpekten Aldığı Hikmetli Hal Kelamı ........... 236Deniz Kaplumbağası .................................................................................. 237Eşek Arısı ................................................................................................... 238Sanattan Anlayan Mühendise, Kalifiye İşçiye Ve Karnı Doyurulan KültürlüSürveyanlara Ülkemizde İhtiyaç Var. Bütün Mesuliyeti Yetiştirdiğimiz BuElemanlara Bırakalım ................................................................................. 239ÇÖZÜM ............................................................................................ 245SÖZLÜK ...........................................................................................246
    • RAHMÂN VE RAHÎM OLAN ALLÂH’INADI İLE BAŞLARIMHÛ YÂ TABÎBE’L-KULÛBMEDET YÂ ERHAME’R-RÂHİMÎNMEDET YÂ EKREME’L-EKREMÎNMEDET YÂ İLÂHE’L-ÂLEMÎN.DESTÛR YÂ ÂDEM SAFİYYULLÂHDESTÛR YÂ NÛH ŞEKÛRULLÂHDESTÛR YÂ İBRÂHÎM HALÎLULLÂHDESTÛR YÂ MÛSÂ KELÎMULLÂHDESTÛR YÂ ÎSÂ RÛHULLÂHDESTÛR YÂ MUHAMMED MUSTAFÂHABÎBULLÂH.DESTÛR CÜMLE PEYGAMBERAN-I İZÂM VERESÜL-İ KİRÂM HAZERÂTIDESTÛR YÂ SÂHİBE’L-MEYDÂNRIZÂEN LİLLÂHİ’L-FÂTİHA MAA’S-SALEVÂT.
    • KULLARINA RAHMETİYLE İRADE VERİP, ADEM OLARAK DÜNYAYA GÖNDEREN; İNSAN OLMASINI DİLEMESİ İLE VESİLELER HALKEDEN HALİK-I ZÜ’L-CELAL’E HAMDİM, ŞÜKRÜM, TAZARRU VE NİYAZIMDIR. EÛZÜ BİLLÂHİ MİNE’Ş-ŞEYTÂNİ’R-RACÎM BİSMİLLÂHİ’R-RAHMÂNİ’R-RAHÎM Huzurdan kovulmuş, lanetlenmiş şeytanın şerrinden ALLAH’asığınırım. Eşi, şeriki, naziri olmayan, bütün alemlerin Rabbi veyaratanı Hazret-i ALLAH’a sonsuz hamdeder, yüce varlık vemerhamet-i ilahi karşısında aczimi görüp bilerek, yüce rahmetkapısına boyun bükmüş, zavallı; rahmet ve merhamet tecellisinin saili,doymayan, yüzsüz kıtmiri kullarına layık görüp tahsis ettiği rahmetderyasından damla rica ediyor. 11 Habibin Muhammet Mustafa’da, cümle peygamberan-ı izam verusül-i kiram hazeratında, cümle varisü’n-nebiy nedim-i ilahilerinde,veli ve mü’min kullarında na-mütenahi zuhur ettirdiğin fizik üstümananın bu abd-i acizine de ihsan ettiğin metafizik rahmetini!... Maddeden başka zuhuratı bilmediği için önem vermeyen, akıldininden başka dini kabul edemeyen fizik üstü, metafizik rahmettecellilerini nasıl kabul eder? Fizikten başka mana tanımayan rahmetfukarası, manadan habersiz, “biliyorum” edası ile hakikat tahribatıyapan, kelâm-ı kadim olan Hazret-i Kur’ân’ı nefsi hazlarına göre,fiziki ölçügsüne uyduramadığı için, hikmet Ve marifetullah mahrumu,yarım alim meal ve tefsir yazarken fizik üstü hakikatleri katletmektençekinmeyen, Kur’ân-ı azimü’ş-şan’da yüzlerce defa, açık ve sarihzikrullah hakkında emr-i ilahi olduğu halde metafizik yoksunu, yalnızbaş gözü ile gördüğünden gayrı rahmetleri bilgisi ilebağdaşdıramayan, başka bilgiye de sahip olmayan bi-zatihi Hazret-iALLAH’ın rahmetine vesiyle kıldığı alemdeki bu rahmetini -ki,adaletinin tecellisi- manevi teşekkülatının noksansız zuhurunukıyamete kadar devam ettireceğini, Hazret-i Kur’ân’ın muhafazasının
    • METAFİZİK I ALLAH’ın yedinde olduğunun müjdesi ile ALLAH’ın bu lutuf ve ihsanını küll olarak mütalaa ve kabulden başka gücünün ve ilminin olmadığını, olamıyacağını, kendisine alim süsü veren aciz beşer ne zaman anlayacak?!.. Emr-i ilahiyi Kur’ân’da gördüğü gibi peygamberimiz efendimiz’in yaşantılarında, yerde ve gökte müşahede edemeyen, yalnız kelam-ı kadim’i okumakla emr-i ilahiyi bundan ibaretmiş gibi zannedenler Kur’ân’daki, dünyadaki, bilcümle alemdeki ve hikmetullahın zuhuru için halkedilen kamil insandaki tecelliyatı inkara “biliyorum” edası ile nasıl cüret ede biliyorlar?!.. Hikmet ve marifettullah ayetlerini nasıl göremezler?!.. “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onlar bu delillerden yüzlerini çevirip geçerler.” (Yusuf suresi, 105) Eğer bu ayetlere yüzlerini çevirip geçmeselerdi; Kur’ân-ı azimü’ş- şan’ın bu ayetler karşısında “beyyinât” olduğunu bütün alemde zuhur eden ayetleri mecazi anlamda Hazret-i ALLAH’ın fiiliyatının tecellisi olarak zerreden kürreye kadar ancak ehlinin zuhurunu müşahede ettiği12 ayetleri bile bilseler idi; “Bu ayetleri ancak kamil insan ve aklı selim okur” hitabını tefekkür edebilseler idi Hazret-i Kur’ân’ın ALLAH kelamı olup, emr-i ilahinin kelamla ifade edilip, peygamberimiz efendimiz’in yaşantısının, Kur’ân’ın mana ve tefsirinin aslı olduğu bilinse idi; “Men arefe nefsehû fe-kad-arefe Rabbehû” (nefsini bilen ALLAH’ı bilir) sırrını anlar, teşkilat-ı ilahiye önem verir, inkara cüret edemezlerdi. İslam’ı gerçek anlamda fizik ve metafiziğe uygun olarak, Rabbımın ihsanı kadar yaşar ve şahit olurduk. Hakikat ulemasını inanarak, önem vererek dinlese idik, emr-i ilahileri nefis ve aklın tahrifine bırakmaz, Hazret-i Kur’ân’ın mana ve lafzının Hazret-i Resulullah (s.t.a.v.) Efendimiz’in yaşantısında zuhurunun, tefsir-i Kur’ân olduğundan şüpheye düşmeseydik, gerçekler bu gün dahi bilinip yaşanacaktı. Cümle peygamber efendilerimizde tecelli eden nur-ı muhammedi bilinecekti. İnsanlar arası düşmanlıklar yerini dostluğa bırakacak, ALLAH’ın varlığına inanan insanlar, “Allah’tan başka ilah yoktur” diyenler insanlığın ve kardeşliğin zevkini alacaklardı.
    • METAFİZİK I Ey benim alim kardeşim! Manevi tecelliyatı kabul edemediğiniçin, teşkilat-ı ilahiyeyi benimseyemediğin ilminden zuhur edeneserinin manaya yaptığı tahrifatı görmemezlikten gelemezsin. Din-iİslam’ı yalnız şeriat-ı muhammediye maletmeyip, bütün semavidinlerin islamiyet olduğu gerçeğini anlatmak cesaretini ne zamangöstereceksin? “La ilahe illallah” diyenin müslim olduğunu “şâhitümmet” olarak cihana duyursa idik, dünyanın rengi değişecekti. Dindışı arayışlara lüzum görülmeyip rönesans gibi değişiklikgerekmiyecekti. “Din terakkiye manidir” gibi gerçeklerle ilgisiolmayan, Hazret-i Kur’ân’la bağdaşamayan düşüncelere kapılmadan,günah-ı kebairlere dikkat ederek, terakkiye, medeni olmaya Hazret-iALLAH’ın kullarını mecbur kıldığını anlayacak ve anlatacaktın.Cihan-şümul olan Hazret-i Kur’ân’ın değeri anlaşılacaktı. Resulullah (s.t.a.v.) Efendimiz’in son ALLAH elçisi olduğunu,başka peygamber gönderilmeyeceğini bilerek, lütfedilen şeriat-imuhammedinin ALLAH’ın varlığına inananlar için rahmet hazinesiolduğu ve severek “ya Rabbi, verdiğin nimetlere çok şükür, el-hamdülillah” diye günde 100 defa, manasını yaşayarak tesbih eden, hamd ve 13şükür ehlinin ALLAH adetlerini artırsın. Na-ehlin yaşantısında, söz ve tutumlarında gerçeklerin tecelli vezuhurunu göremediği gibi, bu yönlü tefekkür etmeyi dahi nefsine züladdeden, elbette bilemediğinden hakikatleri dışladığı gibi tahrifattanda çekinmez. Metafizik garibi ehl-i aşka eza ve meşakkati ALLAH’ınemri imiş gibi göstermeyi “cihat yapıyorum” edası ile ehl-i zikri, ehl-iaşkı yasaklarla şaşırtıp çıkarcıların ve na-ehlin kucağına itekleyen,ehl-i zikrin perişanlığını mal bulmuş mağribi misali umuma teşhirdenve onların ceza görmeleri için hiçbir eza icraatından kaçınmayan, aşkyoksunu, mana yoksunu, ilm-i ledünnün dahi etkiliyemediği metafizikyoksunu, emr-i ilahileri kabul etmiş gibi görünüp, dini protokol icabıkabullenmeye kendini mecbur hisseden, taklidi ilimle dolu, tahkiktenhabersiz bilge(!)... Hazret-i ALLAH cümlesini zü’l-cenaheyn eylerinşallah. İlahi, ya Rabbi! Bu abd-i acize hayatı boyu lutfettiğin, emr-iilahine uygun fiziki ve metafiziki gerçekleri veraset-i nebi olarak naçizşahsımda rahmetinle ihsan ettiğin vazifem nedeniyle zatına söz verip,habibine biat rahmetinden mahrum etmediğin kullarınla emrettiğin
    • METAFİZİK I kulluk vecibesini lütfu ihsanınla ve aczimizle ifaya azmettik, muvaffak kıl ya Rabbi!.. Cemi kullarına fiziğin hakikatini -ki fizik üstü manevi tecelli fiili sıfatının zuhuru, ilme’l-yakiyndir- ve fiziğin üstünde de metafizik, yani ayne’l-yakiyn ve hakka’l-yakiyni nasip et. Bu abd-i acizin hayatımda zuhuru ile ihya ettiğin manevi yaşantımı cümle kullarına anlatmak, gene anlatmak hissinin zevkinden abd-i acizi mahrum ve mahcup etme. Tesirini halk eyle ya Rabbi!. Her ne kadar metafizik söze ve yazıya gelmez ise de lütfet ALLAH’ım. Cemi peygamber efendilerimiz hürmetine, ins ü celalin hürmetine, azamet-i kibriyan hürmetine, rahmetinle, lütfunla aciz kulunu cüretimden dolayı mahcup etme ya rabbi. Ancak zatının tertib ve tanzimi kadar kullarına anlatmaya müsadelerinle vazifeli kıl. Tesirini halk eyle, amin. Ve selâmün ale’l-mürseliyn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemiyn.14
    • METAFİZİK I FİZİK ÜSTÜ TECELLİYAT: METAFİZİK Alemlerin Rabbı Hazret-i ALLAH’ı noksan sıfattan tenzih eder,uyuz itinden dahi vazgeçmeyen, kullarının ihyası ve kemalatı için na-mütenahi sebebler halkeden, dünya hayatının neticesi, kullarınınimtihanının iman meyvesi rahmet-i ilahinin kümeleştiği rahmethazinesi “cennet-i a’lâ”da ebedi kalmalarını insan ve cin içinhazırlayan, imanlı, ihlaslı, ezel-i ervahta: “Ben sizin Rabbınız değilmiyim?” Hitabına iman lisanı ile, tereddütsüz: “Beliğ” yani evet,diyen ruhların dünya hayatında fiziki rahmet tecellileri olduğu gibi,fizik üstü, metafizik tecelli ve hadiseleri ehlinde görmek her an 15mümkündür. Bi-la-istisna bütün kullarının hayatında az da olsa “metafizik”tecellisi görülebilirse de, ALLAH’ın yarattığı cemi mahlukatınaverilmeyip “metafizik” (fiziküstü) zuhurat ancak ve ancak insanolmaya namzet, kemalatlı beni Adem’e mahsus kılınmıştır. Cemikullarında az da olsa görmek mümkün olup, rahmetine vesile kıldığı,nice istisnai yarattığı kulları vardır ki, onların hayatında fiziki yaşantıolduğu gibi “metafizik” yaşantı hayatlarına daha hakim kılınmıştır.Hikmettir, marifetullahtır, fizik ötesi manadır, ayne’l-yakin vehakka’l-yakindir. “Peygamber efendilerimizde zuhur etti ise ilm-iledünnidir.” Tertib ve tanzim-i ilahidir. Her ne kadar kulda zuhuru görülse de, onu halk eden Halık-ı Zü’l-Celâl’dir. Bu rahmeti kula maletmek cehalettir. Bu rahmeti maddiçıkarına vesile kılanlarda görülen bu hal iman zaafiyetinin barizküfrüdür, zındıklıktır. “ALLAH’tan başka ilah yoktur, illâ ALLAHvardır” anlamını da, kendi aczini de bilmediğinden, ademliğindebenlik görerek, tevhidin manasını saptıranlar mensubine cehlindendolayı başka ilahlar edinmesine zemin hazırlamıştır. Çok ilahlı küfür
    • METAFİZİK I bataklığına düşmesine sebeb olan menfaat düşkünü düzenbazlardan, hiç şüphe edilmesin, hesabı dünyada ve ebedi alemde sorulacaktır. Kendisinde bu türlü varlık görenler Hazret-i ALLAH’ın manevi irşat için vazifelendirdiği kimseler olamaz; gafil olma! ALLAH’tarafından vazifeli kullar: “Habibim sen atmadın, illâ ben attım” hitabını iyi bilirler. Merhum Süleyman Çelebi’nin Efendimiz Hazret-i Muhammet Mustafa (s.t.a.v.) hakkında gerçeğin ifadesi olan: Bu gelen ilm-i ledün sultânıdır, Bu gelen tevhîd-i irfan kânıdır. Buyurduğu gibi ledünni sultanında zuhuru bariz görülen tevhit dininin zuhuru, ALLAH’ın kullarını ihya etmesi için vesile kıldığı rahmet hazineleri, irfaniyet, arifiyet ve ilim şehri peygamberlerimiz efendilerimizde zuhurunun ifadesi, cümle peygamber efendilerimizde de zuhur eden rahmet-i ilahi “ilm-i ledün” fizikin üstünde, “metafizik”tir.16 “Meta” Yunanca’dan alınan, fizikten öte mananın tecelli ve zuhuru anlamında kullanılmaktadır. Bu kelime, Aristoteles (Aristo)’nun eserinde teşmil yolu ile duyusal görünüşlerin ötesi ile ilgili araştırmaların tümünü ifade etmek için kullanıldı. Metafiziğin konusu ilahiyatınki ile özdeşti. Yani, metafizik de Tanrının varlığını, niteliklerini, yarattığı varlıklarla ilişkilerini, bu varlıkların gerçek mahiyetini inceliyordu. Metafiziği ilahiyattan öte, vahiy ve imana dayandırmadan aklın ve mantığın yolunda ifadesini arıyan feylesoflar hayli olmasına rağmen Aristoteles’in fizik ötesi izahı ve on dört felsefe kitabının tümü metafiziğin izahıdır. Yazar bu kitabında Thales’ten Eflatun’a kadar çeşitli felsefe doktrinlerini tenkit ederek açıklar. Aynı zamanda bu doktrinlerin varlıklarını sadece maddi sebeblere bağlanmasını hatalı bulur. Madde şarttır, ama her türlü biçimden ayrı olarak düşünülemez, kavranamaz. Biçim maddeye oranla bir iyilik ve mükemmelliktir. Maddenin hareketinin hem sonu, hem sebebidir. Varlık mertebesinin sonunda, duyusal alemin ötesinde maddesiz biçim, saf edim yani Tanrı vardır. Meydan Larousse’un “metafizik” maddesini anladığım kadarı ile özetlemeye çalıştım.
    • METAFİZİK I Metafizik fizik ötesi alemleri yaratan Hazret-i ALLAH’ın cemikullarına merhameti ve rahmetinin zuhurudur. Fizik ötesi (metafizik)ALLAHU TEALA’nın seçkin kullarında gene zatının dilediği kadarmaddenin hakikatı, mananın bariz tecelli ettiği ehli tarafından damüşahede edildiği bir hakikattir. Peygamberimiz Efendimiz’inbuyurduğu: “Beni Rabbım terbiye etti” hitabını iyice düşünür isen:“Biz Adem’e eşyanın ismini öğrettik. Melaikeye sorduk, bilemedi,amma Adem bildi” hitabını iyi anla ve iyi düşün. Fizik üstü tecellilerimaddi yaşantında hiç göremedinse, istisnai yaratılan insanda metafizikzuhurunu kabul edemiyorsan, düşünemiyorsan göremiyorsan beniAdem’in yaratılışının nedenini anlayamadın, anlamak da istemiyorsanilm-i ledün, metafizik sana göre değil. Bu rahmet-i ilahiden nasipalman için inancın yeterli değil. Umulur ki hatanı anlar, tövbe, istiğfaredersin, İnşallah. İBN-İ RÜŞT 17 Miladi 1200’lerde vefat ettiği bildirilen meşhur felsefecidir.Avrupalının takdirini kazanmıştır. Avrupalının “Avorveraisler”denilen bir grup, ilmi felsefeden öte gitmeyen, beş duygunun esiri vemahkumu olmuş düşünürleri İbn-i Rüşt felsefesini vahy-i ilahi gibikabul eder. Şeriat-i Muhammediye tabi olduğu halde İbn-i Rüşt’ehayranlık duyan ulema mevcudu küçümsenmeyecek kadar çoktur. İbn-i Rüşt alimdir. Zamanın Kurtuba’da kadı’l-kudat (kadılarkadısı) denilen meşhur kadılarındandır. Aristotoles hayranlarından veeserlerini şerheden büyük felsefecidir. Felsefe feylesofudur. Felsefeyidin-i İslam’la bağdaştırmaya yegane gayret göstermiş, fakat akılcılıkyönü galebe çalmış, aldığı tedrisatın etkisinden kurtulamayıp, aklınötesi vahy-i ilahiyi az da olsa, her ne kadar metafizikten bahsetse defiziğin mahkumu kılmıştır. Günümüzde dahi devamını görüp,yaşadığımız, aklın gücü ile ürettiğinin vahy-i ilahinin üzerindegösterilme gafletini, iman gözü ile bakıldığı zaman bütün çıplaklığı ilegörmek mümkündür.
    • METAFİZİK I İbn-i Rüşt şu senteze varır: Akıl ile vahyin vardığı nokta aynıdır. Bunlar bir birinden ayrılmaz, süt kardeştirler. Bu fakir, yaşantımda müşahede ederek derim ki: Evet, beslenme kaynağı aynıdır. Hazret-i ALLAH’ın yedinde olup beni Adem’e mahsusdur. Beni Adem’den gayrısı vahy-i ilahi sütünden içemezler. İçseler de hakikati anlamayıp, manayı da maddeye dönüştürmeye gayret ederler. İbn-i Rüşt’ün inancı rasyonelliğe dayanır. Rasyonellik akıl ile vahyi aynı ölçüde görmektir. Rasyonalizm ise vahye inanmamaktır. Akılcı yönteme “burhani yöntem” de denir. Akıl tanzim-i ilahi kadar maddeyi kavramaya müsait yaratılmıştır. “Burhan” denebilir, çünkü peygamber efendilerimizde zuhuru görülen mucizeler, varisü’l- enbiya olan evliyaullahta görülen kerametler, -ki bu kerametlerin devamı da “burhan”dır- hepsi fizik ötesi, küllü metafiziktir. Ehlinden zuhur eder; güç kuvvet ALLAH’a mahsustur. Zuhur mercii acabasız imandır. Pozitivizm gibi, materyalizm ve hatta leninizm ve ateizm gibi18 insan tabiatına aykırı olan “izm”ler iflas etmiş, büyük darbe görmüştür. Örneği: Rusya. Buna benzer devletler tetkike değer.
    • METAFİZİK I GAYBA İMAN “O müttaki kullarım gayba iman ederler.” (Bakara Suresi, 3) Bu ayet-i celileyi tefekkür edersen, yalnız şahsına ait imanzafiyetinin cehlinden zuhurunu açıkca görürsün. Vatanını ve milletinimuasır milletler seviyesine çıkarmak için, işgalci güçlerle yapılananlaşmaya ters düşmeden, hayatını hiçe sayarak, Ku’ran-ı Kerimhayranı din-i İslam’ı hurafasız ve bidatsiz benimsemiş, tertemizİslam’ı na-ehle hissettirmeden yaşamak ve yaşatmak için, zamanı vezemini de müsait bulduğu kadarı ile, din-i İslam’ı hurafa ve bid’atakaçırmadan, yasaklar ve cezai müeyidelerle hakikatleri gerçek 19mecrasına çekmek kasdi ile 1200 senedir içtihatsız yaşanan şeriat-iMuhammediyi servet, teknoloji ve medeniyetin din-i İslam’a zıt imişgibi gösterilmesini kabul edemeyen Gazi Mustafa Kemal Paşa, işgalkuvvetlerinin de şartlarını nazara alarak, çok sevdiği vatanını,milletini, inandığı hak din olduğundan hiç şüphesi olmayan din-iİslam’ı ehil olmayan, din adamı geçinen bidat ve hurafalarla dolu,hakikat fukarası, “biliyorum” zannı ile bilmeyerek İslam’da tahrifat vetahribat yapanları cezalandırarak, İslam’ın zahir ve batınını tertemizyaşatmak kasdi ile islahata kalkıştılar. Bu islahatı yapmak için yeterlidini bilgi sahibi idiler. Ne yazık ki, bu icraatı hurafa ve bidat mahkumu olmuş, inanantoplumlar bu luzumlu hareketi din dışı zannettiler. ALLAH’a yeterikadar iman etmeyenler de Mustafa Kemal Paşa’yı din-i İslam’a karşı,din diye bir şey kabul etmeyen, dinsiz zannettiler. Hakikati yeterikadar kavramaya müsait olmayan, emr-i ilahi ile hayat tanzimini züladdeden, “gördüğümden başka bir şeye inanmam” diye direnen,hakikatten yoksun, maneviyat fakiri, mana yoksunu, iptidai düşünüp,cahiliyet devrinin yaşantısından haz duyan, esas irticanın şahsında her
    • METAFİZİK I an zuhuru görülebilen, irtica üreten dinsiz mürteci! Din-i İslam’ı cehli ile “yaşıyorum” zanneden, ilim, irfaniyet, medeniyet ve güzelliklerden rahatsız olan, zamanın yaşantısından habersiz, ikinci irtica üreten, güya dinli, saf mürteci... Din dışı icraatlarını kıyamete kadar götürmeyi vazife edinmiş kişileri aramaya zahmet gerekmez, çok yerde bulabilirsin. Emr-i ilahiyi yaşamanın zevkine ermiş, inanan, insanları horlamayı, toplumdan dışlamayı vazife zanneden! Atatürk’e: “Dinsizdir” diye iftira atmaktan sıkılmayan, utanmayan gafiller... Kendilerinin Atatürk’ün icraatlarının bekçileri olduğunu zannedenler, nerden geldiği bilinmeyen bilge ve kahraman edası ile bu çarpık zihniyetlerini zaman zaman ilan ederek vazife yaptıklarını zannedenler Mustafa Kemal Paşa’yı takdir edip, hayranlık duyan dindar insanların yalan söylediğini zannederler. Çünkü iman zafiyeti geçiren bu zümrenin ALLAH’a olan inancı imanlarından dolayı değil protokol icabıdır. Bu meyanda amentü’ye iman etmiş Mustafa Kemal Paşa’ya hayranlık duyan toplumlar da az değil. ALLAH adetlerini artırsın.20 Yaşadığım o günlerin şahidiyim. Mülakat yaptığım Nokta dergisinde de bahsetmiştim. Dindar yaşayan insanların Mustafa Kemal Paşa’ya: “Mehdi resul” dediklerine şahidim. Çok geçmedi, bir kaç sene sonra hurafa ve bidatların, katı kuralların mahkumu, ALLAH’ın sonsuz rahmetinden habersiz, cehennem yolundan başka yol tanımayan, hakikat yoksunları, “mehdi resul” dedikleri Atatürk’e: “Deccal” ve neüzü billah: “Kafir” dediler. Bu değişik düşünceyi halâ anlamış değilim. Ancak, İslam’ı cinsel organından tanıyan, mütehassıs dindar geçinenler az değil. Onlar için kelime-i tevhit önemli olmayıp, onların şahidi açık gözle görülürse şahittirler. Her zaman aşikar olmadığından “kafirdir” diye öldürürler, Bakarlar ki, malum ölçüleri ile yanılmışlar; “müslümanmış” diye namazını kılarlar. Bu bilgelere: Sorsan: “Selanik nerdedir” bilmez; Bilir Cebrail’in kaç kanadı var!.. Bu bilgelerden daha farklı bilgeler de vardır ki, onların ölçüleri maddeden öte gitmez. Mana onlar için bir şey ifade etmez. Hikmet ve marifetullah -ki metafiziktir- ilgileri dışındadır. Atatürkçü geçinirler,
    • METAFİZİK Igüya aydın kesim!.. O büyük insanın makamı cennet olsun.İcraatındaki maksat ve manayı anlamayıp Atatürk’ün icraatını vegeçici yasaklarını dine karşı kasden yapdığını zannederekimansızlığına eş değer gören, öylesi işlerine gelen, kültürlü,materyalist, iman fukaraları, dünyadan sonra hayat kabul edemeyen,aydın geçinen, amentü yoksunlarının emr-i ilahiyi yeteri kadarbilemediğinden, hurafa ve bidatları din zannedip, başka ilim kabuledemeyen, safdirik, fakat samimi inanç sahiplerinin de müşterekyaptıkları tahrifatın acısını millet olarak halâ çekiyoruz. ALLAH’ın emirlerini bilmeden tahrif ettik. Hatanın telafisinidüşünüyor isek gerçeklere, kanun-ı ilahiye uygun, medeniyet veteknolojiyi de, haramlar dışındaki cümle güzelliklerin dinin anayasasıolduğunu bilmemiz ve görmemiz lazım. Lüzumlu olduğunu halaanlamak için çaba göstermeyecek miyiz?!. Lütfen aslımıza rücuedelim! 21
    • METAFİZİK I ATATÜRK’Ü YAKİNEN, HAYRANLIKLA SEYREDİP EDİNDİĞİM İNTİBALARIM Tahmini sene 1930. Gazi Evi’ne yakın Bozkurt İlkmektebi üçüncü sınıfında talebe idim. Babam Samsun Belediyesi’nin karşısındaki Şifa Hamamı’nı işletiyordu. Atatürk Fethi Okyar’a bir parti kurdurmuştu. Arzu ettiği çok partili devreye geçişte atılan ilk adımdı. Belediye seçimi vardı. Samsun’da kadınların gizli oy vermelerini yadırgayan Karadenizlilerin hayli karışıklıklar çıkardıkları söylendi. Atatürk Samsun’a gece geldi. Olayı bastırdı ve Fethi Okyar’a emri ile22 kurdurduğu partiyi lağvetti. Hala etkisinden kurtulamadığım, kurtulmak da istemediğim hatıratımı anlatmadan geçemiyeceğim: Mustafa Kemal Paşa’nın gece Samsun’a gelişini Samsun Parkı’nda tesadüfi, yakınen seyretmiştik. Talebesi olduğum Bozkurt İlk Mektebi Gazi Evi’ne yakındı. Mektepte yakın arkadaşlarıma Mustafa Kemal Paşa’nın geldiğini anlatınca, yakından görmek için beş arkadaş mektebi terkedip Gazi Evi’ne geldik. Gazi Evi’nde hummalı bir faaliyet vardı. Meyilli olan giriş kapısının bulunduğu yan yola bakan, yükseldikçe daralan bodrum pencerelerinden mutfağı seyrediyorduk. Sıra sıra dizilmiş kuzu etlerinin usta ahçılar elinde ne olacağını merakla seyrederken, birden Atatürk’ün bindiği, üstü açık arabası hemen yanımızda durdu. Henüz bizden başka kimse yok idi. İnsan seli geliyordu. Amma uzaktı. Üstü açık arabada oturan Cenab-ı Hakk’ın bu necip milletin kurtulmasına vesile kıldığı büyük insan bütün azameti ile yakınımızda duruyordu. Metafizik yaratılışlı, dindar kişilerin “Mehdi resul” sıfatını yakıştırdığı büyük kahramanı çocuk cesareti ile yakınen, seyirden ziyade tetkik ediyordum. 69 sene evveli o günkü haliyle hafızamda duruyor. O gün değil, ancak bugün Hazret-
    • METAFİZİK Ii ALLAH’ın bu necip milletin esaretten kurtulmasına vesile kıldığı omuazzam simayı daha normal düşünebiliyorum. Arkadaşımıza sevgi ve muhabbetle sorduğu: “Mektebe gidiyormusun, evladım, kaçıncı sınıftasın? Hitabı sanki bugün duydum gibihalâ hafızamdan silinmediği gibi eksilmedi de. Henüz 48 yaşındafakat yetmişin üzerinde gibi görünen, vatan ve millet aşkının galebeçalıp, vazife ağırlığını seve seve taşımış, buna rağmen vazifemesuliyeti ve hadiselerin çökerttiği güçlü insanı yakınen dinliyor veseyrediyordum. Arkaya taranmış, beyazı siyahından fazla, seyrelmişsaçları başının çıplaklığını kapatmaya yetmiyordu. Kan eserikalmamış simasında din, vatan ve millet sevgisinin vazife ağırlığının obüyük insanı ne hale getirdiğinin canlı portresini içim yanarakseyrediyordum. O istisna yaratılmış insanı bugün daha iyi anlıyorum. Bir gecede sakalı daha çok beyazlanan bitkin halde gördükleriPeygamberimiz Efendimiz’e ashab merakla bu halin nedeninisordular. “Bu gece nazil olan hud suresi beni kocattı” buyurdu.Peygamber Efendimiz’e buna benzer daha şiddetli bir ayet inzalolmamıştır: “O halde, seninle beraber tevbe edenlerle birlikte 23emrolunduğun gibi dosdoğru ol ve aşırı gitmeyin çünkü o sizinyaptıklarınızı çok iyi görendir.” (Hud Suresi, 112) Büyük vazifelerin kazancı çok olduğu gibi ağırlığı ve mesuliyetide o nisbette büyüktür. Avamın kaldırmaya gücü yetemeyecek yükütaşıyan, istisnai yaratılmış şahsiyetler vardır. Değişik vazifelerde yeryüzünde bu kabiliyette ALLAH’ın rahmet sıfatının zuhuruna vesilekıldığı şahsiyetlerde değişik tecelliyatlar kıyamete kadar devamedecektir. Hiç şüphen olmasın. Bu hal adalet-i ilahinin rahmettecellisidir. Bu rahmetin değişik mevzularda zuhuru görülür.Peygamber efendilerimizde küll olarak tecelli eden bu rahmet-i ilahiyiALLAH’ın istisnai yaratılmış seçkin kullarında her devirde görmekmümkündür. Bu şahsiyetlerin yaratılışı istisnaidir. Buna metafizik dediyebiliriz. Bu kullardan bazıları emr-i ilahinin bekçileridir. Bazılarıirşada, bazıları ikaza, bazıları da islaha vazifelidirler. Atatürk islahvazifesi ile vazifeli idi. Şahidim. Vazifeli, seçilmiş kulların cümlesiHazret-i ALLAH’ın muhafazasında olup, ehl-i hakikatın görgü vebilgisine göre bu istisnai yaratılan zevatın hiçbirinde menşei
    • METAFİZİK I imansızlık olan gazab-ı ilahi görülmemiştir. Bu görüş avamın ölçüsüne göre olmayıp, yalnız ehline mahsustur. Cennet-mekan Sultan Vahdettin Han, (ALLAH cümlesinin makamlarını cennet eylesin) Mareşal Fevzi Çakmak Hazretleri’ne emir vererek, esaret hiç yakışmayan bu necip milleti uyarıp, vatanı işgalden kurtaracak güçlü ve muktedir paşaların listesini istedi. Verilen listede Mustafa Kemal Paşa’yı göremeyince Fevzi Çakmak Paşa’ya sert çıkışarak, niçin Mustafa Kemal’i listede, hatta başında göremediğinin sebebini sordu. Çünkü Padişah Mustafa Kemal’de bu kabiliyetin niteliklerini ALLAH’ın lutuf ve ihsanı ile görebiliyordu. Fevzi Çakmak Paşa cevaben: “--Ben de liste başına Mustafa Kemal Paşa’dan daha ehil kimse görmüyorum. Fakat sizden çekindim ve yazmadım. Mustafa Kemal öteden beri yenilik, cumhuriyet taraftarıdır, diye çekindim” deyince, Padişah elindeki kağıdı atar gibi masanın üzerine bıraktı... Ayağa kalkıp pencereye döndü. Limanda demirli duran İtilaf Devletleri’nin İngiliz, Fransız, İtalyan, Yunan gemilerini göstererek:24 “--Paşa paşa... Bu gemileri görmek kanıma dokunuyor. Bu memleket kurtulsun da isterse cumhuriyet olsun!.. Kendisine selamımla birlikte tebliğ ediniz” diyerek, getireceği paşalar listesinin başında Mustafa Kemal ismini görmek istediğini bizzat Fevzi Çakmak Paşa’ya emir vermiştir. Tercüman Gazetesi’nde 1976 yılında manşetten verilen, yakın tarihimizin en büyük sırrı diye bahsedilen bu hatıratta cumhuriyet döneminin ilk beş simasından biri olan Mareşal Fevzi Çakmak Hazretleri eşi Fitnat Hanımefendi’ye: “--Bak fitnat. Öyle bir şey biliyorum ki, ortaya çıkıp söylememe bugüne kadar tutum ve davranışlarımız müsait değildi. Mecburum bu sırrı kendimle kabre götürmeye!.. Ve ifşa etmiştir ki, teferruatına girmiyorum. Fakat bu vatanın ve milletin esaretten kurtulmasına emeği geçenlere, tarih boyu bilen insanların hasretini çektiği cumhuriyetin gelmesine emeği geçenlere küfredilmesini yadırgıyorum ve nankörlük görüyorum. Sultan Vahdettin Han vatan haini değildir. Gerçekleri olduğu gibi anlatmanın zamanı geldi, zannediyorum. Bunları milletimize olduğu
    • METAFİZİK Igibi yansıtırsak milletin fikir bölünmeleri düzelip, kardeşlik anlaşılıpcumhuriyet layık olduğu mecrasına oturacak. Atatürk’ün kıymeti vedeğeri bütün millet tarafından bilinip, Atatürk düşmanlığı yerinidostluğa terk edip, Atatürk istismarcılarının sermayeleri bitecek. İflasedecekler. Bir kısım insanlar da vatana ve millete canını dahi fedaetmekten çekinmeyen büyük insanlara teşekkürü borç bilecekler,nankör olmayacaklar. Selahiyetli, güçlü idarecilerimizden ricaediyorum: Vatan millet ve ALLAH aşkına düzeltin... Evvela MustafaKemal Atatürk’ün dinsiz olmadığı gerçeğini lütfen ilan edin. YalnızTürkiye değil, dünyanın bu gerçek bildiriye ihtiyacı var.... Bu abd-i acizin manevi vazifemden dolayı, Atatürk düşüncesine,icraatına ters düştüğümü düşünmeyesin? Atatürk biraz daha yaşasa idibu izahlara lüzum kalmazdı. Islah için lüzum görülen icraatlar çokgeçmeden yerini gerçeğine bırakmak zorundadır. Atatürk’ünvefatından 15 gün evvel o zamanki başbakan ve hariciye vekiline emirverip, cümle İslam ülkelerine tamim yazdırdığı, inkarı mümkünolmayan bir gerçektir. Amma çok kişilerin işlerine gelmeyip, Hazret-iALLAH’ın bu milletin esaretten kurtulmasına vesile kıldığı büyük 25insanı küfürlerine ortak gibi göstererek, Din-i İslam’ı beşer uydurmasıimiş gibi yansıtmaya cüret etmeleri, safiyetle ALLAH’a ve Resulü’neinanan vatan evlatlarını rencide ettiklerini, bu tutumlarının dindenmenfaat sağlayan çıkarcıların işlerine yaradığını görmüyorlar mı?Gerçeği anladıkları zaman Din-i İslam’ın Hazret-i ALLAH’ın rahmetiolarak umumu ihata ettiğini elbet görecekler. Umulur ki, bu görgüyümahşere bırakmazlar! Muhtaç Olduğumuz Kardeşlik kitabçığında yazmıştım. Geneyazıyorum. Yazacağım inşallah: “Bütün dünya müslümanları ALLAH’ın son peygamberi Hazret-iMuhammet Mustafa (s.a.v.)’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiğitalimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm müslümanlar Hazret-iMuhammed’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli. İslamiyet’inhükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira, ancak bu şekildeinsanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.”
    • METAFİZİK I Mustafa Kemal Atatürk bu mesajın başbakan ve dışişleri bakanı vasıtası ile dünyaya açıklanmasını emretti. Maalesef her ne sebeptense emir yerine getirilmedi. Mesul şahıslar bu mesuliyetin vebalini bilmem nasıl kaldıracaklar?!. (Prof. Dr. Hanif Fauk, Urduca Yayınlarında Atatürk, A.Ü. Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi yayınları, Ankara 1979, s. 102) Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarından Atatürk Ve Din Eğitimi (Ahmet Gürtaş) kitabında bütün şahitleri ile görebilirsiniz. Aynı kitabda üçüncü hatıra başlığı ile ifade edilen ve gerçeklere ışık tutan, Atatürk’ün, hakikatlere paralel şu yazacağım gerçeği iyi anlaşılsın da hakikatleri tahrife kimse yeltenmesin. Gerçek ehl-i tevhide, ehl-i tasavvufa zulmetmekte hakikat yoksunu, çarpık fikirleri ve düşüncelerine o büyük insanı Atatürk’ü ortak göstermesinler: “Geçtiğimiz yıllarda yüz yaşını geçkin olarak ve istanbul Merkez Efendi imam hatibi iken vefat eden ve cumhuriyetin ilanından önce İstanbul’da şeyhü’l-meşâyih ünvanı ile anılan Nurullah Efendi özel doktoru Prof. Dr. Naci Bor’a şu olayı bizzat kendisi anlatıyor:26 Nurullah Efendi Atatürk’ün sekreteri olan amca-zadesinden kendisini Atatürk’le görüştürmesini ister. O da Nurullah Efendi’yi Ankara’ya davet eder. O günlerde Atatürk bir vesiyle ile resepsiyon vermektedir. Sekreter Nurullah Efendi’yi Atatürk’le resepsiyonda karşılaştırarak görüştürmeyi planlar ve bu maksatla resepsiyona Nurullah Efendi’yi de davet eder. Arzu edilen bu görüşme gerçekleşir ve Atatürk Nurullah Efendi ile bir köşede hayli sohbet eder. O günlerde türbe, tekke ve zaviyeler kapatılmış bulunmaktadır. Söz buna intikal edince Atatürk Nurullah Efendi’ye der ki: “--Efendi Hazretleri tekke, türbe ve zaviyeleri ben kapattım. ALLAH bana ömür verecek mi, bilmiyorum. Ama şayet ömrüm olursa günü gelince bunları yine ben açacağım.” Atatürk bu hakikati gerçek Şeyh Efendiye ifşa etti. Hazret-i Mevlana Celalettin Rumi Hazretlerini ziyaret ettiğinde: “--Sen rahat uyu, ey koca şeyh! Bu icraatlarım sizlere değil” Dediği gerçeğini bilesin. Zira tertib-i tanzim-i ilahi olan gerçekler ila-nihaye yasaklanıp kaldırılamazlar. Gerçekler mecrasından saptırıldı ise Hazret-i ALLAH tekrar o gerçeği zamanı gelince
    • METAFİZİK Ivazifelendirdiği kullarının eliyle aslına döndürüp tekrar ihya eder.Atatürk ehline söylemekte mahsur görmediği bu hakikati anlatmaktabir sakınca görmemiştir. Aksini düşünmek o müstesna yaratılmışinsanı tanıyamadığının ifadesi olur. Her hangi bir semavi din göstere bilir misin, tasavvufsuz, şeriatsizve tarikatsizdır? Bu türlü rahmet tecellileri batıl dinde dahi görülür.Mistik yaşantı hiçbir din kabul etmeyen ateiste lazım değildir.Felsefeden başka ilmi olmayan, akılcı dinlere de tasavvuf, şeriat,tarikat, marifet ve hakikat gerekli değil. Çünkü beşeri yasaklar fer’idir.Hakikati kaldırmak beşerin takatı ve gücü dışındadır. Protokol gereğidini kabullenmiş gibi görünen ademin (kişinin) belirtilen bu gerçeklerimanını değil küfrünü artırır. “Ey insan, arzı ben yarattım, sen düzene sokacaksın” hitab-ıilahisini hatırdan çıkarmıyasın! Her şeyin cevher ve arazını yaratmış.Gerisine kullarını kabiliyetleri nisbetinde yükümlü kılmış. Misal mi:Suyu yaratmış, toprağı yaratmış; kerpiç yapmayı, her ihtiyacındakullanmayı kulun iradesine bırakmış. Edep dışına çıkıp da: “Ya Rabbi,bunları da sen yap” diye ALLAH’a karşı saygısızlık ve küstahlık 27yapma! İleri gidersen gayretullaha dokunursun. Niçin yaratıldın,vazifelerin nelerdir, nelere muktedirsin, nelere karşı güçsüzsün?Bunları bilmek... “Men arefe nefsehû fe-kad-arefe Rabbehû...” Nefsinin aczinibilen insan, varlığın ALLAH’a mahsus olduğunu bilen insan ilimsahibi demektir. Çünkü ilim ALLAH’ı bilmektir. Bu ilmin nihayetiyoktur. Ömrün nihayeti ilmin sonu değildir. İmanında ihlas ve sadakatgösterip hep ALLAH’ı bilme zevkine erenleri kabir hayatında dahiilme devam ettirirler. Kabir hayatı dünya gibi müsait olmayıp imkanve müddet sınırlıdır. Dünyada “kavis”i bilerek tamamlayanlarferasetli, akıllı, bahtiyar mü’minlerdir. Ezel-i ervahda “beli” diyenfakat her ne sebebden dünyada kavisi tamamlayamıyan, murad-ı ilahiolan kullarına adaleti icabı kabirde kavisini tamamlatır. Yani ruhamakamını buldurur. Çünkü kasd-i ilahi “daha kemalatlı olsunlar, dahayüksek derece alsınlar, rahmetimin sınırlı olmadığını bilsinler” diyearzı yarattı. Sonsuz rahmetini kullarına gene rahmet tecellisi ilebildirmekti.
    • METAFİZİK I Dünya memduhtur. Beni Adem için ferah ve güzeldir. Kafir için de toleranslıdır. Kulun gerçeklere birazcık yönelmesi onu rahmet-i ilahiden nasipli kılar. Hülasa edersek, dünyayı Hazret-i ALLAH rahmetinden yaratmış olup, bu rahmeti yaşayan ve gören ulemaya ihtiyaç vardır. ALLAH’ın rahmetini bilemeden ilim tahsil edenler bu zevki, bu hali idrakten yoksun, bilmeden rahmet yolunun yol kesicileridirler. Zira tasavvuf, tarikat, şeriat yoksunudurlar. Bu türlü iman akılcının nefisle müşterek imanıdır; nakil imanı değil. Nefis nakle ihtiyaç duymayıp akılla birleştiği zaman varacağı menzil putperestlikdir. Bu çarpık düşünce saliklerini ikna ediyormuş gibi görünse de rahmet-i ilahiden nasibsiz yolun nihayeti tabir caizse, bilerek veya bilmeyerek, hakikat dışı putperestliktir. Beşerin görgüsü, bilgisi ve ilmi müsait ise bu kadarını ölçme ve görme imtiyazı verilmiş olup, bu ölçü aslın fer’idir. Asıl ölçü ve hüküm ALLAH’ın yed-i kudretindedir. Bu kuvveti, bu gücü naçiz şahsına maletmek cüretini göstermeye kalkışan hakikat cahili, gerçeklerden sapmış, mana yoksunu eçheldir.28 İşte bu hastalıkları çevremde çok gördüm. İnancımla bağdaştıramadığımdan dolayı, içine sindiremeyen bu abd-i aciz maddi ve manevi hayatımda zevkle zuhurunu seyreylediğim, beşerin gücü dışında fizikten başka bir şey kabul edemeyen kullarına merhamet ve rahmet-i ilahinin zuhuru: Metafizik! Rabbımızın safiyetle inanan kullarına rahmet iltiması gibi düşünebilirsin. Bu rahmet-i ilahinin peygamber efendilerimizden zuhurunu gördünse bu tecelliyatın tek ismi “mucize”dir. Evliyaullahtan zuhur etti ise “keramet”tir, devamı “burhan”dır. Cümlesi fizik ötesi, metafizik olayıdır. ALLAH’ın belirli şahsiyetlerde zuhur ettirdiği tabiat üstü hallerdir. Bu türlü zuhuratla karşılaştığın zaman sakın ha “bu zat bu işi yapabilir mi?” diye düşünme. “ALLAH yapabilir mi?” diye düşün. Bu düşüncenin dışına çıkmayasın. Bilmeden hata ettiğin zaman samimiyetinden belki mazur görülürsün. Amma vazifeni emr-i ilahiye uygun yap. İşi şansa bırakma. Hakikat bu türlü zuhuratta ALLAH’ı görmektir. “Habibim, sen atmadın, illa ben attım” hitabının anlamını iyi bilesin. Bazı yol salikleri mensubine izahta ve anlatmakta güçlük çektiklerinden “varsın öyle bilsin. Ne zararı var?” Düşüncesi ile, ihvanı o hali ile
    • METAFİZİK I“götürüyoruz” zannederler. İşte o “oluyor gibi” görülen yanlış tutummeyvesini vermeye başlar. İlk meyvesi şeyhini ilahlaştırır. İlahlarıçoğaltır. Nihayet kendisi ilah olur. Kelime-i tevhidin dışında yaşantıtemin ve tertip etmeye çalışır. İslamın, tasavvufun ismi ve resmikalmıştır. Başkalarına zarar vermedi ise işi ALLAH’a kalmıştır!“Dinin cüz’ünden feragat küllünden feragattır.” Yani tevhitten bir şeyeksiltdiğin zaman eksiltilen kadar değil, küll olarak tevhit yoksunuolursun. Kulluğun icabı evvelâ dikkat edeceğin esas tevhide halelgetirmemektir. ALLAH’tan başka ilah edinmeyeceksin. Hazret-i ALLAH kıyamete kadar rahmetini kısıtlamadan ihsaneder. Her devirde öz ve mana değişmez. Tecelliyat kullarınınkemalatına göre değişik biçimde ihsan edilir ise de, tevhit kıyametekadar değişmeyen, değişmeyecek olan Din-i İslam’ın kullukvecibesinin anayasasıdır. Tevhidin sıhhatına halel getirmeden her devirde her mevzudaiçtihat yapılması elzemdir, emr-i ilahidir. İçtihatsız geçiştirilenzamanların beşer hayatındaki yaptığı anormallikleri görmemekmümkün değil. İçtihatsızlıktan maruz kaldığımız bunalımları tek tek 29saymak imkansızdır. Toplumların bu vebali kimden sorulacak? Tarihboyu bu hata idrak edilmemiş. İçtihatsızlığın getirdiği anormalliklersemavi dinlere maledilmiştir. Semavi dinlerden kasıt yalnız ve yalnız İslamiyet’tir. Hazret-iALLAH islamdan başka din kabul etmediğini Hazret-i Kur’ân’dabeyan ediyor. Yahudilik, Hristiyanlık diye din yoktur; İslamiyetvardır. Hazret-i ALLAH’ı kabul eden her kul müslümandır. İslam’ıyalnız bizim tekelimizde göstermeyelim. Enaniyete kaçmayalım.Hazret-i ALLAH alemlerin Rabbidir. Ona göre düşünüp amel edesin. Emr-i ilahiye uymayan, din dışı yaşantı aşikar, ya da gizli nefsanive akılcı din ihdas edilmiş, bu çarpık zihniyet fazla dini bilgisiolmayan avama cazip gösterilmiş, gerçeği yaşamak isteyen ehl-ihakikat horlanmış ve hayattan dışlanmak istenmiştir. Nefsin ve aklınürettiği, semavi din dışı çarpık yaşantılarını Hazret-i ALLAH’ınkullarını ihya için lutuf ve ihsanının tecellisi olarak elçileri vasıtası ilelutfettiği şeriatları rahmet yolu... Ki, tarikleri zamana göre içtihattanhabersiz kişilerin terazilerinin gerçekleri normal tartacağını beklemekgaflet olmaz mı?
    • METAFİZİK I “Bu dünyada a’ma ahirette a’ma (bu dünyada görmeyen ahirette göremez) ayetinde belirtildiği gibi; Hazret-i Aliyye’l-Murtaza (r.a.) Efendimiz’in buyurduğu: “Görmediğim ALLAH’a ibadet etmem” sözünde belirtildiği gibi... Müstesna yaratılmış, yaratılışı rahmet-i ilahinin tecellisinden bAşka bir şey ifade etmeyen, hayatının her safhasında fizik üstü tecellilerin anlamı hikmet ve marifetullah olup fizik üstü, metafiziğin zuhuru biz aciz kullarına ALLAHU TEALA VE TEKADDES Hazretleri’nin rahmetine vesile kıldığı kulluk imtihanında kazanmamız için, tabiri caiz ise hal ve kulluk tecellisi ile verilen ferahlık biz aciz kullarına lütf-ı ilahiden olan bir nevi iltimas değil mi? İşte bu rahmet-i ilahileri göremeyenler, görmek de istemeyenler dünyada hakikat a’ması olduğu için hakikat aleminde de a’ma olarak haşrolunacaklardır. Cenab-ı Hakk’a: “--Biz dünyada görüyorduk. Ahirette niçin a’ma olarak haşrolunduk? sorularına Hazret-i ALLAH cevaben şöyle buyuracak: “Siz dünyada iken dahi hakikatlere gözlerinizi ihtiyarınızla30 kapatmış idiniz. Burası mana alemi. Dünyada rahmetim her yerde zuhur ettiği halde “ALLAH’la kul arasına girilmez” diye, hakikatleri hiçbir manevi izahı olmayan, benim sıfatlarımla bağdaşmayan kelamlarla kullarımı rahmetimden uzaklaştırdınız ve o kullarımı: “-- Taştan ve topraktan ne istiyorsun?” diye olanca gücünüzle engelleyip, manevi kazançlarına mani oldunuz. “Siz onlara ölü demeyin, onlar diridirler amma siz bilemezsiniz” diye sizleri uyardığım halde uyanmadınız. Bugün a’ma olarak haşrolundunuz.” Ehl-i hakikatın dile getirmek istediği şu gerçeği kalbine nakşet ki, bir daha bu hataya düşmeyesin! İki alemde tasarruf ehlidir ruh-ı veli; Deme kim, mürdedir, bundan nice derman ola?! Ruh-ı şimşir-i Hüda’dır, ten gılef olmuş ana; Dahi a’lâ kar eder, bir tığ kim üryan ola.
    • METAFİZİK I Velinin ruhunun ALLAH’ın yedinde bu dünyada tasarrufatıolduğu gibi öbür alemde tasarrufatı daha açıktır. Artık o ölmüş, cesedimurdar olmuştur, ondan ne bekliyorsun? deme! Onun ruhu Hüda’nınkılıcıdır. Vücut o kılıcın kılıfı idi, ten kılıcın kını idi. Vefatı ile kılıçkından çıktı. Kınından çıkmış kılıç görmez misin, rahmet yönündedaha tesirli olmuyor mu? Örnek mi? Peygamber efendilerimizi hayatlarında kaç kişifarketti? Şimdi bak insanlar ziyaret edeceğiz diye ne meşakkatlere, neezalara katlanıyorlar? Sebeb: ALLAH’ın kılıcı kınından çıktı.Evliyaullahın türbelerine bak. Hayatta iken kaç kişi ziyaret ediyordu?Şimdi seyreyle.. Dirileri ziyaret ettikleri gibi ölülerini de ziyarettenmahrum etmek istemiyorlar. Doğru yapıyorlar. Ayıplamıyorum.Çünkü ALLAH’ın rahmetİne vesile kıldığı kılıcı kınından çıkmış,nasiblisini bekliyor. Kelam-ı Kadim’de mevcut, Hazret-i ALLAH’ın kullarına rahmetiile ihsan ettiği gibi, kulunun menfaatı icabı yükümlü kıldığı emr-iilahiyi iyi dinle! Nasıl gerekiyorsa öyle amel etmek için cüz’i iradenikullanmayı iyi bil! 31 “Onlar öyle sapıklar ki! Kesin söz verdikten sonra sözlerindendönerler. ALLAH’ın ziyaret edilip, hal ve hatırının sorulmasınıistediği kimseleri ziyaretten vaz geçerler. Yer yüzünde fitne ve fesatçıkarırlar. İşte onlar gerçEkten zarara uğrayanlardır.” (Bakara Suresi,27) Muhterem hocam! Bu ayet-i kerimeyi bilmem nasıl anlıyor veanlatıyorsun?!.. Lütfen, bu abd-i acizi iyi dinle! Kırk üç senedirALLAH’ın verdiği irşat vazifesi ile mesul ve yükümlü kıldığı buALLAH abdi, ilahİ güç karşısında aczimi elbet bilirim. Fakat küfr-iinadi karşısında imanımdan asla taviz vermem. ALLAH’ın tertibi olduğundan zerre kadar şüphe etmediğim,Hazret-i Kur’ân’da tasdiki görülen, rahmet tecellilerinde şehadetibariz görülebilen, itikatta İmam Maturudi Hazretleri’nin, ameldeHanefi mezhebinin kurucusu olan İmam-ı a’zam Hazretleri’niniçtihadını zamanın yaşantısına uygun olarak bütün gücümle yaşamayaçalışıyorum. Meşrebim tertib-i ilahi olan Kadiri ve Rufai olup rahmet
    • METAFİZİK I birleşiminden ihsan edilen manevi teşkilatın tebliğ ettiği Galibilik kolu ile taltif ve yükümlü kılındım. Semavi dinler ki, hepsi İslamiyet’tir. En son gönderilen, ALLAH’ın kullarını irşat ve ikaz eden, yol gösterici, hikmetler kaynağı, marifetullah hazinesi, güzellikler manzumesi, ALLAH’ın rızasını kazanmak zevki tecelli edenlere güzellikler kaynağı, ilm-i ledünni sultanı, ALLAH elçileri zincirinin son halakası Hazret-i Muhammet Mustafa (s.t.a.v.) Efendimiz’in “ene medînetün Ali babûhâ” (ben ilim şehriyim, Ali kapısıdır) buyurduğu şaH-ı velayet Hazret-i Ali (r.a.)’a verilen rahmet-i ilahi olan velayet kapısının manevi vazifem itibarı ile bir parçasıyım. Mezheb-i Hanefi amel düsturumdur. Meşrebim ilim yönünden benzetilecekse tekrar ediyorum: Aleviyim. Tarikatlar iki sınıfda ifade ediLir: Alevi, Bekri diye. Yalnız Nakşibendi tariki Bekri, diğer bütün tarikler Alevi olarak belirtilmiştir. ALLAH elçilerini birini diğerinden ayrı görerek sınıflandırmaya cüret edenler hakikat dışında kalmış, emr-i ilahiyi yeteri kadar32 anlayamamış, o nisbette gafildirler. Peygamber efendilerimizin cümlesine salat ü selam olsun. Bu hadis-i şerifin şahidiyim. Dikkat et! “ALLAH’ı kabul ediyorum” demekle beşere karşı kimliğini bildirdin. ALLAH’ın emirlerine sadakatin ve icraatın nisbetinde lisan-ı hal ile ALLAH’ı bildiğini söyle. Peygamber efendilerimizi de tarihsel bilmek yetmiyor. ALLAH’ın elçisi olarak, biz kullarına getirdiği emr-i ilahiyi ne kadar kabul edebildin de, yaşantında ne kadar gösterebildinse, o kadar tanıdın demektir. Başka yönlü tanımayı Ebu Cehiller, Ebu Lehepler yakınen biliyorlardı. Bu tür tanımak ALLAH indinde yeterli değil, gafil olma. Demeyesin: “Asr-ı saadette yaşasa idim, daha takva, vera sahibi olurdum.” Yanlış düşünme. O zamanın, bu zamanın ALLAH’ı ayrı değil ki!... Emr-i ilahiye samimiyetin kadar yaklaşımınla zuhur eden icraatının meyvesini elbet göreceksin. Her zaman kazanmak için sebepler vardır. Hazret-i ALLAH buyurdu ki: “Siz asrı tanetmeyin.” Zamanı suçlamayın. Zamanın değeri sorumlu kişinin icraatına bağlıdır. Tahsis edilen rızık için cevher ve araz yaratılmış. Kulluk yapmak için türlü desise ve bahanelerle rahmet-i ilahisiyle, gök ve
    • METAFİZİK Iyeryüzünde sayamıyacağın kadar nimetlerini sergilemiş. Kulun say-igayretine sunmuş. Seni bekliyor, gafil olma! Şu zaman, bu zaman...Zaman yine ayni zaman. Hazret-i ALLAH küll olarak yarattığı herşeyin ihtiyacını fazlası ile halketti. Kavaldan nağme çıkarmayıdüşünüyorsan, üstadın dediği gibi: “Yel ALLAH’ın, kaval ALLAH’ın;sen parmaklarını oynatmayı bil!” Verilen cüz’i iradeni kasdediyorum.Onun izni olmadan sinek bile kanadını oynatamaz. Üzerine düşmedik,gücünün dışında olan hadiselere hudutlu sermayeni miras yedi gibi harvurup harman savurma. O sermaye şahsına tahsis edilen rızkınıbulsun, yaratanını bilsin manasını taşıyor, gafil olma ! Semavi dinleri ölçmek için gücünün dışında işlere kalkışma.Henüz kendi başını tarıyamıyorsun, gelin başı taramaya kalkma!.Sonra gelen ALLAH elçileri evvel gelenlerin şeriatını iptal etmez.Kullarının kemalatına göre, rahmetini yaşanacak güçte, elçilerivasıtası ile bildiren rahmet-i ilahinin en son gelenini kabullenip, tabiolan yaşantısını son şeriata göre tanzim ve tertibe riayet eden kuldadaha kamil sıfat bariz görülür. Daha evvel gelen şeriatlerde sebatedenlerin ve ALLAH’a kasıtlı şirk koşmayanların da ismi 33“müslüman”dır. Kur’ân-ı Azimü’ş-Şan’da Hazret-i ALLAH’ınbildirisi bu. Sonra gelen şeriata uymak zordur. Amma sonra gelenşeriati idrak etmek imanın kemalatının ifadesidir. Gönlün bir yere bağlanıp da başka yerlere akmasının insan mizacıile bağdaşmadığını iyi anlarsan, başka semavi dinlere küfür gözü ilebakamazsın. Bu hale tasavvufta “men aref sırrı” derler. Hazret-i ALLAH’ın emrine bilerek muhalefet etmeyesin. ALLAHelçilerinin tebliğ ettiği emr-i ilahiyi zamana göre kullarınIn nasılyaşamaları gerektiğini, dünya ve ahiret hayatının hayırlı olacağını, vetertib-i ilahi o devirdeki yaşayan kulun mensubu olduğupeygamberinin icraatını terazi edinmesi elbette lüzumlu idi. Şeriatti. Emr-i ilahinin Hazret-i Kur’ân’da mevcut, PeygamberEfendimiz’in halinde ve yaşantısında zuhuru görülen şeriatin içtihadaihtiyacı yoktu. ALLAH elçisi dünyada vücudu ile mevcut idi. Bütünmüşkilatlar huzur-ı Peygamberi’de adaletle yerini buluyordu. Bunarağmen Yemen’e vali olarak gönderilen Muaz bin Cebel (r.a.)’aPeygamberimiz Efendimiz sordular:
    • METAFİZİK I “--Ne ile hükmedeceksin, ya Muaz?” Hazret-i Muaz cevaben: “--ALLAH’ın kitabı ile, ya Resulallah.” “--ALLAH’ın kitabında bulamazsan, ya Muaz?” “--Resulünün sünneti ile.” “--Onda da bulamazsan, ya Muaz?” “--İçtihadımla, ya Resulullah” cevabı Peygamber Efendimiz’i memnun etmiş, Hazret-i ALLAH’a böyle bilgili kullar yarattığı için şükür ve hamdetmiştir. Peygamber Efendimiz’in irtihalinden sonra az da olsa ihtilaflar görülmeye başladı. Hicri 75 senesinde dünyaya gelen, 150 senesinde ahirete irtihal eden Nu’man bin Sabit (İmam-ı a’zam) (r.a.) İçtihatlarını, o gün nasıl icraat gerekli olduğunu eserlerinde kaleme almış, makamı cennet olsun. İmam-ı a’zam’ın irtihalinden sonra İmam Şafii, İmam Maliki, İmam Ahmet bin Hambel (r.a.) Hazretleri de İmam-ı A’zam’ın içtihadının kendilerinin yaşadığı zamana içtihadi bazı meselelerin uygun olmadığını bildirdiler ve içtihatları ile34 yaşadıkları zamana ve zamanımıza da ışık tuttular. ALLAH cümlesinden razı olsun. 1200 sene evvel yapılan içtihatlar küll olarak geçerli mi? Tamamı ile olmasa da, geçerli olmadığının İslam toplumlarında sarsıntısı zaman zaman bariz görülüyor. Zamana göre, tahsili olan insanlar “müslümanız” dedikleri halde, çekinmeden, ALLAH’tan da korkmadan “kahrolsun şeriat” diyebiliyorlarsa kantarın topu düşmüş demektir. Tartamazsın, zahmet etme. İçtihat görmemiş inancının safiyeti ile hayatını idame ettiren ve safiyetle “yaşıyorum” zannedenler bu samimiyetlerini devam ettirebiliyorlarsa onlar için korku yoktur. Şahsi sadakatı ile “yok mu çaresi dostlar?” diye feryat edenlere derim ki: Elbette var. ALLAH sübhandır. Çaresi ehlinin zamana göre içtihat, içtihat, gene içtihat etmesidir. Hazret-i ALLAH bu vazifeyi ehline bırakmış. Bu mesuliyeti taşıyanlar kendilerini pek a’lâ bilirler.
    • METAFİZİK I RAHMETSİZ DÜNYA OLMAYACAĞINA GÖRE MÜRŞİTSİZ DÜNYA MUHALDİR Rahmetsiz dünya olmayacağına göre mürşitsiz dünya muhaldir.Rahmetsiz demektir. Bu türlü rahmet-i ilahiyi müşahede etmek ehlinezor değildir. ALLAH’IN bu sonsuz rahmetini kıyamete kadar devamettireceğinden kimsenin şüphesi olmasın. “Ezel-i ervah diploması”taşıyan ehl-i tevhit, ehl-i tasavvuf, ehl-i tarik olan ALLAH’ın sadıkkullarını, gene ALLAH’ın vazifelendirdiği varisü’n-Nebi, nedim-iilahi olan irşat vazifeli, Peygamber Efendimiz’e biat vecibesini naçizşahsında taşıyan bu vazifeli zevat kıyamete kadar yer yüzündemevcuttur. Nasiblisi bulur. Hazret-i ALLAH sahtelerin şerlerindencümle kullarını korusun, amin. Bugüne, bu zamana göre nasıl yaşantı lüzumlu ise onu düsturedin. Halkedilen güzelliklerle günü yaşa. Mazi geçti, geri 35getiremezsin. İstikbal, yani gelecek ALLAH’a malumdur, bilemezsin.Hal bugün. Bugün ise zamanında zuhur eden güzellikleri bul ve yaşa.Her devirde bu tabloyu çizmek ve halka sunmak din alimlerininvazifesi idi. Amma halâ 1200 senelik içtihatla şeriat-i garrayıgötürmeye çalışıyorlar. Dinine samimiyetle hizmet etme çabasında olan kardeşim! Gel,hizmeti bilerek yapalım. Günün yaratılan güzellikleri dışında güzeligöstermen mümkün değil. Maddeye bak, manayı anla. Bugünkü ilm-itıp, mühendislik, mimarlık, ilm-i ticaret, ilm-i ziraat, erbab-ı sanat hiçdeğişmediler mi? Öyle mi görüyorsun? Anlatmak istediğim, “dindereform” değil, haşa! Son gelen şeriat bir evvelki şeriatın zamana göre yaşamakolaylığını ihtiva eder. Tanzim-i ilahidir, rahmettir. ALLAHtarafından yasaklanmışın dışında güzelliklerden kaçmayalım. Misalmi: Cumhuriyet güzeldir. Bugün demokrasi güzeldir. İnsan hakları,laiklik güzeldir. Yaşanıyorsa bu güzellikler güzeldir. Güzelseİslam’dır. Hazret-i Kur’ân’ı yanlış tefsir ettik ve fikrimize uymayan,işimize gelmeyen yerleri sanki “Hazret-i ALLAH’tan daha iyi
    • METAFİZİK I biliyormuş” edası ile güya düzelttik! Gülünç olduk. Perişan olduk. Ehline rica ediyorum: Bu günahımız için tövbe ve istiğfar yeterli değil. ALLAH emrinin aslına rücu edelim. Bu günahın başka tövbesi yok. İyi anlayıp, telafisini bilelim ve düzeltelim! ALLAH aşkına!36
    • METAFİZİK I METAFİZİK İnsanın maddesi cemi mahlukatın benzeri görünümünde gibi isede, başka mahlukatta pek görülmeyip, ancak kamil insanlarda barizzuhuru görülen fizik ötesi mana ve hikmet kaynağı metafiziktir. Şekilde insan bir sivri sineğe mağlup olur. Fakat batında yedi katgöğe ulaşan kudret verilmiştir! Ben gizli hazine idim. Bilinmekliğimi diledim, zatımdan zatıma tecelli ettim! 37 NUR-I MUHAMMEDİNİN ANLAMI VE MANASI “Nur-ı Muhammediyi halkettim.” Yaratılışın sırrı, eşi, benzeriolmayan Hazret-i ALLAH’ın rahmetinin tecellisine vesile kıldığı nur-ıMuhammedi (muhammed’in lügat manası öğülmüş, ism-i mef’ul olup,öğülmeye layık, bir çok güzel hasletlere sahip ism-i has demektir). Burahmet-i ilahi bir topluma mahsus olmayıp, umumidir. Kıyametekadar bakidir. İmanlı ehl-i kitapta zuhurunu müşahede etmek mümkünolduğu gibi, ahir zaman ümmetinin inanan toplumlarında veferdlerinde bu rahmetin tecellisini bariz görebilirsin. Nur-ıMuhammedi Hazret-i ALLAH’ın, bilinmesine vesile kıldığı küllirahmetine verilen isimdir. Yalnız bir şahsa, bir kavme mahsusolmayıp, adaleti muktezası cemidir. ADEM safiyullah’tan kıyametekadar bakidir. “Lev-lâke lev-lâk, le-mâ-halaktü’l-eflâk” hitabı ile
    • METAFİZİK I noktalanmış. “Sen olmasa idin eflaki yaratmazdım” hitabını iyi anla. Cümle peygamberimiz efendilerimizde zuhur eden ahir zaman nebisi, peygamberler zincirinin son halkası Hazret-i Muhammed Mustafa (s.t.a.v.) Efendimiz’de bütün çıplaklığı ile tecelliyatı görülen, kıyamete kadar devamı şüphe götürmeyen nur-ı Muhammedi ALLAH elçilerinin cümlesinde, veraset vazifesi ile yükümlü nebi varislerinde, makam-ı velayetten nasipli veli kullarında, kelime-i tevhidin manasını inanarak yaşayan mü’min kullarında zuhur eden nur-ı Muhammedi Adem aleyhi’s-selamdan zamanımıza kadar noksansız geldi, kıyamete kadar noksansız devam edecektir. Şüphe ALLAH’a noksan sıfat yakıştırmaktır ki küfürdür. Dikkat! Rahmet-i ilahiyi bir zamana, her hangi bir şahsa mahsusmuş gibi göstermeye kalkışmak, şeriati ile yükümlü olduğu peygamberini diğer peygamber efendilerimizden üstün göstermek hakikatle bağdaşmadığı gibi, kişinin cehaletinin eseri olup, toplumlar arası düşmanlığa sebep olmuştur.38 Cehalet ağacının meyvesi hakikat dışı, anarşist, mürteci yetiştirir. Çünkü ağacın besininde görgüsüzlük ve cehalet vardır. Hakikat dışı yaşayan ademde toplumlara, dünya ve ahirete faideli hiçbir hal göremezsin. Görülen belki nefse hoş gelir, amma mana zevkinden mahrum, hakikat müflisi, imansızlığın mahsulüdürler.
    • METAFİZİK I İSLAM’DA İRTİCA OLUR MU? İrticayı şöyle görüyor ve izah ediyorum: Kesin bilelim ki:İslamiyet’in gerçeğini bilebildikse ve bildiklerimizi yaşayabiliyorsak,İslamiyet’te irticaya yer yoktur. Hele şeriat-i Muhammediyaşanıyorsa, hakikat dışı olan nefsani zuhuratın yaşayan insanınaleminde yeri yoktur. Bulamazsın, arama. İrticanın lugat manası zamanını bilmeyip de geriye gitmektir.Rehberimiz, mana önderimiz Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.)Efendimiz’in kulluk anayasasının biz acizlere önerisi: “İki günübirbirine eşit olan ziyandadır.” Elimizi vicdanımıza koyup hüküm 39verelim: Bu türlü din-i İslam’ı yaşayan mürteci olur mu? İrticai halinbu mübarek zevatta zuhuru nasıl düşÜnülür?!.. Olur mu? Emr-i ilahiolan gerçekleri yaşamayı şahsına zevk edinmiş insanda geriye gidişolur mu? Din-i İslam bu güzelliklerin menbaıdır. Aramaya gerek yok. Bu necip milletin manevi hayatını emredilen din-i İslam’ı gerçekmanada, katı kurallara sapmadan yaşaması için ilgi göstermemizmenfaatımız gereği! İslam’ı emr-i ilahiye uygun yaşamanın vakti halâgelmedi mi?
    • METAFİZİK I YARATILMIŞ RAHMETLERİN BAŞI ZAMANDIR İmam Şafii Sazretleri: “Sofiye taifesinden, yani dervişlerden aldığım hikmetli nasihatlardan bir tanesi: “Zaman kılıçtır; sen onu kullanmayı bilmiyor isen o seni keser” dediler. En kıymetli şeyin zaman olduğunu gördüm ve yaşadım. Atatürk’ün o günkü ahvale göre hadiseleri bilenler tarafından yadırganmayan, zamana mahsus icraatlerinden başka bir şey yapılamazdı. Gerçeği bilenler (ehl-i hakikat) Atatürk’e yardım ettiler. Davanın inceliğini pek kavrayamayan zamanın mebuslarından bir tanesi maneviyat ehli büyük insan Abdulhakim Arvasi Hazretleri’ne,40 yılışarak: “--Dergahlarınızı, zaviyelerinizi nasıl kapattık, gördün mü?” Diye kendine kahraman süsü veren, hakikatten habersiz, ucuz kahramana avamın idraki dışında şu gerçeği dile getirdi: “--O din üniversitelerinin 300 sene evvel manasını mecrasından saptırdık. Dejenere ettik. İstismara müsait hale getİrdik. Başka bir şey yapamazdınız. Manası istismar olan irfan yuvaları zaten kapanma bekliyordu. Kapıyı çekiverdiniz.” Her ne kılmışsa adâlettir, Cenâb-ı Kibriyâ; Her kazâya, her belâya kıl rızâ, ALLAH kerîm. İlim tahsil etmiş, az çok güzelliklere vakıf olmuş bir insanın dinsiz olması düşünülemez, muhaldir. Dinsizliğin giriş kapısı cehalettir. Bu ters kapıdan rahmet yolu bulmak gülünçtür. “El-Cahilü cesurun (cahil cesurdur).” Kanun-ı ilahiyi tahrifde cahil cesur olur. Atatürk, gerçekleri bilen, ALLAH ve Resulü’nü tanıyan o büyük insan dinsiz olamaz. İmansız da değildi. Orgeneral Evren Paşa: “Atatürk’e dinsiz
    • METAFİZİK Idiyen dinsizdir” demişti. Doğruyu söyledi. Zira Atatürk’ün yaptığıicraatlar “dini hakikatler mecrasına otursun” diye idi. Bütün İslamaleminin içinde medeniyete, teknolojiye, cumhuriyete, demokrasiyeTürk müslümanını daha yakın görebiliyorsak o büyük kahramanıneseridir. Atatürk zamanın müderris ve meşayihı Nurullah Efendi’yeşöyle izah ediyordu: “--Efendi Hazretleri, tekke türbe ve zaviyeleri ben kapattım.ALLAH bana ömür verecek mi? Bilmiyorum. Ama şayet ömrümolursa günü gelince bunları yine ben açacağım.” Hakikatlerin özünü teşkil eden bu ifşaat bizzat Atatürk’ünifşaatıdır. Şahitler huzurunda beyan edilmiştir. Diyanet İşlerineşriyatında göRmek mümkün. Manen işin aslı bu. Başka türlüdüşünmek hakikat dışı olur. ALLAH’ın bi-zatihi emri olan meseleleritamamiyle kaldırmaya beşer muktedir olamadığı gibi, yaratılışındakigücü de müsait değildir.Nefsani duygularla bilgi ve görgü garibi yedinde her an tahribat görenilahi kanunların aslına dönüştürülmesi için yasaklarla, beşeri cezalarlaislah edip mecrasına otursun diye Hazret-i ALLAH bazı yarattığı ehil 41kullarını vazifeli kılar. İşte Atatürk’ün vazifesi bu idi. Her ne kadarbeşeri ölçülere uymasa da neticeye bak. Gafil olma! Bugün Türkmüslümanları diğer İslam cemaatlerinden daha kemalatlı iseler,hakikatleri daha iyi görebiliyorlarsa ilim, irfaniyet, medeniyet gibigüzellikleri yaşantı ve düşüncelerinde bulabiliyorlarsa, Din-i İslam’ırahmet-i ilahinin dışında arama gafletinden kurtulabildiler ise burahmetin müsebbibini tanı ve bil. Nankör olma! Bu abd-i acizingörüşüne itimat edersen zarar etmezsin. 44 senelik manevi vazifeminverdiği, yanılmayan ilhamım, manevi yaşantım ve görgülerim,seyreylediğim umumun yaşantıları, yanlışlıklar manzumesi şahidegerek duyulmayan, hiç de iç açıcı olmayan ahval-i alem...Çok kişilerden dinlediğim Atatürk’ün önemli ifşaatını nakletmedengeçemiyeceğim: Milli piyango hakkında şans oyunu denildiğindeşansla alakası olmadığını şöyle anlattılar:“--Hayatım boyunca neye teşebbüs ettimse hepsinde muvaffak oldum.Dünyada en şanslı yaratılmış insan benim. Benden daha şanslı insandüşünemiyorum! Her ay seri bilet alırım. Amorti dahi çıktığınıbilmem. Şans işi olsa idi en büyük ikramiyenin her zaman bana
    • METAFİZİK I çıkması gerekmez mi? Çünkü benden daha şanslı kimse tanımıyorum.” Her hangi bir sebebe göre istisnai yaratılan insanlar o sebebe tevessül ettikleri zaman zuhurunu görürler. ALLAH tarafından yaratılan hikmetlerin zamanı gelince Hazret-i ALLAH’ın uygun gördüğü beni Adem’in isteğine, arzusuna, yapısına uygun zuhurunu görürsün. Her şey ALLAH’ın yed-i kudretindedir. Hikmettir. İstisnai beşerde zuhuru fizik üstü haldir, metafiziktir. Peygamber efendilerimizde, cümle evliya, veli ve mü’min kullarında bariz zuhuru görülen metafizik olayların hayatlarının tümünü ihata ettiğini gözü kalbine bağlı olanların görmeleri yadırganmamalı. Az da olsa cümle kullarında zuhur eden hikmet ve marifetullah şahsi meziyetlerinin tecellisi olmayıp bi-zatihi ALLAH’ın tertip ve tanziminin münasip gördüğü beni Adem’de zuhurudur. Hikmettir. Fizik üstü haller metafiziktir. Fiziki tecelliler Hazret-i ALLAH’ın fiili sıfatlarının tenezzülen zuhuru olup, bi-zatihi değil, izafidir, mecazidir. Bu tecelliyat umumidir. Hususi tecelliyatların belirli şahsiyetlerde zuhuru görülür ki metafiziktir. Hikmettir, marifetullahtır. Bilgisizce, ALLAH’ı bilmeden, her şeyi kula maletmek avamın42 düşünce ve icraatında mazur görülse de has kullarına göre “küfür” olup hassü’l-has kullarına göre ise Hazret-i ALLAH’ın icraatını beşere maletmek “şirk”tir. Örneğin, avamın şirki, has ve hassü’l-has kullarının şirki ayrı ayrıdır. Beyazid-i Bistami Hazretleri’nin irtihalinden sonra Hazret’in kabir halinin dervişinin manasında zuhuru görüldü. Hazret-i ALLAH: “--Ya Beyazit, bana ne ile geldin?” Buyurdu. Beyazit cevaben: “--Elim boş, yüzüm kara, ya Rabbi. Fakat dünyada zatına şirk koşmadım. Bu halimle öğünürüm.” “--Ya Beyazit, filan zaman “süt içtim de karnım ağrıdı” dedin. Sütte ne gördün? Kudret ve kuvvetin zatıma mahsus olduğunu göstermedim mi? Bu türlü sıfatlarıma seni aşina kıldığım halde halâ sütte güç görmek, ya Beyazit, zatıma şirk değil mi? Sütü ilahlaştırdın!...” İşte avamda mazur görülen bu ve buna benzer hallerin ALLAH’ın has kullarına, hele hassu’l-has kullarına şirk olduğunu iyi anlayalım. Çıraklıkta –ki, hatalar bir yere kadar mutlaka ikaz edilir- normal karşılanabilir. Kalfalıkta noksanlıktır. Ustada görülmesi çirkinlik olduğu gibi, küçümsenecek ve kabul edilir cinsten olmayıp,
    • METAFİZİK Iyadırganır.Yapmacık kemalatlar manevi sahtekarlığın örtüsüz dışa yansımasıdır.Ehline açık olup avama gizlidir. Bu tür ölçüleri idrak etmek imanınzaman aynasına yansımasıdır. Şer-i şerife riayet etmeyenler bu rahmetrızkından yiyemedikleri gibi düşünemezler de. Baş gözü ilegöremediği şeyleri kabul edemeyip basit beşeri görünümün mahkumuve esiri olanlar düşünmezler mi, ki, göremedikleri çok şeylerin mevcutolduğunu, “gördüm” zannettiklerinin ise serap olduğunu?!.. Anlayıpda, yaratılışın nedeni olan maddenin ötesinde beni Adem’in kemalataermesine, ademin insan olmasına sebeb kılınıp külli rahmet-i ilahiolan manevi tertip ve manevi tecelliyatı ki, hikmet, marifetullah,fizikötesi metafizik hadiselerin zuhuruna vesile kıldığı şahsiyetlere na-ehil niçin devenin nalband dükkanına baktığı gibi ürkek tavırlarlabakar?!. Söyliyeyim: İrfaniyet, arifiyet noksanlığı. Bencillik veenaniyetin mahsulü kıskançlık kompleksi.Din-i İslam’ın, sevgi, muhabbet, hoşgörünün horlanıp nefse haz veren,bencillik ve enaniyet bataklığına itilmiş olduğunu gören vazife ehliningörmesi horlandığı gibi, iltifat bir yana, ilgi olmadığı halde itiraz 43ettikleri de görülmüyor. Belli ki, bu türden yetişmiş insanlar Hazret-iALLAH’ın varlığına, manevi zuhuratlara inanmadıkları halde inananinsan toplumlarına karşı “ayıp olur” diye iman etmiş gibi görünüyor.Bu zihniyettekilerin ALLAH elçilerinin getirdiği, rıza-yı Bari’yeuygun, dünya ve ahiret ihya olmamızın planı, projesi Hazret-iALLAH’ın lütf u ihsanı olan şeriat-i garra na-ehlin yedinde. Sevgi,muhabbet, hoşgörü garibi, rahmet-i ilahi yoksunu görünümünde olanbu şeriat tablosunu ilm-i zahirinin bugünkü haliyle kabul etmelerinibeklemek safiyeti “salaklık” olmuyor mu? Hele hele, şeriat-iMuhammedi’nin 1200 senedir zamana uygun içtihada tabi olmasıgereken yerlerine “fitne olur” telaşına kapılıp, toplumların devrindeilerlediğine parelel, emr-i ilahiye denk içtihat yapılamadı ise –ki,yapılmadı- millet olarak, ümmet olarak tedirginiz. Toplumların dinemüteallık ilmine hitab edecekken, maalesef na-ehlin cehline yardımcıoluyoruz. Ve hitab-ı ilahiye “beli” diyen safiyetli ruhları taşıyan, insanolmaya namzet beni Adem’i eğittiğimizi zannediyoruz. “Camiyegelmiş cemaate namaz kılmalarını telkin etmek” gibi gülünç oluyoruz.Cami dışındakilere hitab edecekken, içtihatsız ilmimize dışta alıcı
    • METAFİZİK I bulamıyacağımızı biliyoruz! Mevlana Celaleddin Rumi (k.s.) Hazretleri’nin şu hikmet fıkrasını uygun gördüm Abdest suyunu burnuna çekerken: “--Ya Rabbi, burnuma cennet kokusu koklat” diyecek yerde, koku almayıp, yalnız koku veren taharet yerinde söyledi de Hazret uyardı, o kişiyi: “--Sen kardaş, deliği şaşırdın. O temenni ve niyazın yapılacağı delik cesedinin üstündeki koku almaya müsait yaratılan delik. Yanlış delikte yapıyorsun niyazını.” Sayın hocam, namazı dışarıya anlat. Cemaat camiye gelmiş, namaz kılmak için. Kovsan da gitmezler. Na-ehlin telkini, gerçek dervişi ALLAH’ın zikrinden hiçbir kuvvetin mahrum edemediği gibi dışarıdaki, ALLAH’ın kullarına anlatmak kabiliyetini nefsinde görebiliyor isen anlat. Bilemiyor isen ihtiyarınla hikmet ve marifetullahın yaratılışın nedeni olduğunu bil. Rahmetullah pazarına git! O pazara Hazret-i Resulullah (s.t.a.v.) Efendimiz “cennet bahçesi” buyurdular. O bahçeden ihtiyarınla nasibini al.44
    • METAFİZİK I MANA EHLİNİN HAYATINDA BARİZ GÖRÜLEN METAFİZİK “Hikmet mü’minin kayıp malıdır, nerede bulursa alsın”hitabını iyi anla. Yol sırat-ı müstakim olan yoldur. Bu yolda olanlaraehl-i tarik derler. Aslı tasavvuftur. Küll olarak dindir. İslamiyet’tenbaşka din yoktur. Cümle semavi dinler İslamiyet’tir. Hazret-iALLAH’ın kullarına elçileri vasıtasiyle beyanı budur. Ezel-i ervahta“ben sizin Rabbınız değil miyim?” Hitabına iman zafiyetinden “beli”yani “evet” diyemeyen ruhlar anlayamaz. Bu sır beşer ölçüsünü aşar.Yalnız yaşantısındaki iman pırıltıları ezel-i ervahta verdiği ikrarın 45madde alemine yansımasıdır. Gafil olma, bu tür ölçüler küll olarakALLAH’ın ilminde malumdur. Sadece ALLAH’a mahsustur.Dünyada cesetlenmiş, asi ruhlardan manevi kemalatın zuhuru mugörülecekti?! Elbette hayır! Ademlikten kurtulamamış, insan olmanınzevkinden mahrum, dini içtihatsız bırakılmış toplumlardan mitingmeydanlarında şeriat-i garraya avaz avaz “yaşasın” diye çığlıkatmalarını mı bekliyecektik?!... Şeriat-i Muhammedi’yi içtihatsız bırakmamız toplumlarınbocalamasına yetmediği gibi, bir de İslam’ın şartını da “beş” olarakilan edip “müslümanım” demeyi zorlaştıranlar “lâ ilahe illâ ALLAH”diyenleri dahi birini diğerine düşman eden, emr-i ilahinin rahmet,mağfiret olduğunu idrak edemeyen, buna rağmen dinde söz sahibiolduğunun zannı ile, gerçek varisü’n-Nebi, nedim-i ilahilerin herzaman yer yüzünde tertib-i ilahi olarak mevcut iken mevcudiyetlerinihiçbir zaman kabul edemeyen, manayı da maddeye dönüştüren, sadecemaddenin verdiği zevk ile yetinen ve bu kadarcıkla iktifa etmesinibeni Adem’e telkinden başka sermayesi olmayan, hikmet, marifet, tekkelam metafizik yoksunlarından yaptıkları tahribatın hesabını Hazret-i
    • METAFİZİK I ALLAH sormayacak mı?!.. Mahrum ettikleri ehl-i aşkın aşktan garib geçirdiği zamanının ruhi perişanlığının müsebbipleri dünyada olduğu gibi huzur-ı ilahide de alkışlanacaklarını mı zannederler?! Hayır!.. O mana aleminde cehle yer yok! ALLAH’ın emrine ve Resulü’nün tebliğine kayıtsız ve şartsız, acabasız, imanı aşk-ı ilahiye dönüşmüş, özel yaratılmış ehl-i zikri, ehl- i aşkı bu sözlerim ve izahımdan tenzih ederim. O bahtiyarlar ki, amentü’nün ihtiva eylediği bütün hükümleri nefsinde acz ile tatbike çalışırlar. Küll olarak imanın gerçeğini emr-i ilahi ile maddede yaratılan sebeplerin anlamında manalarını bulmuşlardır. O manalar ki, acabasız iman meyvesi mutmain olmuş kalb, Hazret-i ALLAH’ın tertibi ve tanzimine, elçisi ile kullarına bahşettiği ibadet, taat, evrat, ezkar, biat ve kesir zikrullahın verdiği füyuzat-ı ilahi ile yaratanını sevmiş... Yaratanının da abdini sevdiğini zuhur eden ahval ve müşahadesi ile zevkiyab olmuş.. Şahsında zuhur eden metafizik tecellilerin mevcut imanının kat kat muhafazasının aşk çemberinin zuhuru... Dikkat !.46 Yukarılarda, yaşayıp da izah etmeye çalıştım. Duydum ve gördüm ki, metafizik olayların tüm ALLAH’ın kullarında az da olsa zuhuru görüle gelmiştir. İkaz ve irşat için hassaten yaratılmış bahtiyar kulların hayatının tümünü kapsamış gibi görmek mümkündür. Hazret-i Peygamber (s.t.a.v.) Efendimiz’e Cebrail (aleyhi’s-selam) emr-i ilahiyi tebliğ ettiler: “--Ya Muhammet! Kulum Ebu Bekir’den ben razıyım. O da benden razı mı?” Hitabının verdiği ilahi aşkın zirvesinin tecelligahı işitince hitab-ı ilahiyi vecd ile kıyama kalkıp, zikrullah ile sema etmeye başladılar. Ne idi okuduğu esma: “Ene razi, Ente razi (ben ondan razı, o benden razı.)” Bu hitabın zevkini samimi olarak almaya çalış. Zerre de olsa hissedar olasın. Dünya maddi ve manevi kazançlara müsait yaratıldı, gafil olma!
    • METAFİZİK I RABİA ADEVİYE HATUN’UN AŞK YAKARIŞI Rabia Adeviye Hatun ilahi aşk tecellisinin vecdi ile kulluk veimanın zevkini yaratanından ayrı yaşayamıyacağını açık müracaatı ilebiz acizleri de hissedar eylemiş. Zevkinden hissedar olup, gerçeğiyaşayan kullarından eylesin, amin: Cennette yok isen eğer cennet istemem. Duzahda isen eğer rahmet istemem. Yarin hayâli müşvik ise kalb-i yardan, 47 Âlemde bir lahza dahi vuslat istemem. Şeriatın manası cemi kullarda say-i gayret ve rahmet tecellisi,hikmet ve marifetullaha dönüşmüş ilahi aşkın beşerden kelam ve halolarak zuhurunu ancak hal ehlinde görmek mümkün iken na-ehildearamak Hazret-i ALLAH’ın tertip ve tanzim eylediği manevi teşkilatıbilememesidir... Şüphe yok ki, manevi yaşantı yoksunluğundandır. Butürlü cehlindendir. Ehl-i aşkın aşkını ve zevkinİ artıran kurbiyettecellilerinin yoksunu! Zevk-i aşktan nasip alamadığından inkaryolunu tercih etmesi elbet aşk ehlini rencide eder. Fakat bu zevkitatmamış na-ehil indinde aşk noksanlığı yadırganmaz! Yunus Emre de aynı mana ve benzeri müracaatını, yalnız değişikkelam ile Cenab-ı Hakk’a yakarmış, zatından gayrı zevki ve isteğiolmadığını avamın dahi anlayacağı biçimde, kıyamete kadar alıcısıeksilmeyen aşk sergisinde sergilemiş: Cennet, cennet dedikleri,
    • METAFİZİK I Bir kaç köşkle, bir kaç huri. İsteyene ver sen anı, Bana seni gerek seni. Ehl-i aşkın halini ancak aşıklar anlar; sağır kızın dilinden anasının anladığı gibi... Rabiye Hatun: “Senin olmadığın bir yer cennet de olsa istemem. Senin varlığını, fiili ve subuti sıfatlarını lütf u ihsanınla yaşayarak, zati sıfatlarını bir nebze de olsa istisnai rahmetinle, hissederek yaşantımın zevkinden mestim, hayranım, mutmainim. Eğer vuslatla bu duygum, bu aşkım azalacaksa iki alemde de vuslat istemiyorum!” İşte gerçek aşk. İtminan-ı kalp. Acabasız iman. O benden razı, ben ondan razı (makam-ı rıza)...48
    • METAFİZİK I KADIN MUHTEREMDİR, ALLAH EMRİNİN HİLAFINA HAREKET ETMEDİKÇE Rahmet-i ilahi kadınlar için daha toleranslı, ferahlatılmış ihsanedilmiş olup erkeklerin hayatlarında maddi ve manevi ilahi imtihanlarıkadınlara tanınan müsamahalı teklifata eş değer olmayıp, kadın maddive manevi yapısı ile erkeğe eş değer yaratılmamış. Kadınlarabahşedilen rahmet-i ilahi erkeğe nazaran daha toleranslı ve iltimaslıkılınmıştır. Fakat her şey maksada ve hikmete mebni yaratıldığı değeritaşır. Noksanlık gibi görmemek gerekli olup yaratılan her şeyyaratıldığı değeri ile değerlidir. Birini diğerine karıştırma! Zulüm olur.Bu hikmeti bilmek kadına karşı vazifemizi idrak, Hazret-i ALLAH’a 49karşı edeptir. Tertib-i tanzim-i ilahiyi, kulluk vecibesini yerinegetirmek kasdi ile bilmek hemcinsine karşı edeptir. Rabia Adeviye Hatun kadındır. Kadınsa, makam-ı velayeteçıkamaz. Derecesi “hatunluk”tur. Makam-ı velayet ancak ricalin yanierkeğin müsait kılındığı velayet makamıdır. Bu makam nisa taifesineyani kadına göre tanzim ve tertip edilmemiştir. Muhterem yaratılan kadını yaratılışın dışında vazife ile yükümlügörmek yaratılana haksızlık olduğu gibi, kadına bilgisizce yapılanzulümdür. Kadına uygun yaratılmış çok vazifeler vardır ki, bunlarınicrasına ancak kadın muktedir olup erkek muktedir ve müsaitolmadığından teklifi dahi gülünçtür ve zulümdür. Çok tel kırılır sîne-yi kânun-ı cihanda, Nâ-ehline mızrâb-ı tasarruf verilince. Çok telli kanun ustası elinde mızrabın değeri vardır. Ruha gıdadır.Na-ehlin eline mızrab verilirse nağme çıkarmak yerine tellerde hayır
    • METAFİZİK I kalmaz, kırılır. Ehl-i aşkın manevi zevki yerini ikrah ve hoşnutsuzluğa bırakır. Her ne kılmışsa adâlettir Cenâb-ı Kibriyâ, Her kazâya, her belâya kıl rızâ, ALLAH kerîm. Hazret-i ALLAH’ın tertibine gücün varsa rıza gösterme! ALLAH’ın kanununu beğenmeyip küçümseyenlerden gazab-ı ilahi tecelli edip, nazar-ı ilahinin çekildiğini gören ve müşahede eden gözlere ve zatlara itimat senin için rahmettir. Rabbımızın Hazret-i Kur’ân’da bildirdiği gibi: “Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.” (Nahl Suresi, 43) İşte kadını makam-ı velayette imiş gibi muameleye tabi kılmak kadına eza, topluma gerçek dışı zulümdür. Kadın cemaate namaz kıldırmak için imam olamaz. Bir kavile göre “kadınların kendi aralarında cemaatle namaz kılmaları, imam olan kadının birinci safta50 ileri çıkmadan namaz kıldırması kerahaten caizdir” denilse de kerahat harama yakındır. Akaid imametlik bahsinde izah edilir. Az çok inanan insan kerahatli icraate iltifat etmez. İnanmıyorsan Asr-ı Saadete bak, bariz görürsün. Peygamberimiz Efendimiz’in hanımla-rından Efendimiz’in manevi vazifesine ve yaşantısına herkesten daha çok vakıf, ilmi, irfanı müsait Hazret-i Aişe (r.a.) Validemiz çok müşkül durumda kaldığı halde imametlik iddiasında bulunamadı! Zira manevi vazifeler, “rical-i gayb ve kırklar meclisi ricalden müteşekkil olup, kadın bu mecliste vazifeli olmamıştır.” Rical “erkek” demektir. Bu kadar bilgi ile iktifa et. Fazlasını açmaya yetkim yok.
    • METAFİZİK I BELİRLİ ŞAHSİYETLERİN METAFİZİK İZAHLARI Zaman Gazetesi neşriyatından Fethullah Gülen hocaefendininbeşerin hizmetine sunduğu Metafizik kitabında işaret buyurduğu,ehlinin malumu olup na-ehlin (ALLAHU a’lem) baş gözü ilegörmediğine inanmayan zaman uleması gerçekleri az da olsa hatırlasındiye, Hazret-i ALLAH’ın kelamı ve bildirisi Hazret-i Kur’ân’da barizgörülen metafizik olaylardan cin, şeytan, melaike gibi fizik ötesi,cesetsiz yaratıkların fiziki olaylarda mevcudiyetleri icraatları ilebilinen, gözle görülemeyen metafizik varlıkların inkarının emr-iilahiye ters düştüğünün bilgisi ehline mahsus kılınmıştır. 51 ALLAH elçilerinin emr-i ilahileri tebliğine çelişkili ilme iltifateyleyip, gerçeklerle bağdaşmayan çarpık düşünce ve halin iman ileizahının mümkün olmadığını bildirmek gaipden haber vermek değil,gerçeklerin aslı olduğunu anlatan Hocaefendi’nin yazdığı Metafizik 1-2 kitabını okudum. Şüphe yok ki, yazmakta olduğum Metafizik kitabıile ilgili düşüncelerime katkıda bulundular. ALLAH ilmini ali kılsın.Zaman zaman, yeri geldikçe, olduğu gibi aktarmakla okurlarımınbilgilerine hizmet edeceğime inanıyorum. Fizik ötesi olayları küll olarak bilmenin ve yazmanın beşerinhaddi olmayıp, ancak yaratan Halik-ı Zü’l-Celal’in gücü ve yetkisindeolduğunu anladım ve beş duyu ötesinde hissettim. Gördüm veyaşadım. Bu abd-i aciz aczimle haddimi bilirim, el-hamdü lillah. Obakımdan yalnız hayatımda zuhurunu müşahede eyleyip, Hazret-iALLAH’ın varlığına, birliğine, gücüne, merhamet ve rahmetine,mağfiretine, elçilerine ve elçi varislerine, velisine, delisine, mü’min,müslim, kafir, ehl-i hakikat ve ehl-i aşkı ayrı görmediğini, yerde vegökte rahmetini fiziki ve metafiziki türlü bahanelerle na-mütenahikullarının istifadesine sunduğunu, Hazret-i Kur’ân’ın baş ayeti olan
    • METAFİZİK I “el-hamdü lillahi Rabbi’l-alemin” ayeti sırrının anlamına dahil “yetmiş iki milleti bir göz ile görmeyen halka müderris olsa hakikatte asidir” mana ve hikmetini anladım. Rahmet-i ilahiyi metafizik yönünde daha bariz buldum. İşte naçiz şahsımda olsun, yakınlarımda olsun hayatlarında müşahede eylediğim, şahidi olduğum metafizik olayları bugün idrak ettiğim kadar yazmaya çalışacağım. Hazret-i ALLAH muvaffak kılsın ve te’sirini halketsin. Amin ve selâmün ale’l- mürselîn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. İmanı müsait yazarlarımız yaratılışın fizik ötesi metafizik tecellileri Hazret-i ALLAH’ın tertip ve tanzim eylediği manevi teşkilatı hurafaya uydurmaya kaçmadan, Hazret-i ALLAH’ın bildirdiği kadarını bildirilmesine uygun bildirebilseler idi, tevhit dinini maddeden gayrıya iltifat etmeyen taklitçiler rahmet-i ilahi olan manayı bilgisizce inkar malzemesi yapamazlar idi. Manayı inkar eden materyalistler din alimi edası ile masum toplumlara din adına tahribat yapamazlardı. Cümle insanlığı rencide ve perişan eden beşeri zaaf ve düşüncelerini Hazret-i ALLAH’a maletme gibi bilgisizce nankörlüğe52 cüret edemezlerdi. O zaman ne olurdu? Toplumlarda gazab-ı ilahi yerini rahmet-i ilahi ve merhamet-i ilahiye terkederdi. “Bilmem olur mu, böyle dünya?” Demeyesin. Kısa ömürlü de olsa bazan oldu. Hikmet-i ilahi “lev-lâke levâk, le-mâ-halaktü’l-eflâk (sen olmasa idin, eflaki yaratmazdım)” hitabının tecelligahı peygamber efendilerimizin ve cümle imanlı ALLAH kullarında kıyamete kadar Nur-ı Muhammedi’nin zuhur edeceğini aciz kullarına sonsuz rahmetini müjde veren Halik-ı Zü’l-Celâl Hazret-i Kur’ân’da Zümer Suresi’nin 53. Ayetinde asi kullarına sonsuz rahmetini beyanla şöyle buyurur: “De ki ; ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım; ALLAH’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü ALLAH bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki, o çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” Manası açık ve sarih olan bu ve buna benzer, Kur’ân-ı Kerim’de Rabbımızın kelam sıfatı ile kullarını rahmet ve merhameti ile ihya olmasını dileyen Cenab-ı Zü’l-Celal Ve Tekaddes Hazretleri’nin rahmet sıfatını zikretmeyip, rahmet-i ilahinin kesir ihsanını bilmeden, yalnız gazab ayetlerinden bahsedip, aciz ve tedirgin kulun kul olma yolunu kapatmalarının ilm-i manevide yerini bulmak mümkün değil.
    • METAFİZİK ITasavvuf ki, ALLAH’a giden yol anlamında ifade edilen tarikiALLAH’ın rahmet sıfatına giden bariz vesileyi hiçe saymak; ALLAHelçilerinin yaşadıkları zamanlarda Hazret-i ALLAH’ın rahmetindenistifade eden kul olmanın nedenlerinin manası şeriat, bu rahmetlerincemi ile zuhur eden marifet ve hakikatlere ters düşen, imanın altı şartıve Hazret-i Kur’ân’ın bazı ayetlerinin anlamını hakikatlerdenuzaklaştırarak gösterilmek istenmesinin sebeb-i hikmetini halâanlayamadım. Aklın ürettiği din ile varılması istenen tarikin nerdekarar kılacağını bilemediğim gibi, beş duyunun mahkumu materyalistkitlelerin bu tür ilimlerine “İslami ilim” denmesini de anlamış değilim. Bu abd-i aciz derim ki: Haddi aşmayalım. Gayretullahadokunmayalım. Sonsuz rahmet ve merhamet-i ilahiden manevirızkımızı alalım, inşallah. 53
    • METAFİZİK I İSTİSNAİ KİŞİLERİN RÜYALARI UMUMİYETLE METAFİZİKTİR. PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN RÜYA TABİRİ “Yusuf’a biz rüya tabirini öğrettik. Ona hikmet verdik. Hikmet verdiklerimize çok çok rahmetimizi ihsan ederiz.” Peygamber efendilerimize vahyi ilah-i rüya aleminde de tebliğ edilmiştir. Peygamberimiz Efendimiz Hazret-i Muhammet Mustafa (s.t.a.v.) Efendimiz’e de vahy-i ilahi altı ay rüya aleminde tebliğ edilmiş olduğundan “sadık rüya vahyin kırkaltı cüzünden bir cüzdür” denir.54 Peygamberimiz Efendimiz sabah namazından sonra mihrapta cemaate karşı döner ve ashaba hitaben: “--Bu gece manevi rüya gören var mı?” diye sorarlardı. Görenler rüyalarını anlatırlar, Efendimiz tabir buyururlar idi. Bazan Ebu Bekir Sıddık (r.a.) Efendimiz’e hitaben: “--Sen tabir et, ya Eba Bekir” diye emir verirler, o da emr-i Peygamberi üzere tabir ederler ve: “--İsabet ettim mi, ya Resulallah?” diye aczini itiraf ederlerdi. Bazan Ömer ibnü’l-Hattab (r.a.)’a tabir ettirirler: “--İsabet ettim mi, ya Resulallah?” diye gerçeğini öğrenmek isterlerdi. Peygamber Efendimiz cevaben: “--Bazısına isabet ettiniz, bazılarına da isabet edemediniz” diye mananın zuhur kaynağı, ilm-i ledün sultanı, fiziki tecelliyat ile metafizik hazinesi gerçekleri ümmetinin anlayacağı gibi dile getirirler idi. Rüya tabir kitabı yazılmaz. Yazmak haddini bilmemek ve hakikatleri tahrifdir. Rüya tabirini Hazret-i ALLAH ehil kıldığı
    • METAFİZİK Ikullarına vermiştir. Verasetle ilgilidir. İrticalendir. İnkarı küfürdür.Kur’ân’a ters düşer. Bilemediğimiz manevi tecellilerin inkarı ilimolmadığı gibi cehalettir, cehlin de cehlidir. 55
    • METAFİZİK I GAYBI YALNIZ ALLAH BİLİR Gaybı bilen odur. Gaybı kimseye göstermez. Ancak razı olduğuna ve elçilerine lüzumu kadar ihsan eder. Bildirilen küll değil cüz’idir. Küll zatına mahsustur (sure-i Cin’de belirtildiği gibi.) Gayba iman imanın amentü’sünün kısaltılmış ifadesidir. İslam’a girmeyi, müslüman olmayı imanın altı şartına benzeterek eş değer telkinde bulunmak ALLAH’tan başka ilah olmadığını ikrar eden kula beş şartı daha yerine getirmeden İslam olamayacağını bildirmek tertib- i ilahiye ters düştüğü gibi İslam’ın anlamını bilmemekten56 kaynaklandığı için İslam’a vurulan darbedir. Bu tutumumuzla ALLAH’ın kullarına İslam olmayı zorlaştırdığımızı bilelim. Emr-i ilahiye ve peygamber efendilerimize tabi olmayı güçleştirdiğimizi de şahide gerek duymadan iyi anlayalım. “O müttakiler ki, gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerine verdiğimiz mallardan zekat verirler. Gene onlar sana indirilene, senden önceki peygamberlere indirilen kitaplara ve ahiret gününe iman ederler. Onlar Rabbelerinden hidayet üzeredirler ve kurtuluşa ermişler ancak onlardır.” (Bakara Suresi, 3-5) Emr-i ilahiler umumi olup, zamana uygun, kullarının anlayacağı biçimde lutfedilmiş rahmet-i ilahidir. Öyle ise ALLAH’a inanan Ehl-i Kitab’a “gayr-ı müslim, kafir, gavur” deme günahından kurtulalım. Çizmeden yukarı çıkmayalım, lütfen. “Bedeviler “inandık” dediler. De ki: Siz iman etmediniz. Ama “islam olduk” deyin. Henüz iman kalblerinize yerleşmedi.” (Hucurat Suresi, 14)
    • METAFİZİK I Hazret-i ALLAH imanla İslam’ı biz aciz kullarına açık seçikbildirdiği halde, muhterem hocam, islam olmayı zorlaştırmak insanlararası düşmanlıktan başka ne getirdi?! Lütfen dikkatle Hazret-iALLAH’ın bu bildirisini tefekkür edelim. Bindörtyüz sene evvelki,medeniyet görmemiş bedevi “lâ ilahe illallah” demekle müslümanoluyor da, bugünkü İslam diyarında, İslam anadan babadan olma,ALLAH’tan başka ilah kabul etmeyen, biçare ALLAH kullarınışartlara bağlıyarak, ALLAH’tan kaçırıp, hemcinsine düşman etmennefsine enaniyetten başka ne getirdi?!.. Hucurat Suresi ondördüncüayet ve buna benzer yakın mana taşıyan ALLAH bildirilerinebilmeyerek de olsa, din adına sakın başka anlam vermeye kalkışma!Ahir zaman peygamberi Hazret-i Muhammet Mustafa (s.t.a.v.)Efendimiz’in de bildirisi budur. Efendimiz’in vasıtası ile cümle kullarına bahşedilen en mütekamilkulun kemalatına vesile kılınan şeriat-i garranın kabul edilemez halegelmesindeki perişanlığı biz acizlerin “Din-i İslam’a hizmet ediyoruz”kasdi ile, bilmeden hata ettiğimizi anlayıp tövbe, istiğfar anlamındailan etme mertliğini gösterebileceğimiz zaman halâ gelmedimi?!.. 57 Lütfen, bitsin artık “sen-ben” ayrılıkları! Hazret-i ALLAH “birbirine düşman olsunlar” diye kullarınıyaratmadı. Hazret-i Peygamber (s.t.a.v.) Efendimiz ne buyurdular, dikkat et: “Mü’min olmadan cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçemü’min olamazsınız. Ey ALLAH’ın kulları, kardeş olunuz!..” Müsade edersen, ALLAH’ın kulları “ben yüce varlığainanıyorum. Ben müslümanım” diyebilsin. Ondan sonra mü’minolmanın tarikini (yollarını) bulsun ve samimi olduğu kadar imanınınzuhurunu yaşasın. İman, aklın mantığın ürettiği değil, aklınla yapacağın yolculuklailgisi olmayıp, onu ancak ve ancak ALLAH ve elçilerinin gösterdiğiyolda bulacaksın. Gerçeklerden sapmayasın. Yol sırat-ı müstakim olanyol; ahlak, ahlak-ı hamide -ki mekarim-i ahlak- bu rahmetleringörünümü “EDEB”dir. Yaratanına karşı EDEB, elçilerine karşıEDEB, hemcinsine karşı EDEB, hayvanat, cemadat, yaratılan fizikiveya metafizik cümlesine EDEB... Tek kelam ile ifade eder isek
    • METAFİZİK I tasavvuftur. Hazret-i ALLAH’a giden yoldur. ALLAH’a giden yol ise yaratılan mahlukatın nefesi adedinden de çoktur. Yolun efdalinin mihengi, ölçü ve birimi kitap, sünnet olduğu gibi, zamana göre, kesin haram kılınanların dışında güzellikler manzumesinin kişinin imanının yansımasının dünya yaşantısında da bariz zuhurunu görmek mümkündür. Ehillerine her devirde, samimiyetle tabi olanlara bilgisi ve iman gücü nisbetinde lutfedilen mananın, yani ademin insanlığa tebdil olmasına yegane yardımcı rahmet-i ilahi olan fizik üstü, metafizik yaşantının tecellisidir, rahmettir. Az da olsa kitap ve sünnette olmayan, yaşantımızda zuhuru görülen hadiselerin içtihatla zamanın yaşantısına uygun hale getirilmesi lüzumludur ve gereklidir. Zamana göre ehlinin içtihadı inanan toplumlar hatta inanmayan kitleler için de lüzumludur. İçtihadın yapıldığı toplumların yaşantılarında her türlü güzelliklerle muasır milletlerin üstünde görülmesi gerekirdi. İçtihadın eserinin insan hayatı süresince beşerin yaşantısında görülmesi mümkündür.58 Ziya Paşa’nın hitabı: “Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz.” Her kelimesi üzerinde durulmaya değer.. Emrah’ın bir dörtlüğünü yazmadan geçemiyorum: Emrâh’ı cehdeyle, kâli hâl eyle. (Emrah’ı dinle. Laf ebeliğini bırak. Lafı gerçek eyle.) Kâl ehli olandan infisâl eyle. (Laf ehli olandan kaç.) Erenleri bul da imtisâl eyle. (Allah’ın rahmetinin zuhuruna vesileyi bul da, tabi ol.) Seni de vâsıl-ı Mevlâ ederler. (Eğer rahmet-i ilahiden nasip almak ise muradın Tabi ol ki, makam-ı kurbiyette olasın.)
    • METAFİZİK I ŞAHİDE GEREK DUYULMADAN, HAYLİ ZAMANDIR GÖSTERİLEN GERÇEKLERDEN SOYUTLANMIŞ, METAFİZİK YOKSUNU, BEŞ DUYUNUN ESİRİ OLAN ADEMİMATERYALİSTLEŞTİREN BAŞI MADDE, SONU YİNE MADDE OLAN AKILCI BİR DİN SERGİLEDİK. EZELDE LUTFEDİLEN İMANI DOYURAMADIĞIMIZ GİBİ, RAHMET-İ İLAHİDEN ÜMİT BEKLENTİSİ İLE AVUNAN“MÜRİD”İN DE KÜFRÜNE KÜFÜR KATILDIĞI BİLİNEN BİR GERÇEKDİR 59 Bundan evvel yazdığım Muhtaç Olduğumuz Kardeşlik ileMerhamet-i İlahiden Hikmet Damlaları’nda belirtilen metafizikyoksunluğunun ilacını birlikte sunmaya çalışan bu abd-i aciz,anladığım ve inandığım kadarı ile hemcinsime faideli olmaya çalıştım.ALLAH te’sirini halketsin, amin. Eğri oturduğumuz halde doğru konuşalım. Bugünlerde toplumlarayansıtılan Din-i İslam’a ait emr-i ilahiler Asr-ı Saadet’teki İslam’ın,ALLAH’ın değişmeyen emirlerini yansıtmıyor. Gemi var, ammapusulasız, kaptansız. Hülasa, müeyyidesiz bir gemi! Dikkat ediyor isen görürsün: Rahmeti, mağfireti na-mütenahi olanHazret-i ALLAH kulunun samimiyetine göre ihsan ediyor, şüphenolmasın. İnanarak say-i gayretini kullan. İşi iltimasa bırakma. Hazret-iALLAH’ın ve tabi olduğun ALLAH elçisinin tebliğ ettiği ve bildirdiğişeriata sıkı sarıl.
    • METAFİZİK I Sonra gelen şeriati seçmek senin insiyatifine ve ilmine tevdi edilmiş olup, sonra gelen, zamana göre ihsan edilen şeriatteki rahmeti idrak edebiliyor isen kemalattır, rahmettir. O türlü rahmeti bildin ve buldunsa ne mutlu! Eğer samimiyetle evvelki şeriatini muhafaza edebiliyor isen sana da ne mutlu!..60
    • METAFİZİK I KUR’ÂN’DAKİ AYETLER ALLAH KELAMIDIR. BÜTÜN ALEMDEKİ GÖRÜNEN VE GÖRÜNMEYEN HER ZUHURAT MECAZİ OLARAK FİİLİYAT-I İLAHİDİR “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onlar bu delillerdenyüzlerini çevirip geçerler.” (Yusuf Suresi, 105) İşte başlıca bilgisizliğimizin bariz nedeni yerde ve gökteki, zuhurugizli olmayan ayetleri umursamadığımızdan... “Tabiat hadisesidir,doğaldır” der geçeriz. Düşünemiyoruz ki!.. Gökte ve yerde 61gördüğümüz ve mevcut olup da göremediğimiz fiziki ve metafizikiolaylar, her an mevcudiyetini görüp hissettiğimiz ve tabiigördüğümüz, beni Adem’e hizmet için noksansız zuhuru görülen,tertib-i tanzim-i ilahi, Hazret-i ALLAH’ın fiili sıfatlarının tenezzülenzuhuru olup, bi-zatihi olmayıp, izafi ve mecazi olduğunu, hiç bir aracave gerece gerek duymadan insanın okumasına müsait yaratılmış fiiliayetlerdir. Deme sakın “ben yalnız ve yalnız ALLAH kelamı ile iktifa ederim.Fiiliyatındaki bu ayetler beni ilgilendirmez.” İşte bu türlü çarpıkzihniyet sahibi beni Adem’den metafizik tecellilerinin o kişininimanında bulunması muhal olduğu gibi yaşantısında görmeyeçalışmak karanlıkta serab aramaya benzer. Metafizik tecellilerin bu alemde zuhuruna şahit olan dede veninelerimizin anlata anlata bitiremediği çok hatıraları dinleye geldik.Yol büyüklerimizin de hayatını zevki ile ihya eylemiş metafizikolayların zevkine hissedar olduğumuz gerçek vakıadır. Bu manevitertip ve tecellilerden nefsini soyutlamak, gerçeği gören ve yaşamayaçaba gösteren ehl-i hakikat ve ehl-i aşkı tahribattır.
    • METAFİZİK I Herkesin gördüğü, sadık ve gelecekten haber veren veya bir konuda insanı irşad eden türünü görmezlikten geldiği rüyalar, her ferdin metafizik âlemle münasebet zeminlerinden sadece biridir. Ayrıca uyanık veya yarı uyanıkken pek çok insanın yine bu âlemle münasebete geçerek, bu aleme ait manzaraları müşahedesi de sıradan vakıalar arasındadır ki, mutasavvıfin bu hali “yakaza” diye ifade eylediği vakidir. Maddeyi müşahede yetkisi verilen beşer beş duyuya değil, beş duygunun dışına çıkmadıkça beni Adem’e manayı görme kabiliyeti verilmemiştir. Eğer maddede mananın zuhuru görülüyor ise zuhuru görülen şahsın taşıdığı sıfata göre isimle anılır. Peygamber efendilerimizden zuhuru görüldü ise “mucize”dir. Evliyaullahtan zuhuru görüldü ise “keramet”tir. Zuhur eden kerametin zaman zaman devamı görülmesi ise “burhan”dır. Halkeden Halık-ı Zü’l-Celal’dir. İnkarı küfürdür. “Habibim sen atmadın, illâ ben attım” buyruğunu iyi anla. Güç, kuvvet yalnız ve yalnız ALLAH’a mahsustur. Bu güç ve kuvvete aciz beni Adem “benimdir” diyemez. Gayretullaha dokunur.62 Diyorsa cehlindendir.
    • METAFİZİK I ADEM TOPLUMLARI ALLAH ELÇİLERİNİ KÜLL OLARAK NEDEN KABUL EDEMEYİP, CANLARINA KASDETTİLER? Üzerinde mutlaka durulması lazım gelen önemli gerçek! Teknoloji ve medeniyetin doruğa çıktığı bugün dahi bu türdenanormallikler devam ediyor. Hastalığın virüsünü yani mikrobunugörmek için mikroskoba gerek yok. Hiçbir alete ihtiyaç duymadan,metafizik rahmetinden bakarsan gerçeği her an görebilirsin.Düşmanlıklar tarih boyu böyle oldu. Bugün de böyledir. Dini kurallar 63ki, ALLAH’ın tertip ve tanzimini aklın üretimine denk getirebiliyor,nefsani duygulara eşdeğer gösterebiliyor isen sorun yok; eğermetafizikten bahsediyor isen elbet gerçek bu. Nakli akla dönüştüren,beş duyunun esiri materyalistlere ters düştün, dananın kuyruğunukoparttın! ALLAH yardımcın olsun!. ALLAH elçilerinin cümlesi peygamberimiz efendilerimizinhayatlarına bak. Materyalistlerin zulme dönüşen icraatlarını fazlası ilegöreceksin: Nuh (aleyhi’s-selam)’ın ümmetinden gördüğü ezaya, cefaya sebepne idi?!.. Suçu Hazret-i ALLAH’ın emrine icabet ederek, denizolmayan yerde ALLAH’ın emr-i ilahisi ile gemi yapması. Maddedenbaşka bir şey kabul edemeyen, mana cahili cemaatlerin maddedezuhurunu gördüğü zaman yine bir şey anlayamadığı metafizik olaydeğil mi?.. Hazret-i ALLAH’ın “halilim” yani “sevgilim” hitabı ile ALLAHtarafından övülmüş İbrahim (aleyhi’s-selam)’ın günahı ne idi ki,mancınıkla ateşe atıldı?!.. Gerçeklerin ifşası metafizik olaylarıakılcılar batıl inançlarına sığdıramadıkları için, gerçek imanı yakıp,
    • METAFİZİK I kurtulmak istediler. Zira gerçeğin zuhuru ve yayılması hakikat yoksunu müşriklerin hurafeye kaptırdıkları inançlarının sonu demekti. Hükümdarlar tahtlarını hakikat dışı telkinlerle kurmuşlar, kendilerinin ilahlığını ilan etmişler... Başka ilah kabul edemezlerdi. Etmeleri de mümkün değildi. Çünkü düzenleri ve saltanatları hakikat kabul edemeyen, yalan, hurafe ve entrika üzerine kurulmuştu. Musa (aleyhi’s-selam)’ın dünyaya geleceği ve dünyada mevcudiyeti Firavun’u niçin telâşe düşürmüştü ki, dünyaya gelen bilumum erkek çocuklarını öldürttürüyordu?!. Firavun’u kahreden Musa (aleyhi’s-selam)’dan zuhur eden metafizik olayların Musa (aleyhi’s-selam)’da Hazret-i ALLAH’ın manayı maddede tecelli ettirmesi ile Firavun’un ilahlığının iflası ve batıl inançlarının yok olması değil miydi?!.. Dünyaya gelişi de, gidişi de fizik ötesi metafizik olay olan İsa (aleyhi’s-selam)’dan zuhur eden hikmet-i ilahi ve metafizik halleri anlatmaya beşer muktedir olamayıp acizdir. Garbın düşünürleri diyorki:64 “Bugün bizim bildiğimiz tek şey Hazret-i Mesih’in hoş görüyü temsil ettiğidir.” ALLAH’a yeteri kadar iman etmeyen materyalist yahudilere metafizik dinin kapılarını gösterdiği ve Hazret-i İsa’nın bir sır olarak doğduğu ve bir sır olarak öldüğüdür. Hazret-i ALLAH cümle kullarına peygamber efendilerimizin cümlesini şefaatçi kılsın, amin...
    • METAFİZİK I İSA (aleyhi’s-selam)’IN TEKRAR DÜNYAYAGELECEĞİNE İNANMAK HAZRET-İ KUR’ÂN’A, MUHAMMED MUSTAFA (S.T.A.V.) EFENDİMİZ’İN AHİR ZAMAN PEYGAMBERİ OLUŞUNA VE HAKİKAT TECELLİSİNE TERS DÜŞMÜYOR MU? BİR ALLAH ELÇİSİ DİĞERALLAH ELÇİSİNE ÜMMET OLMAZ. HEPSİ BİRİ DİĞERİNİN KARDEŞİDİR Hazret-i ALLAH Kur’ân-ı Kerim’de: 65 “Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler, uyarıcılar olarakgöndeririz. Kim onlara inanır ve kendini düzeltirse onlara korkuyoktur ve onlar mahzun da olmayacaktır.” (En’am Suresi, 48) Güç, kuvvet Hazret-i ALLAH’a mahsustur. Peygamberefendilerimiz Hazret-i ALLAH’ın verdiği güç ve kuvvet dışında hiçbir güce ve iradeye sahip ve muktedir değillerdir. Her şey ALLAH’ınyed-i kudretindedir. Aksini düşünmek şirktir. Cümle peygamberler Hazret-i ALLAH’ın ezel-i ervahta özelyarattığı elçileridir. Yaratılışları günah işlemeye müsait olmadıklarıgibi, kemalatları da kendi eserleri değildir. Gerçeklere bu açıdanbakarsak İsa (aleyhi’s-selam)’ı tekrar dünyaya getirmek zevkindenvazgeçeriz, inşAllah. Tertib ve tanzim-i ilahi olan, her yönünden metafiziğin zuhurubariz görülen İSA (aleyhi’s-selam)’ın dünyaya geliş ve gidişinin manatecellisine zahiri kılıf bulamayanlar Hazret-i İsa (aleyhi’s-selam)’ıdünyaya tekrar getirmek ihtiyacı ile Kur’ân-ı Kerim’de uygun ayetaradılar. Zuhruf Suresi’nin 61. ayetinde bulduklarını meal ve tefsirlereyazdılar. Ayet-i celile mealen şöyledir:
    • METAFİZİK I “Şüphesiz ki, o kıyamet için bir bilgidir. Sakın onda şüpheye düşmeyin ve bana uyun. Çünkü bu dosdoğru yoldur.” Bu ayet-i celilenin neresinden İsa (aleyhi’s-selam)’ın tekrar dünyaya geleceğini çıkardılar? Hayret!.. Gelmesi ile neyi sağlıyacaklar? Onu da anlamış değiliz. Türk milletinin medar-ı iftiharı, kendi kendini yetiştirmiş, birbuçuk sene Diyanet İşleri Başkanlığı vazifesinde bulunmuş, Suudi Arabistan’ın merkezi Riyad’da İmam Muhammed Üniversitesi’nde yedi sene tefsir öğretmenliği yapmış Prof. Dr. Süleyman Ateş Efendi Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsiri’nde gerçeğİ şöyle anlatıyor: “Müfessirler bu ayeti İsa (aleyhi’s-selam)’ın gökten ineceğine delil sayarlar ve bu konuda bazı hadisler de zikrederler. Gerçekte ayette böyle bir delil ve anlam yoktur. Nitekim Taftazani ve bazı alimler de ayette İsa’nın ineceği hakkında bir delil görmemişlerdir.” İşte metafizik olayı maddeye dönüştürmenin gülünç çabası. Hazret-i Muhammed Mustafa (s.t.a.v.) Efendimiz’i son peygamber göstermeme çabası. Sakın ha, “İsa (aleyhi’s-selam)’ın peygamberliği66 feshedilerek Peygamber Efendimiz’e ümmet olarak dünyaya gönderilecek” gafletine düşmeyesin. ALLAH verdiğini geri almaz. Bu türlü düşünmek imanı tehlikeye düşürür! Bu düşüncenle ALLAH elçilerini tanımamış ve birbirinden ayırt etmiş olursun ki, tertib-i ilahiye ters düşersin. İmanın şartı olan amentü’nün manasına halel getirmiş olursun, dikkat!..
    • METAFİZİK I HACER-İ ESVED: AHD-İ MİSAK TAŞI, EZEL-İ ERVAHTAKİ İMAN İKRARININ MÜRŞİDİ İşte metafizik olay: Hazret-i ALLAH’ın ezel-i ervahta cümlekullarından “ben sizin Rabbınız değil miyim?” Hitabına “beli” yani“evet” diyen ruhların bu ikrarını yaprağa yazıp, siyah taşa (Arabçakarşıtı hacerü’l-esved’dir) ki, ahd-i misak taşına yutturduğunu bildirenHazret-i Muhammet Mustafa (s.t.a.v.) Efendimiz’in beyanı vechilebeytullah’ın kalbi mesabesinde olan, ibadet kasdi ile yapılan herdeğişiklikte öperek müsade istenen, öpmek için yaklaşılamıyor isegeriden ellerini takliden sürmüş gibi “bismillahi, ALLAHÜ EKBER” 67diyerek iki elinin parmak içlerini öpmek sureti ile ezel-i ervahtaki ahd-i misak mürşidine dünyada da sadakat gösterip, beytullah’ta ibadetkasdi ile her yapmak istediği ibadetten Hacer-i Esved’i haberdareylemek, cemi kullarının cesetlenmeden evvel verdiği ikrarın cesetliolarak tekrarı anlamında samimi imanın zuhurudur. Ezel-i ervah mürşidi Cennet-i a’ladan Cebel-i Kuveys’eindirilerek beytullah’ın köşesine emr-i ilahi ile İbrahim (aleyhi’s-selam)’ın yerleştirdiği ahd-i misak taşı! Bizim zaafımızı bilen Rabbımkullarının ilahi rahmetinden yararlanmanları için taşı vazifeli verahmet-i ilahiye vesile kıldı. Hacer-i Esved’in manasını Hazret-iResulullah böyle izah buyurdular. Beytullah tamir edilmiş, Hacer-i Esved’i durduğu yerden alıpyerine koymak kabileler için büyük şeref idi. Bu şerefe nail olmak içinkılıçlar çekilmiş... Bu durumu kaba kuvvetle halletmek istiyorlardı. Buhalin feci sonuç doğuracağını idrak edenler uzlaşmaya vardılar. Vekarar verdiler ki: O anda beytullah’a ilk gelen kişiyi hakem kabuledeceklerdi.
    • METAFİZİK I Ezel-i ervahta peygamber olarak halkedilmiş, fakat dünyada ALLAH’a davet emri henüz gelmemiş, vahy-i ilahinin zuhuruna nail olmamış, gencecik Hazret-i Muhammet Mustafa geldi. Bu zuhuratı zevkle tasvip eden kabile reisleri “emniyetli Muhammet” manasını taşıyan “Muhammedü’l-Emin geldi” diye sevindiler ve durumu Hazret-i Muhammet Mustafa’ya anlattılar. Resulullah Efendimiz büyük bir çadır bezinin kenarlarından kabile reislerine tutturdular. Hacer-i Esved’i bezin ortasında mübarek elleri ile tutup öylece beytullah’ın Hacer-i Esved’i koyacakları köşesine getirdiler. Hazret-i Muhammet Mustafa (s.t.a.v.) Efendimiz Hacer-i Esved’i mübarek elleri ile yerine yerleştirdiler. Durumdan memnun olan kabile reisleri Muhammet Mustafa (s.t.a.v.) Efendimiz’e “Ebu’l-hakem” demekle memnuniyet-lerini izhar ettiler. Bu olay tarihi bir olaydır. Zamanımıza kadar tevatüren gelmiştir. Tamamı ile metafizik olay olup, samimi iman sahiblerinin görerek yaşadıkları, inkar edilmez bir gerçektir. Bu gerçeği idrak edenler beni Adem’de zuhur eden irşat vazifesini tereddütsüz bilirler. Hazret-i68 ALLAH’ın emri ile rahmetine vesile kıldığı vazifenin zuhur merciini ölçmek zahiri ilim erbabının terazisine uygun olmayıp, maddeden başka bir zuhurat tanımayan, hakikat gafilllerinin bu rahmet-i ilahiyi malik olduğu ilimle bilmesi muhal ve gülünçtür. İşte mihenk.. Ölç, ölçebilirsen!.. Beytullah’ı aklının mantığının içine sığdırabiliyor musun?.. Aciz tavsiyem, beytullah’ı “beytullah” olarak kabul eden imanı ara bul!.. Peygamberimiz Efendimiz Kureyş topluluğuna hitaben buyurdular ki: “--Size desem ki: Şu dağın arkasında düşman var. Hemen hücum edecekler. Bana inanır mısınız?” “--Elbette inanırız. Çünkü sen “Muhammed el-emin”sin. Emniyetli Muhammed’sin” dediler. “--Sizlere tebliğ ediyorum: “Lâ ilâhe illAllah, Muhammedün rasulullah” (ALLAH birdir, şeriki ve naziri yoktur. Ben ise ALLAH’ın kuluyum. ALLAH’ın peygamber olarak gönderdiği son elçisiyim)” diye vazifesini tebliğ eyleyince ilahlarını nefsani hazlarına uygun ayarlamış, metafizik mahrumu, materyalist adem toplulukları,
    • METAFİZİK Igerçek ilah yoksunları Hazret-i Muhammet Mustafa (s.t.a.v.)Efendimiz’e ittifaken “--deli oldu, sapıttı” dediler. “Habibim, onlarhayvandan da aşşağıdır” hitabına mazhar olmuş, maddeyiputlaştırmış, ilah edinmiş adem toplumlarından başka ne beklenirdi!?..Hazret-i ALLAH inanan kullarını imansız kulların şerrinden korusun.Yeteri kadar iman edemeyen kullarını da gerçeği bildirmeklekurtuluşa erdirdiği seçkin kullarından eylesin, amin. Bugün İslam’ı ve imanı bilmediği halde yaşayan muasırmilletlerin “ALLAH’tan başka ilah yoktur, illâ ALLAH vardır”diyeceği günü sabırsızlıkla ve ümitle bekliyoruz. Medeni milletlerdeislamın yaşandığını ve imana dönüştüğünü görmek imanlı kitlelerinimanlarının özlemle beklediği tecelliyat-ı ilahinin zuhuru olacak,inşallah. “Hiç, bilenle bilmeyen bir olur mu?!” hitabının manasızuhur edecek. İslamın ve imanın, yasaklanmışların ötesinde, ALLAH’ın rahmetiile yarattığı, “hikmet mü’minin kayıp malıdır, nerde bulur ise alsın”hitabı ile cemi güzellikleri, Hazret-i ALLAH’ın mü’min kullarınalayık kılıp yarattığı güzellikleri muasır ve medeni yaşayan, 69teknolojinin zirvesine tırmanan toplumlar bilmeden İslam’ın buyönünden yükselirken, gerçekten uzaklaşan bizler yaniMuhammediler en mütekamil şeriata sahip olmamızın idrakindenuzak, yalnız mananın lafzı ile iktifa edip, yaratılışımızın anlamı vemanasInın zamana göre tanzim edilmesi luzumlu iken, dini içtihatlarıve manayı, ademlikten terakkiyatla insanlığın hazzına erme yolundasamimiyetle çabalayan ve yaşantısından tatmin olan ALLAH’ınkullarının duyarak, görerek yaşadıkları metafizık gerçekleri zahirulemasının ilim adına tahrif etmelerine gerçek mana noksanlığındanehl-i tasavvuf olduklarını iddia edenler de bilmeden yardımcı oldular.Metafiziği dışladık. Beş duyunun esiri olup, fizikten ileri gitmeyen,felsefeci materyalistliğin maddede elzem ve geçerli olduğu yerlerimünakaşa götürmez iken, fiziki olayları manaya da yansıtmayakalkıştık. Beğenip de, yeteri kadar önem vermediğimiz, zuhurugörülen rahmet tecellisi olan manaları da akıl potasında eritip maddeile eşit kıldık. Bu tür ayarlamanın aciz kulları rahmet-i ilahinin dışına iteklediğiyaşanan bir gerçek iken, dini istismarlar çoğaldıkça kaybımızı daha iyi
    • METAFİZİK I anlar olduk. Ne mi oldu? Söze gerek yok. İmanla bakarsan görürsün. Metafizik yoksunu dindarlara hakikatlerin önünü kapatmakla tevhit dininde istismara müsait kapılar ihdas ettik ve ferahca geçilmesini kolaylaştırdık. Gerçeği dışladık. Bu kararsızlığımızla dindar yaşadığımızı zannederek, imanı ALLAH’ın emrine göre değil de, nefsimizin hazzına uydurmaya çalıştık. Evvelki kavimlerin bilmeden düştükleri uçurumu bizler de farkedemedik, göremedik. Tefekkürsüz, arzdaki ayetlerden habersiz, metafizik yoksunlarına vahşi yolu “ehli yol” diye gösterdik. “Yardımcı oluyoruz” zannı ile küfür bataklığına, “din adına yardım ediyoruz” zannı ile hemcinsimizi itekledik. Kendimiz de beraber düştük. Hazret-i Kur’ân’ın birinci ayeti olan Rabbımızın açık uyarısını daha hala anlayamadığımızı, ALLAH’ın kullarını “gavur, kafir, gayr-i müslim” görmeye çalışmamız bu ayet-i kerimeyi kabullenemediğimizi göstermiyor mu?!.. “El-Hamdü lillahi Rabbi’l-alemin”in anlamını anlayamadık. “Hazret-i ALLAH yalnız ve yalnız bizim Rabbimizdir” dedik. Haşa, Hazret-i ALLAH’ı tekelimize almışız gibi, edep harici70 fikir ve iman gösterilerine kalkıştık. Gururumuza yediremiyoruz, amma yanlış aldığımız dini tedrisatın gerçeğine yönelme zamanı geçmeden samimiyetle tövbe, istiğfar edelim. Her zaman mevcut olan gerçeği yaşamayı ALLAH’tan lisanen, kalben, halen isteyelim. Cümle peygamber efendilerimizin, Musa (aleyhi’s-selam)’ın, İsa (aleyhi’s-selam)’ın, Muhammed (aleyhi’s-selam)’ın, cümle peygamber efendilerimizin dinleri tevhit dini olan İslamiyet’tir. İslam’dan başka din olmadığını Hazret-i ALLAH bildiriyor. Getirdikleri emr-i ilahilerin hepsi de rahmettir, şeriattir. Kullarının tekamül ve derecelerine göre ihsan edilmiş sonra gelen şeriate tabi olmak kulun iradesine, görgüsüne tevdi edilmiş olup, zamanını nasıl idrak edişine ve görüşüne bağlıdır. Samimiyeti ile evvel gelen şeriati ALLAH’a eş ortak tanımadan yaşayabiliyorsa “müslüman”dır, kardeşimizdir. Tevhid dini olan İslamiyet’e aykırı olarak, ALLAH’ı tanımayıp küfr-i inadide ömrünün sonuna kadar israr eder ise işi Hazret-i ALLAH’a kalmıştır. ALLAH’ın azabı şediddir. İleri gitme. “Bu davayı üstleneyim” deme. Din gününün yegane sahibi olan Hazret-i ALLAH’ın avukata ihtiyacı yok. Yaratanımıza hamdederek,
    • METAFİZİK IDin-i İslam’ı daha iyi anlamaya ve yaşamaya samimiyetle gayretedelim. ALLAH yardım etsin, amin. Düne göre daha iyi anlıyoruz. Görünürde puta tapan kalmadı.Amma Peygamberimiz Efendimiz’in getirdiği Hazret-i ALLAH’ınemrini ve nehyini rahmet olarak yansıtamıyoruz. Her emr-i ilahiyigazab-ı ilahi gibi göstermek gafletine kapıldık. Nefsani ürettiğimizkapıdan başka kapı tanıyamadık. Tanımak da istemedik. Bu çarpıkyaşantımızla Din-i İslam’ı lüzumsuz gördük. Sorulduğu zaman“bizimde var” diyecek kadar kabul ettik. Hakikat dışında kalmış,dindar geçinen zümreler bu gidişatları ile hakikat dışı kaldılar. Ezel-i ervahta “beli” demenin zevki ile zevkiyab olmuş, aradığınıbulduğu ile iktifa eden, tarik-i müstakim üzere olan yol ehlini Rabbımrahmeti ile muhafaza eylesin. Bu rahmetini cümleye nasip etsin,inşAllah. Tahrif edilmiş. Manası ile manadan uzaklaştırılmış. “İslam’ıkoruyoruz” kasdi ile bilmeden hakikat dışlanmış. İnsanın ruhunudoyuramayıp, manadan yoksun kalınmış. Tertip ve tanzim-i ilahiler yol ehlini ALLAH’ın zikrinden, zikre 71yönelik fikrinden uzak kılmasın, amin.
    • METAFİZİK I ZİKRULLAH ARZDA VE SEMADA, ON SEKİZ BİN ALEMDE CANLI VE CANSIZ HER ZERRENİN MÜŞTEREK İBADETİDİR. SADECE ALLAH’I ANMAKTIR. DİĞER EMR-İ İLAHİ OLAN İBADETLERLE KARIŞTIRMA! Yaratılışın sırrı, efdali şerefli mahluk olan insandır. Hazret-i ALLAH’ın varlığını tanıttığı bütün alemdeki yaratıkların müşterek ibadetleri zikrullahtır. İnsan manen, halen, lisanen yaratanını emr-i72 ilahiyeye uygun kesir zikreder. Zikrullah metafiziktir “kıyamen, kuuden ve ala cünubihim” (ayakta, oturarak, yatarak ALLAH’ı zikrederler). Bütün ibadetlerin zamanı, adedi, mekanı belirlenmiştir. ALLAH’ı zikir için tahdit konmadığı gibi kesir zikretmemizi Hazret-i ALLAH emrediyor. Bu rahmet-i ilahi akıl ve mantıkla ölçülemez. Çünkü metafiziktir. Adil-i mutlak olan Cenab-ı Hak dilediğine ihsan eder. Yalnız zahirle yetinen felsefeci alimin ölçemiyeceği, sadece imanının neşv ü neması ile aşk-ı ilahinin zuhur ettiği ehl-i aşkta bu rahmet-i ilahiyi bariz görmek kehanet değil. Beş duyunla yetinme. Hazret-i ALLAH cümle kullarına aczini itiraf kapısını aralık bırakmış. İnadı bırak. Rahmet kapısından içeri girmeye çalış ve mutlaka gir. Her tabîbe âşikâr etme derûn-ı derdini, Her ne derdin varise eyler devâ, ALLAH kerîm.
    • METAFİZİK I O kapının gerçek bekçileri vardır. Hazret-i ALLAH’tansamimiyetle iste. Şu düsturu da hafızanda mihenk olarak bulundur:Tertib-i ilahi olan yolun başı şeriattir, ortası gene şeriat, nihayeti deşeriattir. ALLAH’ın emri Peygamber Efendimiz’in getirdiği emr-iilahinin tebliğinden dışarı çıkma. Sırat-ı müstakim budur.Ölçemiyorsan dahi abd-i acize kulak ver. Zararın olmaz. Lütfen, zikrullaha, ALLAH’ı çok zikreden zakire din adına karşıçıkma. Bu abd-i aciz vazifem itibarı ile sen kardeşimi uyarıyorum:Hazret-i ALLAH ve Resulü hürmetine! Haddini bil. “Allah aşkına”demiyorum. Eğer aşk-ı ilahiden nasipli olsa idin bu ricaya gerekyoktu. Kur’ân-ı Azimü’ş-Şan’da Hazret-i ALLAH’ın uyarısını dinle: “Münafıklar ALLAH’ı zikretmezler, yad eylemezler, zikretselerde pek az ederler ki, o da ağızlarındandır.” (Nisa Suresi, 142) Hadis-i kudside: “Kulum beni kesir zikreder. Ben kuluma aşıkolurum, kulum da bana aşık olur.” Hazret-i ALLAH’ın lutfettiği buaşk-ı ilahiyi hatırdan hiç çıkarma. 73 Maksadımız ne idi, mevzuyu nerelere götürdük... Peygamberimiz Efendimiz Hazret-i Muhammet Mustafa (s.t.a.v.)Efendimiz’e vahy-i ilahi, metafizik zuhurat, mana rahmeti tecellietmeden evvel Kureyşiler ve cümle kabileler sevgi ve saygı ile hürmetederler iken sonraları neden birden değişip, Hazret-i Resulullah’ıncanına kasdettiler, hicret emr-i ilahisinin zuhurunun tecellisine sebeboldular?. Bu durumun başlıca sebebi toplumun garibi olduğu, fiziküstü metafizik yoksunlarının alışamadığı hakikat cahilliği değil mi? Yalnız fiziki zuhurat ki, ilme’l-yakin ile, tertib ve tanzim-i ilahininnihayet bulduğunun zannı ile iktifa eyleyip, mana dışı nefs-iemmaresini avutmaya çalışan kardeşim! Metafiziksiz, manasız davanınereye kadar götürebileceksin?!..
    • METAFİZİK I SEMAVİ DİNLERİN HEPSİNİ İSLAM’DAN SOYUTLAYIP “ALLAH’TAN BAŞKA İLAH YOKTUR” DİYENLERE “GAYR-İ MÜSLİM, KAFİR, GAVUR” İTHAMINI DAHA NE KADAR DEVAM ETTİRECEKSİN?!.. “Yalnız ben müslümanım. Bütün insanlar gayr-i müslim, kafir, gavur” türküsünün manasının zuhurunda gazab-ı ilahiden başka rahmet-i ilahiye ait tecelliyata rasladın mı? ALLAH’a “acabasız” iman eden bu abd-i aciz, cümle resullerini emr-i ilahi üzere birbirinden ayrı görmeden, şeriati ile yükümlü olduğum ahir zaman nebisi Hazret-i74 Muhammed Mustafa (s.t.a.v.) Efendimiz’i ilahlaştırmadan, emr-i ilahi ve rahmet-i ilahinin zuhur merciinin hayranı ve aşığı, seksenine yaklaşmış, Hazret-i ALLAH’ın verdiği irşat vazifesinin ağırlığını tertib-i ilahi zevki ile taşımıya çalışan bu abd-i aciz derim ki: ALLAH’tan kork! “Biliyorum” edası ile bilgisizce, ALLAH’ın kullarını semavi dinlere, -ki cümlesi İslamiyet’tir- son gelen ALLAH elçisi Hazret-i Muhammet Mustafa (s.t.a.v.) Efendimiz’e düşman ettik, onun izinden ayrılmamaya, gücünü seve seve veren Ümmet-i Muhammed’e ve en mütekamil son şeriatin manasını yaşantımızdan da dışlayarak mana yoksunu metafizik garipliğine iteklendik. Kesinlikle görüyorum ki, metafizik ve mana yoksunu ilminle, metafiziksiz tedrisat ve düşüncelerinle tanzim-i ilahi olan manevi teşkilatı kabullenemeyen ilminden başka ne beklenirdi ki?!.. Görebiliyor musun, manadan habersiz, hakikat fukarası, maddeden öte yol bulamayan ilminin alıcısı kalmadı ; yetişdirdiğin çırakların dışında. Tezgahını fizik ötesi metafizik yoksunlarının pazarına götür. Aşk pazarında sergilediğin emtaına müşteri bulamayacaksın. Beni
    • METAFİZİK IAdem güzellik ve aşk arıyor. Senin tezgahında bulunmayan şeylerbunlar... Senin ne sergilediğini görmek kehanet değil. Bütün çıplaklığı ilearz-ı endam ediyor “ALLAH yalnız benim ALLAH’ım. İslamiyet yalnızve yalnız benim dinim.” Bu ilmi nereden öğrendin? Nerede okudun?Bu manasız yaşantını Hazret-i Kur’ân’a maledemezsin. Dini tedrisat dahi tertib ve tanzim-i ilahi olan mecrasındansaptırıldı. Fizikten öteye giden manevi yolları bulmak zorlaştı. Büyükdini tedrisat veren “Ezher Üniversitesi” ve benzerleri olan ilimyuvaları dahi manaya karşı kör insanlar yetiştirdi. Bu insanlar ünvanve şöhretlerinin gücüne dayanarak manada büyük tahribat yaptılar.Hazret-i ALLAH’ın tertip ve tanzim eylediği manevi teşkilat horlandı.Gene ALLAH’ın kullarından zuhur ettirdiği mucizeyi, kerameti vekerametin devamı burhanı tevil yolu ile inkara başladılar. Sonratamamını inkar ettiler. Bu inkar açık seçik olmasa da, mızrağın çuvalagizlenemiyeceği gibi hakikatler hiç bir zaman ehlinden gizlenemez. Metafizik yoksunu alim kardeşim! Nefsine zulmetme. Çünküİslamiyet cümle peygamber efendilerimizle Hazret-i ALLAH’ın 75kullarına lutfettiği, iradesine bağlanmanın ismidir. Hiç olmazsanefsine insaf et. İşte bu yanlış hüküm ve tutumumuzun günahınıümmetçe çekiyoruz. Bunun bedelini dünyada çok ağır ödüyoruz.“Hazret-i ALLAH’ın dostluğu bize yeter” tesellisinin de tutarsız vehimolduğunu unutma. Emr-i ilahinin dışında rahmet ve yakınlık aramaklagülünç oluyorsun. Hazret-i ALLAH cümle kullarının istikametini tarik-i müstakim,ahlakını da mekarim-i ahlak üzere kılsın. Âmin ve selâmün ale’l-mürselîn, ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-âlemîn. ****** Din-i İslam’a ters düştüğü için din tedrisatında yaptığın hatalıduruma ortak arama. Hele hele, vatanı kurtaran kahramanların eseriimiş gibi hiç gösterme. Buna hakkın yok! “Kısas kıyamete kalmaz.”Bu türlü hataların cezası hesap gününe kalmaz. Dünyada ikenödetirler, bilgin olsun!..
    • METAFİZİK I MEVCUT YARATIKLARIN İÇİNDE GÖRDÜĞÜMÜZÜN ANCAK MİLYONDA 4-5 MAHLUK OLDUĞUNU EHİL KİŞİLER BİLDİRİRLERKEN, FİZİK ÜSTÜ TECELLİYATIN YANİ METAFİZİK OLAYLARIN UMUM ZUHURATININ MİLYONDAN YALNIZ 5 NOKSAN OLUP, ÇOĞULU TEMSİL EDEN METAFİZİĞİN ZUHURUNA NİÇİN DEVENİN NALBANT DÜKKANINA BAKTIĞI GİBİ BAKARSIN?76 Hazret-i Kur’ân’da beyan edilen metafizik tecellileri dahi akıl ve mantığına uydurmaya çalışmışsın, ilim adına! Makro aleme müteallık olanları teleskopla, mikro aleme ait olanları mikroskopla, diğer bir kısmını da x ve benzeri ışınlarla tesbit ediyoruz. Ama tesbit imkanlarımızın dışında kalanların sayısını ancak ALLAH bilir. Belki zaman gelir bu gizli zannettiklerimiz de açığa çıkar. O zaman bugünkü ilahi imtihan başka suale dönüşür. Geçmiş zamanda kabul edilemeyen mana tecellilerinin bugün zuhuru akl-ı selim insanlar tarafından kolaylıkla kabul olunduğu gibi. Lütfen, bu abd-i acizi tenezzülen dinle. Yakinen şahit olduğum, itimada şayan, seçkin kişilerden yakinen dinlediğim, yol büyüklerim olan zatların yaşantılarındaki olayları az da olsa anlatmaya çalışacağım. Cümle peygamber efendilerimizde zuhur eden mucizeleri anlatmaya -ki, metafizik olayları bildirmeye beşer muktedir değildir...- İmanlı kullar manevi alemlerinde zevkini alıp, yaratanının varlığına ve gücüne inancı ile mutmaindirler, yani itminan-ı kalbe sahiptirler. “O
    • METAFİZİK Imüttaki kullarım gaybe iman ederler” ayet-i celilesindeki bubahtiyarları her devirde görmek mümkündür. Onlarsız dünya ve ahiretalemi anlamsız ve manasızdır. İsimlerini merak edersen bildiğim kadarı ile arz edeyim: Zamanulemasının “ben daha iyi biliyorum” zannı ile Kur’ân-ı Azimü’ş-Şan’da ayetle sabit iken “evliya” diyemedikleri, “veli”yi bilemedikleri,“mü’min”in ve “müslüman”ın yeterli tarifini yapamadıklarındanALLAH’ın bi-la-istisna cümle kulları müşkül durumda kalmıştır.Kulların kemalatlarına göre ihsan edilen şeriatler umumiyetlebencillikle mecrasından saptırılmış olup, ALLAH’ın rahmet,merhamet ve mağfiret-i ilahi ümidi ile, yalnız akıldan öteye yoluolmayan, beş duyunun sağladığı yaşantının gücü ne kadarsa hakikatyoksununda o kadar kalmış, rahmet-i ilahiden gönderilen şeriat-iMuhammedi’yi dahi bencillik ve enaniyetimizden dolayıanlayamadık. Öyle hale getirdik ki, hakikatleri özleyen müşteribulamadık. Müşterisi olmayan mal rahmet tüccarının yedinde kaldı.Rahmet-i ilahiden ahir zaman peygamberi Muhammed Mustafa(s.t.a.v.) Efendimiz’in madde ve mana hayatında Hazret-i ALLAH’ın 77programladığı cümle zuhurat şüphesiz, rahmet-i ilahidir. İşte buikram-ı ilahiden habersiz yaşıyoruz. Gerçek dışı tutumlarımızla tahrif ettiğimiz mana ürünlerimizibilgisizce yok etmek isteyen tutum gittikçe kabarıyor. Manaperişanlığı artıyor, eksilmiyor! Bu durumun çaresizliğindenbocalayan, insan olmaya namzet beni Adem denize düşmüş, yüzmebilmediğinden kurtuluş telaşı ile yılana sarılıyor. Çıkarcıların, dinistismarcılarının ister istemez kucağına düşüyor.
    • METAFİZİK I ANLAMLI VE MANALI YARATILAN, CÜMLE YARATIKLARIN ÇEKİRDEĞİ, MANASI, SIRR-I İLAHİNİN TECELİ MERCİİ OLAN İNSANIN YAŞANTISINDA NE İÇİN YARATILDIĞININ, NE YAPABİLECEĞİNİN ZUHURU MİZACINDA BARİZ GÖRÜLÜRKEN BÜTÜN İCRAATINDA KUDRET-İ İLAHİNİN İSTİSNAİ KULLARINA BAHŞETTİĞİ FİZİKİ OLAYLARDAN DAHA FAZLA ZUHURU GÖRÜLEN METAFİZİĞİN İNKARI İLMİ HAKİKAT İLE NASIL BAĞDAŞIR? MENSUBİNİ NE DERECEDE MUTMAİN KILAR?78 Görmezler mi ki, erkek çocuğun eline geçirdiği her şeyi çekiç gibi yere vurduğunu?!.. Gene görmezler mi ki, kız çocuğunun eline verilen şeyleri kucağında çocuk varmış gibi salladığını?!.. Fıtrat-ı ilahi... Bu fıtratının dışında iş yapmak isteyen ademin (kişinin) yaptığı icraatler nefse ezadan başka kazanç getirmez. Bu esrar-ı ilahiyi zerreden kürreye her mevzuya götürebilirsin. Manaya samimiyetle yöneldiğin zaman aklının ve mantığının kavrayamadığı fizik üstü sayısız tecelliyat-ı ilahiler, beş duyunun esaretinden kurtularak Rahman’ını daha yakiynen tanıyıp, emr-i ilahiye iltizam ile aşk caddesinde yürüyebilen bahtiyarlar sınıfına dahil ehl-i tarik -ki, meyvesi maddesi ve manası ile “dervişlik” sıfatı tecelli edecektir, inşAllah. “İns ve cinni bana ibadet etsinler diye yarattım” hitabının muhatabı olan cümle yaratılmışların kudret-i ilahi tarafından ayrı ayrı vazifelerle vazifelendirildiği bariz görüldüğü gibi, ALLAH elçileri ve elçi varisleri olan evliyaullahın şahsiyetlerinde Hazret-i ALLAH’ın lutfettiği manevi vazifenin her an madde aleminde de zuhurunu
    • METAFİZİK Iehlinin müşahede ettiği, cümle kullarına da bir nebze ihsan edilmişolduğu halde nasipsizler bu tecelliyat-ı ilahiden iman zafiyetleri ileuzak dururlar. “Hikmet mü’minin kayıp, malıdır nerede bulursa alsın”hitabına dikkat edersek, hikmet mü’minin kayıp malı, müslimindeğil!. Müslim mü’min olmak için ihtiyarını sarfettiğinde hikmetnoksanlığını giderme ihtiyacını duyacak, manevi doyuma ulaşmaihtiyacı bir ömür boyu sürecek. Çünkü hikmetin başı vardır, nihayetiyoktur. Bazı yol büyüklerine maledilen varlık ve enaniyet kokulu,bencillikten öte gitmeyen, ancak hakikat garibine yakışır bir sözvardır: “Bizim tarikatımızın başı diğer tarikatlerin nihayetidir” derler.Bu kelam tamamı ile hakikat dışıdır. Eğer yol Hazret-i ALLAH’ınolmayıp beşerin tanzimi olsa idi “küllü tarikın vahidün (bütüntarikatler birdir)” denmezdi. Tarikatler çoktur. Amma şeriatı ileyükümlü olduğun peygamberinde birleşmiyorsa “vahşi tarik”tir.Mensubini zındıklığa götürür. Yolun uğramaz ise Muhammed’e, 79 Geçti kervan, kaldın dağlar başında!. Kasıt nur-ı Muhammedi, Adem (safiyullah)’tan kıyamete kadarteceli edecek rahmet-i ilahi!
    • METAFİZİK I ABDÜLKADİR GEYLANİ ÇOCUK İKEN BARİZ GÖRÜLEN İRŞAT VAZİFESİNİN TECELLİSİ Abdülkadir Geylani Hazretleri henüz çocuk iken tarlada öküzün kuyruğunu çekmişti de, yaratılışının nedenini anlatmaya vesile kılınan öküz lisan-ı hal ile: “--Ya Abdülkadir, ALLAH seni bu işler için yaratmadı” demişti. İç aleminde bu hitabın manasını bulan çocuk Abdülkadir hayat boyu yaratılışının sırrından küfre pirim vermedi. Bu uyarının etkisinde80 kalan çocuk Abdulkadir Geylani manevi ilim tahsili için anasının rızasını istedi. Anası da bir şartla razı olacağını, hayatında hiç bir sebeble yalan söylemiyeceğinin ikrarını aldı. Hırkasının omuzuna kırk altın dikerek canından çok sevdiği oğlunu emr-i ilahi üzere kervana kattı. Tevatüren, zamanımıza kadar söylene gelen bir sadakat olayı anlatılır: Giden kervanı haramiler soydular. Harami mutadı üzre gizli bir şeyleri olup olmadığını kaza-zedelere sordular. Yalnız çocuk Abdülkadir omuzunda kırk altının dikili olduğunu söyledi. Çocuğun alay ettiğini zanneden haramiler ilgilenmediler. Amma reislerine tekmil verirken: “--Bir çocuk var. Bizimle alay ediyor” dediler. Sinirlenen reis Abdulkadir’e, hiddetle: “--Ne diye yalan söyledin” diye çıkışınca: “--Yalan söylemiyorum, omuzumda dikili kırk altın var” diye tekrar etti.
    • METAFİZİK I Açtılar, omuzunu. Kırk altının mevcudiyetini gören reis hayretinigizliyemedi. Hayretle avamın her haline ters düşen bu olayıkınamaktan kendini alamayan reis: “--Oğlum, söylemeyebilirdin. Niçin söyledin?” Dedi. Cevap: “--Ben anama söz verdim, yalan söylemiyeceğim, diye. Kırk altıniçin vadimi bozar mıyım?!..” Kamil doğarmış ehl-i Hak, Doğmadan evvel anası. Eşkiya ne bilecekti, bu türlü imanın başka yönlü zuhurununolamıyacağını?!.. Sureta manadan habersiz, ezberci alimin debilemediğini, hayatını başkalarının felaketi üzerine yükleyerek rızıkarayan harami mi bilecekti, gerçeği?!.. Hak tecelli eyleyince her işi asan eder, Halkeder esbabını, bir lahzada ihsan eder. 81 Cümle haramide nedamet hissi belirdi: “Çocuk kadar ahde vefagösteremedik. Ezel-i ervahta Cenab-ı Hakk’ın varlığına “beli” dedik.Bu beli’de sırat-ı müstakim üzere olmamız lazımken, niçin bu çocukkadar ahde vefa edemedik?!..” Diye yaşantılarından hicap duyarak,ruhen evliya, ceseden çocuk olan Abdülkadir Geylani’nin şahadetindetövbe ve istiğfar ettiler. İksir-i a’zamdır nutk-ı ehlullah Yek nazarda haki kimya ederler. Evliyaullahın nazarı çocukken de geçerlidir. “Onlar ALLAH’ınnuru ile bakar” hitabını iyi anla. Kıskançlık yapma. Fiziki ölçülerleölçümü imkansız olan fizik üstü metafizik tecelliyatın zuhuru ileMevlasını kulluk yapacak kadar tanıyan ve yaşayan kul için değil mi?Bu hitab-ı ilahi “hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?!..” Bildirisini iyioku. Amma manasını aşk-ı ilahiye uygun yaşa, öyle oku!
    • METAFİZİK I “O zaman, eşkiyaya tövbe, istiğfar nasip olur mu?” Düşüncesi zatını rahatsız etmediği gibi, rahmet ve mağfiret tecellisi imanının özünü teşkil eder. İşte yakın zamanda kitlelerin şahidi olduğu metafizik olay:82
    • METAFİZİK I EŞKİYA REİSİ SALİH’İN NAKŞİ MEŞAYİHİ HACI SALİH EFENDİLİĞE YÜKSELİŞİNE VESİLE OLAN RAHMET TECELLİSİ Nahşibendi meşayihi, kümmelin-i evliyaul-lahtan Şiranlı HacıMustafa Efendi (k.s.)... Bir dervişi ile seyahetleri sırasında eşkıyalarŞeyh Efendi ve dervişi soydular. Giysilerini de alıp, don gömlekbıraktılar. Şeyh Efendi eşkıya reisine sordu: “--Oğlum senin ismin ne?” “--Ne yapacaksın baba, ismimi. İsmim Salih.” 83 “--Fe-sübhanAllah” dedi. İç aleminden anlamıştı, bu cilve-i Rabbani’de hikmet-i ilahinintecelli edeceğini. “--Oğlum salih, bu işte bir terslik var. Salihlerde böyle halinzuhuru görülmüş değil.” Bu hitabı hakaret gibi algılayan eşkiyaların reisi Salih don gömlekbıraktığı varisü’n-Nebi, nedim-i ilahi olan ALLAH evliyasının zahirikisbesini soymuştu. Bilmezdi ki, Şeyh Efendi eşkiya reisine zamanıgelince hakikat giysisi giydirecekti!. Ama cilve-yi Rabbanininzuhurunun zamanını beşer bilemezdi ki!. Bu sırrı iyi dinle de, kendine gel!. Şeyh Efendi kurnazlık mı düşünüyordu? Onların ind-i ilahidenverilen vazifelerinde “kurnazlık” denen “hakikat lekesi” noksanlıkaramak na-ehlin gafletinden gelir. Kavisi tamamlamış, irşat vazifesiile yükümlü kılınmış, veraseti tasdik edilmiş ve kurbiyet çeşmesindenpeygamberinin şefaatı ile rızkını alan rızıklılara Cenab-ı Hakk’ın osimayı vesile kılarak, ALLAH’ın adaleti ile taksime vesile kıldığı
    • METAFİZİK I nedim-i ilahiden “hakikat noksanlığı: kurnazlık” beklenemez. Şeyh Efendi Hazret-i ALLAH’ın Kur’ân’da habibine verdiği tanıma ölçüsünün de varisi idi: “Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın. Konuşmalarından daha iyi tanıyacaksın.” Bir atasözü vardır: “İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar koklaşa koklaşa biri birlerini tanırlar” demişlerdir. Şeyh Efendi’nin sözünü hakaret zanneden eşkıya reisi Salih; “--Haydi yoluna git” diye Şeyh Efendi’yi tersledi. Şeyh efendi dervişi ile don gömlek yoluna devam ettiler. Manevi zıpkını yiyen Salih’in iç aleminde değişiklikler başladı. Küfrü sıkıyordu Salih’i. Çünkü iki zıd bir arada bulunmaz! Bulunsa da sahibini rahatsız eder. Biri yerini diğerine terkedecektir. İkisinin bağdaşması kıyamet alametidir. “Rahmet-i ilahi geldi, küfür zail oldu.” Gerçek bu. Bir kimsede iman ya vardır veya yoktur. İkisinin ortası olamaz. Ümit kapısını daima açık tut. Rahmet-i ilahi geldiği zaman nur-ı aynini evde bulsun. Rahmet zuhurunun nereden geleceğini ALLAH’tan başka kimse bilemez! Bazıları hisseder fakat84 kül olarak Hazret-i ALLAH’ın yedindedir. Ezel-i ervahta tertib-i ilahi evliya yaratılan insan, hikmet-i ilahi tecellisi ile her ne sebepden dünyanın çöplüğüne iteklenmiş ise de, maddesi adem, manası insan olduğu için iç alemi hiç bir zaman içine düştüğü küfürle intibak edemeyip kurtuluş anını mevcut olan rahmet kapısını açacak vesiyle anahtarını bekleyen, beklediğini bulduğu zaman mal bulmuş mağribi misali evvelki yaşadığı çirkin hayatının ezikliğiyle samimi teslimiyet örneği sergileyen, ezel-i ervah bahtiyarı, insan-ı kamil namzedi insanın küfür nikabını kaldırıp mevcut olan rahmet-i ilahiyi açığa çıkarmak için büyük mutasavvıf Şiranlı nakşi meşayihi Hacı Mustafa efendiyi vesile kılmıştı Hazret-i ALLAH. İşte bu tertib-i ilahi eşkiya Salih’in küfür perdesini yırtmış, ezel-i ervahta verilen fizikten ötede manevi tecelliyatın yolunu rahmet-i ilahiye açan vesilenin zuhurunu dinle: Eşkiya reisi Salih arkadaşlarına o anda beliren iç alemindeki değişikliği ve rahatsız olduğunu anlatarak arkadaşlarına teklif etti:
    • METAFİZİK I --Arkadaşlar, şu iki kişiden aldığımız her şeyi geri verelim.Şimdiye kadar aldıklarımızı size bırakıyorum. Şahit olun! Bu hayattanda çekiliyorum. Reislerini kaybetmekle üzülen eşkiyalar: --Sen bilirsin reis, dediler. Şeyh efendinin tekrar önünü keseneşkiya Salih --Dur baba! Deyince: --Daha ne alacaksın? Neyimiz kaldı ki, oğlum Salih? --Baba, bir teklifim var: Kabul edersen aldıklarımı gerivereceğim!. Salih’in bu hitabının manası başından beri iç aleminde zuhureden, zevkinin dışa yansımasının vakt-i saatini bekleyen gerçekvarisü’n-Nebi, nedim-i ilahi: --Teklifini bekliyorum oğlum Salih! --Beni evlatlığa kabul eder misin? --Oğlum Salih, biz seni ilk gördüğümüzde kabul ettik. Hitabında rahmet zuhuratı vardı. Zira ezel-i ervahda hikmet-i ilahi“beli” hitabının iman şulesi ehlinin manasında yansır. O kişinin 85maddesi ile manasının bağdaşmadığı görülür. Fakat tehir edilmiş,müddetini doldurmuş rahmet zuhuru irşat vazifesinin terazisindehemen aslını gösterir. Bu haslet peygamberlerimiz efendilerimize vevarislerine verilen iman mihengidir. Gaybı yalnız ve yalnız Hazret-i ALLAH bilir “Habibim senonları yüzlerinden tanırsın konuşmalarından daha iyitanıyacaksın.” Dikkat edilirse hitab-ı ilahi zuhur merciini gösteriyor.Yeri geldi ayet-i kerimeyi tekrar yazdım. Şeyh efendinin huzurundatövbe istiğfar eden eşkiya reisi Salih zamanın gerçek meşayihi ŞiranlıHacı Mustafa efendinin sadık, gözde dervişi ve neticede halifesi,Çorumlunun medar-ı iftiharı, rahmet-i ilahi mercii Hacı Salih Efendizuhur eyledi. Sahabeden Kerebi Gazi Hazretlerinin türbesinin içinderahmet-i ilahiye vesile kılınan ziyaretgahı nasibi olan ziyaretçilere hergün açıktır. “Taştan topraktan ne bekliyorsun” diyen nasipsizlerin de aff umağfiret deryasından istifadelerini ümitle bekliyoruz. ALLAHkusurlarını affetsin de, bu ve buna benzer, rahmet-i ilahiden mahrum
    • METAFİZİK I eden, ilim zannedilen, aklın ürettiği mahrumiyet virüsünden Hazret-i ALLAH kurtarsın. Rahmetine vesile kıldığı o taş ve toprağın da vesile olduğunu idrak ettirip, metafiziksel olayları anlayıp, rahmet-i ilahiden onlar da nasipli olsunlar, inşallah. Amin, ve selamün ale’l- murselin ve’l-hamdü lillahi Rabbi’l-alemin.86
    • METAFİZİK ICENNET-MEKAN ÇORUMLU, YEDİ TARİKTEN İCAZETLİ ŞEYH HACI MUSTAFA ANAÇ EFENDİ Kayın pederim Şeyh Hacı Mustafa Anaç efendinin (makamıcennet olsun) gençliğinin bazı yönlerinin hacı Salih efendinin imtihanıile benzerliği vardır. Çorumluların manevi tecelliyattan, tertib-i ilahiden nasipsizolanları sudan bahanelerle bilgisizce manevi irşat vazifesini“ölçüyorum” zannı ile ondan nasıl da mahrum olduklarından, akılcı 87dinden başka bir din kabul edemeyen, Hazret-i ALLAH’ın tertib vetanzimi olan manevi teşkilatı ilmi kelamdan, fizikten öteyegidemeyen, ilmini yeterli zannederek küfürden öteye yol bulamayanmateryalist metafizik yoksunları Hazret-i ALLAH’ın aff umağfiretinin sonsuz olduğunu laf yönü ile bildiklerini zannederek, bubilgide fikirdaşları ile de ittifak ederler. Ne yazık ki! Onlar içinmanadan yoksun hal-yolu ile bu sıfatın zuhurunu anlamak çokmüşküldür!. Kulun bağışlamasına sakın bel bağlama. Aciz kul bağışlamış gibigörülse de, inanma. Uygun zamanını buldukça günahının yeni icraedilmiş gibi teşhir edileceğinden şüphen olmasın. Bağışlamak sıfatıhenüz ona verilmemiş. Verilmeyen bir şeyi nereden bulsun?Peygamberimiz efendimiz buyurdular ki: “Siz ALLAH’ın sıfatı ilesıfatlanınız.” Bu hitabı iyi anla. Ademlikten terakki edemeyenşahsiyetlerde affetmek, bağışlamak gibi sıfatları arama. Bulamazsın.Olmayan bir şeyi nereden bulacaksın?. Ademlikten say-i gayretinikullanıp, tertib-i tanzim-i ilahinin zuhurunu merciinden bekliyereknail olursun. Mercii nedir:
    • METAFİZİK I İrşat vazifemin 44. yılını idrak etmiş bulunuyorum. Yaşadım ve şahit oldum. Bu sıfatları şeriatı ile yükümlü olduğun peygamber efendilerimizin şefaatinde bulursun. “Ben ilim şehriyim, Ali kapısıdır” hitabı kıyamete kadar bakidir. Zuhur merciini mürşid-i kamilde bulursun. “Bu zamanda yok” demek gafletine düşmeyesin. Bu zannın Hazret-i ALLAH’a karşı edep dışı olur. Manevi ilimle Hazret-i ALLAH’ın rahmetine, aff u mağfiretine vesile kıldığı tertip ve tanzim- i ilahiyi inkar beşere manevi ölüm getirdiği gibi yaratanına zulüm isnat etmektir. Bu hal küfür olduğu gibi Peygamberimiz Efendimizin emr-i ilahi olarak getirdiği şeriat-i garraya da ters düşer. Bununla da kalmaz.. Yaşanması tertib-i ilahi olan zamanın medeni yaşantısına, insanlığa karşı sorumlu olduğumuz hak ve hukuka, cumhurun kendi kendini idaresi olan cumhuriyete, muasır medeniyete yükselmiş, çağın güzelliklerini yakalamış, manası İslamiyetten ayrı görünüm taşımayan demokrasiyi kabul ederek yaşamayı güzellikler hazinesi İslamiyete ters düşüyormuş gibi göstertmek gafletini nereden edindin? Bahşedilen manevi vazifemle bağdaştıramıyorum. Sen nasıl yaratılan güzelliklere din adına karşı çıkıyorsun, el-insaf!. “Hikmet mü’minin88 kayıp malıdır, nerede bulursa alsın” hitabı ilmine ters mi düşüyor? Rabbımızın halk edip, kullarını bulmak ve yaşamakla yükümlü kıldığı bu güzellikler zatını niçin rahatsız ediyor? Önerim odur ki, manevi vazifesi olan psikriyatist bir tabibe derdini anlat. Samimi ol. Hiç şüphen olmasın kurtulursun. “Her tabibe aşikar etme derun-i derdini, Her ne derdin var ise eyler deva, ALLAH kerim.” Samimiyetine göre maneviyattan nasip alırsın. Samimiyetin yoksa hava alırsın. Zira mana şehrinde emr-i ilahiye muhalefet ve istismara yer yok! İyi bilesin. O kapıdan ancak ve ancak yokluk girer. Yokluksa ALLAH’ta olmayan sıfattır. İnsan ancak bu sıfatla Cenab-ı Hak’ta fani olur. ALLAH’ın zatına mahsus sıfatlarını küstahca aciz nefsine maletmek veya başkalarına bu sıfatları yakıştırmaya kalkışmak Hazret-i ALLAH’a karşı kulluk nedenini bilememektendir. Manevi cehalettir. Hikmet ve marifetullah noksanlığıdır.
    • METAFİZİK I Felsefe madde içindir. Mananın felsefesi olmaz. Tasavvuf felsefedeğil bi-zatihi emr-i ilahinin mana yönü olup Hazret-i ALLAH’a olansamimiyet ve sadakat tecellisinin anlamı, ilm-i ledünninin kulda lütf-ıilahi ile tecelli eden mana yönüdür. 89
    • METAFİZİK I AFFETME SIFATI HAZRET-İ ALLAH’A MAHSUSTUR. KUL İSTESE DE ALLAH GİBİ AFFEDEMEZ ALLAH kulunu isterse affeder. Affetme sıfatı Allah’ın zatına mahsustur. Kul affetmek istese de Hazret-i Allah’ın af ve mağfiretine benzer affedemez. Çünkü affetme zevkinin cüz’ü ancak kamil insanın iman ağacından zuhur eden mağfiret meyvesinde görülse de nasiplisine tahsis edilmiştir. Kul bu türlü rızkını vesile olan insan-ı kamilden alır. Af ve mağfiret Hazret-i Allah’ın sıfatıdır. Kulun90 nefsinde bu rahmet-i ilahiyyeye uygun ilahi hazzın zuhurunun görünümü mü’min sıfatının mevcudiyetinin şahididir. Her ne kadar bu sıfat kuldada görülebilirsede kulda zuhur eden bu sıfat Hazret-i ALLAH ın sıfatına eşit değildir. Kul her ne kadar affetmiş gibi görünse de inanma! Zamanı gelene kadar muhafaza edecektir. Zamanı gelince hiç şüphen olmasın fazlası ile kullanacaktır.! Hacı Mustafa Anaç efendi yaşadığı hayattan nedamet duymuş, bir daha geri dönmemek üzere Hacı Ali Ahıskavi hazretlerine biat ederek tövbe almıştı. Yalnız Çorumlunun değil, tanıyan beldelerin medar-ı iftiharı, “gara şeyh” ismiyle mağruf, hafız-ı Kur’an, el-Hac Bekir Baba’nın halifesi Ali Ahıskavi, Ahıska muhacirlerinden idi. Makamı cennet olsun. Mustafa Anaç efendinin çilesi dolmuş! Vakti saati gelmiş! Ezel-i ervahtaki tertip ve tanzim-i ilahiyyenin vesilesinin zuhuru, rahmet vesilesi Ali Ahıskavi’nin şahsında Hazret-i Muhammet Mustafa (s.t.a.v.) Efendimize biat vecibesi ile şeref-yab olmuş, ezel-i ervahtaki ikrarını Hazret-i Allah’a tekrar etmişti. Varis-i Nebi, nedim-i ilahi olan Şeyh Ali Ahıskavi hazretlerine müntesip olmuştu. İntisabının
    • METAFİZİK Imanasının gerçek anlamı bu idi. Ezel-i ervahdaki Hazret-i Allah’ıkayıtsız ve şartsız tasdik eden imanı ile, hasbe’l-beşer düştüğübataklıktan sıyrılıp, hakiykatte murat olan rahmet-i ilahiyyeye nailolan Hacı Mustafa Anaç efendiye yedi tarikten icazet verilmişti. Maalesef, Çorumlulardan ekserisinin Hazret-i Allah’ın lutuf veihsanı olan bu rahmet-i ilahiyyeden habersiz ve nasibsiz olmalarınınnedeni Allah’ın afv u mağfiretini kabul edip içine sindiremeyen çarpıkdüşüncelerinin yansıttığı yaşantılarından dolayı o büyük insanaHazret-i Allah’tan bahşedilen vesile-i ilahiden istifade edemediler. Şeyh Mustafa Anaç efendinin pederi İmam Hacı Mehmet efendiidi. Pederlerinin irtihalinden sonra vakt-i saati gelmiş, Mustafa Anaçefendi samimi tövbe istiğfarı ile aff-ı ilahiye nail olmuş, rahmet-iilahiyye vesilelerde zuhur etmişti. Hacı Mehmet efendi Hıdırlığın resmi şeyhi Abbas efendiyemüntesib idi. Şahidi oldum; bizzat cennet-mekan Şeyh Abbas efendiyikayınpederim Şeyh Hacı Mustafa efendi ile ziyaret etmiştik. HacıMehmet efendi hakkında meth ü sena ederek, “en sadık dervişim oidi” dediği şeyh efendinin ateşli hitabının zevkini hala taşıyorum ve 91yaşıyorum. Hele üç kere davudi sesi ile “İLLÂ ALLAH” demişti ki,onun iç alemime oturan aşk haykırışı beni Rabbıma daha yakin kıldı.Manaya giriş kapımın, zevk ve manevi şevkimin zuhuruna daha çokyaklaşım vesilesi oldu! Hıdırlık şeyhi Abbas efendinin manen aşkdağıtma tasarrufatına şahit olmuştum!
    • METAFİZİK I AŞK ŞARABI Her hangi bir meyve suyunu ekşiterek yapılan sekir verici içkiler, Hazret-i Allah’ın haram kıldığı, beni Adem’in madde ve manasının anormal duruma düşmesine ihtiyarı ile tevessül ettiği, emanet-i ilahiyi tahrib eden, cümle günahların anası, emr-i ilahiye muhalefetin giriş kapısı... Zamanımızda içkili araba kullanan Azrail yardımcılarının ocaklar söndürme aleti... Anlatmak istediğim günah-ı kebair şarabı değil! Arapların lugatında cemi içkilerin ismidir şarab.92 Belirtmek istediğim aşk şarabı. Manaya kapı açan tertib-i tanzim-i ilahiyye olan istisnai kullarına bahşettiği “şarâben tahûrâ”dır. Manamda Hıdırlık Camii içinde ve ortasında, sacayak üzerinde çok büyük bir kazan.. Altında ateş görmedim amma kaynamış gibi buharı çıkıyordu. Hıdırlık şeyhi Abbas efendi büyük bir kürekle aşk şarabını karıştırıyordu! Benden başka kimse yok idi. Ayakta, heyecanla seyrediyordum. Ceseden uyuyordum amma manam ve kalbim uyanıktı. Yakaza hali yaşıyordum. Şeyh efendi büyücek, kalaylı bakır bir tası aşk şarabı ile doldurdu, içmem için bana uzattı, “Galip efendi oğlum” diye taltif ederek, şarap dolu tası içmem için elime verdi. Ağzıma götürüyordum ki, müntesib olduğum şeyhim efendim Kahramanmaraşlı Hacı Mustafa Yardımedici bileğimden yapışarak ağzıma yaklaştırdığım tası aşşağı indirerek, “sadece 6 damlaya müsaade ediyorum” diye tas dolusu aşk şarabını içirmedi. O anda iç alemime yansıyan mana bu abd-i acizin manevi halinin düzeni içindi. Gelecek halimin zuhurunu sanki görüyor gibi idim. Şeyhim efendimin beni tas dolusu şarabı içmekten men edişinin anlamı “yolun mecnunu
    • METAFİZİK Iolmana maneviyat razı değil fazla içmene müsaade etmiyorum”manası kelime ile değil, iç alemimde hal olarak belirmişti. Nice sonra tarihini hatırlıyamadığım teferruatı ile anlatmama damüsade edilmeyen, tertibi tanzim-i ilahiyye olan mana meclisindebenim için hususi halkedilmiş aşk şarabından mecliste bulunan,maneviyatın vazifelendirdiği şahsiyetler şahsıma tahsis olunan manaşarabımdan su bardakları ile içtiler. Hissiyatıma vakıf olmuş gibi banaufak çay bardağı ile verdiler. Sonraları anladım ki bu naçiz şahsım içintedbir-i ilahinin tanzimi ve ayarlaması idi. Taşıyacağım manevivazifenin nedenlerinin gücümün dışına taşmamasının tanzim ve tertib-i ilahiyye olduğunu bugün daha iyi anlıyorum. PeygamberEfendimizin “beni Rabbım terbiye etti, ne güzel terbiye etti”hitabının fer’i ve cüz’i de olsa bu abd-i aciz vesile-i ilahininzuhurunun manevi anlamının zevkini yaşıyorum. Ve bu manevi zevkiarayan “elestü bi-Rabbiküm” hitabına yani “ben sizin Rabbınızdeğilmiyim” hitabına “evet” diyen rahmet nasiblilerini çağırıyorum.“Belî” diyemeyen kullarının da aynı rahmet-i ilahiyyeye nail olmakşerefine ermeleri için sebeb olarak yaratılan dünyada zuhuru na- 93mütenenahi olan rahmet hazinesinden rızıklanmalarını manevivazifemden dolayı hatırlatıyorum ve israr ediyorum, lutfen... Bilelim ki, Hazret-i ALLAH dünyayı, bütün alemleri beni Adem’emusahhar kıldı. Yani hizmetçi kıldı. Bu sırrı iyi anla da nefsine zulümetme. Dünya bir daha eline geçmez bu fırsat verilmişken maddi vemanevi rızkını arayıcı ol. Havf u reca üzere samimiyetini göster.Tertibi tanzim-i ilahiyyeye yakın ol. Anlamsız ve manasızyaratılmadın. Hazret-i ALLAH noksanlığını vermesin fakat yalnız beşduyu ile iktifa etme. Tertib-i ilahiyye bu kadar. Değil yalnızca beşduyunun esiri olarak ömrünü bitirme. Yaratılışının esasını teşkil edenmana-yı ilahiye gel. Maddeyi de, manayı da kazanmanın yeridünyadır. Sakın dünyaya hor bakmayasın. “Dünya Hazret-i Allah’aiman etmeyenler için cifedir” buyurdu Hazret-i Resulullah (s.t.a.v.).
    • METAFİZİK I SAHİPSİZ YAŞAYIP TERTİB-İ İLAHİYYE RAHMETİNE NAİL OLMADAN EVVEL UMUMİYETLE ADEMİN ÖLÇÜSÜNÜN BENZERİ BEN DE MECNUNLUĞU İLÂHİ AŞK ZANNEDERDİM Hazret-i Allah’ın tertip ve tanzimine tabi olmanın imkanları rahmet-i ilahiyye olarak her an mevcut iken cehlimizden, bilgisizce, sebebine tevessül etmeden de normal manevi hayatın yaşanacağının94 zannı ve gafletinin çok kimselerde görülegelen mana cehaletinin başkalarında olduğu gibi beni de hakiykat cahili saflarına iteklemiş, “böyle olur” zannı ile çarpık yolu her nasılsa beğenmiştim. Fakat hakiykatlerin zuhurunu az da olsa Rabbımın lutf u ihsanı ile gördükçe ister istemez tedirgin idim. İki cami arasında kalmış bi-namaz gibi olmuştum. Nasıl olmayayım ki, çokları gibi beş duyunun ötesinde ilim ve irfaniyet yaşantısını yeteri kadar kabul edemiyordum. Fakat gayr-ı ihtiyari her şeyin gerçeğini arama arzu ve isteği rahmet-i ilahiyye olarak madde hayatıma tesir ediyordu. Bu halimi ilmi olarak ifadeden yoksundum. Amma kuvvet ve kudret-i ilahinin her zerrede yıpıltısının yaşantıma hakimiyetini izahdan aciz kaldığım, tabibini ve ilacını her an beklediğim, henüz bulamadığım ilahi aşkın, ezel-i ervahta bahşedilen Hazret-i Allah’ın hitabına “beli” yani “evet” diyen imanımla Rabbımın memduh olarak yarattığı yani en güzel yaratılan bu alemle cehlimden çelişki halinde idim. Henüz terazim hayır ve şerri tartacak güce erememişti. Bazen tartamadığı gibi, şapla şekeri de yeteri kadar birbirinden ayırdetme ölçüsüne sahip değildim. Nasıl ayırabilirdim ki, şekerin tadına yeteri kadar muttali değildim. Vesile-i ilahi mana şekercisi ile bilişdirene kadar rahmet-i ilahiyye olan bu
    • METAFİZİK Igerçeklerin mahrumu ve mahkumu idim. Elbette intisabımla bütünmüşkilatım hallolacak demek değildi. Tasavvufi yola girdiğin zaman maddi ve manevi yaşantında yolunzevkini alırsın. Yeterli mi? Elbette hayır! Hazret-i Allah’ın tertib vetanzim eylediği mana ve gönül üniversitesine girdin. Meyyitinyıkayıcıya teslim olduğu gibi teslim ol. Acele etme. “Sabreden dervişmuradına ermiş.” Saburda zafer vardır, saburla koruk helva olur. Bugerçekleri içine sindirmeye çalış. Benim gibi aceleci olma. Ayıpoluyor. Ben bu ayıba nasıl düştüm? Anlatayım da ibret al: Şeyhim efendim gönderilmeden evvel çok aşıkım sanıyordum veyanıyordum. Yürürken ayakkabımın çıkardığı ses dahi beni mecnunediyordu. Nereye baksam, ne duysam aşkıma aşk katıyor, aşk-ı ilahiböyle olur zannediyordum. Hele bir kimse yanımda ALLAHdeyiversin; ruhum cesedi terk edecek gibi oluyordu. Allah’ın isminiandığım zaman aşk-ı ilahinin etkisi ile canım cesedimden ayrılacakgibi oluyordu. Bu mecnuniyeti normal tertib-i ilahiyye olan aşkzannediyordum, çok çok kimselerin zannettiği gibi. Şeyhim efendimi Hazret-i ALLAH bu abd-i acize gönderene 95kadar maddi yaşantıma ve icraatımla rızıkımı kazandığım sanatımayansıtmıyorum zannediyordum amma manam perişandı! Manevihalimin perişanlığına şahit gereksizdi. Gece gündüz Rabbımayakarıyordum. Manevi tabibime kavuşmak için arzu, rica ve şöyleiltica ettim: “--Ya Bab! Derdimin dermanı, rahmetine vesile kıldığınmürşidimi, şeyhimi gönder. Yarın bekliyorum. Eğer yarıngöndermeyeceksen lutfen emanetini al. Çünkü gücüm kalmadı!..” diye bütün mevcudiyetimle yalvarıyor, göz yaşlarım vehıçkırıklarımla saatler saatler bitkin bir halde idim. Bir ara iç alemimeferahlık geldi. Şüphesiz duamın kabul olduğunu müjdeler gibi bir halolmuştu. Zira o gecenin manevi zuhuratı gün boyu madde hayatımdada zuhur etmiş metafizik tecelli fiziğe dönüşmüştü. Tazarru veniyazımı Hazret-i Allah’ın kabul ettiğinin müjdesini aldığım gibi,maddede zuhurunun da seyrini ve yaşantısını ihsan etmişti. Kesinlikleanladımki, isteklerimi Rabbım kabul etmiş ki, müracaatımın fazlası iletahakkuk eylediğini aynı günde yakardığım saatte Hazret-i ALLAH
    • METAFİZİK I tarafından tertib ve tanzim olunan rahmet-i ilahiyyeye vesile kıldığı, bu abd-i acize rahmet-i ilahiyye olarak tertib ve tanzim edilen mürşidim, efendimi elinde Hazret-i Kur’an ile geldi. Gelmesi ile bir anda rahmet-i ilahiyyeye vesile olan gönül boşluğum doldu. O boşluğun verdiği ızdırab ve gönül sancılarım kayboldu. Aşk-ı ilahi zannettiğim anormal duygu ve hislerim yerlerini heman Rabbımın tertibi rahmet-i ilahiyyeden zuhur eden güzelliklerin gelmesi ile çirkinliklerin madde ve manamdan nasıl kaçar gibi terk ettiklerinin verdiği zevki unutamıyorum!.. Unutmak da istemiyorum. Hani derlerya “hakiykat geldi batıl zail oldu.” Mürşidim efendimin gönderilmesi ile, nefsimin ürettiği, aşk-ı ilahi sandığım ilahi zevk ve aşk-ı ilahi sandığım anormal duygulara öyle alışmışım ki, normale geçişimide yadırgar oldum. Şimdileri anlıyorum, anormallikler kayboldu! Ben bu anormallikten kurtuluşu da cehaletimden manevi kayıp zannettim. Rabbıma yersiz ve küstahca sitemli ilticalar ettim. Aşk-ı ilahiyi “kayıp ettim” zanneden cehaletimle Rabbıma neler demedim ki... “Aşk şarabı içirdiniz de ne96 oldu? Tutmadı.. Şarabınız evvelki aşkımıda kaybettim” diye Rabbıma yersiz ne sitemler ettim.. Çünkü ilahi aşk diye, bilgisizce, “manayı yaşıyorum” zanneden bazı çarpık fikirlerin mahkumu idim. Benim bilgisizliğime uygun kıssayı şöyle anlatırlar: Esrar müptelası, bakkaldan aldığı esrarı içmiş. Yıkanmak için hamama gitmiş. İçtiği esrarın etkisini hissedemeyen esrarkeş peştamal ve ayağında takunye ile çarşının kalabalık mevkiinde bulunan bakkala çatmış da: “--Haram olsun aldığın para. Sattığın esrar bozukmuş, tutmadı” diye çıkışınca, kalabalığın da gülerek seyreylediği esrarkeşin anormal, perişan haline bakkal kahkaha ile gülerek: “--Tutmadı diyorsun, şu haline bak, bir de tutsa idi acaba ne halde gelecektin?!..” diye bu gerçek nüktesi ile seyredenlerin hayatı boyu unutamıyacağı hikmet gerçeğini sergilemişti. İşte bu abd-i acizin manaya yönelik sitemleri de teşbihte hata olmaz anlamında edep dışına çıkan esrarkeşin sitemine benziyordu ve hayatım boyu unutamıyacağım cevap bağışlaması, rahmeti sonsuz
    • METAFİZİK Iolan Rabbımın merhamet hazinesinden ihsan edilmişti. Her kul içinibret-i alem olan hikmet-i ilahiyyenin uyarısını dinle: “--Ne istiyorsun? Aşk mecnunu olupd a aynı yerde kalıp, yerindesaymak mı istiyorsun? Sen bunun için yaratılmadın. Gideceğin çokuzun yolun var. Mecnun olarak mana yolunda duraklanır, ilerigidilmez!..” denildi. Bu uyarıdan şunu iyi anladım:hiç bir şeyin ifratı makbul olmadığıgibi ilahi aşkın ifratı da salike yol aldırmaz. İyi bildim ve anladım!Özür diledim, “aşkın bu yönünü bilemiyordum” diye. Benimzannettiğim aşk-ı ilahi gerçek ilahi aşk değilmiş. Amma biraz geçanladım. Hazret-i Allah’ın vazifeli kılmadığı, silsile-i meratibe, izn-iicazete sahip olmayan, her hangi bir şeytani görgünün ve na-ehilinyersiz alkışlarının mahkumu, gerçeği bilmeyen, sahte yol gösterici,hakikat yolunun yol kesicisi hatasını anladığı zamanda geri dönüşüzor olan bu anormalliğin hesabı mutlaka sorulacak! Hazret-i Allah’ınaffu mağfireti sonsuz! Amenna. Amma “mana” diye avuttuğu,mecnun eylediği ve rahmet-i ilahiyyeden mahrum ettiği madur 97kulların ellerinden yakalarını nasıl kurtaracaklar? merak ediyorum!. Tasavvuf ve kolları olan tarikatları bilmeden inkar eden, manadanve metafizik tecelliyattan yoksun, tek yönlü alimlerin çarpıkfikirlerinin günaha yönelik kısmına da ortak olduğunu bilemiyor. Benim de intisab etmeden evvelki aşk-ı ilahi sandığım anormalhalimin benzerlerini görmek Hazret-i Muhammet Mustafa (s.t.a.v.)efendimize uğramayan, yerinde sayan mecnunları seyre nail olmakiçin ilan vermeye gerek yok. Çok yerde müşahede etmek mümkün. Busamimi halini kabre kadar götürebiliyorsa amenna. Samimiyetindendolayı manadan mahrum etmezler. Fakat tertib-i tanzim-i ilahiyyeyibulup yaşıyan gerçek ehl-i aşk gibi olur mu? ALLAH hiç bir kulunutertib eylediği rahmetten mahrum eylemesin.. O anormal hayatın zaman zaman cehlimden özlemi manevihalime tesir ediyordu. Cenab-ı Hakk’a yersiz, ukalâ ve küstahca,“normal yakarıyorum” zannı ile müracatlarımın gerçeklebağdaşmadığını gene Rabbımın lutfu ihsanı ile iyi anladım. Hatayadüşmemem için gene Rabbıma sığınıyorum. Gerçeği yansıtan havfu
    • METAFİZİK I recasından tazarru ve niyaza layık değilsek de biz acizleri havfu reca rahmetinden mahrum eylemesin, amin.98
    • METAFİZİK I “GARA ŞEYH” DİYE ANILAN ÇORUMLU HACI BEKİR BABA’YA ALTI TARİKATTAN, MISIR’IN TANTA VE NİŞÂB ŞEHRİNDE İZN-İ İCAZETİN VERİLİŞİNİN ANLAMI VE HİKMETİ Hacı Bekir Baba’nın halifesi Müştak oğlu Ahıskalı Şeyh el-hacAli efendi ve Ali efendinin halifesi Çorumlu Hacı Mustafa Anaçefendilerden (makamları cennet olsun) defalarca şahıslarındandinlediğim, noksansız anlattıkları Hacı Bekir Baba’ya izn-i icazetinnasıl verildiğini tevatüren dinleyip, harfiyen inandığım, bu abd-i acize 99de ayni icazetten tarik-ı Kadiri ve tarik-ı Rufaiden izn-i icazetinverildiği için şahidi olduğum tertib-i tanzim-i ilahiyyeyi iyi dinle de“fiziki olaylardan başka bir tertip tanımıyorum” diye nefsinezulmetme. Metafizik zuhurata iman edip rahmet-i ilahiyyeyi yaşayan, Hazret-i Allah’ın istisnai kullarını ilim adına hakaretinle rencide ediyorsun.Dikkat et! Gayretullaha dokunuyorsun. Allah’ın verdiği zamanı fizikihurafalarla öldürme. Madden metafizik tecelliyatı için yaratıldı. Davayalnız fiziki hadiselerle hitam bulsa idi metafizik elbette anlamsız vemanasız kalırdı. İlahi bir gücün mevcudiyetine “lüzumsuz ve gereksiz” zannı vedüşüncesi ile iman etmeyen, hakiykatlara yüzünü dönmeyiyaşantısının dışında tutan, hakiykatten yoksun yaşantılarındançektikleri tatminsizliğin sonucunda dünya ızdırabından başka bir şeyenail olamaz... İnançsız hayat bir gün dahi çekilmez olur. Taşıyıcısınaeza ve cefa veren imansız hayatı benimsettirilen adem anlamsız hayatıtaşımaktan bunalmış, her an yaşantısında beş duyunun esaretindenkurtulmak kasdi ile alkolik ve uyuşturucu bağımlısı olması kaçınılmaz
    • METAFİZİK I olur. Kesinlikle bilinsin ki, ocaklar söndüren bu ve buna benzer anormallikleri üreten nesnenin kaynağında Hazret-i Allah’ın varlığına yeteri kadar inanmamanın zuhurunu görmek zor değil. Bu yönlü iman zafiyeti olan beni Adem’de her an normal hayatı anormal duruma tebeddül eden, ademi insan olma rahmetinden mahrum eden belirli nedenlerin anası uyuşturucu belasının neden olduğunu görmek kehanet değil. Çünkü o melanet hiç bir zaman gizli kalamaz ki!.. Hacı Bekir Baba’ya, seyrü sülükünü tamamlaması için aldığı manevi emirle şeyhi zamana göre şartlı seyahat vermişti. Manevi halinin istisnai zuhurunu müşahede eden şeyh efendi dervişlerini günün şartlarına uygun manevi işaretle eğitime tabi tutar. Çünkü dervişin kemalatı ALLAH için şeyhine olan bağlılığındaki mana dervişin imanının ölçüsüdür. Hacı Bekir Baba’ya şeyh efendi hususi cübbe diktirdi. Cebi yoktu çünkü “bugün bugündü, yarını düşünmeyecekti.” Üç gün aç kalmadıkça kimseden bir şey istemeyecek, yalnız takva sahibi bildiği kişiye edeple halini arz edecek, anlamadı ise üç gün daha sabredecek,100 yüzsüzlük ve acizlik etmeyecekti. Bu şartlarla seyahat izni verilen seyahatiyle seyrü sülükünü tamamlayacak olan Hacı Bekir Baba verilen direktiflere harfiyyen uyarak Tanta’da medfun Seyyid Ahmet el-Bedevi hazretlerinin türbesinin de bulunduğu dergahına yetkili zatında müsadesi ile yanında getirdiği postunu sermiş, evrat ve ezkarı ile zamanını geçiriyor, tertib-i tanzim-i ilahiyyenin tecelliyatının zamana göre nasıl zuhur edeceğini merakla bekliyordu Hacı Bekir Baba. Çünkü manevi kemalatı bu tertibin seyrine salikin ne kadar intibak edeceğine, ne kadar sabır göstereceğine göre derece alacaktı. O zamanki istisnai kişilere uygulanan manevi imtihanlar bu zamanın imtihanlarıyla kabil-i kıyas değildi. Dergaha geleli üç gün olmuştu. Midesine sudan başka bir şey girmemişti. Yemek vakti geldiğinde dervişler dergahta ne pişirildi ise yiyorlar, Bekir Baba’ya “buyur” deyen olmuyordu. Hazret üç gün aç kalmış ve isteme selahiyeti doğmuştu! Tanta’ya geldiğinde derviş edepli, hürmetkar bir bakkalla tanışmıştı. Şeyhinin anlattığı meziyetler bakkalda görülüyordu. Üç gününü dolduran Bekir
    • METAFİZİK IBaba bakkala gelerek halini anlattı ise de bir hikmet bakkalanlayamadı. Israrı yasaklanan halinin anlaşılamadığı üzüntüsü ile dergahageldi, yine postuna oturdu. Üç gün daha geçmiştiki, takati kalmamış,namazda kıyama kalkamıyor, oturarak namazını eda ediyordu. Gayr-ıihtiyari iç aleminden isyan belirtileri zuhur etmeye başlamış,“demekki, Seyyit Ahmed el-Bedevi beni misafirliğe kabul etmedi. Buhale göre resmen kovuldum” diye postunu dürmüş ve dergahı terkederek tanıştığı bakkala “Allah’a ısmarladık” demek için uğradığızaman bakkal altına sandalye vererek dükkan içinde kapının yanınaoturtmuştu. Tanta’da bir meczup varmış. Elinde büyük bir sırıkla çıkar, bazıkişilere sırıkla vururmuş. O meczup arastada görüldüğü zamandükkanlarını kapatır, kaçarmış esnaf. Herkes kaçmış. “Efendi kapınınyanında oturuyor” diye edeben bakkal kaçamamış. Meczup BekirBaba’nın yanına gelmiş. Elindeki sırığı yere vurarak “nereyegidiyorsun? Çabuk dön geri!” demiş ve uzaklaşmış. Dükkan içine gizlenen bakkal heyecanla efendiye: 101 “--Bir şeyin yokya! Meczup sana bir zarar vermediya! Fakat çokkorktum.. Sana bir şeyler söyledi, ne söyledi diye merak ettim..” “--Misafir olduğum yeri terkettim. Sana “Allah’a ısmarladık”demeye gelmiştim. Fakat gitmeme müsaade edilmedi, geridönüyorum.” Tekrar dergaha gelip postunu sermiş, oturmuş. Bundan sonra cereyan eden hadiseleri Hacı Bekir Baba şöyleanlatmıştı: Bir kişi başında büyük bir tepsi ile “Çorumlu Hacı Bekir kim?”diye arıyor. “--Hacı Bekir benim” dedim. Başındaki tepsiyi indirerek: “--Bunu sana gönderdiler. Yedikten sonra aşağıda bekliyorlar”dedi ve gitti. Tepsinin kapağını açtım. Ne göreyim, pirinç pilavı, üzerindekızarmış tavuklar... Altı günün açlığının serabı değil, sıcak sıcak,
    • METAFİZİK I gerçekti. Seyreden dervişleri de çağırdım. Hep beraber yedik. Midemdeki altı günlük boşluğu doldurmuştum. Dizlerime derman, gözlerime fer gelmişti. Ellerimi yıkadım. Ferli ferli abdest aldım. “--Seni aşağıdan istiyorlar” diye bir derviş geldi. Beraberce bir odaya girdikden sonra, beni getiren gitti. İçeride sonradan öğrendim ki, dergahın şeyhi Abdurrahim-i Nişabi hazretleri imiş, sinirli sinirli ayakta yüksek sesle bir şeyler söylüyor. Bir şeye kızdığı belli ama kime? Benden başka kimse olmadığına göre bana kızıyordu ve diyordu ki: “--Bu kadar zayıf irade dervişe yakışır mı? ALLAH için tahammül göstermesi gerekmez mi?...” daha neler neler... İçeri giren meczuba beni teslim etti ve: “--Götür” dedi. Meczup beni başka bir alem gibi bir odaya götürdü. Pir efendilerimiz, rical-i gayp divan kurmuşlar. Kapıdan edeple girdim.102 Gavsu’l-a’zam Abdulkadir Geylani hazretleri bana hitaben: “--Aferim oğlum Hacı Bekir. Allah’ın tertibi ve tanzimi olan tarikatımı emr-i ilahi ile sana verdim.” Seyyit Ahmet el-Kebir Rufai hazretleri baş parmağını kaldırarak: “--Ben de verdim.” Seyyit Ahmede’l-Bedevi hazretleri: “--Bende tarikimi verdim.” Seyit İbrahim Düssuki hazretleri: “--Ben de tarikimi verdim.” Şeyh Ebü’l-Hasan Ali Şazili hazretleri: “--Ben de tarikatımı verdim” dediler. Daha devam edecekti. Gavsu’l-a’zam Abdulkadir Geylani hazretleri müdahale ederek: “--Kafi” dedi. Beni tekrar Şeyh Abdurrahim-i Nişabi hazretlerine getirdiler. Altı tarikten selahiyet verildiğinin izn-i icazetini yazılmış ve mühürlenmiş
    • METAFİZİK Iolarak verdiler ve memleketim olan Çorumda ve her yerde irşadavazifeli kıldılar. Manevi yol büyüklerimden ve salahiyetli, yetkili şahsiyetlerdendinlediğim bu gerçekleri naçiz hayatımda zuhur eden manevitecelliyatlar nedeni ile ben de şahit olarak “acabasız” naklettim. Zahiriilim ile iktifa edip, manayı değersiz bulan sen inanıp inanmamaktamuhayyersin. Amma, sakın ha inkar etmeyesin. Bu abd-i acize itimatet. Zarar edenlerden olmazsın, korkma. 103
    • METAFİZİK I “GARA ŞEYH” HACI BEKİR BABA’NIN CİNLERLE SOHBETİ Kara Şeyh Hacı Bekir Baba Seyyit Ahmed el-Bedevi hazretlerinin türbesinde evrat ve ezkarı ile meşgul iken nizamlı, intizamlı yürüyüş kolunda bir kalabalığın yanından geçtiklerini gördü. Bazı kişilerin selam verdiklerini ve “hemşerim” diye hitab ettiklerini duydu. Olayın devamını kendisi anlatıyor: Aradan çok geçmedi, sekiz-on kişi kadar bir topluluk tekrar selam vererek “hemşerim” diye yakınlık gösterip yanıma oturdular.104 Selamlarını aldım. “Hem-şehrim” dedikleri için sordum: “--Çorumlu musunuz?” “--Evet Çorumluyuz” dediler. “--Kimlerdensiniz? Hangi mahallede oturuyorsunuz?” dedim. “--Melekgazi’de dururuz” deyince, orada ev ve mahalle olmadığı için cin yatağı olduğu Çorumlularca malumdur: “--Yoksa siz cin taifesinden misiniz?” Dedim. “--Evet” dediler. “--Ne işiniz var burada? Ne zaman çıktınız Çorum’dan? Ne var, ne yok!” diye sordum cin hemşerilerime. Cevaben: “--Bir davamız vardı. Temyiz mahkememiz var Tanta’da davayı temyiz etmiştik, beraat ettik elhamdülillah” dediler. “Zamana gelince, yeni çıktık Çorum’dan! Bizler için sizler gibi yolculukta müddet yoktur” dediler. “--Bana Çorum’u anlatın. Neler oldu yakın zamanda? Hayli zamandır uzaktım sılamdan.” Dedilerki:
    • METAFİZİK I “--Filanca zat filangün vefat etti. Filan tarihte falanca yer yandı.Filanca zaman bir kaza oldu. Kazada falancalar vefat ettiler.” Ben onların bu sözlerini not aldım. İzn-i icazetimi aldım. Maneviyatın emri ile Çorum’a geldim. İlkişim cin hemşerilerimin sözlerinin doğruluğunu araştırmak oldu veÇorumlulara sordum: “--Filan tarihte filan zat vefat etti mi?” diye. “--Keramet buyurdunuz” dediler. “--Filan tarihte filan yer yandı mı?” diye sorduğumda, hayretle,gaipten haber veriyor zannının verdiği heyecanla yine “--Keramet buyurdunuz” dediler. Cin hemşerilerimden neler duydumsa hepsini anlattım. Ayninakarat: “keramet” dediler. Manevi sarhoş oldular. O cemaategerçekleri söyledim. Keramet olmadığını ve cin hemşerilerimin doğrusöylediklerini iyi anladım. Anlattıkları şeylerin hepsi doğru çıktı.” Bu olaylar metafizik olay olduğu için nakletmeden geçemedim 105 Sakın “cin diye bir şey yoktur” demeye cür’et etme. Küfregidersin. ALLAH kelamı olan Kur’an-ı Azimü’ş-şanı da inkar eylemişolursun ki, mevcud şeyleri inkar edep dışı olduğu gibi ayrıca küfürdür. Bismillahirrahmanirrahim “De ki: Cinlerden bir topluluğun Kur’an-ı dinleyip şöylesöyledikleri bana vahyolunmuştur: Gerçekten biz doğru yola iletenharikulade güzel bir Kur’ân dinledik. Biz de ona iman ettik kimseyiRabbımıza ortak koşmayacağız.” (Cin Suresi, 1-2) Kur’an-ı Kerim’den Cin suresinden yalnız 1 ve 2. ayeti yazdım.Buna rağmen cinin mevcudiyetini halâ inkar edecek misin? Cininvarlığı da metafiziktir. Onlar da beni Adem gibi teklifata tabidir.Cennet ve cehennem onlar için de geçerlidir. Bildiğimiz, bilemediğimiz, na-mütenahi yaratıkların efdâliinsandır şerefli mahluk insandır. Hazret-i Allah’ın “yer yüzündehalifemi yaratacağım” hitabının zuhur mercii olarak yarattığı kamilinsandır. Makam-ı hilafete erişmen için Hazret-i Allah’ın elçileri ilegönderdiği ahlak-ı hamiyde yani mekarim-i ahlaklı olmaya namzet ve
    • METAFİZİK I müsait insan olmanın şerefi seni bekliyor. Dikkat et! Mü’min olmadan elde edemezsin. Mü’min olmanın başlıca şartı ise Hazret-i Allah’ın yarattığı cümle kulları sevmektir. Bu sırrı iyi anla. “Yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü.” Hazret-i Allah’ın anlamsız, manasız yarattığı her hangi bir şeyi akl-ı seliminle gördün mü? Elbette hayır. Nasıl inkara cüret ediyorsun? Yaratılışın sırrı olan insan olmaya namzet beni Adem’in anlamsız ve manasız yaratıldığını nasıl düşünebiliyorsun?!...106
    • METAFİZİK I YARATILAN GÜZELLİKLERE VE ZAMANA UYGUN İÇTİHADLA DÜZENLİ TOPLUMLARI MUASIR MİLLETLERE EŞ DEĞER KILAN İBADET, TAAT VE MEDENİYET MUAMELATIMIZLA BEŞERE MANEVİ YÖN VERECEK, ŞERİATI ANLATACAK İLME VE ALİME MUHTACIZ Lütfen, yanlış hüküm verme! Dünya nizamı ve idare tarzınıHazret-i ALLAH kullarının iradesine bırakmış ve emretmiş: “Ey insan! Dünyayı ben yarattım, sen düzene koyacaksın.” 107Kur’an-ı Kerim’i manasını anlayarak okur isen bu hitab-ı ilahiyemuttali olacaksın. Hazret-i Allah’ın günah-ı kebair olarak belirttiğinindışında her güzelliği İslam’da göreceksin. Bilen toplumların ısrarlabenimsedikleri cumhuriyet, demokrasi ve insan hakları olan lâikliğimuasır milletler seviyesine çıkmaya mani olduğu zannedilen semavidinde -ki umuma lutfedilen din-i İslam’da ve de cümle peygamberefendilerimizin tebliğ ettikleri emr-i ilahilerde ismi “şeriattır”- geriyeitekleyen, güzelliklere karşı bir tebliğ ve emir görmedim. Yaşıyarakve bilerek şahitlik ediyorum cümle güzellikler semavi din islama veşeriatlara karşı değildir. Karşı göstermeye çalışan, bilginlik taslayandalalettedir. Beşer bilmeden zaman zaman din ve şeriatı nefsaniduygularına ve çıkarlarına uydurmaya çalışmış, dejenere etmiştir. Buve buna benzer kişiler yaptıkları günahın hesabını verebilecekler mi?! Hazret-i Allah’ın af ve mağfireti sonsuz. Amenna... Umumutahrib etti ise davası Allah’a kalmış. Yanlış yola düşürdüğü kulların dahaklarını hatırdan çıkarma! İşte ehl-i hakiykat din-i İslam’ı ve şeriat-ıgarrayı böyle istiyor ve izah ediyor.
    • METAFİZİK I Peygamber efendilerimizin getirdiği şeriat nedir? İyi dinle! “Hakiykatın zahire çıktığı anda aldığı isim şeriattır; din şeriattır; tarikat şeriattır; marifet şeriattır; hakiykat de şeriattır.” İşte bazı dindar kesimler gerçeklere aşina olmadan hareketleri, tavırları ve çarpık sözleri ile din-i İslam’a ve şeriatlarına elbette bilmeyerek darbe vuruyorlar. Bu duruma muttali olan, dini bilgisi yeterli ve içtihat kabiliyetli, manen şahidi olduğum davası için yaratılıp, ALLAH tarafından vazifeli kılınan Mustafa Kemal Atatürk yaşadığı zamanın büyük meşayihi Nurullah efendiye gerçeği şöyle anlattı: “--Efendi hazretleri, biliyorsunuz, tekke, zaviye, dergahları, türbeleri lüzumuna binaen ben kapattım. ALLAH bana yeterli ömür verecek mi? Bilmiyorum. Zamanı gelince onları ben açacağım.” Bu hadiseyi tekrar tekrar yazmaktan haz duyuyorum. Lütfen ayıplamayın. Kişiyi gerçeklerden uzak kılan, Hazret-i Allah’ın haram kıldığının dışında yarattığı güzelliklerden mahrum eden, tanzim edilen rahmet-i ilahiyyeyi karanlık gösteren Kur’an-ı Azimü’ş-şan’da108 belirtilmeyen, haşa, ALLAH elçilerinin getirdiği iddia olunup, Kur’an-ı Azimü’ş-şan’daki rahmet müjdeleriyle bağdaşmayan, kulları ALLAH’tan kaçıran şeriatı(!) kasdetmiyoruz. İyi anla! Yanlış tutumun, çarpık bilginle na-ehle hakikatleri ters gösterip, çekilmez ve yaşanamaz hale getirdiğin gerçek dışı bilginle din-i İslam’a na-ehil kitleleri hakaret ettiriyorsun. Buna hakkın olmadığı gibi mana yoksunu ilmi yeteneğin de müsait değil, hedefi de ters gösteriyorsun. Lütfen, haddi aşma!. Bilgin ve tutumunla gerçekleri gösteremediğinden hakiykatlere hakaret ettiriyorsun, hakiykate menfi tutumunla. Bu cür’ete hakkın olmadığı gibi yetkin de yok!. Hazret-i Allah’ın varlığına yeteri kadar iman etmeyen, maddede gördüğünden başka bir şeyi kabul edemeyen, materyalist ademde hakiykat-ı manayı aramak gülünç olmuyor mu? Temenni ve dua ederiz, onlara da Hazret-i ALLAH hidayet ihsan eylesin, amin. Metafizik tecelliler Hazret-i ALLAH tarafından tanzim ve tertib edildiği mana düzeninin tasdikiyle iman eden kulda ancak rahmet-i ilahiyye, merhamet-i ilahi icabı kardeşlik ve hoşgörü beklenir. Bu
    • METAFİZİK Ihalin zıddı mana yoksunu kulda güzellik sevgi ve muhabbet aramak,“yok” diye sitem etmek safdillik ve hakiykat salaklığı olur. Biliyorum, sormuyorum, fakat ulema etiketi taşıyan, kendinintoplumların rehberi olduğunu ilandan çekinmeyen, maddenin sözcüsüamma mana yoksunu olarak zuhuru her an ehlinin nazarında gizliolmayan metafizik garibi, Hazret-i Allah’ın tanzim ve tertibi olanmanevi teşkilatı, manevi zuhuratı bariz görülürken, onlar hayret, nasılgörmezler, nasıl anlamazlar, varlığını nasıl inkar ederler?!.. Gerçeğidile getiren, metafiziği manzum olarak yaşayan ve yazan edebiyatöğretmeni Fazlı Al hocaefendiyi dinle: METAFİZİK ÂLEM Sûretin ötesi âlem-i mânâ, Nur üstüne nur hep bu arş-ı âlâ, Metafizik maddeye meçhuldür halâ, 109 Fizik, metafizik senin eserin. Metafizik nedir? Fizik ötesi. Melakût, ceberût, arşın cümlesi. Âmentüde mevcut gaybın hepisi. Gayıplar âlemi senin eserin. İç içe tanzimde enfüs ve âfâk. Enfüsün içinde binlerce âfâk. Ne girift bilmece şu tanzîme bak. Zerreler, kürreler senin eserin. Îlan ediyor ki, sûre-i Rahmân, Her an tecellîde Halik-ı Yezdân. Her tecellî başka, başkadır inan, Bütün tecellîler senin eserin. Akılla gidilmez mechul âleme,
    • METAFİZİK I Gel teslim et aklı, mürşit kâmile. Enbiyâ, evliyâ rehber âdeme. Küllü aklın hepsi senin eserin. Sebepler bahâne güç kuvvet senden. Sebebsiz de yaparsın, sorulmaz: Neden? Anasız babasız Âdem halkeden, Sebep denen herşey senin eserin. Sâlih’e deveyi çıkardın taştan, Mûsâ’ya konuştun kuru ağaçtan, Âsâyı ejderha yaptın ağaçtan, Canlı, cansız herşey senin eserin. Denizi Mûsâ’ya dümdüz yol yaptın, Firavn’ı gark edip, yere kapattın. Yunus’u kurtardın sâhile attın, Ummanlarda ferman senin eserin.110 Üzeyir yüz yıl uyur, bozulmaz yemek, Merkep toprak olur, düşün ne demek? Ashâb-ı Kehfi de benzeri bilmek.. Öldürüp, diriltmek senin eserin. Yerde ve gökteki ordular senin. Her yerde her şeyin hazır askerin. Kasırga, çekirge, tûfan, depremin, Her şey hazır bekler, senin eserin. Âlemde görülen bu devr-i devran, Senden gelip sana dönüyor her an. Her şey fânî, ZÂTIN bâki her zaman. Fânî, bâkî olan her şey senin eserin. Maddeden mânadan, yazdırdın bana, Fazlı âciz, nasıl şükretsin sana?
    • METAFİZİK I EFENDİM’den himmet verdin bu cana, EFENDİM’le himmet senin eserin. Manayı yansıtmayan, beş duyudan öte yol tanımayan semavi dinputperestliğe dönüşmeye müsaittir, mahkumdur, mümkündür. Tarihboyu böyle olmuştur. Rabbımın bahşettiği vazifemin verdiği zevk ile yol büyükleriminyaşantılarında dolayısı ile bu abd-i acizin yaşantımda zuhurugörülegelen ve yaşanmış bi-zatihi şahidi olup unutamadığım metafizikzuhuratların bazılarını bu kitabı okumak zahmetine tahammülgösteren kardeşlerime metafizik tecellilerden bir şeyler verebiliyorsam“vazifemi yapıyorum” zevki ile bahtiyar olurum. Bu abd-i acizibilemeyenlere duyurmak istiyorum: Sahtekar değilim. Olmayacağımda, inşallah.. 111
    • METAFİZİK I HAZRET-İ ALLAH’IN BAZI KULLARININ ÖMRÜNÜ BELİRLİ ZAMANA KADAR UZATMASI! Hacı Bekir Baba anlatıyor: Manamda Hazret-i ALLAH buyurdu ki: “--Kulum Hacı Bekir, sana bir şey vermek istiyorum. Ne vereyim? Mala mülke iltifatın yok. Kullarımın veremiyeceği bir şey vereyim. Tertibim olan ömrün bugün hitam bulmuştu, otuz sene daha ömrüne112 ilave ediyorum.” Hazret-i şeyh o gün yetmiş yaşını doldurmuştu. Hitab-ı ilahiyi hemen not almış, tarihini belirtmiş. Günü geldiğinde ihvanına hitaben: “Ben bugün vefat edeceğim” diyerek Kabe’den getirdiği beyaz elbisesini istedi. Ve giydi. Zahiri ulemanın yeteri kadar ölçüye alamadıkları zikir halakasını kurmuş, bizzat halakanın ortasında zikri idare etmiş ve sonunda: “--Benim ruhuma teberrüken bağışlayın” buyurmuşlar. Halaka-yı zikirde bulunanlar şeyh efendiyi o günkü kadar güçlü görmediklerini söylediler. Bu bakımdan nefsani ölçülerine uymadığı için şüpheye düşen, yeteri kadar şeyhlerine itimatsızlığın eseri olarak dervişliği ölçmede fiziki ölçüden başka ölçüleri olmayanlar itiraz ettiler. Efendinin ilk eşi vefat etmişti. İkinci âilesi ile beraberliği kırk seneyi bulmuştu. Hanımı: “--Efendi Hacı leylek de “öleceğim” diye kabrini yaptırdı, malını mülkünü dağıttı, daha halâ ölemedi, rezil oldu” deyince, kırk senedir
    • METAFİZİK Iefendisinin manevi vazifesinin anlamını anlamamış olan hakiykatyoksunu hanımına üzülerek Kara Şeyh Hacı Bekir Baba: “--Yazıklar olsun! Kırk senedir Hacı Bekir ile hacı leyleği ayırtedemedin mi?” uyarısı ile gerçeği görmekten yoksun olanlara boşageçirdiği zamanın acısını ne güzel dile getirdiler. İhvanlarına dahitaben: “--İyi dinleyin! Hazret-i ALLAH “ömrüne otuz sene ilave ettim”buyurdu. Bugün otuz sene hitam buldu” diye gerçeği anlattı. Ammakaç kişi anladı?.. Bu gerçeği anlıyamayanlar duramadılar. Şeyhefendinin sözüne harfiyyen inanan, imanının göstergesi olan tecelliyiidrak eden pek az derviş kalmıştı. Gene bir kısmı da “böyle ölümolmaz” diye gece ilerleyince uzaklaştılar. Halifesi Ali efendi ve birkaçsadık dervişinden başka kimse kalmadı. Şeyh efendi hitab-ı ilahinin zuhur saatini bekliyordu. Saat değildakika dahi şaşmayacaktı. Çünkü Hazret-i Allah’ın verdiği ilave ömürsaati ve dakikası ile otuz sene idi. “Sadakallahü’l-azim” (Hazret-iALLAH doğru söyler). Bu türlü hitab-ı ilahinin Rabbımın aciz kullarına bahşettiği 113rahmetinin bu abd-i acizde benzer tecellileri ile bu tür manalarınşahidiyim. Yeri geldikçe yaşantım boyu gördüğüm ve yaşadığımmetafizik olayları Rabbımın affına mağruren müsadesine ve merhametsıfatına sığınarak anlatmak istiyorum. Hazret-i Allah’a mahsus olanvarlığı nefsime maletmiş gibi gösterme gafletinden gene Rabbımasığınırım. Aşk ile evradıma ve ezkarıma çalışıyordum. Yakaza halindeCenab-ı Hak bu abd-i acize hitab ediyordu: “--Sana vermek istediğim rahmetim olan iki şeyden birini iste:İlim meclisinde bulunmak mı istersin, cenaze namazı mı kılmakistersin?” buyurdu Hazret-i ALLAH. Aczim ve göz yaşlarımla: “--Abdinim, bilmem. Rabbım sen bilirsin” dedim boynumubükerek. Teslimiyetimi dile getirmeye çalıştım. O geceningündüzünde gayr-ı ihtiyari manevi ilim meclisinde bulundum ve birzatın cenaze namazını kıldım. Bu zevkin izahı mümkün değil. Bu ve buna benzer bazı metafizikzuhuratın şahidi olduğum için “Gara Şeyh” efendinin anlattığı ömür
    • METAFİZİK I ilavesinden cesaret alarak bu tertibi tanzim-i ilahiyyenin manada belirtildiği gibi maddede aynen zuhurunu görüp yaşadığım rahmet-i ilahiyyeyi yazmaya cür’et ettim. Gece yarısı yaklaşmış oturduğu yerde uyuyor gibi dururken gözlerini açarak etrafta pek az kişinin kaldığını görünce halifesi Hacı Ali efendiye: “--Gittiler mi oğlum? Sabırsızlar, duramazlar... Ayaklarıma bakar mısın, soğumuş mu? “--Soğumuşlar efendim” Hacı Ali efendi ateşli mangalı efendinin bacaklarının arasına koyar ve battaniyeyi üzerine kapatır. “--Al oğlum, ateşin tesiri kalmadı.” Hacı Ali efendi mangalı çeker. Çok geçmeden “Gara Şeyh” başını kaldırır ve tebessümle: “--Hoş geldin ya Melek” diyerek, sağ eli ile sakalını tutarak: “--İhtiyarım fazla kıyma. Rabbım sen bilirsin, Rabbım sen bilirsin,114 Rabbım sen bilirsin! Ya ALLAH!” diyerek sağ tarafa başını bırakır. “Kâlû: İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn.” Hazret-i ALLAH o bahtiyarların yürüdüğü yolda bizleri de sebatkar kılsın. Yol “tarik”tir, cem’i “tarikât”tır. Hakiykatın zahirde zuhurunun aldığı isim ŞERİATTIR. Hazret-i ALLAH’ın emirlerine uyulması ve kulların kulluk vecibesini yerine getirmeleri için rahmetinden elçileri ile gönderdiği tertib ve tanzim-i ilahiyyenin ismi şeriattır. Zamanımızda tatbik edilmek istenen şeriatın esasları nefsani tahrifat görmüş. Bin ikiyüz senedir içtihattan mahrum bırakılmış. Yalnızca korkutucu cehennem yolundan başka yol gösteremiyen, beş şarta tabi kılıp, kimseye “müslüman” diyemeyen, herkesi illa “kafir, gavur, gayr-i müslim” göstermeye çaba harcıyan şeriatı (!) kasdetmiyoruz. Daha evvel yazdığım kitablarda detaylı anlatmaya çalıştığım, gönüle zikrullahı ve aşk-ı ilahiyi yansıtan şeriatı istiyoruz. Salikini merhametsiz kılan, bi-la-istisna Allah’ın kullarına tepeden bakan, medeniyet, teknoloji, insan haklarından, güzelliklerden kişileri mahrum eden bu yaşantılara şeriat denmesini imanımla
    • METAFİZİK Ibağdaştıramıyorum. Kırk dört senedir taşıdığım manevi vazifeminmesuliyetini müdrik bu abd-i aciz de böyle bir şeriata intibakedemediğim gibi tercihim emr-i ilahiye uygun, büyüklerimin deyürüdüğü aşk yoludur. İşte HAKİYKATIN ZAHİRDEZUHURUNUN ALDIĞI İSİM ŞERİATTIR. Bu şeriatı da ancak ilm-itevhit, amel-i tevhitle bulursun. Bu ayeti hatırından çıkarma; zevkinial; aşk-ı ilahiye giriş kapısıdır: “De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım:ALLAH’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü ALLAH bütüngünahları bağışlar. Şüphesiz ki, o çok bağışlayan, çok esirgeyendir.”(Zümer Suresi, 53) Hazret-i Allah’ın sonsuz rahmetini hatırdan çıkarma. Haramlaradikkat et. Şımarma. Yaratanına eş, ortak koşma. Dosdoğru yürü.Samimi ol. Mü’min olmaya çaba göster. Mü’min olman için emr-iilahi ile seni yükümlü ve müsait yaratmış Hazret-i ALLAH. Mü’minolmanın nedenlerine dikkat et. Maddi gıdaya muhtaç olduğun gibimanevi gıdaya daha muhtaç yaratıldın. İhmal manevi kaybın demektir.Savm, salat, hacc u zekat, kelime-i şahadet gerekli. Kelime-i tevhit 115müslüman olmak için gerekli. Kelime-i şahadet ise mü’min olanınşahitlik belgesidir. Peygamberimiz efendimiz hasen olan birhadislerinde buyurdular ki: “Kişi mü’min olmadan cennete giremez.Birbirinizi sevmedikçe mü’min olamazsınız. Ey Allah’ın kulları,kardeş olunuz.” Muhterem hocam! Mü’minle müslümanı birini diğerinekarıştırdın. İslam’a girmeyi zorlaştırdın. Ülkemizde ve dış ülkelerdedin-i İslam’ın gerçeğini anlatamadığın için her yerde dost değildüşmanı çoğalttın. Dinle, Hazret-i ALLAH Kelam-ı Kadim’de nebuyuruyor? İslamiyet’i kullarına elçisi vasıtası ile nasıl izah ediyor?Sen de ALLAH rızası için hakiykatın dışına çıkma da, başkalarıanlamadan dünyaya sen ilan et. Çünkü en son, mütekamil kullarınaelçisi ile gönderilen şeriatın sahibisin.. Bu rahmet-i ilahiyyeyi bilesin,bulasın ki, anlatasın. Bu rahmet-i ilahiyyenin ilanını da Avrupa’dan,Amerikadan mı bekleyeceksin? Gerçeği bilmeye, görmeye çalış. Kitoplumlara bildirmek şerefini elinden kaçırma. Kadrini bilemiyerekhurafa, bid’at, işe yaramaz hikayelerle zamanı geçirir, maddeyiyaşatır, manayı öldürmeye devam eder isen hiç şüphen olmasın
    • METAFİZİK I Rabbım emr-i ilahiye uygun rahmetini bir yerden zuhur ettirecek. Şüphe edilmesin. Rabbımın lutfu ihsanı ile abd-i aciz gerçekleri görebilmen için gördüğüm kadarı ile hedef gösteriyorum. Dini izahta toplumların itimat ettiği yerde bulunuyorsun. İlmin zahiri de olsa itimat edilen ismi taşıyorsun. Vazifeni yap. Sorumlusun. “Ya Davut, cehaleti özür olarak kabul etmiyorum” buyurmadı mı? Hazret-i ALLAH (c.c.).. “Bedeviler “inandık” dediler, de ki: “İman ettik” demeyin, “İslâm’a girdik” deyin, henüz iman kalblerinize yerleşmedi. Eğer Allah’a ve elçilerine itaat ederseniz ALLAH işlediklerinizden hiç bir şeyi eksiltmez. Çünkü o çok esirgeyen, çok bağışlayandır.” (Hucurat Suresi, 14) Hocam! Lütfen, İslam’ı anlatırken daha dikkatli ol. Hazret-i ALLAH Kur’an-ı Kerim’de ayetlerini açık açık her kulunun anlayacağı gibi beyan ediyor. Sen de tek din olan İslam’ı anlatırken “ibadete teşvik ediyorum” zannı ile beş şart koyarak beni Adem’in arasına düşmanlık getirdin. Hatanı ALLAH aşkına düzelt. Ayetin116 dışına çıkma. Ayet-i celileyi Hazret-i ALLAH 1400 sene evvel bedeviye anlattı. Bedevi de “LÂ İLAHE İLLA ALLAH” dediği için müslüman olduğunu anladı.! Bedevi müslüman olduğunu anladı, sen ey medeni, müslümanlığı ne zaman anlayacaksın?!..
    • METAFİZİK I UYANIK BİR TEK SEN Mİ İDİN, EY “GARA ŞEYH”? Etkisinden kurtulamadığım, kurtulmak da istemediğim metafizikrahmet tecellisini anlatarak cümle gönül ehlinin bu zevke ortakolmasının arzusu ile ve metafizik dışı ilimle yetinen kardeşlerimi debir nebze mana varlığını düşündürebilirsem mutlu olurum. Çorumlular iyi bilirler, Yeniyol’da Delikboğaz’ın Kahvesiarkasına düşen çıkmaz sokaktaki evde ikamet eden, dini yöndensafiyetini muhafaza etmiş bir kişi aç, perişan kalmış. Geceninyarısında, hacet kapılarının daha açık olduğu bir zamanda açlık ve 117perişanlığının verdiği heyecanla ve sitemle yüksek sesle şöylemüracaat eder –ki, o zaman Çorumda on bir dergahın olduğu söylenir-: “--Ey Çorum’daki şeyh efendiler! Sizler peygamber varislerisiniz.Hanginiz uyanıksanız benim halimi anlayın. Tahammülüm kalmadı,yardım bekliyorum” diye halini sert dille haykırdı. Hacı Bekir Baba, bir torbaya hazırladığı yiyecekleri, diğerine deodun, çıra gibi yakacakları koyarak, sarih adresini verdiği evedervişleri gönderdi: “--Selam söyleyin, sabah namazından sonra beni görsün”buyurdu. Adresi buldular. Kapıyı vurdular. Adam kapıyı açtı. Heyecanla vehayretle sordu: “--Hangi şeyhten?” “--Hacı Bekir Baba’dan” deyince adam nara atarcasına:
    • METAFİZİK I “--Bir tek senmi uyanıktın, ey “Gara Şeyh?” Diğerleri uyuyor mu?!” Şeyh efendinin selamını tebliğ ettikten sonra: “--Sabah namazından sonra seni görmek istiyor” dediler. Şeyh efendinin arzusu üzere gelen kişi ümit etmediği sitemle karşılandı: Hacı Bekir Baba enaniyetten, bencillikten uzak, gerçekleri dile getirdi de, bu halini yadırgadığını şöyle anlattı: “--Nasıl şeyh efendileri imtihana cür’et ettin.? Aleyhlerinde hüküm verdin, su-i zana düştün?! Beşeriyet halinde olsa idim benim de bilmem imkansızdı. Bir daha böyle küstahlık yapma. Torbadakileri yiyince gene gel” buyurdular. Şeyh efendi daima sülük hayatı yaşardı. Daima mahviyette idi. Mana yolunu karanlıklarda değil aydınlıklarda ara! Ehl-i aşk: ezel-i ervahtaki “belî” diyen imanın zuhur kaynağı ruhun Allah’ın varlığına imanının ikrarı, şüphesiz rahmet-i ilahiyye zuhuru ile ezel-i ervahtaki yaşantımızda henüz nefis giysisinin118 olmadığı, ilahi varlığa olan imanının adaletli zuhuru “evet, sen bizim Rabbımızsın” ikrarının verdiği sarhoşluğun bitip tükenmeyen, izahı yeteri kadar mümkün olmayan iman zevkinin özlemi ile yaşar. İbadet ve taatlar nefis ölçeği ile değil iman terazisi ile ölçülür. Bu rahmet-i ilahiyyeleri nefis kantarında ölçenler hakikatın dışında kalmışlar, küfür bataklığından çıkamadıkları gibi kurtuluşa ermiş, iman zevki ile her şeyi ölçebilen bahtiyarları kıskandıklarından onların mana yönünü görmeye muktedir olamadıkları için, manen iç açıcı olmayan zevkleri beş duyuyu aşamayan makamlarına metafizik yaşantısında kendini bulan mana zevki ile mutmain olmuş bahtiyarları da kabul edemeyenlerin kurdukları hayat nizamının maddi yönü parlak gibi görülse de manası ehline ma’lûm, karanlık görüşlerine teşvikkar tutumlarını yadırgamıyoruz... Amma her ne kadar rahatsızlığımızın ölçüsü akıl ve mantık yönünden izahı muhal ise de mana ve iman görünümünde hakiykatlerin görünüp yaşandığını iman gözü ile görüp zevkini almak hayal değil gerçek, hem de ne gerçek!... Şahit mi gerek? Akıl, mantık ve nefis duygusundan ileri gitmeyen görüş, yaşantı ve düşünceleri ile metafiziksel ölçüm ve görüş gücüne sahip olmak mümkün değil! Hakiykatleri kabul ediyor gibi
    • METAFİZİK Igöründükleri halde inançları doğrultusunda değil de bazı safiyetliinsanları incitmemek için hoşgörülü olduğunu göstermeleri yapmacıksergicilikten öteye gidemez. Çünkü maksatları manaya muttali olmakgibi bir gayeye matuf değil!. Örnekleri pek çoktur. Bir tanesini arzedeyim: Ömründe bir defaşartlar mevcut olduğu zaman üzerine farz olan hac farizasınıimkanlarının el verdiği nisbette yerine getiren hanım ve erkek hacınıntutum ve davranışlarına, icraatlarına tavır ve hareketlerine beraberbakalım. Değişik görüşlere sahip olduklarını bariz göreceksin. Hacmali bedeni, ruhi ibadettir. Zevki ve hazzı imanla orantılıdır. Nefsanive fiziksel ölçülere iltifat etmeden, safiyetle, Hazret-i Allah’ın emir vetertibine uygun ibadet ve taatlarını da samimiyetle yerine getirmesininnedenini, sadakatli kulların her hareketinde imanın mevcudiyetinigörmek mümkün. Bu hasleti ise emr-i ilahiyi “acabasız” kabullenmişmuhip kullarda her an görmek mümkündür. Haccın hiç bir rüknüaklın, mantığın ve nefsin haz duyacağı türde yaratılmamış. Bu emr-iilahi ve tertib-i ilahiyye ancak “Amentü”ye iman edenlerin manevigıdası, feyzi ve zevkidir. Aşığın haccı fer’i de olsa vuslat misalidir 119hac. Beş duyunun ötesindeki yoldan habersiz, fiziksel bilgilerden öteyeyani manaya yol bulamayan kişiler metafizik tertip ve tanzim-iilahiyyenin dışında kalmış, mananın zevki ve hazzını nefsin pazarındabulamadığı için ferahlığı ibadet ve taatın, manevi teşkilatın inkarındabulduğunu zannederler. Maneviyatı da yaşadıkları maddi hayatındışına çıkarmadan, ila-nihaye götürmeye çabalarlar. Beş duyunun makinası haline gelmiş materyalist ibadet, taatiştigaline mani inanç yoksunu nereden bulsun ve bilsin, kayıtsızşartsız emr-i ilahiye intibak gücünü?. Alemleri “kün!” (ya’nî “ol!”)emri ile yaratıp “fe-yekün” (ya’nî “hemen oluverir”) emri ile hitambulduracak Hazret-i Allah’ın dört duvar bir kapıdan ibaret, “evim”buyurduğu, plansız, projesiz, beşeri ruhsata uygun olmayan bir binayınasıl kabullenip, yedi şavt yapıp ismine tavaf desin!. Cennet-i A’la’dan Cebel-i Kuveys’e indirilen emr-i ilahi gereğiBeytullah’ın köşesine konulan Hacer-i Esvet ahd-i misak taşını herşavtta akıl ve mantığına uygun görüp nasıl öpsün ki, insan-ı kamildekitertib-i tanzim-i ilahiyyeyi, ahd-i intisabı kabul etmeyen materyalistin
    • METAFİZİK I taşı nasıl kabul edip de türlü meşakkatlerle “emr-i ilahi” diye öpmesini bekliyorsun? Safa ve Merve arası yedi gidiş dönüş 5600 metre mesafeyi yürümeyi tavaf yorgunluğuna ilaveten “ibadet” diye beş duyunun makinası haline gelmiş kişiye nasıl kabul ettireceksin? Üzerine uygun gördüğü giysileri çıkartıp, çıplak vücuduna “ihram” ismi verilen iki havludan ibaret sarınmayı günlerce taşıyacak... Bazı helal şeyler ihramdan çıkana kadar haram olacak!.. Bu emr-i ilahiyi nefsine nasıl kabul ettirsin iman garibi?. Allah’ın emrine kayıtsız ve şartsız tabi olmak, imanın şartı, hazzı ve gıdası olan amentü’ye iman etmeyenlerin gerçekleri inkarı nefse zulümden öte gidemez. Zaif imanın taşıyamadığı, nefsin haz duymadığı bu tür ibadet ve taatların binlercesini anlatmak mümkün, amma Hazret-i Allah’ın rahmet ve mağfiretini anlatmak da beşerin ölçüsü dışındadır. İleri gidemiyorum gayretullaha dokunurum korkusu ile. Abd-i aciz yaşadığım, gördüğüm, samimiyetle inandığım “nedim-i120 ilahi, varisü’n-Nebi” vazifesini 1956 senesinden bu yana havfu reca ile taşımaya çalışıyorum. Rabbım enaniyete düşürmeden, cümle vazifeli kullarını layık kılsın. Güç, kuvvet, varlık yalnız ve yalnız Allah’a mahsustur. Hiç bir yaratık bu tür varlığı nefsine maledemez. Eğer maleder ve Allah’ın sıfatlarını naçiz şahsında göstermeye yeltenirse mana sahtekarı olur. Rahmet-i ilahiyye ancak sebeplerinde müşahede edilir. İcra eden yalnız Hazret-i ALLAH’dır. Sadık kul Hazret-i Allah’ın emirlerine ve gönderdiği elçilerine, elçilerinin varislerine samimiyetle tabi olmak mecburiyetindedir. Bu yönlü itaat kayıtsız ve şartsızdır. Çünkü tertib-i tanzim-i ilahiyyedir, metafiziktir.
    • METAFİZİK I ŞİFAYI HASTA HİCRANINDAN, TABİB İSE İMANINDAN İSTER. MANAMDA BUYURDULAR Kİ: “DERDİNİN DEVASINI NE BULABİLECEKLER, NE DE SANA VEREBİLECEKLER” Şeyh Hacı Ali Ahıskavi hazretleri “lösemi” denilen kan kanseriidi. Çorum Devlet Hastanesi’nde tedavi görüyordu. Başhekim,doktorlar ve bütün personel Hazret-i Allah’ın vazifeli kıldığı büyükzata hizmette kusur etmemek için çaba gösteriyorlardı. 121 Baştabip her gün ziyaret eder, isteği olup olmadığını sorardı. Genesorduğunda: “--Oğlum, Hazret-i ALLAH cümlenizden razı olsun. Beni bugüntaburcu et” diye rica edince üzülen baş hekim: “--Aman efendim, hürmette, hizmette kusur mu ettik? Söyle banakim incitti zatını?” “--Hayır oğlum, Hazret-i ALLAH cümlenizden razı olsun. İlminiziali kılsın. Evimde bu kadar rahat değilim. imanına itimat ettiğim,inancına zarar vermiyeceği için gördüğüm manayı olduğu gibianlatacağım: “Bu gece alem-i manada müracaatımın cevabı rahmet-iilahiyyenin zuhuru ile bir tepsi içinde yüzlerce ilaç getirdiler. Tepsininortasında küçük bir şişeyi göstererek: “--İşte senin derdinin devası ilaç bu şişede. Hazret-i ALLAHyarattı fakat henüz kullanma müsadesini halketmedi. Ne bu devayıbulacaklar, ne de bu ilacı sana verecekler! Vakt-i saati henüzgelmedi” buyurdular.
    • METAFİZİK I Beyhude yatağı ne diye meşgul edeyim. Başka bir hasta yatar da şifa bulur inşallah.” Aczinden boynunu büken başhekim üzülerek elini öptü ve onu evine gönderdi. “Talebenâ, vecedenâ” (bizi arayan bizi bulur). İste ki, vereyim. Bu istekler hastanın olduğundan daha çok tabiplerin olacak. Zira “hasta hicranından, tabip imanından ALLAH’tan ister. Tabibin duası ind-i ilahide daha geçerlidir.” O bakımdan Hazret-i Allah’ı Allah’ın istediği kadar bilen tabibe toplumların çok ihtiyacı var. Her tabîbe âşikâr etme derûn-i derdini, Her ne derdin var ise eyler devâ, ALLAH kerîm. Deva Allah’ın yed-i kudretindedir. Fakat sebebine tevessül etmeden hiç bir şey’e nail olamazsın. Kıssayı iyi dinle: Hazret-i ALLAH gözleri ağrıyan Musa (aleyhi’s-selam)’a: “--Ya Musa! Yerdeki şu gördüğün otlar gözüne devadır” buyurdu.122 Musa (aleyhi’s-selam) otları kullandı. Hiç faidesi olmadı. Sıkılarak Rabbına müracaat etti: “--Ya Rabbi, zatını noksan sıfattan tenzih ederim, göz ağrısına deva buyurduğun otları kullandım, deva olmadı!” Hazret-i ALLAH buyurdu ki: “--Ya Musa! Sana “al, ilaç yap” demedimki. Ehline diyeceksin “şu otu al gözüme ilaç yap” diye.” Küllü şey’in sebebâ. Her şeyi sebebe bağlamıştır. Hazret-i ALLAH buyuruyorki: “Ya Musa! Her şeyi tertip tanzim ettiğim sebeplerde arıyacaksın. Sakın sebebi ihmal etme; sebebi de ilahlaştırma!.”
    • METAFİZİK IAŞK YOLUNDA SEVMEN GEREKLİ OLANLARISEVMEDEN İLAHİ AŞK MAKAMINDAN SEVGİ Mİ BEKLİYORSUN? Hususi arabamızla beş arkadaş Bağdat’a gittik. Beş, altı günBağdat’ta kalacaktık ziyaretler için. Bilahere Basra, Kerbela, Necef,ziyaretlerinden sonra hac için Taif yolundan Mekke-i Mükerreme’yegidecektik. Otele yerleştikten sonra kaldığımız otele yakın olanGavsü’l-a’zam Abdulkadir Geylani hazret-lerini ziyarete gittik. Cümlekullarına merhamet ve rahmet-i ilahiyyeyeden iktidarı nisbetindeyerine getirilen kulluk vecibesini samimiyetle ifaya gayret gösteren, 123aşk-ı ilahiden nasibini almış, Hazret-i Muhammet Mustafa (s.t.a.v.)efendimizin manevi deryasından cümle ehl-i aşka kıyamete kadardağıtmaya ehil, merciinden vazifeli kılınan, bugün dahi Hazret-iAllah’ın ehl-i aşka ihsan eyleyip, tasarrufatının bariz zuhurununaşikare görüldüğü adetsiz rahmet merciinden bir tanesi, Hazret-iAllah’ın rahmetinden getirdiği şeriatı ile yükümlü olduğumuz Hazret-iResulullah’ın verasetinin vazifelisi ve nedim-i ilahi, ehl-i aşk içintahsis edilen rahmet-i ilahiyye ve aşk-ı ilahinin dağıtım kapılarınıncesametlisi “ben ilim şehriyim, Ali kapısıdır” hitabıylaResulullah’ın işaret buyurduğu rahmet-i ilahiyyeye vesile, ehl-i aşkınbüyük kapısı Gavsü’l-a’zam Seyyid Abdülkadir Geylani(kaddesallahu sırrahu) hazretlerini ziyarete gelmiştik. Her tarafta dolu dolu, edepli, mekarim-i ahlakın içten ve dıştangöründüğü ehl-i aşk Gavsü’l-a’zam’ı ALLAH için ziyarete gelmişler.Cümlesinin manevi doyumları belli yüzlerinde. Musluğu kapan-mayan yaşlar gözlerinde. Aşk sarhoşluğu belli umumi hallerinde.Gıbta ile seyrediyordum.. Hayret: Bu abd-i acizde, gördüğüm mesutsimalardaki rahmet-i ilahiyyenin zerresi dahi yoktu! Maneviyat
    • METAFİZİK I fukarası ve müflisi olmuştum. “Taştan, topraktan ne istiyorsun?” diyen hakiykat gariblerinin taşıdığı imanı kemiren virüs bu abd-i acizde olanca cesameti ile sırıtıyordu. Feyzim alınmış, manevi duygum yok olmuş, aşk-ı ilahilerin zuhur mercilerine müteallik kılınan imanım da yok olmuştu... Rahmetli Anacığımın, Hazret-i Allah’ın emrine ters düşen bir hal gördüğü zaman yaptığı uyarıyı anımsadım. Üzerine basa basa: “--Aman oğlum, ALLAH insanı taş eder!” derdi. Bu söz benim istihza konumdu. Derdim ki: “--Ana, taş olmuş bir insan gösterki, inanayım!” !!!!!!Mühür yeri!!!!! Anamı aciz bıraktığımı zannederdim. İşte anacığımın o mübarek sözlerini iyi anladım; taş oldum. Maneviyat müflisi olmuştum. Ne beklentiler, ne duygularla binlerce kilometreyi124 katetmiştik. Fakat gönül kapım kapanmıştı. Açılır zannı ile taraf-ı etrafıma karşı utancımdan yapmacık aşk gösterileri yapmaya yeltendim. Yaptımsa da olmadı, yapamadım. Maddi ve manevi hayatımda sahtekarlığa yer yoktu.. Delirrmiş gibi dışarı fırladım. Sitemlerim yaratanıma idi. Otele gelene kadar neler demedimki, neler... Hamdolsun ki, müracaat kapımı açık bırakmışlardı. Küstahça daldım içeri. Şımarmıştım. Yaratanıma mırıldanıyordum amma yüksek sesle. Oteldeki odamda kimse yoktu. Sırt üstü uzanmıştım, elbisemle yorganın üzerine. Diyordumki: “--Hanı, zatının nerede rahmet-i, merhamet-i ilahin?.. Binlerce kilometre yolu bu abd-i acizini taş etmek için mi getirdin?..” Gözlerimi gayr-ı ihtiyari diktiğim karşıdaki duvarda yüksekte bağdaş kurarak oturan şeyhim efendim Hacı Mustafa Yardımedici’yi gördüm. Gülüyordu benim halime ve: “--İyi bil! Yağma yok! Burayı sevmeden başka yerlerden sevgi bekleme” diyerek gülüyordu. İki ayağını bileklerinden tuttum aşk ile. Çaprazlama kıvırdım da dedim ki:
    • METAFİZİK I “--Seni sevmek, ne demek; yerim seni çıtır çıtır aşkımdan.!” O mübarek ayakları kıvırmakla gayr-ı ihtiyari rahmet kapısınıaçmışım meğer. Gayr-ı ihtiyari almışlar, gayr-ı ihtiyari içeriyegirmişim. Çünkü birden inkar zail olmuş, imtihanım bitmiş, yerinirahmet-i ilahiyyeye, aşk-ı ilahiye terketmişti. Hazret-i ALLAH’a imaneden ve Hazret-i Allah’ın bilcümle resullerinin inanan ve tabi olanlararahmet hazineleri olduğunu, peygamber varislerinin, evliyaullahındünyadan hiç eksilmeyip, manevi teşkilatın her an mevcudiyetinigören kalp gözümü, rahmet benliğimi geri vermişlerdi. Koşarak gittimGavsü’l-a’zam’ın türbesine.. O ziyaretim dostlar başına!.. Bilmeden düştüğüm bu hali üzülerek anlatmaya çalıştım. Örnek alda sen de aynı duruma düşmeyesin. “Seher zevkin ne bilsin müstecânî, püsterî kalpler? Füyûzât-ısabâhı hasta-yı hicrân olandan sor.” Ya’nî “seheri görmeyenler seherin zevkini nereden bilecekler? 125Sen seherin zevkini hicran çeken hastadan sor.” Seher vakti hikmet-iilahiyye cümle hastalara seherin zevki ile ifakat (ferahlık) verilir. Bufeyzi hicran çeken hasta iyi anlar. Her gün güneşi göbeğine doğduran,güneşin doğmasını dahi göremeyen hele görmediği seher zevkininereden bilecek? Beni Adem füyuzat-ı ilahiden habersizdir. Ademinsan olmadan taşlaştığını nereden anlayacak? Muhterem hocam! “Taşı, toprağı niye ziyaret ederiz?”anlatabildimse mutlu olurum. “Görmediğim Allah’a ibadet etmem”diyen büyüklerimizin mezhebi ve meşrebi olan aşk-ı ilahiyi ve şeriat-ıgarrayı bu yolda bulacaksın. Yoksa şahsi ve nefsani hazlarımıza hoşgelen, beni Adem’i korkutarak, cehennemden başka tesirli göstergeyemuttali olamadın. “Şeriat” diye göstermeye kalkıştığın, yaratılangüzellikler dışı. Dünya güzelliklerini tedris etmiş kişilere dünyadahalkedilen güzelliklerin de yaratıcısının Hazret-i ALLAH olduğunuanlatamadık. Onun için peygamberimiz efendilerimizin getirdikleri,kulların neşvü nema bulmasının ALLAH tarafından ihsan edilenmaddi ve manevi düsturunu bilemeden.
    • METAFİZİK I İlim adına yanlış anlatıyor ve yanlış yapıyoruz. Tatbikinde aşk rahmetinden uzak, zikren kesira emr-i ilahisinden uzak, sonsuz rahmet-i ilahiyyenin af ve merhamet-i ilahisini yansıtmaktan uzak, içtihatsız bırakılan şeriat-ı garra günün şartlarına uymaktan uzak.. Mekarim-i ahlaktan, tasavvufi yaşantıdan uzak... Allah’ın haram kıldığı günah-ı kebairler dışında yaratılmış güzellikleri kabul edemeyen bir ilim ihdas edildi! Ruha hulul edemeyen, ruha gıdayı veremeyen, beşeri tertip ve tanzimden de öte manaya gidecek yolu olmayan bir ilmin verdiği düstur ve prensipler (!) “yaratılışın sırrı” olan insan olmaya namzet beni Adem’in davasına elbette cevap verecek gerçeğe ve güce sahip değildir.. Mana kalıcıdır. Manasız madde ruhsuz ceset misali her an kokuşmaya müsait, yok olacak kıvamda yaratılmıştır. Mevcudiyeti tükenmeye, bitmeye, çürümeye her an müsaittir. İrfaniyet yoksunları, mana ile ilgisi olmayan enaniyet bataklığının kanallarının yegane sahib olduğu serveti varlık, benlik, gurur ve kibirin aktığı, Hazret-i ALLAH’ı tanımayan küfür bataklığında olamayan güzelikleri ararlar.126 Olmayan bir şey nereden bulunacaktı? Bulamadıkları için aşşağılık kompleksine kapılarak “her şeyi ben biliyorum” iddiası da tutmadı mı, ikinci sermaye ve dayandıkları yoksun oldukları manayı inkarları ile manayı da madde gibi tahayülleri onlarca doğaldır. Bu inkarları mevzi gibi görülse de hakiykatte yaratanını kabul edemeyip, ilahi tecelli ve zuhuratların bariz inkarıdır. Muvakkat de olsa ferdi ve toplu mana ölümlerinin müsebbibi zamana göre içtihadı yersiz gören, her devrin tecelli ve zuhuru rahmet-i ilahiyyeleri aldığı ilimle bağdaştıramayan, bilginlerin göstermeye çalıştığı güzelliklerle bağdaşmayan şeriatı kabul eden de, etmeyen de geçmişten ders alınmadığından, sonra gelenler de evvelkiler gibi aynı hataya düştüler, aynı hatayı işlediler. En son ihsan edilen, beni Adem’in çabucak insan olmasına rahmet-i ilahiyyenin vesile kıldığı şeriat-ı muhammedinin özünde kardeşlik ve dostluk mevcud iken bu rahmet-i ilahiyye dahi şeriatın yani emr-i ilahinin yanlış anlaşılıp, yanlış uygulaması ile bazı toplumlarda sevgi, muhabbet, hoşgörü yerine cehaletin istilâ ettiği şiddete dönüşerek, din adına korkunç cinayetler işlenmiş, ocaklar söndürülmüş. Şeriat-ı muhammedinin sahip olduğu güzellikleri
    • METAFİZİK Iyansıtan şer’-i şerifi muhafaza edecekken nefse hoş gelen, emr-i ilahidışında, tarih boyu dini vecibe zannettikleri bu cehaleti yokedemedikleri gibi cehillerinden beni Adem’in manalarını yok etmevirüsünü ürettiler.! Hazret-i ALLAH’ın kullarına olan merhameti ve rahmeti gereğitertip eylediği enbiyayı, evliyayı, veliyi akıl ve mantık duygusundanöteye gidemeyen ilimlerinin kabul edemediği rahmet hazineleriniinkarlarında hatır için üzülmüş gibi görünüm vererek avamı saflarınaçekip, ehl-i irfanı kandırdıklarını zanneden, yaratılışın sırrını idrakedemeyen inkarcı inkarını gizli tuttuğunun zannı ile “inançsız ademolmaz” diye hatır için inançlı gibi görünmelerini ehl-i irfanayutturamadıklarını bilselerdi!... Deve kuşu misali.. “Avcıdangizleniyorum” zannı ile yalnız kafasını kuma sokar. “Gizlendim”zanneder. Fakat bütün cesameti ile gövde meydanda. Amma devekuşunun gizlenme kabiliyeti bu kadar. “Gizlendim” zanneder, küfrünmanadan “gizleniyorum” zannı gibi. Bilmez ki iki zıt bir aradaduramaz. Tertib-i ilahiyyeye ters düşer. Bu tertib-i ilahiyyeyi, şeriat-ı garrayı tap taze yaşayan ehli 127tasavvuf, ehl-i aşk Hazret-i Allah’ın muhafazası ve koruması altında,ezel-i ervah imanının dünya hayatına yansımasının zuhuru ve tecellisimurat, murad-ı ilahinin insan-ı kamilden zuhuru hikmet, marifetullah,tasavvuf ve ilahi aşk.. Kulluk vecibesinin samimi ifasının sadakatliaşık kullarını, hakiykat ehlini anlatmaya çalışıyorum. Bilerek veyabilmiyerek ters yola girmiş, ALLAH korkusu olmayan, Hazret-iALLAH tarafından vazifelendirilmemiş, çarpık, şeytani rüyasındaşeyh olmuş, ezel-i ervahta ve meşreb yapısında mana tiynetindeolmadığı halde kurnazlıkla kendisini mana ehli gösteren, ustagörmemiş amma “ustayım” diye yalan söyleyen, bozuk sanatkarkurnazlığın ustası olmuş sahte şeyhleri bu yolda ölçü olarak almıyasın.Peygamberimiz efendimizin Hazret-i Allah’tan getirdiği tebliği dinle: “İnsanların en şerlisi mürşit olmadığı halde mürşitliktaslıyanlardır.”
    • METAFİZİK I MERHAMET VE RAHMRETİ BOL, EŞİ, BENZERİ OLMAYAN KUDRET-İ İLAHİ, BÜTÜN ALEMDEKİ VARLIĞIN HER ZERRESİ MÜHR-İ İLAHİ OLDUĞU GİBİ, BU ABD-İ ACİZİN YAZMAYA ÇALIŞTIĞIM, HAYATIMDA NA- MÜTENAHİ ZUHURUNA ŞAHİT OLDUĞUM METAFİZİK KİTABA MADDENİN VE MANANIN ÇÖZEMEDİĞİ, ÇÖZEMİYECEĞİ SIRR-I İLAHİ, HAZRET-İ ALLAH AŞİKAR MÜHÜR BASTI!..128 Hazret-i Allah’ın rahmetine, lutuf ve taltifine her an muhtacız. Ukalalık etmiş olmayayım, manevi vazifem ve Allah’ın varlığına, peygamber efendilerimizin Allah’ın elçileri olduğuna kül olarak amentü’nün anlamında hiç inanç boşluğu yok. Hamdederim. Hayatım boyu bu abd-i aciz etkisinden kurtulamadığım, Rabbımın lütfu ihsanı olan manevi vazifem ve zevkimle yaratanıma yakınlığımı yudum yudum, nefes nefes yaşantım boyunca yaşadım ve yaşıyorum. Manevi zevkin tecellisi ile maddemi ve manamı ihya edenin rahmet-i ilahiyye olduğuna şüphem yok! Rahmet-i ilahiyyeden soyutlanmış bir hayatın madde ve manasının o ademde ceset olsa da değişmiyor. Gerçek ölümün bu ölum olduğunu gördüm, yaşadım, biliyorum. Rahmet-i ilahiyyeden dışlanmak korkusu en büyük korkum ve ızdırabım. Dünya hayatımın madde ve manasında o kadar çok metafizik zuhurat ve tecelliler varki!... Bütün beşere göstermek vazife ve arzumun tahakkukunda zorlanıyorum.
    • METAFİZİK I Abd-i aciz yazmaya çalıştığım kitabçığa Hazret-i ALLAH kudretmührü bastı. Bilgisayar ve printer vesile idi. Onlardan zerre kadaruğraşı olmadı. Teknolojiye aşina kişilerin de gözleri önünde açıkzuhuru onları da bu rahmet-i ilahiyye olaya şahit kıldı. Mührünorjinali tetkike her zaman uzman meraklılarını bekliyor. Olayteknolojinin üstünde, bilinç altı izah bekliyor. Nasıl izah ve ifade edeceğim, bu hususda da Rabbımasığınıyorum. İzahını da Rabbımdan halketmesini bekliyorum, amin. Bir aydır tekniğin otoriteleri zevkle çalışıyorlar. Fiziki izahındahiç mesafe alamadılar, alamıyacaklar da!.. ALLAH cümlesinden razıolsun, küstahlık olmaz ise bu olayın beşeri ilgilendirecek kadarınınbilincini de Hazret-i Allah’tan aczimle rica ediyorum. Bu arzu vericamı bazı tenbel kullarının tevekkül maskesine sığınarak takındıklarıküstahça tavırlara benzetmeyesin. Hazret-i ALLAH cevheri yaratmış, a’râzı da yaratmış. Anlamısuyu ve toprağı yarattı, ikisini karıştırıp kerpici sen yapacaksın. SakınHazret-i Allah’a “kerpici de yap” demiyesin. Allah’a karşı küstahlıkolur. Kulluk vazifeni bil. Emr-i ilâhilerinin teferruatına elçilerini 129vazifeli kılmış. Diyemezsin ki “ben elçi filan tanımam. Zatının izahıbana yeter.” Bütün alem rahmet-i ilahiyyelerle bezenmiş. Dünyadabeni Adem’i muktedir ve irade sahibi eylemiş. Güzelliklere aşinayaratmış. “Bu dünyayı ben yarattım, sen düzene koyacaksın” hitabıher hadisede zuhur ederken, yılışarak günlük hayatımızda “beniyorma, onu da sen yap” deme. Toplumların idare, sevk vehareketlerini güzellikler içerisinde, inanç ve akıllarının erdiği kadarıile mesuliyetini müdrik kişilerin çıkardığı nizamlarla idare edecekken,sakın Hazret-i Allah’a “bizi ilgilendirmiyor, onu da sen yap” deme.Terbiyesizlik ve küstahlık olur. Derviş “hasbünallahu veni’me’l-vekil” (sen alemlerin vekilisin)der. Amma haddini bil. Gücünün yettiği yerde Hazret-i ALLAH seninne avukatın, ne hizmetçin!.. Cüz’i iradeni unutma. Gülünç oluyorsun.Bu gerçekleri bilmediğinden din anlayışına na-ehli güldürüyorsun... İşte akıl ve mantığın, fiziki ilmin çözemediği ve çözemeyeceği,incelemeye müsait ve açık metafizik bir olay:
    • METAFİZİK I Peygamber efendimizin doğum gününde bayram ettiğimiz Mevlit Kandili günü 1999 senesi 24 haziran bilgisayarda yazdıklarımı dosyalamak için printere yazdırıyordum. Altmışıncı sahifenin başında çift çizik çerçeve içerisinde -çerçeveler alışa geldiğimiz çerçeve cinsinden değil- 12,5 cm. boyunda, 12 mm. Eninde, sarı altın yaldızlı zemin üzerine kırmızı ve yeşil noktacıklarla sahifenin kenarında, üstünde de yukarı kenardan sahife nizamına ve düzenine uymayan, ekranın ve printerin dahli olmadan, ekranda dahi görünmeden, bir daha yazmak ve yazdırmamıza imkan olmayan, çeşitli renklerle bezenmiş, bazı yerlerine Kur’an-ı Kerim’in nazil olduğu yazı kufi yazıya benzer, çıplak gözle zor görülen esmalarla ve mühürlerle bezenmiş bir logo belirmişti. İzahından teknolojinin ve akılcı dinin aciz kaldığı... Her ne kılmışsa adâlettir, Cenab-ı kibriyâ, Her kazâya, her belâya kıl rızâ, ALLAH kerîm.130 İmanına sahip ehl-i imanı bu ve buna benzer zuhurat iman ehli olanları rahatsız etmediği gibi inançlarının zevkine zevk katar. Olay yüksek tahsil görmüş, mana cilvelerine az-çok aşina Mehmet Şen efendi ve Tarık Küçükkalıpçı efendinin de huzurunda zuhur etmiş, Hazret-i Allah onları da şahit kılmıştı. O sahife üzerine hiçbir cihazın dahli olmadan mührün gökten düşer gibi zuhuru o efendileri de hayretler içerisinde bırakmıştı. Her tarafı kufi yazılarla ve mühürler ile bezenmiş levha üzerine siyah latince yazı ile akılcı ulemayı şoke edecek latin yazısı ile bu abd-i acizin kimliğini ve icazetini yazıyor Hazret-i ALLAH c.c.: !!!!!! mühür yeri !!!!! 60. sahifede perişanlığımı, aczimi anlatıyordum. Yeteri kadar bilmediğim için bocaladığım, hiçliğimi göstermeye çalışıyordum. Yaratanıma neyi gösterecektim ki?!.. Tertib ve tanzim onun halketmesi değil mi?
    • METAFİZİK I Sonradan anladığıma göre, mensup olduğum şeyhime karşısaygısızlığımın karşılığı ceza imiş. Bi-zatihi şeyhim efendiminlisanından ihsan ettiler. Bu uyarı ile abd-i acizi cümle ALLAHkullarına ibret olsun diye, normal yaşamaları için tasavvufuninceliklerinin sevgi, muhabbet, Allah’a iman ve dosdoğru yürümeninesas olduğunu izah etmeye yetkili kıldılar. Bu metafizik olayı bütün çıplaklığı ile okurlarıma ve ihvanımaanlatmak istiyorum. Aczimi itirafımla yetiniyorum. Başka gücümyok.! Aynı mührü kitapta göstermeye çalışacağız. Nedenini araştır.Zevk alacağına, inancını muhafaza çerçevesi ile takviye edeceğineşüphem yok, inşallah. Allah’ın varlığına birliğine inananlar için butecelliyat-ı ilahide çok çok ibretler ve hikmetler var. Lütfen, buhikmet-i ilahiyyeye aşina ol ve yaşa. Şunu iyi bil ki bu, ALLAH’ınaciz kulu, yaratılışım ve Rabbıma olan imanımın icabı Peygamberefendimizin tebliğ buyurduğu ahkamın zerresine dahi itirazkaryaratılmadığım gibi, gene Rabbımın rahmet tecellisi, sahtekarlığa,düzenbazlığa, dini istismara hayatımın hiç bir safhasında yer yok. 131İtimat et. Zarar etmezsin. Amma verilen iradeni iyi kullan. Hazret-i Allah’ın rahmetiyle ihsan eylediği mühr-i ilahiinanıyorum ki, hem madde ehline, hem de na-ehil tarafındanezilegelen mana ehline hakiykati göstermekle ferahlatacaktır. Çünkübu rahmet-i ilahiyye yalnız şahsıma münhasır olmayıp bütün insanlığamahsus rahmettir... Susamış kişinin çeşmenin başında durmaklasusuzluğu geçmiyeceği gibi, “bal, bal” demekle ağızıntatlanmayacağını bil. Benim aczimi değil, Hazret-i ALLAH ınbüyüklüğünü gör ve bil ki: Yemin ediyorum, abd-i acizin manevivazifemi belirliyen mührü Hazret-i ALLAH bastı!.... Bu mührün zuhuru ile duygulanan ehl-i aşk, şair, edebiyatöğretmeni Fazlı Al hocaefendi bakın neler diyor: Hamdolsun Allah’a bir müjde verdi, Alemlere rahmet, RAHMET MÜHÜRÜ. Gaipden aleme rahmetler serdi,
    • METAFİZİK I İnsanlığa rahmet RAHMET MÜHÜRÜ. Bir keramet verdi Yüce Hak bize, Manayı mühürle çıkardı düze. Acizim, yazamam bu sırrı size, Asrın kerameti RAHMET MÜHÜRÜ. Güç kuvvet ALLAH’ın, mühürler perde, Bu mühür hem şifa, hem deva derde. ALLAH dilemezse icraat nerde? Gönüllere şifa RAHMET MÜHÜRÜ. Manaya sınır yok, şekiller perde, Her suret bir mühür, hepsi aynı yol. Hepsinde mana bir, Hakk’a teslim ol, Suretlerde imza RAHMET MÜHÜRÜ. Efendim niyazla makama durmuş,132 Rahmet coşmuş, dalga açığa vurmuş. Bu mührü şahitle taltif buyurmuş, Merhamet dalgası RAHMET MÜHÜRÜ. Bu mührün içinde mühürler vermiş, İç içe sureler, ayetler sermiş. Alın, çözün diye imkan göstermiş, Hikmetlere şifre RAHMET MÜHÜRÜ. Teknoloji aciz, çözemez ilim, Bir değil, binlerce çekildi filim, Hakk’ın manası bu edilmez dilim, Bir bahr-i ummandır RAHMET MÜHÜRÜ. Altın çerçevede sonsuz manalar, Bu manadan ancak ehl-i hal anlar. Güç, kuvvet ALLAH’ın ey ehl-i canlar, Rahmetin tellalı RAHMET MÜHÜRÜ.
    • METAFİZİK IEseri mühürle methetmiş ALLAH,Coşturdu rahmeti, bu eser billah.Manada vesile var İLLÂ ALLAH,Tevhidin tasdiki RAHMET MÜHÜRÜ.Bu kitaba Rabbım icazet vurdu.Ledünni manayı böyle buyurdu.Efendim haliyle sesin duyurdu,Alemlere rahmet RAHMET MÜHÜRÜ.Ya RAB! Mührünle bizi manana daldır.Rahmetin zevki ise deryanda vardır.Efendim vesile, vesile haldir,Haşre kadar baki RAHMET MÜHÜRÜ. 133
    • METAFİZİK I YUSUFU BAHRİ HAZRETLERİ İman deryasına kapı açan itimatlı yakınlarımdan dinleye dinleye zevkini imanıma çerçeve yaptığım metafizik olaylar zincirinin mühim halakalarından olan ilmi ledünni.! Türbesi Çorum Hıdırlık mevkiinde, Ashabdan Kerebi Gazi Hazretlerinin türbesinin sağ köşesinde mütevazi bir türbe… Yalnız Çorumlunun değil, ALLAH’a inanan cümle kullarının İslam ve iman şahidi Hazret-i Peygamber (s.t.a.v.) Efendimiz’in mübarek iltifatları ile, Yusuf ismine “büyük deniz” anlamına gelen “bahri” ilave edildi. ALLAH cümle kullarına şefaatci134 kılsın, amin. Çorum Üçtutlar mahallesi Ulu camiye yüz elli metre kadar geride giriş kapısına karşı “u” şeklinde dar aralığın ortasında geniş bahçeli bir evde iskan ederler, “müderrisler” diye bilinirler. Hala asaletlerini muhafaza ederler. Komşum ve hısımım olurlar. Müderris Yusuf Efendi tahminen 350 veya 400 sene kadar evvel hacca gittiğinde Medine-i Münevvere’de Hazret-i Peygamber (s.t.a.v.) Efendimiz’i ziyaretinde Ravza-i Mutahhara’nın taşına yazılmış hadis-i şerife: “--Bu hadis olamaz, yanlıştır” diye itiraz etti. İtirazını hadis-i şerife hakaret telakki ederek Hazret-i ölüm cezası ile cezalandırmak için şer’i mahkemeye gönderdiler. Kadı efendi hadis-i şerife “yanlıştır” diye neden hakarette bulunduğunu sorarak: “--Yanlış olduğunu ispat edebilecek misin? İnandırıcı bir isbat yapamaz isen bil ki bu hakaretin cezası ölümdür” dedi. Müderris Yusuf Efendi kadıya sordu: “--Hazret-i Resulullah meyit midir, hay mıdır?” diye. Kadı efendi:
    • METAFİZİK I “--Elbette haydır” dedi. “--Hay olduğuna göre niçin hadis-i şerifi sahibindensormuyoruz?” deyince, imanı gerçek şahadete ermemiş, kelime-işahadetin mü’minlik sıfatının zirvesi olduğunu bilemeyen, henüzimanla ihya olmamış bedevide kelime-i şahadeti arayan ilimlerin alimikadı efendi hayretle sordu: “--Nasıl sorulacak?” “--Hadis-i şerifin doğrusunu yazacağım. Peygamber Efendimizinmerkad-i şerifine bırakın. Ertesi gün heyet halinde yazdığım hadisiHazret-i Resulullah tasdik etmez ise cezama razıyım.” Kadı efendi de hayrette kaldı.. Müderris Yusuf efendinin tarifini aynen uyguladılar. Sabah heyethalinde türbe-i saadetteki koydukları kağıdı aldılar. Heyettekilerinhepsi de gördüler ki, “ALLAH elçisi Muhammet” yazılı, nurdan mühürbasılmış, ayrıca “bahrisin, ya Yusuf” yazılmıştı. Arabça’da denize“bahr” denir. Bu taltifi ilahi zuhuruna vesile PeygamberimizEfendimiz (s.t.a.v.)’in tasdikini görünce, bilmeden yaptıkları haksız 135tutumlarından mahçup oldular. Özür dilediler. Hürmet ettiler. Hadis-işerifin aslını taşa yazdılar.
    • METAFİZİK I HAKİYKATIN ZAHİRE YANSIDIĞI ZAMAN ALDIĞI İSİM ŞERİATTIR Mensup olduğumuz peygamber efendilerimizle Hazret-i ALLAH’tan rahmet-i ilahi olarak biz acizlere gönderilen emr-i ilahilerin ismi şeriattır. İstemeyi ve aramayı bilirsen her aradığın manayı ve maddenin gerçeğini o kapıda bulursun. Teferruatını, bu zevke zıt düşmiyerek, fazla da uzaklaşmıyarak dünya hayatını Hazret-i ALLAH’ın yarattığı güzelliklerle götürmeye çalışacaksın. Buna mecbursun. Bugün hayatımıza yansıyan gördüğüm güzellikleri136 anlatıyorum dinle: Cumhurun kendi kendisini idarenin ismi Cumhuriyet’tir. Demokrasi ve lâiklik gibi yaratılmış güzellikler manzumesinin özü İslamiyet’tir. “Hakiykatın zahire yansıdığı zaman aldığı isim şeriattır.” İslamiyetin anlamını, insan haklarına saygılı, yaratanını tanıyan muasır milletlerde esaslara taalluk eden hayli kısımlarını daha açık görmek mümkün. Kur’ânı Azimü’ş-şan’ı nefsani duygularının etkisinden kurtularak mütalaa edebilirsen görürsün ki, Adem (safiyullah)’tan kıyamete kadar yaşanması emredilen semavi din İslamiyet’tir. Cümle peygamber efendilerimiz İslamiyet üzere geldiler; toplumların kemalatına göre ibadet, taat yaşantılarını emr-i ilahi ile tanzim eden şeriatı getirdiler ve getirdikleri şeriatla anıldılar. Cümlesi müslümandır. Peygamberlerinin getirdiği şeriata uyanlar da müslümandır. “Şeriatın adabına riayet etmeyen kimseyi Cenab-ı Hak katiyen esrarına mahrem kılmaz.” “Esrar-ı ilahinin giriş kapısıdır şeriat;” amma hangi şeriat? Yeri geldikçe anlatmaya çalışacağım. Yağcılık
    • METAFİZİK Iyapmıyorum. ALLAH’dan tazarru niyaz ediyorum. Bu saydığımgüzellikleri gerçekten yaşamayı cümle kullarına nasip etsin, amin... Tarih boyu zahiri ulema manaya yeteri kadar hulüledemediklerinden tertib ve tanzim-i ilahinin fiziki zuhurundan ötegidemeyip metafizik garibi oldular. Bu anlayışın getirdiği, zamanagöre içtihat görmemiş şer’i ilim olarak sunulan hakiykatleri zahireyansıtamadığından anlatılan şer’i hükümler ehl-i tasavvufun, ehl-iaşkın, ehl-i zikrin esas olan yoluna ve inancına bazı yönleriyle tersdüştüler. Rahmet-i ilahiyi yeteri kadar yansıtamıyan, güzelliklerdışında kalmaya mahkum edilmiş, Hazret-i ALLAH’ınPeygamberimiz Efendimiz elçiliği ile gönderdiği şeriat gününgüzelliklerine uygun yaşantıya cevap veremeyecek halegetirildiğinden telaffuz dahi etmekten çekiniyoruz. Şeriattan,tarikattan bahsedebiliyor muyuz? Hayır, hayır, gene hayır!..Müsebbibi başka yerde arama. Hakkın yok buna. Emr-i ilahiyidışladın. Akli din icad ettin. “Akıl bir çok vehimler elindeoyuncaktır.” Aklı vahy-i ilahinin üstünde göstermeye çalıştın. Tekrarediyorum: Peygamber efendilerimiz İslam dini üzere geldiler. Din 137getirmediklerine göre ne getirdiler, söyler misin?! Aczini bil. Hazret-iALLAH’ı dinle: “Biz peygamberlere bir şeriat bir de tarik verdik,”yol verdik. “Hikmet mü’minin kayıp malıdır, nerede bulursaalsın.” Arayalım, bulalım. Göreceksin ki, şeriat-ı garrayı yani din-iİslam’ı günah-ı kebair dışında yaratılan cümle güzelliklerdebulacaksın. Gerçek ehl-i tevhit, mutasavvıfin lütfedilen güzellikleri yaşamayaçalışıyor, yaşıyor ve mutmain. Bunu iyi bil.
    • METAFİZİK I METAFİZİĞİN FİZİKİ OLAYLARDA BARİZ ZUHURU VE YAŞANTISI Sanat hayatımda da şahidi olduğum, metafizik tecelliyatın zahirde zuhurunu bariz gördüğüm, zevkini ilâ-nihaye taşıyacağım metafizik olaylardan bir tanesini anlatmak istiyorum, inşallah: Ankara Kızılay semtinde Vali Konağı’na yakın bir Amerikan şirketine hayli büro masaları yapmıştık. Üzerlerini “NİNALYUM muşambası” ile kaplamıştık. Zaman geçti, tekrar aynı masalardan istediler. Masaları yaptık, bitirdik.138 Muşambaları yapıştırıp teslim edecektik. Ninalyum almak için nereye müracaat etti isem “yerli muşamba yapıldığı için ninalyumun ithali durdu” dediler. Ankara’da aradıksa da bulamadık. “Saltıfıranko” diye bir şirket vardı. İstanbul’dan uçakla getirteceklerini vadettiler. Fakat İstanbul’da da bulamadılar. Şirkete durumu anlatmak için gittim. Tercüman vasıtası ile görüşüyordum. Tercüman Türktü. Amma Türkleri küçümseyen, nasılsa İngilizce’yi öğrenmiş, vatanına, milletine hor bakan, daima milletinde başa kakmak için noksanlık arayan, nankör bir mahluktu. Durumu arzettim. “Ne pahasına olursa olsun kabul edeceğimi, Amerika’dan getirttirmelerini” rica ettim. “İmkansız” dediler. “Mevcut muşambalardan getir, seçelim” dediler. Bana acayip bakışları, hele eline fırsat geçen tercüman bozuntusunun tavır ve iğneli dili ile “işte biz böyleyiz” diye başlayan sözleri çekilmez olmuştu. Bulunanlardan örnek getirmek için oradan öyle bitkin ve perişan çıktım ki, vakit daralmıştı, hemen örnek getirip gösterecektim. Örnekleri aldım. Alelacele Kızılay’a gitmek için dolmuşa bindim. Dakikaların çok önemi vardı. Bir an evvel yetişmem lazımdı.
    • METAFİZİK I Fakat bana bir hal oldu. İhtiyarım alınmış. Acele ettiğim halde“büyük sinemanın karşısındaki durakta inecek var” diye inmişim.Araba gidince düşünmeye başladım: “Ben burada neye indim?”Alışkanlık da yoktu. Çünkü hiç inmemiştim o durakta. Zamangeçiyordu. Şok olmuştum. Şuursuz sağıma soluma bakıyordum.Karşımda top ile ninalyum duruyordu. “Serap görüyorum” zannettim.“Almaz böyle şey” diye tekrar tekrar bakıyordum. Serap değil,gerçekti. Trafiği hesaba katmadan karşıya geçtim. Büyük sinemanınyanındaki mefruşat mağazası önünde duruyordu. Sordum: “--Bu ninalyum satılık mı?” diye. Musevi vatandaş -Allah’a inanıyorsa musevi müslüman kardeş-: “--Evet be kuzum,” dedi “bir saat evvel bir kişi getirdi, bunu satdiye.” Açtırdım. Ninalyumu ölçtüm. Tüylerim diken diken oldu!Benim ihtiyacıma göre.. Ne bir santim fazla, ne de bir santim noksanidi. Gözlerim dolu dolu hesabı ödedim. Biliyordum kimingönderdiğini… Ne kadar hamdettim, halâ etkisini yaşıyorum!... Kalbi göz yaşlarıyla suladığın zaman duanı kainat bilir.Müracaatın cevapsız kalmaz. O göz yaşları imanın sadakatin 139haksızlığa duçar olduğu zaman tıfl-i meaniden gayr-i ihtiyari kalbedökülen yaşlar yaratanına arzuhal niteliği taşır. Hak teceli eyler.! Hak tecelli eyleyince her işi asan eder, halkederesbabını bir lahzada ihsan eder Masaları götürdüğümde o tercüman bozuntusu gene yılışarak: “--Nasıl buldun, gönlün olunca?” demez mi!.. Ne mi dedim? Söylemeyeyim: Kimsenin ona yakışan kelamlarahissedar olmasını istemem. Karşılık vermese idin, daha sabırlı olsaidin daha isabetli olmaz mı idi? Beşer olarak hakaretamiz sözlersöyleyerek başına gelebilecek daha büyük felaketleri onun başındansavuşturduğumu zannediyorum. Bu ağır kelamın ancak satıhda tesirigörülür. Hazret-i ALLAH’a havale edersen satıhta olmayıp özdetahribat olur insaf ette sükutunla ALLAH’a havale etme.
    • METAFİZİK I TIFL-I MEANİ Mana çocuğu bahsedilmişken piyasaya, çekinmeden borç eden şeyh efendiyi anlatayım. Dinle de ibret al: Son saatlerini yaşıyordu. Bu hali duyan alacağı olanlar şeyh efendinin yatağının kenarına tesbih boncuğu gibi sıra sıra dizilmişlerdi. Edeplerinden kelam etmiyorlardı. Amma duruş ve bakışları kelamla ifadeye muhtaç değildi. Şeyh efendi sık sık yorganı başına çekiyor, hayli zaman öyle kalıyordu. Alacaklılar beklemekten bitkin hale gelmişler fakat şeyh efendi hayır ve şer bir kelama kadir140 olmuyordu. Bu halin görünümünün verdiği intiba şeyh efendinin umursamazlığını ve pişkinliğinin çekilmezliğini sergiliyordu. Zaman hayli ilerlemişti dışarıdan cılız bir çocuk sesi “helva” diye sesini duyurmaya çalışıyordu. Şeyh efendi hizmet eden dervişe: “--Oğlum, helva satan çocuğu getir” deye emir verdi. Çocuğun helvasını saatlerce bekliyen alacaklılara ikram etti. Bunalmış alacaklılar helvaya öyle hücum eylediler ki, bir anda tepsi boşaldı. Bu sefer çocuk bekliyordu helva hesabını. “--Amca paramı verin” dedi ise de kimse ilgilenmedi çocukla. Şeyh efendi diğer alacaklılara yaptığı gibi yorganı başına çekiyordu. Durumdan rahatsız olan çocuk sesinin çıktığı kadar avaz avaz bağırarak ağlıyordu. Alacaklıların iç alemindeki “eşşek alıp, beygir satan” isyanları patlamak üzere idi. Kapı çalındı. Şeyh efendi dervişe: “--Oğlum, kapıya bak. İçeriye al” dedi. Dervişle bir genç girdi içeriye. Şeyh efendinin elini öptü. Babasının selamı ile bir torba akçe bıraktı. Dervişe:
    • METAFİZİK I “--Oğlum, torbayı al. Alacağı olanların hesabını kapat. Kalanparayı da çocuğun tepsisine boşalt” emrini verdi. Hesaplarını alan alacaklılar kötü düşüncelerinden utandılar daşeyh efendiye: “--Bu fizik üstü mana ile neticelenen rahmeti ALLAH aşkınaanlat. Yoksa bizler bu metafizik olay karşısında eridik, tükendik”dediler. Israr üzerine şeyh efendi fiziki olayın nasıl metafiziğedönüştüğünü şöyle izah buyurdular: “--Efrad-ı ailemin tek kıymetli çocuğu idim. Bana parakazanmanın yollarını öğretmediler. Manaya önem verdim. Maddikazanç yollarım yoktu. Zoraki günlerimi geçiriyor, halimi kimseyesöylüyemiyordum. Manevi vazifemi istismarı düşünmüyor, çıkarımakullanmıyordum. ALLAH’tan korkum dini istismara mani idi.Hastalandım. Yatağa düştüm. Borç alıyordum. Mecburdum. Aşk-ıilahiden başka beni meşgul edecek zevkim yok idi. Şüphesizinanıyordum. Hazret-i ALLAH bu fakirini kul hakkı ile huzurunagötürmeyecek. Böyle iman ediyordum. Bu türlü niyazımı 141bırakmıyordum. Alacağı olan sizler hesabı ödememi bütün gücünüzleistiyordunuz. Ben de yorganın içine başımı sokarak Rabbımayalvarıyor, beni borçlu götürmemesi için olanca gücümleyavarıyordum. Çünkü Peygamber Efendimiz borçlu olup da,karşılıyacak malı olmayan meyyitin namazını kılmadı! Sizlerinşiddetli arzunuz, yorgan içinde benim müracaatım ve yakarışlarımrahmet kapısını açmaya kafi gelmedi. Daha tesirli müracaat ararkenhelvacı çocuğun sesini duydum. Tazarru ve niyazı dergah-ı ilahidenreddedilmeyecek günahsız çocuk göndermişti Hazret-i ALLAH. Banadüşen vazife çocuğu müracaat yoluna sokmaktı. Rabbım rahmetkapısını açmayı mana çocuğunun müracatına bağlamıştı.” Her şahıs için ALLAH’a gönderdiği elçisine, elçisinin getirdiğiemr-i ilahiye samimiyetle bağlanan insanlarda “tıfl-ı meani” (manaçocuğu) halkeder Hazret-i ALLAH c.c. İnsanın kemalatı manaçocuğunun neşvü nema bulması ve büyümesi ile ölçülür.
    • METAFİZİK I Tıfl-ı meaniyi yeteri kadar, zamana uygun büyütemeyen mana ehli sermayesiz tüccara benzer. Manevi zuhuratların geliş tariki tıfl-ı meanidir Mana çocuğu laf ile yetişmez. Gönül ilmi ile, ihlaslı iman ile neşvü nema bulur. Kemalatın bu minval üzere ibadet ve taattaki manevi zuhurat, ihlas ile sabırdır. Sabırla koruk helva olur. Mana çocuğunda zamanla kemalata erildi mi, koruk, beklemeden helva olur, dağıtırsın. Bu türlü rahmetin manada zuhurunun maddeye de yansıması ve baş gözü ile görülmesidir. Ve küllü rahmet-i ilahidir.142
    • METAFİZİK I ZAMANI DURDURUR, ZAMAN İÇİNDE ZAMAN HALKEDER HAZRET-İ ALLAH (c.c.) Tahminen 1958 senesinde, Dış İşleri Bakanlığı’ndan kapalı zarfüsülü ile aldığım ve taahhüt edindiğim işleri, Ankara Hacıdoğansemtindeki marangoz atölyemde taahhüt ettiğim mobilyeleri yapmaklameşguldüm. Dış İşleri Bakanlığı levazım ve ağırlama müdürü,muhasebe müdürü, bir kaç daha yetkili zevat: “--Hoca işlere bakmaya ve kahve içmeye geldik” dediler. Gelişnormaldi amma benim zamanım müsait değildi. Şeyhim efendimMaraşlı Hacı Mustafa Yardımedici bu abd-i acize akşam namazını 143Hacı Musa Camii’nde kıldıktan sonra bir yere davete gideceğimizisöylemişti. Yerini bildirmemiş, ben de adres sormayı lüzumsuzgörmüştüm. Çıkmak üzere idim. Vakit yaklaştı. Ancak yetişirdimakşam cemaatine. Zamansız gelmişlerdi tetkik heyeti misafirlerim. Çaylar, kahveler içildi. Lüzumlu konuşmalar yapıldı. Benimakşam cemaatine yetişmek imkanım tükenmiş, yakın camilerden ezansesleri geliyordu. Misafirlerim de daha rahat yerleşiyorlardı yerlerine.Ben ise Rabbıma yakarıyordum “bu işi düzelt!” diye. Sakın demeyesin: “Ne olurdu bu davete de gitmezsen? Kıyametmi kopardı?” O manevi halimi lisanen ne ben anlatmaya muktedirim, ne de senmübarek kardeşim anlamaya henüz mana yapın ve düşüncelerinayarlı… Hazret-i ALLAH bilcümle kullarına bu duyguyu veyaratanına yaklaşma özlemini çok çok ihsan etsin ve bu tür rahmetinigeri almasın. Ekici kılsın. Manasız bilici kılmasın. Tertib ve tanzimkıldığı mana aleminden habersiz eylemesin. Bilmeden düştüğü mana
    • METAFİZİK I inkarcılığından kurtarıp, ilm-i zahirini de ilmi batını ile mücehhez kılıp cümlesini zü’l-cenaheyn eylesin, amin. Çünkü gönül ilmi ile takviye görmeyen fiziğin, manevi yapısı olan metafizik yoksunu erbab-ı ilim bu alemde çok cesurdurlar. Bu cesaretlerinin nedeninde yalnız akıl yolu ile her dava ve tertib-i ilahiyi çözeceklerinin zannı galiptir. Yeteri kadar gönül ehlinin mana hallerine vakıf olamadıklarından ehl-i tasavvufun zikrinin ve fikrinin emr-i ilahi üzere olduklarını bilemediklerinden gerçek aşk ehlini inkardan başka sermayeleri yoktur. Bu zaaflarının ürünlerini her an görmek mümkündür. ALLAH kelamı olan Kelam-ı Kadim’in harflerine dokunmazlar fakat manasına işlerine geldiği gibi mana vermekten çekinmezler. Müsade edilen içtihattan habersizdirler amma mana tahrifatına gelince “cihat yapıyorum” zevki ile yaşarlar. Amma bu kardeşlerimiz henüz müslümanlıkla, mü’minliği ayırtedemediler. Mü’min sıfatının zirvesi olan kelime-i şahadeti henüz imanla yükümlü olmayan müslümanda arama gafletine kapıldılar. Hazret-i Kur’ân’da ALLAH’ın buyruğu144 adına zuhuru görülen mana adına Hazret-i Resulullah (s.t.a.v.) Efendimize ihsan edilen ilim adına utanç verici telkinlerindeler ve halâ hakiykat dışı bu telkinlerini devam ettirmeye çalışıyorlar, “İslâm’ın şartı beş” diye. Ayeti tekrar görelim: Bismillahirrahmanirrahim “Bedeviler dediler ki: “İman ettik.” De ki: “Siz iman etmediniz, amma “müslüman olduk” deyin. İman henüz kalblerinize yerleşmedi. Şayet ALLAH’a ve peygamberlerine itaat ederseniz amellerinizden bir şey eksiltmez. Çünkü ALLAH çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” (Hucurat Suresi, 14) Hazret-i ALLAH’a lütfettiği din-i İslam’ı öğretmeye kalkacak kadar aptalca bir fanatizmin peşinde koşan ideolojik İslam savunucularının artık aklını iyi kullanmaları gereklidir. Zaman yalnızca duygusallık ve akılsızlık değil, bilgi, sabır ve idrak zamanıdır. Günah-ı kebair dışında güzellikleri görebilme,
    • METAFİZİK Ibulabilme ve yaşayabilme zamanıdır. O zaman bu yaşamın ismiİslamiyet’tir. “Bana yönelenlerin yoluna uy.” (Lokman Suresi, 15) Bu ayet-icelilenin anlamına dikkat et. Misafirlerim gittiler. Olanca gücümle, koşarcasına gidiyordumHacı Musa Camisine. Caminin yakınındaki kahvede, gittikleri yeribilen bir kişiye rastlarım ümidi ile camiye geldim. Kapısı açıktı.Kapıya yaklaşıyordum ki, ezan okunmaya başladı. Bu metafizik olaykarşısında şok olmuştum. Ezan neye okunuyor? Bir hadisemi vardı?!..Merakla camiye girdim. Hayret! Cemaat tamam. Müezzin kametgetirdi. Kurra İmam Hacı Mustafa efendi akşam namazının farzınıkıldırdı. Sünnetleri kıldık. Tesbihat ve duaları yaptık. Cemaatdağılmaya başladığı zaman müezzin Müslüm efendiye hayretlesordum: “--Niçin bugün akşam namazı geç kılındı? Sebebi nedir?” diye. Demez mi ki: “--İki dakika erken okudum ezanı, hocamın davetine gideceğiz 145diye!” Bu metafizik olayın şoku üzerimden halâ geçmedi; geçeceğe debenzemiyor. İmanıma ve aşkıma yön veren, rahmet-i ilahiden başka yönüolmayan bu ve buna benzer inanç, safiyet, ve sadakat tecellileri -ki,metafizik olayları anlatabilirsem bahtiyar olurum- ademlikten terakkiedip insan olanlar anlarlar ve zevkine ererler. Hazret-i ALLAH imanınürünü olan bu rahmetinden cümle kullarını nasipli kılsın, inşAllah.
    • METAFİZİK I ENANİYETİME HADDİMİ BİLDİREN, İNSAN OLABİLMEMİN YOLUNU AÇAN METAFİZİK OLAY, VESİLE KAYISI, LEDÜNNİ UYARI Hazret-i ALLAH’ın tertib ve tanzimini bariz görüntüleyen hoşgörünün dışlanıp, halimin fanatizme dönüştüğü, fiziki inançtan başka metafiziği yansıtan yeterli inanca iç alemimde yer verilmediği, yaşantımı fanatizimden kurtarıp hoşgörü deryasına girmeme vesile-i ilahi olan kayısının maddi ve manevi hayatımda neler yaptığını dinle: Derviş olmuştum. Amma yaşantım ve duygularım sathi idi. İç146 alemime yeteri kadar yansımıyordu. İnancımın etkisi bir nebze yer etmişti zannediyordum. Amma hayatımda yeteri kadar etkisi görülmüyordu. Zarfı okuyordum amma mazrufa yani zarfın içindeki mektuba erişememiştim. Hele mektup ledünnü ise bu tecelliyat-ı ilahinin hayli garibi idim. 1954 veya 1955 senesi idi. “Kayısı yılı oldu” diyorlardı ve hayli ucuzdu. Hacıdoğan’daki atölyemde Dış İşleri Bakanlığı’nın taahhüt edindiğim işlerini yapıyordum. Teslim günü yaklaşmış, durumumuz sıkışıktı. O gün öğleden evvel Şeyhim Efendim Maraşlı Hacı Mustafa Yardımedici elinde büyük bir sepetle geldi: “--Oğlum, bir sepet de sen al, Keçiören’den kayısı alalım. Kilosu on kuruşmuş” dedi. Efendimde benim de istifade etmemin zevki vardı ama nerden bilsin ki, başımı kaşımıya zamanımın olmadığını. İşleri gününde yetiştirmeye mecburdum. Geçen her gün için para cezası vardı. Fakat nereden bilirdim ki, benim için gazab görünümünde olan olayın netiycesinin rahmet-i ilahi olduğunu. ALLAH için tabi olmanın, şeyhine meyit gibi teslimiyetin anlamını kitaplarda okuyordum. Mana
    • METAFİZİK Ialemime yer etmediğinden henüz o güzelliğin sahibi değildim.. Manakimliğimi bu abd-i acize göstermek için tertib-i tanzim-i ilahi imiş. Hazret-i ALLAH’ın bu tertib ve tanzimini zuhur mercii olduğuhalde şeyhim efendim de bilmiyordu. Bu ilahi imtihanı bilse idi buabd-i acizin muvakkat de olsa zararına vesile olacak bu tertibiüstlenmezdi. Efendimden zuhur eden emirlerin şeyhimin her günşahidi olduğum halleri ile kabil-i kıyas değildi. İç alemime deyansıdığını sandığım imanım dıştan görünen nefsani duygularımyaşantıma uygundu. Amma onunla Hazret-i ALLAH’a yakınlıkiddiamın alem-i manada “geçmeyen akçe” olduğunu zaman zamandaha iyi anladım. Benim geçirdiğim imtihanın ağırlığı avamın imtihanına eş değerdeğildir. Ezel-i ervahda verilen manevi vazifemle şumullü idi. Bu türimtihanla avam sorumlu tutulmaz, inşallah. Zira birine gıda olanlokma diğerini boğar, helakine sebep olur. Şimdi daha iyi anlıyorumki, şahsen nefsini dahi tatmin edemeyen, fiziksel kaideden ötegidemeyen, fizik ötesinden nasip almamış, metafizik yoksunu, ilm-iledünni garibi sathi imanım irşat vazifemde beni nereye götürebilirdi 147ki?!.. Arzedeyim: Aklı din eyleyip manevi teşkilatı inkar, metafizikzuhuratı inkar, tasavvuf ve tariki inkar edip İslam’ın şartını beşeçıkaran, hiç kimseye “müslüman” sıfatını layık göremeyen, ALLAH’aolan yalnız sathi inancının etkisinde kalmış, başka bilgiye sahipolmayan bilge(!), bedeviye “imanın beş şartını yerine getirmez isenmüslüman olamazsın” diyerek, ALLAH’ın emrine de ters düşen,çarpık ilminin ölçüsü ile rahmet-i ilahinin ümidi ile yaşayan, masum,garip toplulukları katı telkinlerinle ya cehenneme veya“yapamıyorum” kırıklığı ile küfre iteklenmeye müsait olan kişileriilmi tutumun elbette ilm-i ledünniden ve hakiykatten uzak, nefsanihazzından öte gidemeyen ilminin doğal görünümün zuhurunun ilahiolmasını mı bekliyordun? Kusura bakma! Bu yayığın yoğurdu elbettebu kadar olur.. Bedeviden istedikleri şehadet.. “Fizikten ileriye manevi yolubulamayan ulemanın hakiykat şahidi olması tertib-i ilahiye aykırıdır.”Kat’iyyen olamaz. Olması elbette muhaldir. Çünkü kelime-i şahadetmü’minlik sıfatının rahmet tecellisinin zirvesidir. Kusura bakma,
    • METAFİZİK I “dost acı söyler.” Ama gerçeğin ta kendisidir. Şahit olmanın yollarını ara ve bul. Bu aramaya gönülden başla. Aşk yolunu seç. Zamana uygun içtihat görmüş güzellikler kaynağı şeriatını bul. ALLAH elçilerinin getirdiği ilahi emirler dışında hakiykat yolu olmadığı gibi aşk yolu hiç olamaz; arama bulamazsın!. Tavsiyem odur ki: Manaya giden yolları bul… “Ene medînetün, Ali bâbuhâ” (ben ilim şehriyim, Ali kapısıdır) hitabına iyi sarıl. Aradığını ve kayıplarını bu yolda bulacaksın. Şüphen olmasın. “Hikmet mü’minin kayıp malıdır, nerede bulur ise alsın.” Bu hitab-ı peygamberiye dikkat edersen “mü’minin kayıp malıdır” diyor, müslimin değil… ALLAH’ın varlığını daha henüz kabul etmiş, İslam’a yeni adım atmış bedeviye “Hazret-i ALLAH’ın varlığına, Hazret-i Muhammet Mustafa (s.t.a.v.) Efendimizin hak peygamber olduğuna şahadet getir” diye, daha henüz muttali olmadığı iman zirvesini bedeviden beklemen ALLAH’ın bildirisine de ters düşüyor. Bedevinin şahsında şehadetin zuhurunun ısrarı zatınızın da bedeviliğini ilan ve isbat ediyor!.. Başka yol148 şahadete götürmez. İnadı bırak. Enaniyetten kurtul. Vesileyi iyi anla da kayısıdaki beni rahmet-i ilahiye götüren hikmetleri dinle: “--Efendim” dedim, “manavda çok güzel kayısı var. Sepeti doldurtturayım” deyince ters tepki yaptı efendime. Beni işimi bilmez ve israfatla tersledi. “--Taksi çağırayım” dedim. “--Hayır, otobüsle gideceğiz” dedi. “--Sepetle otobüse almazlar” dedimse de olmadı. “--Ben aldırırım” dedi. Ben de bir sepet aldım. Almazlar ümidi ile otobüse yaklaştık: “--Buyur hacı baba!” diyerek, biletçi arka kapıdan bizleri içeriye aldı. Meğer bahçelere giden otobüslere bu hususta belediyenin yolcuları yükleri ile almaları emredilmiş. Her durakta bekliye bekliye Keçiören iki yol kavşağına geldik ve indik. Sağ taraftaki kayısı bahçelerine efendimle bahçenin ortasından girdik. Dibine dökülmüş, altın gibi sararmış, sahipsiz kayısıları efendim yerden alıyor, üfleyip üfleyip yiyordu. Benim ise iç alemim harap olmuştu. Bu kadarına pes doğrusu! Sahibi olmayan bir şey nasıl
    • METAFİZİK Iyenebilirdi? Mollalığım tuttu. Mürşidimi ayıplıyordum, “şeriat dışıhareket ediyor” diye! Gene üfledi kayısıyı, bana uzattı: “--Galip efendi oğlum, ye” dedi. İç alemim eşşek alıp beygir satıyordu. Güya terbiyemi ve saygımıbozmuyordum: “--Yemiyeceğim efendim” dedim. “--Neye yemiyorsun?!” hitabına: “--Hastayım” cevabını verdim. Efendim bana uzattığı kayısıyı da yedi. Bitişik bahçeye girdik.Bahçe sahibi koşarak geldi. Efendimin elini öptü, ALLAH’a hamdederek. Sebeb-i ziyaretimizi anlattık. Adamlarına seslendi. Ağaçtantoplayıp sepetleri doldurmalarını emretti. Sepetler doldu. Efendiminçok ısrarına rağmen para almadılar. Ayrıca bir tabak dolusu yememiziçin de olgunlarından kayısı getirdiler. Efendim yiyordu. Ben evvelceyemediğim için utancımdan yiyemiyordum. Tahminen 45 yaşlarındagibi görünen bir zat koşarak geldi. Gözleri dolu dolu efendimin eliniöptü. Muhabbetle kucakladı ve rica etti: 149 “--Efendim, mübarek ayaklarınız benim bahçeme de bassın” diye. “--Bahçen nerede?” diye sorunca: “--Hemen bitişik” diye efendimin kayısı yediği yeri göstermezmi?!.. Efendim manidar, gözüme baktı. Yontulmamış, yobaz nefsim“sen işin doğrusunu yaptın. Usul-i şeriata daha uygun değil mi?”diyordu. “Senin halin, efendin gayba teslim olurken sen zahire hükümverdin” diye nefsim beni alkışlıyordu. Efendim gelen zata: “--Ben de seni arıyacaktım oğlum. Bahçenden beş tane kayısıyedim, helal et!” deyince, aşkı ilahiden gözleri çakmak çakmakkızaran, maddenin tahakkümündan kurtulmuş, kahraman edası ve gürsesi ile: “--Kayısı nedir?!.. Emret, ağaçların hepsini söküp vereyim!”deyince, efendim gene manidar, gözüme baktı. Ben gene nefsani ölçülerimle hürmetsizliğime, manaterbiyesizliğime ayıp tozu kondurmuyordum.
    • METAFİZİK I Bahçe sahipleri sepetlerimizi otobüse kadar getirdiler. Otobüsün sahanlığında geri döndük. Otobüste bizim gibi yükü olanlar çoktu. Anladım ki, müsamaha yalnız bize mahsus değildi. O gece manamda beni mana denizinden dışarı attılar. Sahilde sudan çıkmış balık misali çırpınıyordum. Şöyle diyorlardı: “--Hani sadıktın?!.. ALLAH için tabi olmuştun? meyitin yıkayıcıya teslim olduğu gibi olacaktın? Biz vaadinde sebat etmeyenleri, mürşidine karşı samimi olmayanları, verdiği sözün dışına çıkanları “denizden sahile atılmış balık” benzeri debelendiririz!… Bu manaya yaklaşık hitaplarla cezalandırıldım. Cidden mana denizinden dışarı atılmış balık misali hadiselerden sonra manevi düşüncelerim, manevi zevkim, duygum ilahi yakınlığım tükenmişti... İflas etmiştim... Mana servetim bitmişti. Taşlaşmıştım. Yaratanımı dahi düşünemiyordum. Merhamet, insaf, insanlık, hoşgörü hepsi batan mana gemisini terketmişler, bana yalnız enaniyeti bırakmışlardı. Tövbe, istiğfar kapısı vardı, amma o kapıya yaklaşma duygu ve isteğim de kaybolmuştu.150 Perişanlığım bir ay kadar devam etti. Sureta alışa geldiğim manevi sohbet ve zikir meclislerine devam ediyordum. Efendime duygusuz iltifatım da yapmacık sürüyordu. Mürşidimi Rabbımdan istedim de gönderdiği halde, aman ya Rabbi, bu zıddiyyetin anlamını, manasını çözmek mümkün değildi. Evvelâ bal yemese idim, balın tadını elbette bilemezdim. Bu anlamsız yaşantımda teselli yeri bulmaya çalışırdım… “Ben daha iyi biliyorum” iddiası ile gayba imanı, manevi yolu terkeden, zikrullaha, maneviyata bilmeden düşman olan kişilerin hastalığına tutulmuştum. Rabbımla sağlam ahdim olmasa idi, Rabbım korusun, uzaklaştığım yetmediği gibi ben de zahiri ilim şemsiyesi altında mana tahribatını vazife edinirdim. Bu mana hastalığı bir ayı geçkin devam etti. Gazab-ı ilahi zannettiğim bu zuhurat manamı eğitti. İntisabın yani Hazret-i ALLAH ile ezel-i ervahta yapılan ahd-i misakın dünyada tekrarının rahmet kapısını açan anahtar niteliğini taşıdığını iyi anladım. Manevi ikaz ve irşat ile kayısı mevzuunda şeyhime terbiyesizlik yapmasa idim, maddemi manaya tebettül eden bilgiler bugün iyi anlıyorum ki, gazab-
    • METAFİZİK Iı ilahi ile gelmiyecekti. Rahmet-i ilahi ile kemalat bulacaktım. Burahmete bencillik ve enaniyetim mani olmuştu. Gazab-ı ilahi ilemecrasına oturtuldu. Rabbıma sonsuz hamd ve şükürler olsun. 151
    • METAFİZİK I HIRSIZLAR BU KAPIDAN GİREMEZLER. BU MECLİSTE VAZİFELİ OLAMAZLAR Manevi bir meclise vazifem itibarı ile içeriye girmek üzere idim. Nöbetçiler beni içeri almadılar. Sebebini açıkladılar: “Bu meclise hırsızlar giremez” diye kapıyı kapattılar. Çok bozulmuştum. Feryad ettim. “--Ben bilmem, öyle pisliğe hayatımda yer yok. Günaha giriyorsunuz” dedim. “--Bak bakalım, bu faturaları sen vermedin mi?” diye bir tahta152 üzerine rabdedilmiş, beş adet, benim imzamı taşıyan resmi faturalarımı gösterdiler. Hatırladım, bu faturaları “ALLAH rızasını kazanayım” diye ben vermiştim. Müşkil durumda kalan Yenişehir’de kiracı aile, yaşantısını götürmeye yetmeyen düşük memur maaşlı marangoz, evveliyatı görgülü namazında niyazında takva geçinen bir arkadaşa rıza-yı Bari için amirlerinin de tavassut ve ricaları ile mesai haricinde masrafını cebinden karşılayıp yapacağı herhangi bir işin taktir edeceğim miktarda faturasını ben verecektim. Ara ara, bir seneye yakın beş fatura vermiştim. Vergisini de ben ödeyecektim. İsimleri açıklamıyorum. Şeriat-ı muhammedinin 1200 senedir içtihat görmemiş, yirminci asrın yaşantısına mühim meselelerde cevabı bulunamayan, bulunsa da tatminkar olmayıp ancak samimiyeti ile yürütmeye çalıştığı hayat nizamını dini bilgisi nisbetinde Hazret-i ALLAH’ın affına mağruren götürmeye çaba sarfeden, ehl-i tarik, zikir erbabı, samimidirler… “Dağına göre kış veren” Halık-ı Zü’l-celal rahmet olarak onların da bilmeden düştüğü, kanun-ı ilahiye muğayir tutumlarını mana
    • METAFİZİK Ialemlerinde o safiyetli yaşamaya özen gösteren kulunu ikaz ve irşadeder. Tekrar ediyorum: Kul samimi ise “beni Rabbım terbiye etti negüzel terbiye etti” hitab-ı peygamberinin samimi olan ehl-i tarikinhayatında rahmet-i ilahi olarak her an zuhuru müşahede edildiği gibiyaşanır da! Bu tecelliyat-ı ilahiden şüphe ehl-i hal katında imanzafiyeti ile ifade olunur.. Öyle günahlar vardır ki, tövbe, istiğfartelafisi için yeterli olmayıp, daha bariz af yollarını aramak lazım. Buabd-i aciz hadisenin gerektirdiği tövbe, istiğfarı ettim ve istiğfarımyerini buldu. “Nereden anlıyorsun, kabul edildiğini” diye kafankarışmasın. Anlatayım, inanmakta muhayyersin: Ertesi gece,kapısından içeriye girmeme izin verilmeyen meclise taltifle kabuledildim... 153
    • METAFİZİK I BOŞA GİDEN EMEKLER İki kişi ayni yolda üç gün yolculuk edeceklerdi. Biri alim, diğeri cahildi. Alim zat sevinmişti bu yolculuğa. Üç gün yeterli, cahile birşeyler öğretebilmek için. “Fırsat zuhur etti” diyordu. İlk adımda vazifeye başladı. Yol boyu anlattı, anlattı.. Üşenmeden, yorulmadan anlattı… Ayrılık saatı gelmişti. Azıklarında ne varsa yediler. Alim zat diktiği ağacın meyvesini görmek isteği ile yol arkadaşına hitaben: “--Yol boyu öğrendiklerini anlat da, hizmetimin zevki ile ferahlık154 bulayım, bu zevkimle manevi ücretimi almış olayım.” Hayli bekledi bir şeyler anlatacak diye. Heyhat, boşa bekledi! Taşda ses var ama onda hayır, şer bir şey yok. Alim zat “terbiye ve hicabından susuyor” zannı ile israr etti. Adam yüzü dahi kızarmadan: “--Hiç bir şey öğrenmedim” deyince, alim zat: “--Üç günlük emeklerim havaya gitti” diye göz yaşlarını tutamadı.
    • METAFİZİK I DUYGUSUZ ANLIYAMAZ Kİ, ESPRİYE GÜLSÜN. GÜLSE DE ANCAK GÜLENE GÜLER Espiri yapmak, fıkra anlatmak akıl ve bilgi hoşgörülü insanlaraiman ürünü olduğu gibi, Hazret-i Allah’ın kuluna lutuf ve ihsanı olanhoşgörünün meyvesi, içtihat görmüş İslam’ın, şahidi olan imanmevcudiyetinin kulda görülmesidir. Dinlemek, dinlediğini anlamaktadâd-ı Hak, ilim, zeka, olgunluk ifadesidir. İlahi espirilerden şüpheedilmesin dâd-ı Hak’tır. Peygamber efendilerimizde, varislerinde barizgörüle gelmiştir. Eğiticidir. Yani ALLAH vergisidir. Anlatılanhikmetler meclisteki cemaatin bazılarının manevi rızkıdır. Hikmettir. 155Hikmetse mü’minin kayıp malıdır. Eğitici olmayan, nefsani esprilerkişinin zamanını hoş eylese de, satıhda kalır, ruha hulül edemez.Kimseyi rahatsız etmedi ise meclisi hoş eder. İrfaniyet ehli bir zat kalabalık bir mecliste sohbetine uygun,gülünç bir fıkra anlatır. Bütün cemaat katıla katıla güler. Hayret,cemaatte bir kişi var ki, gülmüyor! Merakla soruyorlar: “--Sen neye gülmedin?” “--Anlıyamadım ki, güleyim!” Rica etmişler, gene anlatılmış, cemaat katıla katıla gülmüşler. Oduygusuzda gene değişiklik yok. Netiyceyi merak eden zat bir dahaanlatmış. Hayret! Öyle acayip, katıla katıla ses çıkararak gülmüş,kendini yerden yere vurmuş ki, gülmesini zorla durdurmuşlar vedemişler ki: “--İyiki anlayamıyorsun, anlamadığın için de gülemiyorsun.Gördük ki, gülmen de baş belası imiş. Espiri hazzımızı aşırı halinleezaya dönüştürdün. Nasıl anladın da, acayip gülmenle espiri
    • METAFİZİK I hazlarımızı tahrip ettin” deyince, hatır için dahi gülmeyi bilmeyen suratını asarak: “--Gene anlamadım” demez mi?!. “Sonunda katıla katıla gülmemin nedeni ben sizin espirilerinizi anlamıyorum, sizde benim anlamadığımı anlamıyorsunuz?” Hani pilli el lambası ile giden bir kişiye sigarası ağzında yaklaştı da “--Hemşerim, dur da şu sigaramı yakayım.” Uzattı pilli lambayı sigarasının ucuna, bir türlü sigara yanmıyordu. Çok zaman geçmiş, pil zayıflamıştı. Ayrıldılar. İkisi de sermaye edinmişti. Lambası olan diyordu: “Ya Rabbi! Teknolojiden, zamandan habersiz ne saf, salak kulların var!.” Sigarasını yakmaya çalışan kişi de şöyle gülüyordu: “Ya Rabbi! Kullarına tepeden bakan irfaniyetsiz, medeniyet, teknoloji budalası, insanları hakir görmeye programlanmış robot demiyor ki, “zahmet etme, bu lamba ışık vermek için. Sigara yakmaz.” Ben bunu bildiğim156 için enayinin pilini bitirdim.” Karga yavruları pek çirkin olur. “Ufak patlıcana kibrit çöplerini ayak diye takmışlar” gibi o çöpler de olmasa dokuma tezgahı mekiğine benzer. Hazret-i ALLAH o mahlukunu da öyle yaratmış. Bi- hikmet, merak ve enaniyetle analarına sordular: “--Ana hangimiz daha güzeliz?” Karga yavrularına baktı da: “--Biri birinden yüzü kara yavrucuklarım, hanginize güzel diyeyim?” İzahına girmiyeceğim, sayın okuyucum, muhterem nur-ı aynım, istediğin yerde kullan, sakın politikada kullanma!.. Bu espri oranın değil. **** Deli duvara çivi çakmaya uğraşıyordu ama nafile. Baştarafını duvara tutmuş sivri ucuna çekiç vuruyordu. Diğer deli bu bilgisizliğe güldü de dedi ki: “--Ne kadar bilgisizsin? Hiç bu çivi buraya çakılır mı?” Sivri ucunun karşı duvara dönüklüğünü göstererek:
    • METAFİZİK I “--Bu çivi karşı duvarın. Hiç oraya o çivi çakılır mı, deli misin”diye arkadaşının bilgisizliğine bilge edası ile güldü!. 157
    • METAFİZİK I NİYE DERVİŞ OLDUM? NASIL DERVİŞ OLDUM? Dervişlik, iman zevki ile yadırgamadığım elbette rahmet-i ilahiyyedir. Fakat çok kimselerin yaşantılarında ve tavurlarında, alış verişlerinde, sözlerine uygun olmayan yaşantılarının etkisinden olacak ki, bu abd-i aciz mana bilgisizliğimden dolayı askerden gelene kadar tarikat ve hakiykat garibi oldum!.. Yol büyüklerimin sözlerini zevkle dinliyordum. Ama inandırıcı olmuyordu. Fakat hepisi güzel şeylerdi. “Zamana göre şer’-i şerife uygun anlattıklarına göre din-i İslam’ı158 asr-ı saadetteki gibi içtihatlı, katılaşmadan, hoşgörülü, samimi yaşayan ve bu sıfatı taşıyan kişiye “derviş” denir” dediler. “En büyük derviş Muhammet Mustafa (s.t.a.v.) Efendimiz’dir” dediler. “Elestü bi-Rabbikum? hitabına “belî” deyen ruhların rahmet-i ilâhinin tecelli zuhuru murat olmanın giriş kapısıdır” dediler. “Ben ilim şehriyim, Ali kapısıdır. O kapıya yapışan kişinin ismi dervişdir” dediler. “Fetih Suresi onuncu ayetin anlamı yalnız Hudeybiye bîatı ile sınırlı olmayıp, dünya durdukça, beni Adem var oldukça bu ilahi rahmet devam edecektir. Kanun-ı ilahi her zaman geçerlidir” dediler. “Dünyada ALLAH elçisi ceseden bulunmadığı zaman varisleri olan evliyaullah her zaman mevcuddur” dediler. “Sizden bir ücret taleb etmeyen sadık kullarıma tabi olunuz’ buyurdu Hazret-i ALLAH” dediler. “Dünya hiçbir zaman boş değildir. Boş görenler küfür üzeredir” dediler.
    • METAFİZİK I “Delilsiz bir yere gidilmez. Rahmet hazinesi olan cennete dahidelilsiz giremezsin” dediler. İnsan namzedi olan beni Adem’in, insan olması için mekarim-iahlakı yaşamaya muhtaç yaratılmış beni Ademin mekarim-i ahlaklamücehhez, Hazret-i Allah’ın vazifelendirdiği Peygamper (s.t.a.v.)Efendimizin zamana göre içtihat görmüş şeriatın yaşantısında zuhurumüşahede edilen kamil mürşide biat şeriatı ile yükümlü olduğupeygamberinedir” dediler. “Söz yalnız ve yalnız Allah’a verilir” dediler. “Evliyaullah nezdinde terbiye görmek lazımdır. Herkesinistidadına göre faydalı ilim tahsili, teskiye-i nefis ve tasfiye-i kalb içinşarttır” dediler. “Men araf’ sırrı, “nefsini bilen Allah’ı bilir” dediler. “Şeriatın kolları mezhepler, tasavvufun kolları tarikatlardır”dediler. “Bu rahmetler mevcud olmadan dinden bahsetmek muhaldir”dediler. 159 “Semavi din olarak İslam’dan başka din yok” dediler. “Adedi Hazret-i Allah’a malum cümle ALLAH elçileri İslamiyetüzere geldiler. Mekarim-i ahlak ile ahlaklanmak her kula farzdır.Kasd-i ilahi ademken insan olmanın nelere muhtaç olduğunu anlatanpilan ve projesini muhtevi ALLAH kelamı kitaplar ve suhuflar yanisahifeler getirdiler. ALLAH elçilerinin kül olarak Hazret-i Allah’tanne getirdilerse isimleri ile beraber zikredilen “şeriattır.” Gösterdikleriyol ise “tarik”dır” dediler. “Biz peygamberlere bir şeriat, bir de tarikat verdik” buyurduHazret-i ALLAH... “Şerîat, tarîkat, yoldur varana, Mârifet, hakîkat andan içeri” dediler. Daha daha neler dediler, neler dediler... Namaz kılıyor, oruç tutuyordum. İzahı mümkün değil, maddedenöteye gidemeyen, manayı zerre kadar yansıtmayan, gönül bahçesininkapısını dahi göremeyen, satıhdan öteye geçemeyen, yalnız maddeyapımı okşuyan, manasız bir terbiye almıştım. Hani sirkteki hayvanlar
    • METAFİZİK I da, manasız bu metotlarla terbiye edilir, seyircinin tadirine mazhar olur ve alkış toplar, lüzumu kadar terbiye edilmiş hayvan. Evet, ona benzer aldığım terbiye. Yukarıda belirttiğim “dediler”i veciz ve anlamsız, hayali bir söz gibi dinler, mana ve maddeyi biri birinden ayırmadan yaşayan bahtiyarları “toplumun bedevisi” zannediyordum. Bu düşünce ve bilgime rağmen beni manaya itekleyen gücün etkisini maddede olsun, manada olsun her an müşahede ediyor ve görüyordum. Say-i gayretimin dahli olmayıp dad-ı Hak olan ALLAH korkusu hayatım boyu hiç eksilmedi. Terbiyem ve iradem dışında büyüklerime karşı hürmetli ve çok saygılı kılınmıştım. İnsanlara hizmet hazzım ve zevkimdi. Henüz intisabım yoktu amma bilgisizce, dervişlerin de ender yaşadığı derviş hayatı yaşıyordum. Güzelliklere güzel şeylere hayranlığım fıtri idi. Dad-ı Hak idi. 1949 senesi ilticağımın kabulü ile şeyhim efendim Maraşlı Hacı Mustafa Yardımedici gönderildi. Heman intisab ettim ve yaşantım boyu gördüm ki, yukarıda yazdığım “dediler” doğru imiş. Az bile demişler. Mananın bir parçasını demişler.160 “Denizler mürekkep olsa, ağaçlar kalem olsa kamil mürşidi vesile kılıp kullarına ihsanını yazmaya güçleri yetmediği gibi, deniz kurur, ağaçlar biter, rahmet-i ilahiyyenin sonu gelmez.” Sakın aksini düşünmeyesin! Şahitlik bu rahmete nail olmaktır. Yaratılışım güzelliklere karşı yaklaşımım din gibi cazip geliyordu. Şimdi daha iyi anlıyorum ki, o güzellikleri din-i İslam’ın dışında aramak hakiykatte gülünç olduğu gibi, güzelliklerin aslında İslam’ı müşahede edememek de gülünçtür. Şunu da iyi anladım, büyük vazife yapan büyük insanlar dinsiz olmuyorlar, olamıyorlar da. Zaman bu yönlü rahmet-i ilahiyyenin zuhuruna gebe. Hakiykatin doğum sancıları asırlardır devam ediyor. Tıfl-ı meani, mana çocuğunun kemalatının muasır milletlerin yaşantılarında zuhuru bekleniyor. Doğacak gerçek İslam’a isim koyacaksak şimdiden özelliklerini belirtelim; medeniyet ve teknolojiden uzaklaşmadan, insan haklarına saygıda kusur etmeden, demokrasi ile cumhuriyeti biri birinden ayırmadan, kavgayı, istismarı bırakarak belirtelim. Yalnız istismar
    • METAFİZİK Idinde değil, dinsizliği de istismar edenler az değiller!. ALLAH’ınharam kıldıkları dışında güzellikleri yaşamanın ismi İslamiyet’tir!... Vatan kurtarmaya ALLAH tarafından vazifeli kılınan cennet-mekan Mustafa Kemal Atatürk’ün maksadı, gayesi bu idi. Ammazemini, zamanı bu yönlü çok bekledi fakat bulamadı. Çok kerreler dilegetiriyordu “dinsiz millet yaşamaz” diye.!... Atatürk’ün yokluğunun izdırabını duyuyorum. Olsa idi neleryapmazdık birlikte? İslamiyet’in tek din olduğunu, Allah’ın varlığınainanan bütün insanların müslüman olduğunu, cümle güzelliklerinİslamiyet’in bir parçası olduğunu ve insanların kardeş olduğunuhemen, çekinmeden ilan eder, kurdu koyunla beraber yürütürdük.Bütün peygamber efendilerimizi ve getirdikleri cümle kitapları da,suhufları da kabul eder, saliklerini taltif eder, en son gelen Hazret-iKur’an’ı da lutfen ihmal etmemelerini tavsiye ederdik. Biri birimizikucaklar, iman edenlere yalnızca Allah’a imanı bizim ölçümüze dedenk görür, çekinmeden bağrımıza basar, “kardeşim” diyebilirdik!... Her zaman geçerlidir: Yalnız deveyi görmek yeterli olmayıp,deveyi götüreni merak ederek hakiykatı görme isteği arzusu biz 161acizleri deveyi götüreni bulana kadar kişi mutmain olamaz.
    • METAFİZİK I DEVE BURDA YÜKÜ SIRTINDA DEVEYİ GÖTÜREN NEREDE!... Kervancı istirahat için develeri ıhdırmıştı. İstirahatleri uzun sürmedi, kervanı kaldırdı. Devenin birisi kalkmıyor... Çok uğraştı, kaldıramadı. Çünkü deve ölmüştü. Deveciye ölümün ne olduğu öğretilmemişti. Zuhuru her an görülen fizik öğretilmişti. Amma hakiykat zuhuru metafizik garibi idi, deveci. Yaratanını da bilmeye ihtiyaç duymamıştı, deveci. Hayretle dostlarını çağırdı. “Bilenler söylesin” diye feryat etti de şunu düşündü: “Deve işte burada. Yükü162 ise sırtında. Hepsi tamam. Amma deveyi götüren nerede?!..” Hep aradı. Hayatı boyu aradı. Nihayet deveyi götüren, kendini ve bütün alemi götüren, düzene koyan gücü Halik-ı Zü’l-celal’i buldu. Tertib-i tanzim-i ilahiyye üzere arar isen çabuk bulursun. Gene devesini kaybeden ve arayan bir devecinin de halini dinle:
    • METAFİZİK I KAYIP DEVESİNİ ARAYAN DEVECİ! Çarşılarda, sokaklarda devesinin eşkalini anlatarak arıyordudevesini. Bir de mukallit katılmıştı. Deveci ne söylerse “benim dedevem kayboldu” diye dinliyenleri güldürmekti kasdi. Güldürüyorduda. Her tarafı aradılar. Deveci devesini buldu; mukallit de yani taklitçide devesini buldu. Takliden de olsa arayan Mevlasını bulur. Arıyorsabelasını da bulur. KAYBOLAN İNEK 163 Hazret-i Allah’ın rahmet-i ilahiyyeye vesile kıldığı rahmeticraatını o vazifeli kullarından zuhur ediyormuş intibaını verip,tasarrufatın yalnız Hazret-i Allah’ın yedinde olduğunun gizlenmehazineleri... Zahire çıkış vesilesi üç insan-ı kamil bu tecelliyat-ıilahinin zuhur zevkini sohbet ediyorlardı. Sohbetleri avamın ölçüsüneuyan, na-ehlin anlayacağı cinsten değildi. Zatlardan bir tanesi: “--Dünya benim hayatımda avuç içini dolduracak kadar yertutmaz” diğer zat: “--Dünyanın benim nazarımda iki dudağımın açıklığı kadar yerivardır” üçüncü zat da: “--Kirpiklerimin arası kadar yeri vardır” diyordu. Birbirlerini iyi anlıyorlardı ne demek istediklerini. Hizmetlerindebulunan derviş ise bu hikmeti anlıyamıyordu. Manasız zuhur eden
    • METAFİZİK I yalnız maddenin geçici hayat nizamında luzumlu olup, sohbetlerinde mananın hakimiyetinden gayrıya yer kalmamış evliyaullahın mana hali avamın bilgisi dışındadır. Anlatırsın, dinliyormuş gibi görünse de!.. Zevahire hüküm verme. Bilesin ki, her kişi Allah’a olan imanı nisbetinde manadan nasibini alır. Sözde de olsa hakiykatın zuhuru ehline açıktır amma na-ehlin katında hakikat fer’e dönüşür. Hakiykatın zahirde içtihatsız zuhuru şeriatın na-ehlin elinde ne hale geldiğini görmemezlikten gelmiyelim. “Neme lazım” diyemezsin. Hani, bir espri vardır: Derlerya na-ehil rahmetin kadrini bilemez. Rahmet-i ilahiyye zuhur etse de zararına kullanır. Lüzumlu ve kullandığı, döğme demirden yapılmış tepkili bel yapar; ince saçtan yapılmış, o anda lüzum etmeyen kürek yapar. Şarlatan bir kul vardı. Ne istediğini, ne yapacağını bilemeyen bir kul. Daima müracaat ederdi. Amma çok kişilerin müracaatı gibi ne söylediğinin bilincinde de değildi. Diyordu ki: “--Ya Rabbi! Hızırını bana gönder, bir dileğim var.”164 Bu istek ve müracaatı hayatı boyu virt edinmişti. Bir gün su getirmek için elindeki bel ile ark yani suyun istenilen yere akıtılması için toprağa kanal açıyordu. Yanında bir zat belirdi: “--Ben Hızır’ım” dedi. “Bir dileğin varmış, Hazret-i ALLAH kabul etti. Söyle, icra edilecek.” Hayatı itimatsızlıkla geçmiş, safdirik kul: “--Hızır olduğuna inanmam, evvelâ beni inandır” demez mi? “--Söyle, ben seni nasıl inandırabilirim? Unutma ki, bir dileğin var! Anlamsız, lüzumsuz icraata beni zorlama.” Rahmet suyunun içeriye nufuz edemediği granit taşına benzer mana yoksunu. Kalbi itirazında ısraren: “--Hızır olduğunu ispat et” diyordu. “--Nasıl ikna edeyim, söyle? Unutma ki, bir dileğin var!” Hızır (aleyhi’s-selam)’ın uyarılarına rağmen “salak bonservisli” bilgisizce, hayrı şerden ayırtedemiyen akıl fukarası: “--Elimdeki beli kürek yap ki, inanayım” dedi.
    • METAFİZİK I Hızır (aleyhi’s-selam) üzülerek, verilen vazifeyi yerine getirdi. İşeyarayan bel işe yaramayan kürek olmuştu. Vazifesi biten Hızır(aleyhi’s-selam) artık görünmüyordu. Kaybını gören, sonununhüsranla bittiğini iyi anlayan akıl fukarası: “--Hızır olduğunu iyi anladım. İtimatsızlık ve beceriksizliğimden,işime yarayan beli işe yaramayan kürek yaptırdım” diye hatasınıanladı. Fakat iş işten geçmişti. İmanındaki mana yoksunluğundandileği zararına tahakkuk etmişti. Metafizikten yoksun, yalnız fiziki ve maddi bilimlerin yaratılışınsırrı ve insan olmaya müsait yaratılan beni Adem’in manasına vekemalatlı olmasına hiç bir katkısı olamaz. Zamanımızda maddeuleması ve akılcılıktan öteye yol bulamayan fizikçi emr-i ilahilerinibadet ve taatların yeteri kadar izahcısı ve koruyucusu olamazlar.... Biz gene kadıncağızın kayıp olan ineğini anlatalım: Yaşlı kadın çığlık benzeri feryadı ile çarşı pazar geziyordu. “--İneğim kayboldu. Benim başka geçinecek bir şeyim yok.ALLAH rızası için, ey müslümanlar, benim ineğimi bulun!” diye avaz 165avaz bağırıyordu. Üç evliyanın hizmetinde bulunan derviş kadına: “--Ben senin ineğinin yerini bilenleri biliyorum” diye Allah’ınevliyalarını gösterdi de: “--Senin ineğin bunlarda” dedi. Kadın: “--Derviş babalar! Benim ineğimi verin” diye çıkışınca dediler ki: “--Bizde olduğunu kim söyledi?” “--Dışarıdaki derviş baba söyledi” deyince, dervişi içeri çağıraraksordular: “--Sen mi söyledin “inek bizde diye.?” “--Evet, ben söyledim. İnek sizlerde. Sohbetinizi anlamadımamma dinledim. O kanaatı edindim ki, inek sizde. Çünkü birinizindünya avucunun içinde; birinizin kirpiğinin arasında; birinizin de ikidudağının arasında. İnek dünyadan dışarı çıkmadıya!.. Ya bu türlüsohbet etmeyin, ya da ettiğinize göre kadının ineği sizlerin dardünyasında, verin kadının ineğini.”
    • METAFİZİK I “--Bizim sohbetimizin anlamı bu değildi amma haklısın” dediler. Müşkil durumda kaldılar. Her şey yed-i kudretinde olan Hazret-i Allah’a boyunlarını büktüler. Üçü birden tazarru ve niyaza başladılar. Üç mübarek iltica gözlerini açtılar. Kadına: “Şu anda inek evde” müjdesini verdiler. Evine giden kadın balçıktan çıkmış, her tarafı çamurlar içinde ineği görünce: “Dervişler balçıktan çıkarmak için çok zorlanmışlardır” diye, şükrane olarak, iki tavuğu vardı, alelacele kesti, temizledi, pişirdi, kızartıp ikram etti de: “--Derviş babalar, balçıktan çıkarmakta belli çok zahmet çektiniz, buyurun, yeyin, helal olsun” dedi de, bu hali seyreden derviş: “--Sizin ne hakkınız var? Ben kazandım bu tavukları” diye iki ellerini biri birine vurunca canlanan tavukları kaçırmaz mı?!.. Bu kıssaya ben inandım, yazdım. Ve Hüve âlâ külli şey’in kadîr. Metafizik tecelliyattan habersiz, bu kıssalara yeteri kadar aşina olacağının hayaline kapılmıyasın. Yunus Emre’nin gerçekleri ifşatını dinle:166 Kadılar, müftüler hepsi geldiler, Kitapların bir araya koydular, Sen bu ilmi nerden aldın? dediler, Bir kâmil mürşide varmadan olmaz. “Dünyada hakiyki mürşit ilimdir.” Çok doğru… İlim=mürşit; mürşit=ilim. İlm-i zahir, güzel... İlm-i batın zahire yansıdığı zaman daha güzel... Bu iki rahmetin birleştiği anda aldığı isim “şeriat”tır.
    • METAFİZİK I“BEN DE BUGÜN İRADEMLE ÇALIŞMIYORUM” DİYE HAZRET-İ ALLAH’A UKALALIK ETMİŞTİM. NETİCEYİ DİNLE DE İBRET AL İş hayatımın yüzde 99’u tezgahta bizzat çalışmakla geçti. 35 işçiile çalıştığım zamanlar da oldu. Patronluk yapmadım, hem bilfiilçalıştım, işçilerimi de işsiz bırakmadım. Bu izahımı sanatkar ustalariyi anlarlar. Çalışmaya olan zevkim dünyaya aşırı tamahımdan değil,taraf-ı etrafıma karşı yüklendiğim maddi ve manevi vazifeminmesuliyetini müdrik oluşumdandı. Nefsimin hatasından yüzüm kızarır.Bilmeden kul hakkına tenezzülüm maddi ve manevi bu abd-i acizi 167kahreder. Gençliğimde bu yaşantımın zevkini müdriktim. Bu haliminpeygamber efendilerimizin Hazret-i ALLAH’ın rahmeti olarak bizlereyaşantıları ile anlattıkları mekarim-i ahlakın bir cüz’ü olduğunu görüpyaşadıkça Rabbıma müteşekkirdim. Öyle rahmetine yaklaşımlıyaratmıştı bu abdini Halik-ı Zü’l-celal, hamdolsun!... Dükkanımı mesaiye uygun besmele ile ben açar, akşam genebesmele ile ben kapatırdım. İşçilerimden evvel işe ben başlardım.İşçilerime ilk işim Hazret-i Allah’ı tanıtmak, iş ahlakı ve işinisevdirmek, hoşgörülü ve insan olma zevkini verebilmek, maddi vemanevi vazifemin odak noktası idi. Şu hali hayatım boyu yaşamış, görmüş, iyi anlamıştım ki, imansızkişiden “ne köy olur, ne kasaba.” İşini sevemeyen işçi işvereninin hiçbir zaman yüzünü güldürmez İşine hor bakan işveren ise toplumlarınsıkıntı ve meşakkat kaynağıdır. Müşterisini memnun ettiğigörülmemiştir. Hele tembellik... “Ocaklar başından ırak olsun!..” Bu tembellikvirüsü taşıyan insanlar sanatkar olamazlar. Mesuliyet taşıyamazlar.
    • METAFİZİK I “İzzet-i nefis” diye bir şey onların ilgisi dışındadır. Hadise ne kadar utanç verici olursa olsun, o tip insanların yüzlerinin kızardığını göremezsin. Çünkü yüz kızarması asalet ve normal duygunun simada zuhurudur. Dad-ı Hak’tır. Yapmacık zuhurunu sağlamak mümkün değildir. Hazret-i ALLAH beni Adem’in mayasını simalarında zuhur ettirir. Bu mehengin zuhuru, tekrar ediyorum, beşerin ihtiyarında değildir. Hazret-i ALLAH buyurmuştur: “Habibim, sen onları yüzlerinden tanırsın. Konuşmalarından daha iyi tanıyacaksın.” Ve şöyle bir kibar-ı kelam, hülasa-i meram vardır: “Bir kişi kazanmıyorsa dünyada ekmek parası, dostlarının yüz karası, şeytanın maskarası.” Bilmem, hangi padişah? Tebasının içinden tembelleri toplumdan soyutlayıp, “çalışkanlara kötü örnek olmasınlar” diye “tembelhane” yaptırmış. Tembelhanenin müşterisi o kadar çok olmuş ki, gerçek tembeller bilinmez olmuş. Padişah emir vermiş, tembelhaneyi yaktırmış. Sahte tembeller kaçışmışlar. Sekiz tane gerçek tembel kalmış binada.168 “--Siz daha ne bekliyorsunuz, yanacaksınız!” deyince, “--Ateşin bize gelmesine bir kaç kiriş var, telaşeye lüzum yok” demişler. Durumu padişaha bildirmişler. Padişah: “--İşte gerçek tembeller açığa çıktı” diyerek onları hayatlarının sonuna kadar “karantinaya almış” ihtiyaçlarını sağlamış. Bu kararı ile çalışkan tebasını tembellik hastalığından korumuş. İş hayatım boyu çıraklarımın kalfa ve usta olmalarına bütün gücümle çalıştım. Medar-ı iftiharım çok usta yetiştirdim. İşçilerim ancak evlada yapılan muammelenin dışında muammele görmediler. “Bunları neye anlatıyorsun?” demiyesin. Yazdıklarım hem esnafın, hem de işçinin işinde muvaffak olması için iş anayasasıdır. “Bu haller tarihe karıştı” deme sakın! Bu anlattıklarım sanat ahlakı, sanat ve insanlık klasiğidir. Her devirde görürsün. Görünüm değişse de öz değişmez. Arzettiğim gibi, tezgahta çalışmak zevkimdi. Zaman oldu ki, manevi vazifelerim ağır basıyordu. Hazret-i Allah’ın hayat nizamımı düzenlediğini görmüş gibi hissediyordum. Çalışmak için elimi takıma
    • METAFİZİK Iuzattığım zaman bir engel zuhur ettiriyordu. Tezgahta çalışmak benimayrıca zevkim ve hobimdi. Ne zaman harekete geçsem, ya telefonçalar “acele gel” diye, ya da yanında çalışamıyacağım sevdiğiminsanları misafir gönderir... Aylarca böyle devam etti. Mutlaka butertib-i ilahiyye hiç şüphesiz ben acizin hayrıma idi. Şüphe yok fakatben tezgahta çalışma hastası ve tiryakisi idim. Çalışamamanın sıkıntısıhad safhada idi. Yaratanıma karşı iç alemimden küstahça tutum vedüşünceye itekleniyordum. Şahittim, Allah’tan başka ilah olmadığına.Gücün ve kuvvetin ALLAH’ın yed-i kudretinde olduğundan zerrekadar şüphem yoktu. Bu zuhuratın hayrıma olduğunu bildiğim haldebu hal her ademin nefsinin kolaylıkla kabul edeceği cinsten değildi. Aylardır beni alışa geldiğim çalışma zevkinden değişik sebeplerletezgaha yaklaştırmayan, elime takım almama müsaade etmeyenRabbıma desem ki: “Ben ihtiyarımla çalışmıyorum.” Tembel tembelbir köşeye çekilsem, bilmem beni nasıl çalıştıracak?! Bu merak haşa,isyan değil, mutmain olma arzusu beni küstahlaştırdı. Atölyem iki kat idi. Zeminde makinalar vardı. Üst katta işlermonte ediliyordu. Üst kata çıkmak için merdiven, merdivenin altında 169mütevazi yazıhanem vardı. Merdivenin ortasına oturdum. Merakediyordum, “ihtiyarımla çalışmıyorum” der isem beni nasılçalıştıracaktı? Bu arzumu küstahça yaptım. Hazret-i Allah’a hitaben: “--Şu anda ben ihtiyarımla çalışmıyorum ve buradandakalkmıyorum” dedim. Aradan bir kaç dakika ya geçti, ya da geçmedi. Kapıdan iri yapılı,uzun boylu, gözleri kızarmış, akıl hastanesinden kaçmış, tipik biradam azmanı (Niğdeli Mustafa Efendi), sanki benim terbiyem içinhususi yaratılmış, kapıdan girerken: “--Nerdesin ulan?! Gel arkamsıra” dedi. Öyle celalli idi ki... Aklı da alınmıştı. Gayr-ı ihtiyari korku veürperti sarmıştı beni. İtiraz etmek şöyle dursun, titrek sesle: “--Takım alayım” dedim. Ona da müsaade etmedi: “--Lüzum yok” dedi. İtiraz edersem akibetimi görur gibi oluyordum. Derhal emre icabetettim. Düştüm peşine.. Ankara’da Denizciler Caddesi’nde Marmara
    • METAFİZİK I Hamamı’nın bitişiği Beyrut palasın zemininde bir odaya girdik. Dört tarafı tavana kadar yüksek dolaplarla çevrili idi. “--Bu dolapları sök” diye emir verdi. Bir keser, testere, tornavida, kerpeten... Getirdiği takımlar bu kadardı. İşçi getirmeme de müsaade etmedi. Kendisi de odanın ortasına oturdu. İş bitene kadar ayrılmadı yanımdan. Hava kararmıştı. Söküm işi de bitmişti. Ter tabanımdan akıyordu. O günkü yorgunluğumu hiç unutamam... Cenab-ı Hakk’a yaptığım küstahlığı çok ağır ödemiştim. Dünyevi ceza verilmişti bu abd-i acize. Affu mağfireti sonsuz Rabbım affetmiştir ümidi tesellimdir. Bilmem gerisini anlatmaya gerek var mı? Anlatayım: Hazret-i Allah’ın kullarına buyurduğu “işi ehline veriniz” cidden Hazret-i ALLAH bu işi ehline vermişti. Halik-ı Zü’l-celal için, hadiseyi zuhur ettirecekse o anda o kişiyi o olaya layık olmassa da olaya uygun oluvermesi için hemen halketmesi ALLAH için zor değil, mesafe ve zamana da ihtiyacı yok!..170 Niğdeli Mustafa Efendinin ahlak ve huyunun tebettülatında bariz gördüm ki, bir anda her şeyi değiştiren yaratıcının Hazret-i Halik-ı Zü’l-celal olduğunu... Rabbımın bu sıfatını ezberlemiştim, amma bu olayda yaşadım. Hiç unutmamak üzere iyi öğrendim. Rabbımın bu ismini, bu sıfatını bir daha hiç bir hadise ve olay bu abd-i acize -büyük söz olmasın- bu tür günahı işletemez, inşallah... Nasreddin Hoca’ya karısı sordu: “--Yarın nereye gideceksin?” Hoca cevaben: “--Yağmur yağarsa ormana, yağmaz ise tarlaya gideceğim.” Karısı: “--Efendi, “inşallah” demedin.” Hoca hiddetle: “--Hu işin inşallah’ı kaldı mı hanım?!.. Yağmur yağacak veya yağmayacak. Ukalalık etme! “İnşallah” denilecek yeri ben senden iyi bilirim.”
    • METAFİZİK I Sabah baktı, yağmur yağıyor. Ormana gidiyordu. Yolda eşkiyalarhocayı yakalayıp: “--Bizi filan köye götür” diye tehdit ettiler. Dağ, tepe dolaşarak, ister istemez eşkıyaya kılavuzluk eden Hoca(rahmetullahi aleyh) bitkin halde sabah evine dönünce kapıya vurdu.İçeriden karısı: “--Kim o?” deyince, “--İnşallah benim, aç kapıyı!” Hoca inşallah’ı çok okumuştu. Biliyordu. Biliyordu da, şimdi dahaiyi anlamıştı. İnşâallah’ın şahidi olmuştu... Yalnız ilm-i zahirle yetinen, ilm-i batının varlığından rahatsız olanhocam! İnsaf et. Yalnız ilm-i zahir ile, maddeden öteye gidemeyen,teşkilat-ı ilahiyi kabul edemeyen bir ilmin insan olmaya namzet beniAdem için tahsis edildiğini söyleyemezsin. Mananın horlanıp, kabulgörmediği bir dünyada yaşamanın zulümden öteye gidemiyeceğini, bumanasız yaşantının “yer yüzünde halifemi yaratacağım” hitabına tersdüştüğünü lütfen görmeye çalışalım. Fiziküstü metafiziği yaşamak 171amacımız olsun. Niğdeli Mustafa Efendi durduğum evin yakınına taşındı. Komşumoldu. Mizacının sertliği doğruluğundan geliyordu. Temiz kalpli,imanlı, pırlanta gibi, örnek insandı. O hadisenin tesirini üzerinden atamıyor, beni her gördüğündeeziliyor utancından yüzü kızarıyor, “affet beni, ben öyle insandeğildim. Nasıl reva gördüm sana o muammeleyi?” diyeüzüntüsünden kahroluyordu. Nedenini anlatmak istedimse deanlatamadım, münasıp bir zemin, zaman bulup da. “Bu hadise benimbilgisizliğimden kaynaklandı. Senin suçun yok” diyemedim. Belki oda o yönlü terbiye olmaya muhtaçtı. Uygun bir zamanda sordum: “--Cinayet işlemiye müsait gibi bir halin vardı!” “--Doğru” dedi. “O anda kendimde değildim. Muhakemem deyoktu.” Nasrettin Hocanın inşallah’ı iyi anlayıp, şahidi olduğu gibi, benaciz de anlamıştım Hazret-i Allah’a yerli ve yersiz ukalalıkedilmiyeceğini. Nefsime çok çok ağır gelen bu tertib-i ilahiyyenin
    • METAFİZİK I zulüm olmayıp, neticenin rahmet-i ilahiyye terbiyesi olduğunun şahidiyim. Laf ile “Hazret-i Allah’ı biliyorum” demenin şahit olmaya, “şahidim” demeye yeterli olmadığını, bu şahitliğin ancak avamın imanında yadırganmayacağını Rabbım bu uyarı rahmeti ile bu abd-i acizine iyi anlattı. Tertip edip fakirine layık ve münasip gördüğü bu eğitimden Hazret-i Allah’a müteşekkirim.172
    • METAFİZİK I ZORLAMAKLA ÇIKMAYAN RAF Ankara’da Cebeci Caddesi’nde bir mensucat mağazası açılıyordu.Tavana kadar istenen raflarını biz yaptık. Yerlerine monte içinçalışıyoruz. Mağazanın bir tarafının raflarını yerine koyduk. Ortadakirafı da ferahlıkla yerine koyduk. Üçüncü raf ise üçünü birbirinebağlıyacaktı. Ölçüsünü iyi almış, ferahlık da vermiştim. Rafı sıkıcayerine itekledik. Yerine oturmaya 25 cm. kadar boşluk vardı. Rafsıkışmış, gitmiyordu. Geri de çıkmıyordu. İşcilerimle saatlerceuğraştık. Bir milimetre oynatmak mümkün değil! Bitkin halde idik.Caddenin karşısında kalabalık ameleler kat betonu atmışlar, istirahat 173ediyorlardı. “--Amelelere söyleyin, beş dakiyka yardım ederlerse emeklerinifazlası ile veririm” diye haber göndermiştim. Her halde çok yorulmuş olacaklar ki, hiç ilgilenmediklerinikarşımda görüyordum. Bu durumda çareler bitmişti. Yalnız Hazret-iALLAH’a yakarmaktan başka ne imkanımız ne de gücümüz vardı. Tasavvufun askeri usul ve adabına benzer yönleri vardır.Şikayetin varsa evvela onbaşıya şikayetini bildirirsin. Şikayetininönemine göre merciini mutlaka buldururlar. Tasavvufta da askerlikteolduğu gibi disiplin başta gelir. Disiplinsiz ne asker olur, ne de derviş. Tasavvufta “edep” denir; edebe riayet edilerek yapılanmüracaatlar ind-i ilahide reddolunmaz. Bu hal zahiri ulemanın bilgisidışındadır. Zahiri bilgi yeterli değildir. O bakımdan “ALLAH’tanistemiyor da, kuldan istiyor” zannederler. Hele evliyaullahınmerkadini ziyaret eden dervişin ne halini bilirler, ne aşkını bilirler, nede zuhur eden manadan haberleri vardır. Bu yönlü zuhurat ve edep
    • METAFİZİK I inançları ve bilgileri dışındadır. Bu bilgi ve tutumları ile yüzde doksan inananları rencide ederler. Bilmezler ki, kişinin maddi ihtiyaçlarını sebeplere bağladığı gibi, kulun mana ihtiyaç ve terakkiyatını ve mana rızkını da sebeplerde tecelli ve zuhur ettirir. Kul her mevzuda sebebine tevessül eder. Bilir ki, halkeden Halik-ı Zü’l-celâl’dir. Karnın aç ise ekmeği, susadın ise suyu bul. “Allah’tan isteyeceğim” diye ukalalık etme. Bütün yaratıkların ihtiyacını o halketti. Daddi aşma. “Ben doğrusunu daha iyi biliyorum” diye yaratanına karşı bu tutumunla saygısızlık ediyorsun. İmanlı hem cinsine de bilmeden zulmediyorsun. İyi dikkat et! Bu tutumunun ümmet-i muhammedi toplum olarak ve ferden nereye götürdüğünü bariz görebilirsin. Korkarım ki, bu gidişle Hazret- i Resulullah’ın türbe-i saadetlerini ziyaret eden ehl-i aşkı küfürle itham edeceksin! Vahhabiler ve İbn-i Teymiyeciler gibi!.... Rabbıma boyun büktüm. Manevi sebeplere müracaat ettim. Gayr-ı ihtiyarı elimi dokundum. Raf sanki yürüyordu!.. Bu rahmet-i ilahiyyenin bariz zuhuru karşısında abd-i aciz o andaki halimi174 anlatmaktan da acizim. İşciler kapıdan girerken kızarak geliyorlardı “ameleler gelmediler” diye. Rafın çıkmış olduğunu görünce: “--Nasıl oldu bu iş?” diye bana sordular. Fiziki ahvali ben nasıl anlatırdım işcilere?!.. Bu olayı nasıl anlatırım fizikten öte metafizikten nasibi olmayanlara?!...
    • METAFİZİK I AZRAİL (aleyhi’s-selam)’IN MERAK ETTİĞİ EMR-İ İLAHİ Hoca efendi korkmuştu. Telaşe ve heyecanla Sultan Süleyman(aleyhi’s-selam)’a korkusunun sebebini anlattı: “--Bugün Azrail (a.s.) çok acaip baktı. Bu bakıştan ömrümünhitam bulduğunu zannediyorum ve korkuyorum. Hazret-i ALLAHzatınıza çok yetki ve tasarrufat verdi. Lütfen, beni uzak yerleregönder.” Hoca efendinin telaşe ve korkusu Sultan Süleyman (aleyhi’s- 175selâm)’ı da etkiledi ki, rüzgara emir verdi. “--Hocayı Hint Okyanusu’ndaki Serendip Adası’na bırak” diye. Allah’ın elçisinin emri yerine getirildi. Çok geçmeden Azrail(aleyhi’s-selam) Sultan Süleyman (aleyhi’s-selam)’ı ziyaret etti.Hayret ettiğini belirtti ve ekledi: “--Şimdiye kadar çok hadiselerle karşılaştım, böylesinigörmemiştim. Bugün vefat edeceklerin listesinde falanca hocanın daismi vardı. Serendip Adası’nda ruhunun kabzı emrediliyordu. Hocayıbugün burada gördüm. Hayret ettim. Nasıl oluyor, SerendipAdası’nda ruhu kabzedilecek hoca burada. Emr-i ilahiye uygun,Serendip Adası’na vardım. Hoca orada. Sanki beni bekliyor.” Azrail (aleyhi’s-selam)’ın hayret ettiği gibi Sultan Süleyman(aleyhi’s-selam) da hayretle sordu: “--Demek, hoca vefat etti!..” “Korkunun ecele faidesi yok”! Ölümden korkulmaz mı? Elbetkorkulur.
    • METAFİZİK I Madde hayatından manaya geçişin, fiziki hayatın hitamı ile metafizik hayata, muvakkat hayattan ebedi hayata geçiş köprüsü olan ölüm, ademlikten terakki ederek insan olan bahtiyarlar için ferahlıktır, kurtuluştur. Ölüm ceset hapishanesinin yıkılıp ruhun feraha çıkmasıdır. Ölüm şahsın dünyadaki yaşantısında bilerek yaptığı yanlışlıkların hesabının sorulacağı ilk basamaktır. Ölüm kimsenin kaçmak istese de kaçamıyacağı kanun-ı ilahidir. Takdir-i ilahi kadar dünyada kalıp say-i gayreti ile insan olmanın zevkine erip, emr-i ilahiye muvafık say-i gayretini samimi yürütebilen insan bahtiyardır! Ölümün görüntüsü acıdır fakat mukadderdir. Akl-ı selim olanlar neticeye hazırlıklı olmak mecburiyetindedir.176
    • METAFİZİK I ÖLÜMSÜZ YER VAR MI? Ölümden aşırı derecede korkuyordu. Ölümsüz bir diyar arıyordu.Haber verdiler: “--Falanca yerde insanlar ölmezmiş” diye. Adam o ülkeye gitti. İtimat ettiği kişilere sordu. Aynı cevabı aldı.Merakla sordu: “--Burada yaşlandıkları zaman, hastalıkları iyi olmadığı zamanölüm yoksa netice ne olur?” “--Su dağın arkasından bir ses gelir, kişi ismi ile çağırılır. O da 177itiraz etmeden gider. Geri dönmemek üzere... Gidiş o gidiş!... Gerigelen yok. Kimse bilmiyor ne olduklarını.” Ölümden korkan adam: “--Burası tam benim yerim. Ben her gel denen yere gidecek kadarakılsız değilim” dedi. O beldeye yerleşti. Zaman geldi, dağın arkasından ölüm korkusuile orada ikamet eden adam da ismiyle çağırıldı. Hayretle gördüler ki,“çağrılınca gitmiyeceğim” diyen ucuz kahraman hiç itiraz etmedengidiyor. Bu halini seyredenler: “--Hani gitmeyecektin?” dediler. “--Gitmeyecektim amma önümden çekeni, arkamdan itenigörmüyor musunuz?” Tedbirini terk etme. Takdir Hüda’nındır. Tedbirini aldın ammatertib-i ilahiyyeye karşı çıkmaya gücün olmadığını hakiykat gözlüğüile bakarsan mananın da maddenin de, zerrede dahi sebepsizyaratılmadığını görür, o zaman gönül gözü gönle rabtolmuş gönülyolunu samimiyetle görür. İşte aşığın bulduğu yolun ismi “ehlî
    • METAFİZİK I tarik”tir. Gerçek şeriat, marifet, hakiykat, bu tertip ve tanzim-i ilahiyye karargahında bulunur ve yaşanır. “O vakit gönle bağlı kalbin arş-ı a’lâ olur” ve takdir-i Hüda’nın kanun-ı ilahinin bu hususta iltiması olmadığını görürsün. Ölüm anında Hazret-i Allah’a muti, takva, vera sahibi kişiler eza çekiyormuş gibi görülse de tereyağından kıl çeker gibi ruhları cesetten ayrılır. Sıklet duymazlar. Cesetleri parça parça olsa da acı duymazlar. Şahidi olduğum hadiseler az değil. Bir kaçını anlatayım, lütfen dinle:178
    • METAFİZİK I AZRAİL (aleyhi’s-selam): “-KORKMA! HİÇ DUYMUYACAKSIN” DEDİ Tahminen sene 1979’larda Yusuf Akbulut efendi ve bacanağıŞehmuz Efendi muhip, mütteki, Allah’a verdiği kulluk ikrarının sahibier kişi idiler. Sanatları mobilya cilası, zamana göre lâk vernik ve boyaustası idiler. Sanatlarında mahir oldukları gibi ikrarlarında da samimiidiler. Sadık dervişlik sıfatı her hallerinde görülüyordu. “Mızrak çuvalasığmadığı” gibi mana da tevhit ehline tertib-i ilahiyye miktarı gizlideğildir!. Bu türlü tecellileri “gayptan haber veriyor” gibi 179düşünmeyesin. Gayb yalnız ve yalnız ALLAH’ın yed-i kudretindeolup, ademin ve kemalat sahibi insanın, insan-ı kamilin, peygamberefendilerimizin de gücü dışındadır. Bu hususta Hazret-i ALLAHbildirdi: “O müttakiler ki, gayba inanırlar, namaz kılarlar, kendilerineverdiğimiz mallardan zekat verirler.” (Bakara Suresi, 3) Hazret-i ALLAH ittika sahibi, müttaki, muti, ihlas sahibikullarının meziyetlerini bildiriyor. Gayba imanı, yapılan ibadet vetaatın başında bildirmesi, gayba iman imanın ibadet ve taatınanayasasıdır. Bu yönlü inanmayanların ibadet ve taattanmahrumiyetleri tarih boyu görülegelmiştir. Onlar gayba imanetmediklerinden, Allah’ın din olarak bütün aleme ihsan eylediği tekdin olan İslam’ın akli ölçüleri ile akıllarına ve mantıklarına uygungelmeyen yerlerini kendileri tanzim ederler. Gayba iman edenmütteki, ittika sahibi bahtiyarları da akılcı tertib ettikleri, manayoksunu yollarına sokmaya çalışırlar. Örneğini tarih boyu görmekmümkündür...
    • METAFİZİK I Perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde turuk-ı aliyede tarih boyu devam edegelmiş derviş topluluğu, vazifeliler nezaretinde Hazret-i Allah’ın isimlerini zikretmekle bir hafta manevi doyum ve gıdalarını almaları için ehl-i aşkın manevi doyumunu sağlıyan zikir halakaları tertib ve tanzim ederler. Zikrin feyizinin hayranı muti derviş bir hafta resmi virdinde toplu zikrin feyzini görür. Hayatın na-hoş cilvelerini de füyuzat-ı ilahi etkisi ile manevi zevkinin dışında seyreder. İşte ehl-i aşk, muti dervişlerden Yusuf Akbulut ve bacanağı Şehmuz Efendi abdestli zikir meclisine giderken kaldırımda bu iki temiz insanı ezerek hayatlarına son vermiye vazifelenmiş, Allah’ı tanımayan, adem suretinde mahluk bu iki temiz insanı “çirkef işlerine gayr-ı ihtiyarı vakıf oldular” diye şahitleri kaybetmek için planladıkları gibi kaldırımda yürüyerek zikir meclisine gitmekte olan iki derviş bacanağı kamyonetle takriben 300 metre sürükleyerek ezdiler. Bunu şunun için anlatmaya çalışıyorum: Hadiseden bir hafta evvel Yusuf Efendi bu olayı olduğu gibi bana anlattı. Şahidi oldum.180 Hazret-i Allah’ı bilmen için vesilelerdeki metafizik olayların zahirde zuhurunu gör ve yaşa! Bu türlü mananın zuhuruna inancın kadar muttali olursun. Bu türlü mananın zuhuru imanla bezenmiş tevhit kalasının köşe taşlarıdır. Uzak durma ki, Allah’a olan imanında ve cümle peygamber efendilerimizin Hazret-i Allah’ın elçileri olduğuna, birini diğerinden üstün görmeden, getirdikleri şeriatlara hürmetkar olup, mensubu olduğun ve yükümlü olduğun şeriata gösterdiğin saygı ve hürmet kadar şahadetinde sadık olursun. İyi dinle. ALLAH sadık kullarına neler ihsan ediyor?!. Kazadan bir hafta evveldi. Yusuf Efendi bana geldi. Manasında gördüklerini şöyle anlattı: “--Azrail (aleyhi’s-selam)’ı gördüm. Bir hafta ömrümün kaldığını söyledi. “Bir hafta sonra emr-i ilahiye göre canını alacağım. Hiç korkma! Başkaları gibi değilsin. Sen sadık, muhip, aşık dervişsin. Canını alacağım, hiç acı duymuyacaksın. “--Ferah olasın diye bak, canını aldım ve tekrar iade ettim. Bir şey duydun mu?” diye sordu bana. “--Hayır hiç bir şey duymadım” dedim.
    • METAFİZİK I Buyurdu ki: “--Hiç korkma böyle olacak.” Gecenin sabahı mürşidi olarak heyecanla bana anlattı. Bu mananıntabire ihtiyacı yoktu. “Ceseden ayrılacağız” diye üzüldüm, amma“öbür aleme dergahımdan bir gelin daha götürdüler” diye ayıpolmasın, seviniyorum!... Bu yolda Hazret-i Allah’ın emirlerine sadakatle yaşayan ehl-izikir, ehl-i şükür, ehl-i tarik erbabına ve ALLAH için, maddi hiçmenfaat beklemeden yaşayan şeyh efendilere de “Allah’ın gelinleri”denir. Yazmaya çalıştığım kuvvet ve kudret-i ilahinin varlığinin imtihandışı, metafizik zuhuratları hikaye gibi dinleyip umursamaz isen acırım,sermayesini kullanacak yerini bilemediği için iflas eden tüccarabenziyorsun diye! 181
    • METAFİZİK I BATTAL GAZİ DÖRT YOL KAVŞAĞINDA TİCARİ İŞLERİN HER DALINDA MAHİR, BEYAZ EŞYA SATAN, SERMAYESİ YETERLİ, BU FAKİRE KARŞI HÜRMETKAR CEVAT ÜNAL BEY VARDI Sene 1980’de bu abd-i acize, dehşetinde kaldığı, uyku uyanıklık arası gördüğü hal-i yakazayı, etkisinden kurtulamadığı görgüsünü bana anlattı. Dedi ki: “--Hacı baba, dehşetinden kurtulamıyorum. Rüyamda anarşistler geldiler. Beni, iki oğlum Necmettin ve Naci’yi ve tezgahdarı da öldürdüler. Diyorum ki: İyiki küçük oğlumu Mustafa’yı öldürmediler.182 Büyüyünce bu iş düzenini o yürütür. Yegane, tek tesellimdi Mustafanın yaşıyor olması.” Olaydan bir hafta kadar evvel evime gelmişti. Görüştük. Gördüğü manayı “hayırdır, inşAllah” diye dua etiysem de bu tecelliyat-ı ilahi kelimelerle savuşturulacak cinsten değildi. Bir hafta sürdü, sürmedi her zaman haraç almaya alışık bu tür teşkilat gene gelmişler. Cevat Efendi, tabancası çekmecede imiş, çekmeceye doğru giderken şöyle diyormuş: “--Param yok. Canımızı mı alacaksınız?” Silahın olduğu yere yaklaştığını hissetmişler ki, tabancalarını ateşleyip, mağzada kimseyi canlı bırakmadan üçünü de öldürmüşler. ALLAH makamlarını cennet etsin. O karışık günleri milletime bir daha göstermesin, amin. İnsanlar fiiliyatına göre mükafat veya mücazat alırlar. Fiilleri ise tıynet, edep ve imanlarının birleşik ürünleridir. Her şey ALLAH’ın yed-i kudretindedir. Hazret-i ALLAH’ın ilminin dışında hiç bir ilim yoktur. Beşer için dünyevi ve uhrevi ilmin özü ALLAH’ı bilmekten
    • METAFİZİK Igelir. Zahiri ilim zahirden alınıyormuş gibi ise de her ilim Hazret-iALLAH’ın yed-i kudretindedir. Zahirde sebebine tevessül onuistemektir. Mana rızkını istemek de aynıdır. Hazret-i ALLAH (c.c.)“benden iste, vereyim” buyurdu. “Talebenâ, vecedenâ.” “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, onlar bu delillerdenyüzlerini çevirip geçerler.” (Yusuf Suresi, 105) Gene Hazret-i ALLAH bildirdi: “Bu ayetleri ancak akl-ı selim,kamil insan okur.” İnsanların dünyadan ayrılışlarındaki hal ve zuhurat okişinin mana ve ALLAH’a yakınlık ve uzaklık kimliğideğildir. İmansız ve zalım ferah ölümle ölmüş gibi olsa da,ölüş manasının işkence misali zuhuratı mukadderdir. “Bu dünyada a’mâ, ahirette a’mâ.” Yevm-i mahşerde bu kişilerdiyecekler ki: “Ya Rab! biz dünyada görüyorduk, şimdi neye a’mâolarak haşrolduk?” Cenab-ı Hak buyuruyor: “Sizler dünyada ikenhakiykatleri görmüyordunuz. Burası hakiykat alemi. Buraya göregözünüz yoktu ki. Hakiykatleri elbette göremezsiniz.” 183 Hazret-i Mevlana’nın izah ettiği gibi “evvel minareyi gör, aleminigör, alemdeki kuşu gör, kuşun ağzındaki tüyü gör.” “Görüyorum” diye iddia ediyorsun amma gerçekle ilişkili değil.Olsa idin mana çirkinliklerine tevessül etmezdin. “O müttaki kullarımgaybe iman ederler” düsturun olurdu. Hazret-i ALLAH’ın manevitertib ve tanzimine uyum sağlamak için çaba sarfederdin. Hiç olmazsayaşayan bahtiyarları rencide etmezdin. Kabul edemesen dahialeyhlerinde bulunmazdın. Zamanımızda bu saydıklarımın şahidegereği yok. Bütün çıplaklığı ile arz-ı endam ediyor!... Kazvinlininsırtına dövme yaptırdığı arslan resmine benzettin:
    • METAFİZİK I KAZVİNLİNİN SIRTINA ASLAN RESMİ DÖĞDÜRMESİ Kazvinli hamamda döğme ustasına hitaben: “--Sırtıma öyle bir arslan resmi döveceksin ki, kükremiş olsun; görenler hakiykat zannetsin.” Döğmeci sanatının ehli idi. Eskiden döğme iğne ve barutla yapılırdı. Kükremiş arslan resmini yapmaya başlamıştı usta. Ucuz kahramanın canı yandı. “--Öldüm!” dedi, “nereyi yapıyorsun?”184 “--Kuyruk sokumu” deyince: “--Bırak, kuyruk sokumu olmasın.” Usta başka yere geçti. Zevzek adamın gene canı yandı. Neresini yaptığını sordu: “--Pençesini yapıyorum” deyince: “--Pençesiz olsun” dedi. Yaygaracının sızlanması devam ediyordu: “Yelesi de olmasın; kafası da olmasın” deyince usta çığlık attı: “--Yetişin müslümanlar! Kafasız, kulaksız, pençesiz, yelesiz bir arslan nerede görülmüş?!.. Ben ne yapayım?..” Bir nara da ben atayımda dinle: Semavi din, tevhit dini bir tanedir. Başka din olmadığı halde kendi tekelimizdede göstermeye çalışarak İslam’ı yalnız “bizim dinimiz İslam, gerisi İslam dışı, gayr-i müslim. Onlar inansın, inanmasın, hepsi de kafirdir ve gavurdur” dedik. Halâ diyoruz…
    • METAFİZİK I Emr-i ilahiye de muhalefet ederek, “İslam’ın beş şartı var” diyeaynı vatanda yaşayan temiz müslümanlara da “kafir” gözü ile baktık.“Küfür” yaftasını babamız da olsa boynuna taktık. Hırıstiyan misyonerleri bizim dinimize bizim kadar tahribatyapamadılar, yapamazlar da. ALLAH’ın manevi kurduğu teşkilatıkabul edemedik. Din-i İslam’ı haşa, “Allah’a biz öğretmeye” çabasarfediyoruz. Amma Hazret-i ALLAH manevi teşkilatın her zaman mevcudolduğunu gene bariz ilan etti. Bu ilan her zaman tetkike hazır. Değilyirminci asır, kıyamete kadar bu açık ilanı, manevi basılan bildiriyiçözemeyecekler. Onun için devletlerarası din diyaloğunu zahiri ilmingücünün dışında. Bu, dinler arası diyaloğu ehl-i tasavvuf, mana ehlisağlayacak. Çünkü onların imanının özü olarak: “Yetmiş iki milleti bir göz ile görmeyen, Halka müderris olsa hakiykatte asidir” Denildi. Çok doğru… Maalesef bu doğruyu görme gözlüğü zahiriulemada yok. Çünkü madde mana için vardır. Kasd-i ilahi ebedi hayatı 185tanzim içindir. Beni Adem için yaratılan, küllü rahmettir. Gazab-ı ilahigibi düşünmek hahiykat dışıdır, imana da ters düşer. Hele, dünya ceza yeri değildir. Cenab-ı Zü’l-celal ve TekaddesHazretlerinin fiili sıfatlarının tecelli yeridir. Bi-zatıhi değil, izafidir,mecazidir.
    • METAFİZİK I MELÂİKELER: “-EMR-İ HAK ZUHUR EDECEK. MÜDAHELE ETMEYİN!” DEDİLER Kızılcahamam’la Gerede arası Ovacık köyü vardır. Ovacıklıların tasvip edilemeyen, ezadan başka görünümü olmayan tuhaf bir adetleri vardır. Cenazelerini kış, yaz demeden, binbir meşakkatle, nerede vefat ederse etsin, köy mezarlığına defnetmek için ne eza ve meşakkatlere tahammül ettiklerini köyün gençlerine soracaksın. “Köy” dedi mi, ölüler diyarı gelir akla. Diriler orada yaşamazlar. Hepsi de şehirlere kaçmışlardır. Köyde bir-iki ailenin kaldığı söylenir. Onların da bu186 işkenceden canları yangın. İmkansızlıktan, mecburi ikamet ediyorlar. Amma duyduğuma göre “cenaze getirecekler” diye akılları çıkıyor. Cennet-mekan Memiş Aydın’ın babası Hacı Eyüp Efendi’ye bir mecliste dedim ki: “--Ben de şahit olayım, haydi, vasiyetini yap. “Benim cenazemi köye götürmeyin” deye.” Hürmetli ihvanımızdı. Buna rağmen “dirilere yaptıkları eza ve zulümden hacı efendiyi kurtarayım” dedim amma hiç oralı olmadı. Vefatında evlatları benim fikrime göre Ankara kabristanına defnettiler. Hazret-i ALLAH cümlesine rahmet eylesin, amin. Gene köydeki kabristan hayranlarından bir zat vefat etmişti. İşkenceye kararlı, cenazeyi köye götürdüler. Kabristan Ankara- İstanbul yolunda 125. km.’den sonra sola ham yolla 13 km. daha gidilecek. Kar yolları kapattığı zaman 13 km.’yi omuzlarında götürecekler. Gene böyle bir cenaze dönüşü idi. Marangoz Durmuş’un kullandığı arabanın arka koltuğunda Hacı Mehmet Pireli ve
    • METAFİZİK Ikayınbiraderi Hacı Ali Bildik Efendi vardı. Ankara’ya geliyorlardı.Hacı Mehmet Efendi anlatıyor: “--Üzerimize bir ağırlık çöktü. Ben arkadaşlara: “--Konuşun, neye susuyorsunuz?” dedimse de ihtiyarımızındışında bir hal… Tekrar: “--Allah’ı zikredelim” dedim. Bir-iki, zoraki “la ilahe illAllah” dedik. O da olmadı. Bir hal-iyakaza gördüm. “Kaza geçireceksiniz” dediler. Toparlandım. Şeyhimirabıta ettim. Rabıtanın özetini anlatmaktan geçemiyeceğim: Rabıta, Hazret-iALLAH’ın verdiği manevi vazifeyi yerine getirmeye vazifeli nedim-iilahi, varisü’n-Nebi kuluna tertib ve tanzimi ilahi gereği dileğiniHazret-i ALLAH’a layık kullarının gönül kapısı, aşk mehengimürşidine rabtolmaktır ki, na-ehlin zanettiği gibi “küfür” olmayıp heryönüyle iman tecellisidir. Bu yönlü ilticalar cevapsız kalmaz.ALLAH’a kulluk vecibesinin düstur-ı ilahi üzrere samimi olan insan 187rabıtanın Hazret-i ALLAH’ın tertibi ve tanzimi olduğunu bilir.ALLAH’tan başka ilah tanımıyan kullarına ihsan ettiğini bilen,samimi kul için Rabbımın inanan kuluna bahşettiği rahmet terazisidir.Bu rahmet-i ilahi hilafına “bir şeyler biliyorum” edası ile rabıtayıküfür zannedenler dikkat edilirse kendileri “küfür” üzeredirler! Bazankulların akılları ermese dahi üstadlarından duyduğuna itimad ederek,samimiyetle yapılan rabıta da ind-i ilahide reddolunmaz. ÇünküALLAH için muteber olan merci suret değil, sirettir. İşte Hacı Mehmet Efendi’nin rabıtası cevabını bulmuş. Zuhurunuşöyle anlatıyor: “--Gavsü’l-a’zam Abdulkadir Geylani Hazretleri ile geldiniz.Arabayı düz bir tarlanın ortasına bıraktınız. Melâikeler dediler: “--Müdahale etmeyin! Emr-i Hak vaki olacak.” Bu vesile-i ilahi karşısında kader-i ilahinin kazaya dönüşmesinerıza gösterip boyun büktünüz. Melaikeler arabayı bir kayaya vurdular.Kendime geldim. Araba normal yoluna gidiyordu. Beş dakikasürmedi, bir tırın altına girdik.
    • METAFİZİK I Arabayı kullanan Durmuş olay yerinde vefat etti. ALLAH rahmet eylesin. Benim ayağımın kaval kemiği kırıldı. Kayınbiraderim Ali Bildik’in göğüs kaburgaları, göğüs kafesi tahrip olmuştu. Kaburgalar akciğere baskı yapıyordu. Emr-i Hakk’ın şahsında zuhur edeceği Durmuş usta genç yaşında vesile-i kaza ile ömrü hitam bulmuş, Hakk’a yürümüştü. İyi insan olduğunu, arkadaşları ve tanıyan esnaf hep anlatırlar temiz insan olduğunu. ALLAH gani gani rahmet eylesin. Kaza ve kader üzerinde durulması “rahmet olarak yasaklanmış.” Rabbımın uyarısı olarak bazı kazalarda zuhuru görülen metafizik zuhuratı inanan insanların iman takviyesi yönünden tecelli eden, öğretici olan zuhuratları ifşa etmekte sakınca göremiyorum. Varsa Hazret-i ALLAH samimiyetimize bağişlasın. Kaza kaderin zuhurudur. Maddede ve manada zuhur eden her şey kazadır. Kader ise tertib ve tanzim-i ilahidir. Akıl ve mantık gücü ile izahı mümkün değildir. Yaratılışın nedeni olan beni Adem’in yer yüzünde mevcudiyeti de kazadır. Kaza-kader mevzuunda dikkatli188 olmak mecburiyetindeyiz. Kudret-i ilahi karşısında beşere hayrını, şerrini az çok idrak edecek kadar Hazret-i ALLAH’ın beni Adem’in insan olması matuf, madde hayatının idamesi için tahsil ve terbiyesi miktarı yaratanını da hissedicek kadar akıllı ve mantıklı kıldı. Burasını bilmeden karıştırıyoruz. Hazret-i ALLAH’ın elçilerini, elçilerinin vekillerini, yer yüzünde ve gökteki ayetleri okuma kabiliyetini ihsan ettiği kamil insanı, semavi kitaplar ve saifelerini lutfedip göndermese idi, beni Adem yaratınını nasıl hisseder? Nasıl kulluk yapacağının ölçeğinden mahrum, aklın ürettiği din ihdas eder. Çünkü dinsiz bir insan müeyyidesiz gemiye benzer. Tarih bu türlü hadiselerle dolu doludur. Zamanımızda bu tedirginliği bütün çıplaklığı ile görmek mümkündür. Din felsefesinin bariz ürünlerinin tevhit dinini yansıtmadığı gibi… Hazret-i ALLAH’ı yeteri kadar tanıyamaz. Dolayısıyla tanıtamaz da!... Bir sınıf ademde aşk-ı gönülden uzak, sevgi ve hoşgörüden uzak, yaratılışın nedeni güzelliklerden nasipsiz. Anlattığı şeriat da yalnız korkutucu. Çünkü zamanda zuhur eden güzellikler içtihadından
    • METAFİZİK Imahrum bırakılmış kişi aldığı tedrisatın mahkumu. Sanırsın ki, gazab-ıilahi deposu!... Ehl-i zikir, ehl-i aşk, ehl-i hakiykat, nasipsizi ile tarihboyu gerçek inançlarla hem fikir olamamışlardır. Nedenini yerigeldikçe yazacağım, inşAllah. Gördüğüm kadarını üzülerek anlatmak istiyorum: Batılınmüşterisi kadar hahiykat ilminin müşterisi maalesef “yok” deyecekkadar az. ALLAH cümle kullarını kulluğunu idrak ederek emr-i ilahiüzere yaşamak nasib-i müyesser kılsın. Merhum Ziya Paşa aklın ilahiemir karşısında yerini ne güzel göstermiş: İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez. Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez. 189
    • METAFİZİK I HACCA GİTMEM VE SAKAL BIRAKMAM İÇİN MANEVİ EMİR ALLAH gani gani rahmet eylesin, çok töleranslı, çok müsamahalı, merhametli Hacı Mustafa Yardımedici şeyhim, mürşidim, efendim bir gün bana dedi ki: “--Galip Efendi, kırk yaşında sakalını bırak.” Dedim ki: “--Efendim, ben kırk üç yaşımdayım!”190 “--Peki, elli yaşında bırak” diye müsamaha gösterdiler. 66 senesinde sabah namazdan sonra manen emir verdiler: “Sakalını bırak. Hacca giderken iki parmağınla tutacak kadar olsun.” Bu ilahi emre çok sevinmiştim. Zira durumum ve imkanım haccetmeye müsait değildi. Manevi emirde “iki parmağınla sakalını tuttuğun zaman gideceksin” deniyordu. Manevi emirin “acabasız iman”a idi hitabı. O bahşettiği hasletimi Rabbım korusun, cümleye iman yoksunluğu vermesin, amin. Sene 1966. O günden bu yana sakalımı sünnet-i seniyeye uygun bıraktım. O sene Rabbım öyle ihsan etti ki, üzerime farz olarak, kayınpederim Şeyh Hacı Mustafa Efendi ile dört otobüs, hac yolculuğumuzun güzergahı Kudüs-i Şerif’i ziyareti de Rabbım kısmet etti. Kubbetü’s-sahra’da Muallak Taşı’nın bulunduğu taşın altında iki rekat namaz kıldık. Peygamber efendilerimizin ayrı ayrı mihrapları var. Mihrapsız yer yok. Hangi mihraba yönelir, namaz kılar isen caizdir. Şeriatlararası diyaloğu orada görmek mümkün. Her mihrapda namaz kılmak insan olmaya namzet, birlik, beraberlik zevkini, manasını hissederek yaşayan, dinde ayrılık görmeyen ehl-i aşkın mihrapları burada… Mümkün mertebe çoklarında namaz kıldık.
    • METAFİZİK I Peygamber Efendimiz’in Mirac’a çıktığı yerde kayınpederiminarzusu ile fakir zikir halakası tanzim ederek Rabbımın isimlerini omübarek yerde doya doya zikrettik, sabah namaz vaktine kadar. Mescid-i Aksa tamir ediliyordu. Mescid-i Aksa’nın alt katındasabah namazlarını kıldık. Güneş doğduktan sonra diğer ziyaretleri yaptık. Cümle peygamber efendilerimizin geçtikleri tevatüren söylenenHutte kapısından toplu halde İslam’ın giriş kapısı kelime-i tevhitçığlıkları ile geçtik. Hususi olarak otobüslerle el-HALİL’e gittik. Her kutsal yerinhazzı, duygusu başka başka… El-HALİL’in hududundan girerkenbana öyle bir hal oldu ki, izahı mümkün değil!.. Hazret-i ALLAH’ın“HALİLİM” yani “sevgilim” hitabını mana yapım her an devamlıişitiyordu. Bu işitme kelime değil, hal tecellisi idi. Eşitiyordum. Hitab-ı ilahinin sarhoşu olmuştum. Gözlerimden yaşlar boşalıyor,ihtiyarımla değil, gayr-ı ihtiyari şelale misali akıyordu. Taraf-ıetrafımdan sıkılıyordum “riya zannederler” diye amma ihtiyarım akanyaşı durdurmama yeterli değildi. Özellikle İBRAHİM (aleyhi’s- 191selam)’ın merkad-i şerifinde Rabbım koruduğu için deli olmadım da,ne mi oldum?… Halâ o aşkın delisiyim. 24 saat kaldık. Yusuf (aleyhi’s-selam)’ın atıldığı kuyununetrafında halaka kurduk. Rabbımı zikrettik. Sakın demiyesin “Hazret-i ALLAH ümmet-i Muhammet’ten aldıda beni İsrail’e niçin verdi?” İslam ve iman ölçüsü ile bu günahımızıbilse idik elbette ruha üzüntü veren zuhurat olmayacaktı. Rabbımı noksan sıfattan tenzih ederim; 1966 senesinde gördüğümmanevi ahvalde değişen bir şeyin olduğunu zannetmiyorum.
    • METAFİZİK I SELMAN-I FARİSİ (r.a.) Ashab-ı güzinden, ehl-i suffanın ileri isimlerinden, değişik şeriatları yaşamış, Hazret-i Resulüllah (sallAllahu aleyhi vesellem)’in getirdiği en son şeriat-ı garraya tabi olan, insanların kıyamete kadar maddi, manevi hayatlarını düzenle yürütecek, yaratılan güzellikleri uhdesinde bulunduran, mekârim-i ahlakın tamamını cami şeriatta karar kılmış, kemalatlı tecrübeleri yaşadığı zamanın, ilericiliğinin hayranı, geriye bakmadan emr-i ilahi üzere yaşantısında biat ettiği ALLAH elçisinin izinden ayrılmayan büyük insan, mana anlamı ile192 büyük derviş!… Hendek harbinde Peygamberimiz Efendimiz’in tecrübesine itimatla istişare yaparak fikirlerine kıymet verip Medine-I Münevvere’nin düşmanın saldıracağı yerlerine hendek kazdırması ve bilfiil kazı işinde çalışması tarihi vakıadır… Hayatının çok yönü metafizik olaylarla dolu dolu… Bir tanesini anlatayım: İyi dinle. İnanıp inanmamakta özgürsün. Bilmem, hakiykat dışında yaşıyanlara özgürlük yakışıyorsa; ben inanmıyorum, ALLAH ve elçisini tanımayanların özgürlüğünün gerçek özgürlük olduğuna. Peygamberimiz Efendimiz Selman-ı Farisi (r.a.)’a: “--Ya Selman, sizlerden bir kişi vefat etti. Onu sen gaslet, başkalarına gösterme. Perde çek” buyurdu. Selman-ı Farisi anlatıyor: Emr-i peygamberi üzere gaslediyordum. “Acaba temizlemek icab ediyor mu?” diye elimi ölünün avret mahalline götürdüm. Elimi itekledi. “Yanlış mı gördüm” diye tekrar elimi götürdüm. Gene daha şiddetle itekledi. Geri çekildim. “--Senki ölüsün, diri işi işlersin” dedim.
    • METAFİZİK I Gözünü araladı da: “--Selman! Hazret-i Resulullah sana ne emir verdi ise onun dışınaçıkma. Beni vakitli yerime gönder” dedi !... Bir hadiseye şahit olmuştuk. Benzerliği olduğu için cennet mekankayınpederim Hacı Mustafa Anaç Efendi Selman-ı Farisi (r.a.)’ın bumetafizik olayını anlatmıştı. A’mâ Yaşar efendinin babası vefat etmişti. O zat ehl-i takva, verasahibi, sadık, aşık dervişti. Vefat ederken vasiyet etmiş “beni efendiyıkasın” diye. Efendiye vasiyeti bildirdiler. Efendi: “--Ben hiç cenaze yıkamadım. Bahri hafıza haber edin, gelsin.Bana vekaleten cenazeyi yıkasın. Ben de suyunu dökeyim” dedi. Bahri hafız hoş sohbet, dergahın naibi, bilgisi ALLAH’a kul,Peygamberimiz Efendimiz’e ümmet olmaya müsaitti. Şahidim: Herhali dervişti. Bahri hafız anlatıyor: Cenazeyi yıkarken bir tarafını yıkıyorum, sıra öbür tarafa geldimikendi ihtiyarı ile dönüyor. Kolunun birini yıkıyorum, diğerine el 193atmadan uzatıyor. Garibime gitti. Dedimki: “--Pezevenk, kendi kendini yıkıyacaktın da, “efendi yıkasın” diyeneye vasiyet ettin?” “Pezevenk” tasavvufta bildiren, görüştüren, ara bulucu anlamındamanevi iltifattır. ALLAH’la biliştiren, özünü taşır mürşidinvazifesinin. Özet olarak ifadesi idi. Böyle safiyetli, anlamlı hitablarınkanal-ı mecrasından saptırılıp kerih, insanlığın yüz karası, edep dışıbiliştirmede icra-yı sanat edinip kullanılmaya başlanınca bu anlamlıtaltifler mutasavvufinin iltifatı olmaktan çıktı. Ahlaksızın alameti,bilinç levhası oldu. Tavsiyem, toplumda anlamı değiştirildi, bırakonların olsun.
    • METAFİZİK I ANAM Zamana göre bilgili, okur yazar, saliha, kırık çıkık ustası, fakir ve fukaranın da anası meziyetleri ile örnek dervişti. Anamın bazı unutamadığım meziyetlerini insanlığa örnek olsun diye anlatmaya çalışacağım: Çocukluğumuzda iki erkek, iki kız kardeştik. En küçükleri bendim. Bizlere hurafaya kaçmadan, inandığı Hazret-i ALLAH’ı ve Resülünü iyi tanıttı. Hala çocuklukta edindiğim o iman sermayesinin insancıl yönü hayatım boyu rehberim ve düsturum oldu. Hele biz194 çocuklarına çok zaman dilinden düşürmediği şu nasihatını levhalatmak lazım amma levha yapsan tatbik edecek kaç müşteri bulursun? “--Birazdan babanız gelecek. ALLAH’ın tahsis ettiği sizlerin rızkınızı size ulaştırmak için ne müşkilat, ne meşakkat çekiyor, biliyor musunuz? Eve gelince adamcağızı bir de siz üzmeyin!..” diye bizlere babamı çok yücelerde gösterir, sevgi ve hürmette ALLAH ve resülünden sonra babamı sevdirmişti anam... Babam sinirli ve biraz da huysuzdu fakat beraber geçirdiğimiz zaman içinde birbirini kıracak ne bir söz, ne bir çekiş, ne de birbirine küsü tuttuklarını bilmem. Şöyle bir örnek vereyim, daha iyi anlaşılacağını umarım: Anam 1945 senesinde ahirete yürüdü. Şu an 1999 bitmek üzere. Ailem Hacı Fatma hanım anama muhabbetinden dolayı kaynanasının ruhuna hergün Fatiha, arasıra Yasin okur. Başka söze ne gerek var? Kaç tane kaynana gösterirsiniz ki gelini ruhuna fatiha okusun?! Memleketimizin eşrafından müteahhit bir zatın kazada omurga kemiğinde kırıklık olmuş da, anamı çağırmışlardı. Tahminen 13 veya
    • METAFİZİK I14 yaşımda idim. Beraber gitmiştik anamla. Tıp doktorlarının ortopediyönünde pek ihtisasları yoktu. Pek muvaffak olamıyorlardı. Bazananama gönderirlerdi “bizim bu dalda ihtisasımız yok” diye. Pratikyetişmiş kırık ve çıkıkçılar haklı olarak yaptıkları ustalıklarlatoplumların itimatlarını daha çok sağlamışlardı. Tıpda bu problem deçözüldü, elhamdülillah; ortopedi dalında da toplumların pratik ustalaraihtiyaçları kalmadı. Ortopedi de tıp dalında yerini buldu. İtimat edilirduruma geldi... Eski ortopediyi, icraatını haramiyyet dışındakigüzelliklere önem vermeden her güzelliği din dışı gösteren, içtihatsızşeriatıyla kendini kabul ettirmeye çalışan dini yaşantıyla kıyaslar isek,bu anlayışın manasız maddenin kuru izahına gönül mahrumiyeti ileinsan olma kapısını beni Adem’e kapatmış, her yönlü ihtiyacın aşkzannedildiği, gönülsüz ve manasız yol tercih edilmiş, imanı maddiçıkarlar sağlamıyorsa hakiykatten kaçan, hakiykatlerin zuhuru ilerahatsızlık hissedenleri pratik sınıkcılara benzetiyorum... İNŞALLAH MEDENİYYET, TEKNOLOJİ, CUMHURİYET,DEMOKRASİ, tamamı ile insan haklarını uhdesinde toplamışLÂİKLİK… Bu güzelliklerin İslâm’ın öz malı olduğu idrak edildiği 195zaman, pratik kırık çıkıkçılar ister istemez yerlerini ortopediyebırakma mecburiyetinde kalacaklardır. İşte bu gerçekleri anlatıp dakabul edecek merci bulamıyorum. Ümitliyim olacak inşALLAH. Anam pratik sınıkçı idi. Amma ihtisası vardı. Müteahhidin belineel attı. “--ALLAH’ın izni ile eyi olur, şu kadar para alırım” dedi. O güne göre beğenilir bir rakamdı. Sancılar içerisinde kıvrananzat hiç pazarlığa girmeden: “--Kabul!” demez mi?. Yeni dokunmuş çirişli kara tezgah bezi top halinde getirtildi. Belkemiğini yerine düzelttikten sonra mumya gibi sıkı sıkı sardı anam.Sıkı tenbih etti: “--Bu sargıya hiç dokunulmasın. Zamanı geldimi ben açacağım!.” Şifa temennileri ile dışarıda bizi bekleyen faytona bindik. İçimdaralıyordu. Anamı alışa geldiğimin dışında, değişik zihniyettegörmüştüm ve çattım:
    • METAFİZİK I “--Ana sana hiç yakıştıramadım. Fırsat düşkünleri gibi sıkılmadan nasıl söyledin “şu kadar alırım” diye?” Yüzü cidden kızaran anam: “--İleri gitme. Bu hadiseleri ölçecek kabiliyette değilsin!” dedi. “--Bunun kabiliyetle ne ilgisi var? Düpe düz fırsattan istifade ettin” dedim. Anam benim anlıyacağım türden anlatmaya çalıştı. “--Senin aklın ermez” diye söze başladı, “--Hazret-i ALLAH o kişinin belini neye kırdı, bilir misin?! Bilemezsin! Ben müracatımın cevabını burda buldum. Alışa gelmiş fakir fukara elime bakıyor. Ben onlara ne vereceğim? İmkanlarım da bitmek üzere. Ne yaparım ben?!..” Anladım ki, Hazret-i ALLAH benim sıkıntılı müracaatıma cevap vermişti. Belini kırarak netiycenin şifa ile sonuçlanacağından hiç şüphem yoktu. Çünkü iyi olunca fakir fukaraya vereceğim parayı ondan almam için Hazret-i ALLAH öyle tertib etti. Şimdi anladın mı?” dedi.196 Ben gene anlamamıştım. Amma anamın gözlerinin dolu dolu olması beni duygulandırmıştı. Anacığımın o mübarek sözlerini şimdi çok daha iyi anlıyor ve yaşıyorum. Makamı cennet olsun... Merhamet timsali, örnek insandı anam... Yaşlı Çorumlular iyi bilirler anamı.
    • METAFİZİK I İYİ İNSANLARIN ÖLÜMLERİ DE İYİDİR. ONLARA GIBTA EDİLİR İkinci Cihan Harbinde asker idim. 1941 senesinde asker oldum.Harp bitti. 1945 senesinde terhis olduk. Askerden üç sefer izinligeldim. Evli idim. Üç kızım vardı. Ben anamı sevdiğim kadar anam dabeni çok severdi. Dua etmiş “ya Rabbi! Bir gün oğlumu göreyim,başka bir dileğim yok” demiş. Öyle oldu: Babam Fuani kaplıcasını işletiyordu. Fuani kaplıcası Çorum-Amasya hududu üzerinde. Hamam kısmı Çorum sınırında, arazisi iseAmasya sınırı içinde idi. Hamamın 37 derece ısıda, çelikli cilt 197hastalıklarına şifalı gür suyu vardı. Hamamın iç kısmında dışarıdangörülen, fizik üstü, metafizik yaşamış halâ Rabbımın orada metfunbulunan zatı vesile kılıp, yakın beldelerin imanlarının zuhuru olaraksadık kişilerin sıkıntılarının teselli kaynağı, rahmet-i ilahiye vesiyle,bariz görünen tasarrufatın şifa mercii, ismi pek bilinmeyen, halkarasında “UYUZ DEDESİ” diye anılan evliyanın türbesi vardı. Şahidiolduğum olayları izaha çalışacağım: Cilt hastalıklarına şifa veren bir kaynak suyunu da Hazret-iALLAH oraya ihsan etmişti. Vesile idi. İyi dinle: Harp bitmiş ammabütün dünyada ekonomik kriz ve yokluklar devam ediyordu. Şekerinkilosu beş liraya çıkmış, kimse alamıyordu. Milletçe uyuz olmuştuk.Koyun sürüleri de uyuz olmuştu. Hamamın atık suyu evliyanınyanından dıştaki büyük havuza akıyordu. Sürüler o arkın üzerindensürü halinde geçirilir, geçerken de sürünün üzerlerine eller ile suserpilir, kimisine damla dahi düşmez fakat bi-iznillahi tealâ bir kaçgün içinde sürüde uyuz kalmazdı. Her taraftan sürüler gelir, şifabulurdu. Şikayet eden, aksini söyleyen bir ferde rast gelmedik. Koyunbaşı ücret alırdık. O sene hamamın masrafını o sürüler karşıladı. Her
    • METAFİZİK I beldeden akın akın sürüler gelirdi. İşte muazzam bir metafizik olay.. Fiziki izahı olmayan, imana ve ruha ferahlık veren, fiziki olayları çürüten metafizik binlerce şahitli olay!... Terhis oldum. Hamama geldim. Maksadım babamın elini öptükten sonra 35 km. mesafede bulunan memleketim Çorum’a gitmekti. Çorum’da bizden kimse kalmamış. Hamama taşınmışlar, babam yalnız olmasın diye. Ailemin hepsini hamamda görünce sevindim. Anam hasta idi. Beni görünce “duam kabul oldu” diye Cenab-ı Hakk’a hamdetti. Anamla bir gün görüşebildik. Tedavi için babam, “beni de geldi” diye ferahlıkla anamı Çorum’a götürdü. Doktorlar hastalığına “lösemi” demişler. Anamın nasıl öldüğünü anlata anlata bitiremiyorlar. Öleceği gün “bugün benim düğünüm, bayramım” diye eline kına yaktırıyor. Hacı Mustafa Anaç kayınpederim şeyh efendiyi çağırtıyor. Şeyh efendiye: “--Mustafa efendi, bugün ben vefat edeceğim. Bana tövbe-istiğfar verdir” diyor. Berabece gümbür gümbür tövbe-istiğfar okuyorlar. Bir ara şeyh198 efendiye: “--ALLAH senden razı olsun Mustafa efendi. Benim derviş olmama sebep oldun. Derviş olmanın ALLAH’ın lütfu ihsanı olduğunu yaşadım. Şu an da gününü görüyorum. Gideceğim makamımı görüyorum. ALLAH sizlerden razı olsun. Beni ikna ettin. Rabbımın lutfu ile derviş oldum. Bana hakkını helal et” der. Ali Haydar Ahıskavi Hazretlerine anamın da, babamın da biat etmelerine Mustafa Anaç efendi vesiyle ve sebeb olmuş idi. O gün ruhunu teslim etti. Ben hamamda idim. Anamın vefatı ailemizin nizamını bayağı sarsmıştı. Eskisi gibi değildi. Teneşirde anam yıkanır iken hoca hanımlar şahadet getirirlerken herkesin gözleri önünde anam sağ elinin şahadet parmağını yukarı dikmiş! Bunu gören hanımlar hem korkmuşlar. Hem de çığlık atmışlar, “nasıl ölü bu?” diye… Hazret-i Mevlana’nın duyurduğu gibi:“Biz öyle padişah mıyız ki, taht üzerinden inip tabuta binelim?!.. Bizi taht üzerinde gördünse hep öyle göreceksin…
    • METAFİZİK I Hazret-i ALLAH verdiği rahmetini geçici vermiyor. Dünyanınkadrini bil. Dünyadaki maddi ve manevi kazanç kapısını başka alemdebu kadar kazançlı bulamazsın. Bu kazancı kaçırma. ALLAH’a kulolmak kasdi ile peygamber efendilerimizin getirdiği tertib-i tanzim-iilahiyi zamanın yaratılan güzellikleriyle çatışmayan, içtihat görmüşşeriat nizamına uygun yaşamak istiyor isen -ki, mecbursun- fizikiolaylarla yetinme. Bariz rahmet-i ilahi olan fiziküstü, metafiziği deyaşa. Madde ve manayı da yaşamak kasdiyle yaratıldın. Beni Ademinsan olmaya her an müsaittir. İnsan olmanın reçetesi yalnız beniAdem’e verildi. Bir daha eline böyle imkan geçmeyebilir. Gafil olma. Bu abd-i acizin tecrübesi ile sabit önerilerine kulak ver, evvelALLAH. Şeriatı ile yükümlü olduğun ALLAH elçisine, elçisi hayattadeğilse ALLAH’ın vazifeli kıldığı varislerine ve anacığına hürmetteve hizmette sakın kusur etme. Çünkü hiç bir evliya görülmedi ki, burahmet-i ilahiyi bilemeyip, nankör olsun!... Bu yönlü muhipbahtiyarların huzur-ı ilahiye küfürle gitmesi de kanun-ı ilahiye,rahmet-i ilahiye uygun değildir. Kur’ân-ı azimü’ş-şan’da ALLAH’ınbildirisi, varisü’n-Nebi evliyaya inanıyorsan anlarsın. Abd-i acizin 199sözlerini, mübarek olsun derim... Halâ Hazret-i ALLAH’tan dasıkılmadan, bildirisini bilerek veyahut bilmeyerek tahrif ederek, basitanlamda her sahada kullanılan “dost” hitabını varisü’n-Nebi, nedim-iilahi, Hazret-i ALLAH’ın irşat vazifesi ile yükümlü kıldığı mürşidibelliki kasıtlı eşdeğer göstermeye çalışdığın “dost” diye tefsir vemeallerinde dahi gerçeği diyemedin! Neden? Aynı ilahi anlamıtaşımayan “evliya”nın manasını basitleştirerek her mevzudakullanılan, günahı kebairde dahi yerini bulmuş, “evliya”nın anlamındayeri olmayan “dost” kelamı ile eşdeğer göstermenin tahribatını halâgöremiyorsan bu abd-i aciz anacığımı sana nasıl anlatabilirim?!.. Hele hele yazdığım metafizik eserinin 60. sahifesine 55 sene evvelirtihal eden anacığıma halimi arz edişimin cevabı olan “kudretmührü”nü Rabbımın manevi vazifemi tasdik mührünü nasılanlatırım?!.. el insaf ekranda yok printırın hiç dahli yok şahitlerhuzurunda 80 yaşındaki bu Abdi aciz şöhret ve varlık gösterisinegençliğimde bile iltifat etmedim. Olmadık bir şeyi gösterme zevkihayatım boyu olmamış, olmayacak da inşaAllah… Bu fakiritanıyanların ve manevi vazifesine inananların imanlarına çerçeve
    • METAFİZİK I olsun istiyorum. İstersen gene inanma ve anlama. “Üzülmeyeceğim artık” diyorum “vız gelir!...” amma gelmiyor!... Çünkü gönülle ilgin kesik. Acıyorum. Hazret-i ALLAH gönül kapını açsın. Hakiykat düşmanlığın bitsin inşALLAH!...200
    • METAFİZİK I ALKOLİK DERVİŞ ALİ EFENDİ “Kazara bir sapan taşı, bir altın kaseyi kırsa, ne kıymeti artartaşın, ne kıymetten düşer kase” Senenin on bir ayı AnkaraHacıdoğan’daki atölyemin duvarına sızıp kalan alkolik Ali efendivardı. Çok alkoliklerin o civar meskeni idi. Orada “elmas bakkal” diyeinsanlık dışı, hiç gülmeyen sanki insanların helaki için programlanmışbir robot açık içki satar bakkaldı. Ama ağırlık açık içki satışında idi.Eksilmeyen müşterisini açıktan görmek ve saymak zor değildi.Sıkıştıkları zaman müracaat kapıları benim kapımdı. Nedense ozavallılara karşı acıma hissi ile karışık bir yakınlık duyardım. Arasatta 201kalmış, ne cennet aşkı, ne de cehennem korkusu kalmamış, kaza-zedebu insanlara acımamak ve yardımcı olmak hissini taşımayan beniAdem’e de aynen acırı !.. Bu kaza-zedelere asalet ayrımı yapmakhaddim değil. Hayatına bir nebze israrım üzere vakıf olduğum Ali efendi vardı.İtfaiye meydanında Kurtuluş palasın sahibi; Samanpazarı Kurşunlucaminin bulunduğu ana yolun karşısı dizi evler de Hacı Ali ağanındı.Zengin, hatırı sayılır, takva bir zattı. Hacı Ali ağa her gün elmasbakkala on iki lira elli kuruş gönderirdi. Oğlu Ali efendinin günlüknafakası idi. Hesaplanmış, peynir ekmekle içkisine denk geliyordu. Budurum Ramazanın birinci günü biter, Ali efendi üzerindeki paraetmeyen çadır bezinden yapılmış elbisesini çıkarıp, o gün alınmışlacivert elbise sırtında, kravatı bağlı temiz gömlek, siyah fötr şapka,yeni ayakkabı ayağında hemen erkenden bana gelirdi. İlk senelerdegaribime giderdi amma alışmıştım Ali efendinin bu haline. Bendenyaşlı idi amma elimi zorla öperdi. Edepli dervişti. “Bugün nerede iyibir vaiz var” sorardı bana. Beraberce giderdik. Namaz kılar, dinlerdik,manadan nasib almış vaiz efendiyi. Vaizin gönül kapısı kapalı ise
    • METAFİZİK I dinlemezdik. Dinlesek de ne verebilirdi hakiykat yoksunu hakiykat yolcularına? ALLAH yolunda canını feda edip feryat edenlere ey hakiykatlerin garibi vaiz ! Nefsine vaaz etmeden bana vaaz etme! Para etmez… ALLAH kitabında nasa emredip de kendi nefislerini unutana ALLAH lanet ediyor… Öyle bir söz söyle ki, sözünden ibret alsınlar; Söz bilmez isen sükut eyle, seni bir âdem sansınlar! Gönülden bir şeyler gösterebiliyorsan ne mutlu! Salâhiyyetin kadar ihsan eyle. Eğer bu hususda yetkili değilsen kuru dava ile, dinliyenlere ne verebileceksin? Ali efendi Ramazanı çok güzel geçirir, maalesef bayramın birinci günü üzerindeki giysiler değişmiş, çadır bezinden yapılmış, satışa gelmeyen giysileri sahibini bulmuş… Ali efendi atölyenin dış köşesine sızmış… Tekrar öbür Ramazana kadar Ali efendiyi hep202 böyle bulursun.. Ramazanda bu anormal halin nedenini sordum. Müteessir, üzülerek dedi ki: “--Efendi, haddi aştım. Hazret-i ALLAH’ın emirlerine derviş olduğum halde isyanda haddi aştım. Bir gece maneviyattan tarikat şamarı yedim ki, karyoladan aşşağıya düştüm! Harabat ehlinden oldum. Ramazan müddetince aslıma rücu ediyorum. Ne olur efendi, beni ayıplama!.” Muhabbetle sarıldım: “--Seni nasıl ayıplarım?! Ayıplarsam inancıma karşı ayıp olur. Ancak dua ederim aslına rücu edesin diye.” Şunu yaşadım ve gördüm ki, merhamet imandandır. İmanın dışa yansıması, şahadetin anlamınının, esas özünün zuhurudur. Ademin acıma hissi fıtratında mevcuddur. Merhamet ise beni insanda imanın dıştan görünüşü, külli mevcudatla olan muammelatında zahiren görüldüğü gibi batınen de görülebilen, madde ve manada zuhuru yalnız insana bahşedilen rahmet-i ilahidir!..
    • METAFİZİK I Ali efendiye belki motamot böyle demedim. Amma manadeğişmez. Sözün şekli ne değiştirir ki? Ali efendinin babası Hacı Aliağa atölyeme geldi: “--Galip efendi kim?” diye sordu. “--Buyur hacı efendi, benim” dedim. Gözleri yaşlı yaşlı kucakladı. Elini öptüm. Hali söylemeye gerekyok, anlatıyordu acı haberi: “--Ali’mi kaybettik” dedi. “Bilemedim Alimin halini. Alimmeğerse ne imiş, bilemedik. Alime bilmeden çok eza ettik.Ölümünden on beş gün evvel yıkandı, tövbe-istiğfar edip vakitnamazlarını kıldığı gibi, gücü nisbetinde kaza namazları da kılıyor,boş zamanı yoktu. Hep ALLAH’ın isimlerini zikrediyordu. Kelime-itevhit ve şehadetle son nefesini verdi. Hep “Galip efendi” diye sizinisminizi söyledi, aşkla. Merakımla geldim Galip efendiyi görmek için.Alimin sana borcu var mı? Ödeyeceğim” dedi. İşçilerim dahil topluca ruhuna Fatiha okuduk. ALLAH kusurlarınıafetsin, makamı cennet olsun. Biz beşer olarak böyle düşünüyoruz. 203Yoksa hayatının son onbeş günü bizlere bir şeyler anlatmıyor mu?.. Bu abd-i acizin sözüne kulak ver. Ekici ol. Haddini aşanhadiselerde bilici olma. Harabat ehline hor bakma!.. Her tabîbe âşikâr etme derûn-ı derdini, Her ne derdin var ise eyler devâ, ALLAH kerîm. Derdinin devası için ehlini bul. Bir şair şöyle yazmış: Her doktorun ilacı bu derde deva olmaz. Tabib gerçek değilse rahmet gönüle dolmaz. Hep mi sahte oluyor? Doğrusu yok mu bunun? Aradın da buldunsa cemale gider yolun. “Nasıl bulunur? Deme. Nasip meselesidir.
    • METAFİZİK I Tertib-i ilâhinin kuluna hediyesidir. Böyle emretmiş ALLAH, aramadan bulunmaz, Kısmette yoksa eğer semtinden de geçirmez. Nedim-i ilahidir, ademi insan eder. Maneviyat olmadan neye yararki beden? Bizce ilahi nedim Kuşçuoğlu Galip’tir; Onun tüm dervişleri Hak yoluna taliptir. Maddede ve manada onu çok seviyorlar, Kimseye verilmeyen Hak mührü veriyorlar. Şükrederim Rabbıma “Galibilik” lütfetti. Varisü’n-Nebi, mürşit vesile, bu fakiri derviş etti. İsmail Coşkun204
    • METAFİZİK I YAKININDA MÜRŞİT VARKEN NEDEN KAHRAMANMARAŞLI MÜRŞİDE MÜNTESİP OLDUN? Bir zaman ben de kendime çok sordum bu suali. Bunun içinhakiykat garipleri bana düşman gibi tutumları ile devenin nalbandabaktığı gibi baktılar. Şeyh Ali Haydar efendi Ahıska muhaciri Hacı Bekir Baba’nınhalifesi idi. Kayınpederim Hacı Mustafa Anaç efendi Ali efendininhalifesi idi. ALLAH cümlesinden razı, makamları cennet olsun. 205 Çorum Fuani kaplıcasının çok tarlası vardı. Heves ettik, teşkilatkurduk, tarlaları ektik. O beldede hatırı sayılan Piroğlu Halil efendininarazisi çoktu. “Ekebildiğiniz kadar benim tarlalarımdan da ekin” diyeisrar etmişti. Hayli ektik. Şeyh Hacı Ali efendinin mesleğibostancılıktı. Şeyh efendinin de isteği üzerine bir tarla da onun içinsürdük. O semt münbit, bol mahsül veren bir toprağa sahipti. İşittikkibire kırk veriyordu. Fakat biz bilemedik, toprağı derinden dört seferaktardık. Çorum’da toprağın verimi öyle idi. Amma o belde yüzündensıyrılır ekilirmiş. Derinden mahsul çıkmaz imiş. Nereden bilecektik?Mahsül cidden verimli olmadı. Şeyh efendinin ektiği bostan tarlası daektiklerimizi büyütemedi!.. Şeyh Efendi’nin yeni koşuma girmiş genç atı ve atın koşulduğuyaylı bir arabası vardı. Çıkan mahsulü arabaya koyduk. EfendiÇorum’un kazası Mecitözü’ne bir manava götürecekti. Ali Efendi: “--Galip Efendi, benimle gelir misin?” dedi.
    • METAFİZİK I Benim de işim vardı. Araba gittiğine göre “rahat olur” diye ben de yola koyuldum. Bir maksadım da biat ederek, dersimi alacaktım. “Yol boyu tarif eder” diye seviniyordum. Evdeki hesap çarşıya uymadı. Efendi arabanın yanında yürüyordu, ben de edeben yürüyordum. Yürüyeceğimi bilse idim gelir mi idim? Bir ara: “--At daha, genç olduğu için kıyamıyorum hayvana” demez mi?.. İçimden eşşek alıp beygir satıyordum amma “benim derviş olmama ne manisi var” diye nefsimle mücadele ederken geriden nefes nefese bir köylü vatandaş bize yetişti. İki kişi yürürken üç kişi olduk. Soluğunu daha toplayamamıştı zavallı; söze başladı amma beceremedi. Benim arzumdu arzusu; giriş yapamadı zavallı. “--Efendim, burada bir zat varmış” dedi. Şeyh efendi: “--Evet ben de duydum, varmış” dedi. “--Büyük zatmış” dedi. Şeyh efendi: “--Evet, büyük zatmış” dedi. İsteği kabul edilmediği gibi istihza olunan vatandaş yavaş yavaş206 geri kaldı. Ben manen harap olmuştum. Dedim ki: “--Efendi! Garib söylemeyi bilemedi. Ders isteyecekti. Lutfetseydiniz! “--Galip efendi oğlum, bunlardan ne istifade olur?” demez mi? Zaten yorulmuşum, dünya dar geldi bana… Babamın, anamın da şeyhi idi. Fakiri çok severdi. Dişimi sıktım. Terbiyemi bozmamam için Hazret-i ALLAH’a çok çok yalvardım. Ders istemediğime de hamdettim. Çok seneler sonra “biz seni Maraş’a bağladık ve oradan hadiselerle biz kaçırdık seni” dediler. İşte ledünni ve metafizik olay.. Akılla, mantıkla ölçebilir misin? “Ölçüyorum” zannedersin amma netiyce Hazret-i ALLAH’a usulüyle teslim olmuş insanların her düzenini Hazret-i ALLAH düzenler, tanzim eder. Ehl-i aşk her zuhurata teslimiyetinden ötürü netiyceyi bilemez. Amma bilir ki, merciine teslim olan dünya ve ahiret mahrum olmaz. İnsanlarda bu yönlü güç olduğundan değil, tertib-i ilahi olduğu için. İşte akılcı dinin çözemediği gerçek dervişin virdi:
    • METAFİZİK I“Hasbünallâhu veni‘me’l-vekîl (teslim oluyorum ya Rabbi, hermevzuda vekilim sensin” der. O ne güzel vekil, o ne güzel kefildir. 207
    • METAFİZİK I ON BEŞ SENE ÖNCE ŞEYHİMİ RÜYAMDA GÖRMÜŞTÜM Rüyamda tek sıra dizilmiş insanlardan uzunca bir sıra.. Tek tek Peygamber Efendimiz’i ziyaret edeceklermiş. Sıranın sonuna geçtim. Hayli bekledim. Sıra bana gelmişti. Büyücek, ahşap bir kapıdan içeri girdim. Sağ tarafta topraktan yapılmış bir sedir, hasır üzerinde Peygamberimiz Efendimiz oturuyordu. Yüksek sesle kelime-i tevhidi zikrederek girdim içeriye. Peygamberimiz Efendimiz’i görünce bayıldım. Yere düştüm. Efendim gözlerimden öptü beni.208 “MUHAMMEDÜN RESULULLAH” diye yerden kaldırdı. Efendimiz’in cemalini hafızamda muhafaza etmem için hayli seyrettim. Tahminen on beş sene sonra şeyhim efendime intisab ettim. Gördüm ki, nur-ı muhammedi şeyhim efendimin suretinde tecelli ediyordu. Muhammedün resulullah’ı o şahsiyette görüp, orada öğrenecektim. Halik-ı zü’l-celal öyle tanzim ve tertip eylemişti. Dini tahsil ve terbiye gören hoca efendilerimiz de sır olmayan, kıyamete kadar devam edecek bu gerçeği bilseler idi din-i İslâm’a mana düşmanlığı yapamadıkları gibi, istifade yönüne giderler, Kur’ân-ı azimü’ş-şan’da beyan edilen varisü’n-Nebi, nedim-i ilahiyi, evliyaullahı dışlayamazlar, mana gülüncü olmazlar idi. Hem de Hazret-i ALLAH’a zulüm isnadından kurtuldukları gibi, inanan, inandığını yaşamaya çalışan ehl-i aşkı, ehl-i tariki, her gün, her saat rencide edemezler, ALLAH’ın gerçek gelinlerini rahatsız etmekten hiç olmazsa imtina ederlerdi. İnanan ALLAH dostları “hubbul vatan mine’l-iman (vatan sevgisi imandandır)” gerçeğinin hayranı, “vatanı olmayanın imanı olmaz” düsturunu virt edinmiş, askerine küçük “muhammed” sıfatını
    • METAFİZİK Ibayraklaştırıp tarih boyu cengaverliğini imanından almış necipmilletin üzerinde nazar-ı ilahi olan kahraman ordumun Hazret-iALLAH nazarını üzerinden eksik etmesin.. Bazı çıkarcı güçlerinmevzi tutumları kahraman ordumuzun muhammetçik inancınısarsmasın. Kıyamete kadar baki kılsın, amin. Ve selâmün ale’l-murseliyn ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-alemiyn... 209
    • METAFİZİK I KIZIM SEVİL’İN KIYAMETİ Tahminen 1955’lerde idi. Bir rüya gördüm. İbadullah Camisindeyim. Cemaat tekbir getiriyor. Ben camiden içeriye girerken bir meczup bana hitaben: “--İki gün sonra kıyamet kopacak” dedi ve ordan kaçtı. Dehşeti ile uyandım. Rabbım tabirinin de iç alemime manasını ihsan eyledi. Tabiri şöyle idi: Kurban bayramının üçüncü günü kıyamet kopacak! Kurban bayramına üç ay gibi uzun bir zaman vardı. Belirtilmemişti, ferdi kıyamet mi, yoksa umumi kıyamet mi210 kopacaktı? Nasreddin Hoca efendiye: “--Büyük kıyame,t küçük kıyamet nedir?” diye sordular. Hoca efendi cevaben: “--Bunu bilmeyecek ne var? Karım ölür ise küçük kıyamet kopar, ben öldümmü büyük kıyamet kopar” buyurdu. Hazret-i ALLAH bizlere, kaderin kazasının zuhurunu bizim aczimize uygun rahmet-i ilahi olarak gizli tutmuş, bizim hayrımıza lutfetmiş de, bunu anlıyamamışız cehaletimizden. Bu yönlü cehlimizden keşf-i keramet isteriz!... Kıyametin kopacağına üç ay vardı bugünden. Nasıl bir kıyamet kopacaktı? Bu merakla çok zor durumda idim. Üç ay yaşamak aczimin ürettiği ürün çekilmesi zor, her gün ayrı ayrı azap idi. Umumi kıyamet olamazdı. Böyle bildirmişti Peygamberimiz Efendimiz: “Yer yüzünde ALLAH’ı zikreden kalmadımı siz kıyameti bekleyiniz.” Yer yüzünde ehl-i zikir, ehl-i şükür, ehl-i tevhit, ehl-i aşk insanlar bilinçlendikçe gün-be-gün çığ gibi büyüyor, el-hamdü lillah. Hazret-i ALLAH’ın haram kıldığının dışında cümle güzelliklerin İslâmiyet
    • METAFİZİK Iolduğunu idrak eden ve anlayan “Allah’tan başka ilah yok” deyenleringayr-i müslim değil de, “müslim kardeş” olduklarını idrak edenhakiykat ve gönül ehlinin mevcudiyetinin gün-be-gün çoğaldığınısöylemek kehanet değil!... “Acaba, nasıl kıyamet kopacak?” perişanlığı ile üç ay doldu.Kurban bayramına erişmiştik. Gün sayısı bitti. Saatler gün kadaruzamıştı. Aman ya Rabbi! Bilerek yaşamak güzel; bilmeden, teslimiyetleyaşamak daha güzel. Varlığını hissedip de kulluk yapacak kadar zatınıtanımamak ne feci! Bayramın ikinci günü en küçük kızım Sevil hastalandı. Ateşivardı. Ankara Anafartalar Caddesinde Adliyenin karşısında kulelievde iskan ediyordum. Karşımızdaki arada Sami Ulus ÇocukHastahanesi vardı. Annesi ile hemen gönderdim hastahaneye. Doktormuayene etmiş. Zatürre teşhisi koymuş ve çıkışmış: “--Hanım! Geç bırakmışsınız çocuğu. Götürün, dikkat edin”demiş. İlaçlar yazmış. 211 “--İki gün sonra tekrar getirin, göreceğim” demiş. Hani bir fıkra vardır. Yeri değil amma ben gene diyeyim: Efendisiköleye: “--Köle, ben seni Çarşambaya kovacağım” demiş. Köle de: “--Zahmet etme ben Salı günü kaçıyorum” demiş. Bayramın üçüncü günü oldu. Bekliyorum, kıyamet kopacak diye.Akşama yakın sübyan çocuk ruhunu teslim etti. “Kâlû innâ lillâhi veinnâ ileyhi râciûn” okudum ve günahsız yavrumun çenesinibağladım. Anası ile ikişer rekat namaz kıldık. Sanki ailede zuhuredecek emr-i ilahinin tecellisine gönüllü idi yavrum. Her yönü ilemetafizik olay… Hikaye gibi dinleme, ibret al! Yoksa nefsine bile bilezulmedersin...
    • METAFİZİK I ŞEHİTLERLE SOHBET!... Çorum Üçtutlar mahallesi, Sağrıcı sokak, Osmancık caddesinde iki katlı, dedemlerden miras kalan konakta iskan ediyorduk. Sokağın içerisine uzanan kısmında bilmem ne harbinde şehit olmuş iki erkek, bir kadın, bir de oğlan çocuk Tosyalı şehitler orada medfun idiler. Kabirlerinin bir kısmı komşu evde kalmış. Kabirleri çoktan kayıp olmuş. Amma o mübarek şehitler orada kıyamete kadar mevcut. Hazret-i ALLAH şefi kılsın!.. Zaman zaman orada mevcudiyetlerini belirtmeleri hadiselerle212 bariz görüle gelmiştir. Tevatüren anlatırlar: Babamın babası dedem şehitlerin bulunduğu yeri hayvan ahırı yapmış. Hayvanları koyduğu günün sabahı bütün hayvanlar çarpuk çurpuk çıkmışlar. Dedeme gece manasında: “--Biz buradayız. Burayı temiz tut. Malınla sana işaret verdik. Anlayış göstermez isen canına olur” demişler. Dedem hayvan ahırını kaldırmış. Orayı temiz tutmuşlar. O kısım Ahmet amcama düşmüş. Amcama da görünmüşler. Amcamlar da orayı kiler olarak temiz tutmuşlar. Amcam vefat edince ailesi teyzeme bir ev alınarak orası da konağa eklenmiş. Babamın vefatı ile kardeşlerim müstakil tapulu orayı bana uygun görmüşler. İtiraz etmedim. Ankara’da idim. Tapusu üzerime devrolduğu gece şehitlerle sabaha kadar sohbet ettik. “--Çok sevindik buranın sana geçtiğine” dediler. Ben de o mübarek şehitlerin orada olmalarının ALLAH’ın bir lutfu ihsanı olduğunu belirttim.
    • METAFİZİK I Mali durumum müsait değildi. Orayı iskana müsait hale getiripkiraya verecektik “Ankara’da benim ödeyeceğim kiraya katkısı olsun”diye. Evin yapılmasını kayınpederim Şeyh Hacı Mustafa Efendiyürütüyordu. Kendisine rica ettim: “--Efendi, şehitlerin olduğu yeri türbe gibi çevirelim” dedim. “--Eğer türbe gibi yapar isek kimse burayı kiraya tutmaz, korkar,duramazlar. Ben orayı temiz tutulacak yatak yorgan yığmak için yeryaparım” dedi ve öyle oldu. Ankara Sitelerdeki iş yerini yaparken mecbur oldum, damadımHacı İzzet efendi istedi, ona sattım. “Temiz tutun!” diye tenbih ettiğimhalde oraya banyo yaptırmışlar. Malumatım yoktu. Başları felakettenkurtulmadı. Onlar da evi sattılar. Başka yerlere gittiler. “Niye bu kadar anlatıyorsun?” dersen: Orayı türbe yapma imkanıbulamadım, üzgünüm. Kitaba yazdım ki: Şimdi yerine apartmanyapılmış, orada duranların rahat olacaklarını zannetmiyorum. Orda Tosyalı şehitler yatıyor. Sabır ile makam almış 213evliyaya benzemezler, dikkat edin! Bu fakir hayatta iken şühedayahürmeten bir şey yapılır ise türbeyi ben yaptıracağım imkanımnispetinde. İmanlı müteşebbise katkım elbet olacak. Orada medfunşehit kardeşlerim beni affetsinler. Kaynağı tavında dövemedik, maddiimkansızlıktan. Buna şehitler şahit, Rabb’ım şahit!... İşte yaşayanlar için fırsat: Kıyamete kadarMETAFİZİK. Rahmet-i ilahi, büyük hadise halâ mevcut olay!...
    • METAFİZİK I HASANI BASRİ HAZRETLERİ VE ŞAMAN Tabiinin efendisi el-Hasan el-Basri (r.a.)’ın ateşperest şaman bir komşusu vardı. Rivayet ettiklerine göre şaman son günlerini yaşıyordu. Öyle duyurmuşlardı. Hasan el-Basri (r.a.) “komşu hakkından Hazret-i ALLAH sorar” diye ateşperest şamanı ziyarete gitti ve gördü ki, şaman inancının icabı ibadetle meşgul. İncitmiyecek şekilde selam verdi. “--Ne yapıyorsun, nasılsın?” diye hatırını sordu. “--Ölüyorum Hasan, gördüğün gibi. İmansız gitmeyeyim diye214 tanrıma ibadetle meşgulüm.” “--Şaman, alemlerin Rabbı Hazret-i ALLAH benden sorar, niçin gerçeği söylemedin diye. Ateş ilah olamaz. İnsanlara hizmet için yarattı Hazret-i ALLAH onu. Çok mevzuda ALLAH’ın tertib ve tanzim kıldığı nisbette istifade edilir. Emr-i ilahinin takdiri dışında bir güce sahip değildir. Ben senin ilahını ilah olarak kabul etmediğim için onun kafiri sayılırım. Buna rağmen sana zarar veren ilahın tüy deye bir şey bırakmamış kafa kısmında. Amma bana ALLAH’ımın muhafazası ile zarar veremez” dedi. Ellerini bileklerine kadar ateşe soktu. Bekletti. Dehşetle ve hayretle bakan şamana ateşe giren yerlerini gösterdi. Şaman hayretle gördü ki, ilahlaştırdığı kulunu yakan ateş kafirini yakamıyor. Metafizik bu olayı gören şaman bitkin halde dedi ki: “--Hasan, bu sahtekarlığı ortaya çıkardın. Beni bu yaşta dinsiz bıraktın. Ben dinsiz ne yapacağım? Bütün ömrümce yaptığım ibadet ve taatın müflisi kıldın. İflas ettirdin. Niye seneler evvel uyarmadın kafir komşunu?!” Hasan el-Basri dedi ki:
    • METAFİZİK I “--Şaman, geçen bir şey yok. Hatanı bilerek ALLAH’a yönel.İmanım odur ki, Rabbım seni rahmeti ile ihya edecek.” Şaman ümitsiz sordu: “--Cennetine de kormu beni?” “--Rahmeti sonsuz Rabbım elbette imanlı kuluna cehennemi layıkgörmez. Cennet-i a’lâyı imanlı kulları için yaratmıştır, şüphenolmasın” dedi. “--Senet verebilir misin?” “--Tabi, neye olmasın?” Senet yazdı, verdi. Yazılı senede baktı da şaman: “--Şahitsiz senet neye yarar?” Dedi. Hasan el-Basri Hazretleri senedi aldı, dışarı fırladı. “--Şaman müslüman olacak, şu senede imza atın” deyince, senedikime uzattı ise memnuniyyetle hemen imzasını attılar. Senedi getirdi,şamana verdi. Eline senedi alan şaman Hasan el-Basri Hazretlerinintarifi üzere, şimdiye kadar yaşadığı hayata tövbe ve istiğfar ederekkelime-i tevhit getirdi. ALLAH’tan başka ilah olmadığını şahitler 215huzurunda ikrar etti ve ruhunu teslim etti. Din-i İslam’la şereflenenşaman İslami prensipler üzere techiz ve tekfin olunup İslamkabristanına defnedildi. Hasan el-Basri (r.a.) kale fethetmiş bir kumandan edası ileevradını, ezkarını okumak kasdı ile huzur-ı ilahiye boynunu büktü.Aczini ve yüce varlığa özel olarak yokluğunu itiraf edecekti, olmadı.Yapamadı. İmanı feryad ediyordu: “Bu ne perhiz, bu ne lahanaturşusu!..” Elbette din dışı olanlara İslam’ın güzelliklerini gösterebiliyor isekgösterelim. İmanın dışa yansıyan göstergesi vazifemiz fakat cennetsenedi vermek ukalalığın, küstahlığın, “men araf sırrı”ndan habersizcehlin cehli… “--Nasıl düşünemedim, bunu? Hazret-i ALLAH’ın merhameti, afve mağfireti sonsuz, amenna. Fakat ben haddi aştım. Senet verdim”diye Hasan el-Basri hicabından kafasını duvara vuruyordu: “--Ya Rabbi! Beni affet” diye… Hasan el-Basri diyor ki:
    • METAFİZİK I “--Tövbe, istiğfarım kabul olmuş. Affolunduğumun görüntülü tecelliyatı ilahi zuhuru imanıma ferahlık verdi. Gösterdiler; şaman cennet-i a’lada bir köşkte. Dedi ki: “--Hasan, ALLAH senden razı olsun, ne söyledin ise hepisini fazlası ile Rabbım ihsan etti. Bağırıp durma. Artık senedine ihtiyacım kalmadı. Bağırıp durma, al senedini.” Senedi aldım. O manevi hal kayboldu. Fakat beni harabeden senet elimde idi. Varlık, güç ALLAH’a mahsus, iyi anladım. hayatım boyu bu olayı rehber edindim !...”216
    • METAFİZİK I HASAN EL -BASRİ (Kuddise sırruhû) Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımları Ümmü Seleme (r. anha)Hasan el-Basri’ye süt verdi, emzirdi, elinde büyüttü. O, küçücükkenFahr-i cihanın bardağından su içmiş, dizine oturmuş, düâ almıştır.Hasan doğduğu zaman Hazret-i Ömer (r.a.)’a götürdüler. Buyurdu ki: “--Bu masum yavru güzel yüzlüdür: “hasan” diye isim koyun!.” Ümmü Seleme (r. anha) onun için: “Allah’ım dinde Hasan’ı imam kıl... Ümmet ona iktida edip,uysun” diye dua etmiştir... 217 Hasan el-Basri (k.s.) hep abdestli gezerdi. Yetmiş yıl bu adabı terketmedi. Zamanın en büyük alimi idi. Herkes onun manevi ilminemuhtaç idi. Bu abd-i acize verilen icazetin, silsile-i meratib tanzim-i ilahininüçüncü rahmet basamağıdır, Hasan el-Basri. Birinci basamak Hazret-iMuhammet Mustafa (s.t.a.v.) Efendimiz, ikinci ise ALLAH’ınçekilmiş kılıcı, Rasul’ün amcasının oğlu, doğuda ve batıda atkoşturmuş efendimiz Ali bin Ebi Talip’den tâbiinin Efendisi el-Hasanel-Basrî’den devam eder silsile-i meratip. İcazetimdeki silsile-imeratibi olduğu gibi yazarım amma “sahtekar ve çıkarcı dinistismarcılarına yardımcı olurum korkusu” ile buraya kadar ifşaediyorum yol büyüklerini. Tasavvuf vazifelilerini bi-zatihi Hazret-i ALLAH’ın emri ile tertipve tanzim-i ilahiden başka düşünmek manevi bilgi noksanlığıdır.Gerçeklerden uzak kalışının ve hakiykat yoksunu oluşunungöstergesidir ! Tasavvufun kolları tarikatlar kıyamete kadar devam edecektir,aşikar veya gizli. Şüphe olunmaya. İşte ilm-i zahirle iktifa edip, ilm-i
    • METAFİZİK I batını ki hakiykat ilmini aklın düzenlediği felsefe ile bağdaşdıramayıp, zaman zaman inkara dönüştürmeleri… Bakabildikleri açıdan öyle görülür. Fakat anlıyamadığım yönü ilmin her dalı güzeldir. İlim ALLAH’ı bilmektir. Hakiykatları inkara götüren ilim nedir? “Benim dediğim dedik, çaldığım düdük” iddiasında fikr-i sabit hastalığına tutuldunsa bu hastalığın tedavisine kimsenin gücü yetmez. Umulur ki, tövbe, istiğfar edile. Menfaat-ı dünya ve hatır nesne için bildiği halde beyaza “siyah” diyerek beyazı lekeleyen menfaat hatırı yağcılarının cemiyet oldukları görülemez. Çünkü fitnenin ittifakının bakilik sıfatı olmadığı gibi zuhuru tahribatından sonra görünüm değiştirmeye mecburdur!. Tasvip edenlerin tatmin olmuşlarını toplum olarak gösteremezsin. Gerçeği gören ve yaşayan ehl-i aşkı, ehl-i hakiykati inkarlarıyla ne kadar rencide ettiğini ne zaman anlayacaklar? Bunların mana kaybının hesabını mana mahkemesinde verebilecekler mi? O özlemi duyulan mahkeme dünyada olsa idi mana şahitlerinin şehadetleri ile davayı kaybeder, hatasını anlar, hakiykate yönelirlerdi. O zaman imtihan218 dünyası yaratılış hikmetini kaybederdi. Şahıslar kendi üzerine alınmasın, ALLAH cümlesini zü’l-cenaheyn eylesin. Bu abd-i acizin mizacı kimseyi incitmeye ve üzmeye müsait değil. Velakin kusura bakmayın, kimsenin hatırı için beyaza “siyah” diyemiyorum. Ey benim mübarek kardeşim! Din-i İslam’ı dünyaya beraber tanıtalım. Dünyada mevcut, Hazret-i ALLAH’a inanmış kişilere “sen de müslümansın, bu yönlü hep kardeşiz” deme cesaret ve bilgisini bilelim. ALLAH için cümle aleme ilan edelim... Amentüye iman ettiğimizi, bütün peygamber efendilerimizi, semavi kitapların, suhuflar da dahil hepsini kabul edip, iman ettiğimizi de ilan edelim. “Beş şartı var” diye İslam’ı yaşanmayacak hale getirmeyelim. Lutfedilen rahmet-i ilahiyyi gazab-ı ilahiye dönüştürdük. Bilgisizce yaptığımız hatalardan kurtulalım. Eğer biraz daha bu yanlış tutumlarımızda direnir isek, fazla ileri gitmeden şu kadar arzedeyim: “ALLAH nurunu tamamlıyacaktır” ayet-i celiylesinin elbette zuhuru görülecektir. Dost acı söyler. Bizden değil, muhammedi sıfatı taşıyanlardan değil, muasır milletlerden zuhur etmeye başladı bile İslam’ın gerçek güzellikleri!..
    • METAFİZİK I Bu depremde (17 Ağustos 1999 depremi) İslam’ı bilmeden,İslam’a yakışan icraatların samimiyetle nereden zuhur ettiğini milletçegördük. Çok duygulandık. ALLAH cümlesine gerçek iman ve manasıdeğişmemiş Kur’ân ihsan etsin. Örneğe ne hacet, milletçe, doğaldeprem afetinin dünyada misli ender görülen bütün azameti ile bizleriperişan ederek, aczimizi ve beceriksizliğimizi bize çok pahalıödettiren laf ebeliğinin işe yaramadığını; rüşvetle “yürüyor”zannedilen işlerin netiycesini milletçe gördük. Hüsran olduğunu, niceocaklar söndürdüğünü, depreme karşı inşaat bilincimizinyetersizliğinin milletçe nelere malolduğunu bütün çıplaklığıyladünyanın gözleri önünde sergileyen Rabbımın bütün aczimizlerahmetine sığınıyoruz. Bir daha cemi kullarına buna benzer kaderintecellisi kaza göstermesin. Amin, ve selâmün ale’l-murselin. Bazı,bilgileri müsait olmayan kişiler “faideli olacağız” zannıyla “bubaşımıza gelen bize ALLAH tarafından bi-zatihi verilen cezadır” diyehakiykat dışı laf ederler. Hayır, hayır! Bin kere hayır! Dünyamenduptur, en büyük kazanç yeridir, ceza yeri değildir. Yanlışdüşünme. Eğer dünya ebedi hayat olsa idi, gidiş gelişimiz bizim 219yedimize verilse idi ileri sürdüğün bu ilmini düşünebilirdik.
    • METAFİZİK I KADERİN TECELLİSİNİN ZUHURUDUR KAZA “Eğer insanların günahına göre dünyada ceza verilse idi yaşayan beni Adem kalmazdı” diyen büyüklerimiz gerçeği bizlere anlayacağımız lisanla anlatmışlar. Yanlış bilgimizle adaleti bilemeyiz, amma Hazret-i ALLAH’a din öğrettiğimiz gibi adaleti de öğretiriz! Günahsız sabi sübyanların içlerinde çok çok müttaki insanların başlarına gelen kazaların günahlarının cezası olduğunu nasıl düşünebiliriz?!.. Tecelliyat-ı ilahilerde elbette beşer için çok öğretici ibretler vardır. Dünya geçici ve muvakkat bir yerdir. Geliş ve gidiş220 kulun elinde değildir. Tertib-i tanzimi ilahiler kulun hoşuna gitmese de rahmettir. Hiç şüphemiz olmasın! Zulüm ve merhametsiz icraatları kula uygun görmezsin de ALLAH’a nasıl yakıştırırsın? Şunu da hatırdan çıkarmayalım: Hazret-i ALLAH’ın takdiri kaderdir. Tecellisi kazadır. Dünyada emr-i ilahiye uygun yaşayan toplumlara kaderin zuhuru kaza mutlaka tecelli eder. Fakat hafif geçer. Bazan rüya aleminde zuhuru acısı duyulur; bununla geçmiş olur. Hazret-i ALLAH buyurdu ki: “Ben kullarımı seversem rahatsız olmasınlar diye yağmuru da gece yağdırırım.” Kader-i ilahi kazaya mutlaka dönüşecek. Kazaya dönüşmesini yadırgamak ALLAH’a bilgisizlik isnad etmektir ki, zat-ı ilahiye karşı küfürdür. Dikkat et!. Muvakkat, geçici bir hayatın her dalından istifade et de, ebedi hayatını kaybetme!... Hani, çocuğun elinde altın top vardı. Ticari hayatı hemcinsini kandırmaktan ibaret sanan zalım çıkarcı çocuğun elindeki altın topu görünce dayanamadı. Sahip olmak için kurnazlığını sergiledi de bir sürü boncuk, cıncık teklif etti çocuğa. Çocuk dedi ki:
    • METAFİZİK I “--Bunlara ne hacet? Beni neşelendir; şu yüksek taşın üzerine çık,eşek gibi anır, vereyim topu.” Bu olayı izleyen seyirciler de vardı amma menfaat galebe çalmış,gözü toptan başka bir şey görmüyordu. Çıktı taşın üzerine. Öyle anırdıki, eşşekler duysa idi o vakarsız menfaat anırmasını eşeklikten sarf-ınazar ederlerdi. Çocuğa: “--Nasıl, oldu mu? Beğendin mi eşekliğimi? Beğendinse ver topu”dedi. Taklide gerek yoktu. İki ayağı noksandı hayvanın. Çocuk dedi ki: “--Sen eşşekliğinle anladın bu topun altın olduğunu, beninsanlığımla bilemez miyim?!..” Böyle menfaat-i dünyanın galebe çalıp hayvanlığı insanlıktanüstün tutan, beni Adem suretinde nice hayvanlar görürsün, bakmayıbiliyorsan!. 221
    • METAFİZİK I FİL LOKMASI Hasan el-Basri (k.s.) haftada bir gün vaaz ederdi. Karşısında manadan anlayan gönül ehli oldukça şevke gelirdi. Eğer öyle birini muhatab olarak göremezse sükut ederdi. Bir gün yine memleketin â’yan ve eşrafı, beyleri Hasan-ı Basri (k.s.)’nun vaazını dinlemeye gelmişlerdi. Hasan-ı Basri kürsüde oturmuş, sükût ediyor, bir türlü söze başlamıyordu. Cemaatten biri: “--Efendim, buyursanıza!... Kabilenin bütün beyleri geldiler. Sizi dinlemek istiyorlar” dedi.222 Hasan-ı Basri (k.s.) zamanının yüksek seziş sahibi, âlime ve gönül ehli Râbiatü’l-Adeviye’yi kasdederek: “--Direğin arkasındaki ihtiyar hanım geldi mi?” buyurdular. “--Hayır, gelmedi” dediler. “--O halde bugün ders yapamıyacağız. Zira biz fil için hazırladığımız lokmayı, karıncanın ağzına nasıl sığdırabiliriz?” dedi ve kürsüden indi. Hasan-ı Basri’ye sordular: “--Müslümanlık nerde?” Cevaben buyurdular ki: “--Toprak altında…” Bu abd-i aciz de bugün merciine ve yetkililere soruyorum. “ALLAH aşkına” diye söze başlıyamıyorum ve garipsiyorum, çünkü 44 senedir aşk mektebinin hem öğrencisi, hem de öğretmeniyim... Sizler de öğretmensiniz amma gönül tarikinden habersiz, maddeyi küll olarak mana zannı ile yaşantınız ve izahınız beni Adem’in mana lokmasını üretmenize uygun gelmiyor.
    • METAFİZİK I Hani, Nasreddin Hoca’ya keçi boynuzu ikram ettiler. Reddetti vecevaben: “--Bir dirhem bal için bir çeki odun çiğneyemem” buyurdu. Hoca balın halisini yiyordu. Çünkü evliyaullahtandı. İrşadı espriyönünden verilmişti. İhtiyacı yoktu, varisü’n-Nebi’nin odundan balçıkartmasına! Ademin ahlaklanması dıştan başlar. O ahlak-ı hamidenin mecrasıiçe dönüktür. İçte, mekarim-i ahlak şehrinde mesken edinmeye başlar.Bu ahlakın öğretmenleri peygamber efendilerimizdir. İşte o hakiykatlerin zahirde zuhuru şeriattır!.. Manası, tarikattır,marifettir, hakiykattir!... 223
    • METAFİZİK I DİN OTORİTELERİNDEN RİCAM ODUR Kİ: Hacı Bayram-ı Veli (k.s.) Hazretlerinin hakiykatin zuhuru sesini dinle. Gönül şehrini ne güzel anlatıyor: Çalabım bir şâr yaratmış, İki cihan âresinde (arasında) Bakıcak dîdar görünür, Ol şârın kenâresinde. Nâgehan ol şâra vardım,224 Anı ben yapılır gördüm, Ben de bile yapıldım, Taş u toprak âresinde Ol şârdan oklar atılır, Gelir sineme batılır. Âşıklar canı satılır, Ol şârın bazâresinde. Şâkirtleri taş yonarlar, Yonar üstâda sunarlar. Allâh’ın adın anarlar, Her taşın her pâresinde. Şâr dedikleri gönüldür, Ne âlimdür, ne câhildür. Aşıklar kanı sebüldür, Ol şârın bazâresinde.
    • METAFİZİK I Muhterem hocam! Medar-ı iftiharımız müftü efendilerimiz!Hazret-i ALLAH cümlenizi maddi ve manevi ilmin sahibi, zü’l-cenaheyn eylesin. Vazifeniz resmi olduğu kadar, manevimesuliyyetiniz de resmi! Bunu müdrikim. Garipsediğim bir şey var:Yolu gönül bahçesine uğramayan, hakiykat çeşmesinden suiçemeyenler merakımı mazur görün. Şahsi susuzluğunuzu ne ilegideriyorsunuz?! Susuzlara çeşmeyi ve suyu nereden gösteriyorsunuz? Fer’i olup gerçeği yansıtamayan, gönül kapısını açamayan, manayoksunu, gönül dışı ibadet ve taatlar emr-i ilahi olsa da kasd-i ilahiolamaz. Yukarıya Hacı Bayram-ı Veli Hazretlerinin gönül penceresiniaçmaya çalıştım görebiliyor musun? O pencereden bakabiliyormusun? Gördüklerini imanına çerçeve yapabildin mi? Hazret-i ALLAH’ın iki cihan arasında bir mana şehri yarattığınıilan ediyor Hacı Bayram-ı Veli (k.s.): “Şar dedikleri gönüldür. GönülALLAH’ın nazargâhıdır. O şehrin kenarından da baksan didargörürsün” diyor. O şehrin Hazret-i ALLAH mürşidi kamil = nedim-iilahi, varisü’n-Nebi’nin nazarında mevcudiyetini gösterdi. Plan veprojesi ezel-i ervahda Hazret-i ALLAH’ın lutfu ihsanı ile mevcut! 225“Kelime-i tevhit kalesi” diye de isim verilmiştir. Ehl-i aşkın, ehl-izikrin gönül karargahıdır. Muhammed İkbalin acıdığı zümreden olmayasın: “İlim yığmışsın,gönlü ihmal etmişsin: Acıyorum kaçırdığın servete.” Bizler sizlerin ilminizle ibadet taatımızın maddi yönünügötürmeye çalışıyor ve gayret ediyoruz. Sen de gönül pazarınauğrasan da biraz alış veriş etsen ne kaybedersin?!.. Hazret-i ALLAH’ın emr-i hilafı dışına çıkmadan, günah-ı kebairekaymadan, ALLAH’ın zamanımıza mahsus halkettiği güzellikleriniarayalım bulalım. “Hikmet mü’minin kayıp malıdır. Nerede bulurise alsın” hitabı izaha muhtaç değil. Güzellikler nedir? beraberbakalım... İmanın şartı olan amentünün ruhuna uymayan bizlerienaniyet bataklığına itekliyen gaddarca düşüncenin şerrinden imannurunu muhafaza edelim, temiz tutalım! “ALLAH’tan başka ilah yok”diyene “müslümansın” demek ilmini, taltifini hemcinsimizdenesirgemiyelim. Herkese tepeden bakmayıp, hemen kafir, gavur gayr-imüslim damgasını vurmayalım. Peygamber efendilerimizin birini
    • METAFİZİK I birinden üstün görerek fitne çıkarmayalım. Şeriatıyla yükümlü olduğumuz peygamberimizin yolunu izleyelim. Cümlesine bildiğimiz kadar hürmette kusur etmeyelim. Her meslek içtihatsız yürümediği gibi şeriatı da zamana göre içtihatsız götürmeye kalkışmayalım! “İslam’ın şartı beştir” diye kanun-ı ilahiye ters düşmeyelim. Yanyana yaşayan hemcinsimizin birinin diğerine düşman olmalarına sebep olmayalım. Şimdiye kadar bu hatayı işleye geldik. ALLAH rızası için bir daha bu günah bataklığına düşmeyelim. Ayetin hilafına hadis-i şerif gösterme cüretinden sakınalım! “Akılcı din” ihtas etmeyelim. Adem (safiyullah)’tan kıyamete kadar semavi din İslamiyet’tir. Peygamber efendilerimiz din getirmediler. İnsanların kemalatına uygun, din-i İslam içinde şeriat getirdiler. Cümlesi İslamiyet üzere geldiler. Bütün insanlığa bu gerçekleri duyurmak zevkinden mahrum olmayalım.226 Mana-yı tasavvufu inkar cehalettir, iyi bilelim. Bu gerçeklerin ilanını İslami yönü ile anlatabilir isek; gerçek İslam, cumhuriyet, demokrasi, laiklik, insan hakları İslamiyet’i bu güzellikler dışında mütala etmek, aslından saptırmak İslam’a vurulan büyük darbe ve gerçekleri tahrif olur. Böyle olunca ne olur? beraber görelim, bütün insanlıkla… Dost olalım. Hiçbir ülkede İslamiyet’i bilgisizce horlatmayalım. Bu durumda ilmine herkes hürmet gösterir. Şeriatına kimse küfretmediği gibi saygılı olacağından şüphen olmasın. Din özgürlüğün kabul edilir. Teşkilatına özerkliğin verilir. Başkanını din oteritelerinin kendi aralarında seçme hürriyyeti elbet verilir. Bilenler katında yerimiz olur. Din istismarcılarının ipliği pazara dökülür. Sahte ilim adamları, sahte mürşitler, meşihat karşısında tuzun suda eridiği gibi yok olurlar!... Müftü efendiler! ALLAH rızası için Peygamberimiz Muhammet Mustafa (s.t.a.v.) Efendimiz hürmetine yardım edin!... Sabit fikirli ve tutucu olmayalım. İslamiyet yaratılmış güzelliklerin anlam ve ismidir; anlatalım... Bilmem yazdım mı? Yazmış isem tekrarı da rahmettir:
    • METAFİZİK I Nil nehrinin mevcudiyetinden habersiz bedevi Mısır sultanınıziyaret için çok kıymetli hediye bir desti su ile ziyarete gitmişti,bedevi için çok değerli olan bir desti su “herkes için aynı değeritaşıyor” zannı ile. Nil nehrinin karşı yönünden geçtiği için Nil’inmevcudiyetinden habersiz, “Mısır sultanının da su ihtiyacını teminettim” zevki bedeviyi hakiykat yoksunu, gülünç olan varlıklı kılmıştı.Tavırları açık gösteriyordu bedevinin bilgisizliğini. Şahsi akıl ve mantığının ölçüsü ile ne yaptığının bilincindeolmayan bedevinin bu tavrını garipseyen sultan hoşgörü ile karşıladı.İyi anlamıştı bedevinin Nil’den habersiz yaşadığını. Sultan taltifetmişti bedeviyi “hediyenin değerlisini bulmuşsun” diye. Adamlarına emir verdi “giderken misafiri Nil’in yanındangötürün” diye. Öyle oldu. Bedevi Nil nehrini görünce inanamadı. Tetkik etti.Baktı. İçti. Sordu: “--Her zaman bu su burada bulunur mu?” diye. “--Evet, hep akar” dediler. 227 Yapmacık varlık gösterilerinin mahcubiyetinin etkisi altındafenalık geçiren bedevi feryat edercesine: “--Ne büyüksün, ey sultanım! Benim bilgisizce tutumumu yüzümevurmadın, ey settâre’l-uyûb! Ben bir desti suyun varlığı ile varlıkiddia ederken, enaniyet ukalalığıma sabır gösterdin de, Nil nehrininmevcudiyetini gizli tuttun. Ben haddini bilmezin bilgisizliğimetahammül gösterdin. Nil’in mevcudiyetini de sen gösterdin.Göstermese idin ayıbım olan bu varlık ve çirkin enaniyetten nasılkurtulurdum? Yaratanıma kulluk vecibemi yerine getirmemin zevkinenasıl ererdim? Benim perdemi açtın. Artık bir katranın esiri olmam!Zira ummanı gördüm…” Ya Rab! Bize ezel meclisinde bir damla ilim vermiştin; budamlayı varmak için yanıp tutuştuğu ummana sen eriştir!...
    • METAFİZİK I TİRYAKİ SİGARAYI NASIL TERKEDER? İlkokulda başlamıştım sigaraya. Anam sigara içtiğimi anlamıştı. Evin helası bahçe nihayetinde idi. Evlerin içinde hela olmazdı. Olmasını kabul edemezlerdi. Apartman hayatının ilk yaptığı yenilik helânın yüz numara olup dairenin baş köşesinde yer alması idi. Anam heladaki sigara artıklarını görmüş, benim sigara içtiğimi anlamış: “--Baban helada sigara içmez, ikinizden başka evimizde erkek olmadığına göre sigara artıklarını sen atıyorsun” diye nasihata başladı. Neler demedi ki:228 “--Zehirlerin en fecisi. Yavaş yavaş insanın sıhhatını kemirir. ALLAH’ın verdiği sıhhat emanetine de hiyanetlik oluyor!...” Daha neler saydı, döktü. Ben saygı ile dinledim. “Hayır, içmiyorum” diyemiyordum. Anacığımın terbiye sisteminde yalana yer yoktu. En büyük suç yalan söylemekti. Anama diyemiyordum. Nasıl derdim ki, herkesin yaptığı gibi ben de arkadaşlarımın yanında erkekliğimi kanıtlıyordum. Sigara içmek erkek işi, içmemek arkadaşlar arasında zül idi. Zamanımızda erkekliğini dumanda seyredip zehrin tahribatını hiçe sayan erkeklerin adedi hayli kabarık olduğu gibi, erkek tıynetli kadınlar da sigara tiryakisidirler. Anacığım gayr-ı ihtiyari gizliyemediğim düşüncelerimi yüzümde okumuş olacak ki, babamın evde yedek bıraktığı sigaradan getirdi ve bana israren: “--Anladım, sen sigaradan vaz geçmiyeceksin. Üzerine düştükçe daha kıymetlenecek. O kerih yerlerde gizli gizli içme, yanımda iç” diye israren içirdi. Anam işin doğrusunu yapmıştı. Seneler, seneler geçti.. Okuldan ayrıldım. Sanatkar oldum. Evlendim. Çoluğa çocuğa karıştım.
    • METAFİZİK ITıynetimde mevcud, seve seve taşıdığım her şeyin zirvesine çıkmamerakı tiryakiliğimde de görülüyordu. Kalın kulüp sigarasından gündeiki paket içiyordum. Sigaranın dumanının israf olmasınadayanamıyordum, çekiyordum içime, dışarıya bırakmaya gönlüm razıdeğildi. Tekrar yutuyordum, bronşlarım tıkanmış zor nefes alıyordum.Boğazımı açmak için çıkardığım ses komşu çocuklarınıkorkutuyormuş. Hanıma rica etmişler: “--Ne olur! Galip usta öyle ses çıkarmasın, çocuklar çokkorkuyor” diye. İhtiyarımla değildi. Ne yapabilirdim?!.. Bırakmayı çok denedim.Askerde parasız kaldığım zamanlar bıraktım. İmkanım oldu genedevam ettim. Hastalandım, doktorlar “içme” dediler. Hastalığım iyioldu, gene içtim. Biliyordum, kokusunun kerih olduğunu. israfat yönünden haramolduğunu. Vücud ALLAH’ın emaneti ona yapılan tahrifatın da haramolduğunu biliyordum. Sadık ve muhip bir derviştim. Şeyhime çokbağlı idim. Nasıl bağlanmazdım ki, Hazret-i ALLAH’tan istedim,arzuma göre ihsan etti. Şeyhim efendim iş yerimde, kasdi ben 229değildim amma nedense çok tesir etti, etkilendim, duygulandım,utandım, anladım, Rabbım benim için halketmişti efendimin sözlerini;diyordu ki: “--Sigara içenin virdi ve zikri duman halinde, sigara içmeyenin isenur halinde Hazret-i ALLAH’a arzolunur.” O kadar başımı önüme eğdim ki tarifi mümkün değil. Sanki yenikeşfetmiştim, hayatıma kasdeden, çocukluğumdan bu yana santimsantim abd-i acizi zehirleyen haini! Yaptığı yetmediği gibi Rabbımınhayran olduğum isimlerinin zuhuratı nur-ı ilahiyi dumana çevirmesibir anda kahretmişti beni. Vücuduma yaptığı tahribatı yetmemiştisanki! O anda çıplaklığı ile görüyordum. Sigaranın tahribatı hakkındaneler söylenmemişti, neler... Çilem dolmuş, vakti, saati gelmiş,efendimin lisanı ile lutfetmişti Hazret-i ALLAH (c.c.).... İksir-i a’zamdır nutk-ı ehlullah, Yek nazarda hâki kimyâ ederler.
    • METAFİZİK I Hakk’ın esrârından onlardır âgâh, Velâkin surette ihfâ ederler!. Efendimi yolcu ettim. Almanya’dan kenarı çakmaklı tabaka getirtmiştim. Keserin altına aldım, sigarası ile birlikte ezdim. İşçilerim “yapma usta, bize ver” dedilerse de kimseye vermedim. Ezdim. Ezerken de Hazret-i ALLAH’a müracaat ediyordum. Müracaatım cehlimden idi. ALLAH’ın varlığına, bu abd-i acizin aczime uygun değildi. Sizler sakın ayni küstahlığı yapmayasınız diye uyarıyorum. Ne mi demiştim? Dinle: “--Ya Rabbi! Bu andan itibaren sigara içmiyorum. “Bana bu hususta güç ver” demiyorum. Kendi gücüm ve irademle içmiyorum. Gör kulunun sadakatını!” Şu anda sigarayı terk etmem kırk beş seneye yaklaştı. Hiç yaklaştırmadım yanıma. Cehlimden varlıkla küstahlığımın cezası sigaradaki nikotin zehrinin özlemini hala atamadım üzerimden! Bugün230 bırakmış gibi hasretini çekiyorum amma şurasını Rabbıma hamdederek söylüyorum, yaşadığımı seneler sonra iyi anladım: Kayınpederim Şeyh Mustafa efendiye anlatmıştım da şöyle buyurmuştu: “--Hazret-i ALLAH’a öyle müracaat olmaz, hata etmişsin. Aczinin dışına çıkmışsın. başkalarında mazur görülse de senin manevi vazifen var. Dikkat et, avamda müsamaha ile karşılanan tutum has kullarında küfür niteliği taşır. Nefsinde enaniyete ne kadar hak tanır da yer verirsen manadan o kadar yoksun olursun. Enaniyet ve varlık ALLAH’a mahsustur. Kulda görünümü sahtekarlıktır!...” Maksadın hayatında yaşadığın metafizik hadiseleri yazmak değil mi idi, sigarayı nereden sokuşturdun?... Metafizik izaha dikkat edersen başkalarına fizik olan bu abd-i acize metafizik oldu. Bu kitap küll olarak tasdik-i ilahi ile metafizik olduğu gibi; sadık derviş sakın sadakatında cıvıklık yapma, unutmaki gönül şehrinin kapısının anahtarı itimatla teslimiyettir.
    • METAFİZİK I Gavsü’l-a’zam Şeyh Abdulkadir Geylani (k.s.) manevi evlatlarınaşöyle buyurdular: “--Evladım! Sana iki şey tavsiye ederim: Birincisi, evliyayahizmet, ikincisi, fukaraya himmet.” Her şey ALLAH’ın yed-i kudretinde olduğuna iman eden “küllüşey’in sebebâ” hitabının anlamını idrak eden kullara, Hazret-iALLAH’ın yarattığı hayır ve şerrin sebeblerini eş değer bilip şahitolanlara sözüm!... Diğerlerine de var sözüm. Lutfen, dikkatli olalım!Bütün sebeblere az çok itimat ediyorsun da neden rahmet-i ilahiyyeyevesile kılınan insan-ı kamili sebeblerin dışında tutmaya çalışıyorsun?!Yol sahtekarlarının mevcudiyeti ölçü değil. O zalımları sebebgösterme. Sen de biliyorsun ki, ölçüsü bu değil!... İnan, bu abd-iacizin beşeri zaafımı her zaman görmek mümkün. Fakat Rabbımınlutfu ihsanı hayatımda ne sahtekarlığa, ne de düzenbazlığa yerbırakmamış. Sene 1999. 44 senedir Hazret-i ALLAH’ın lutfu ihsanı olan irşatvazifemi havfu reca üzere götürmeye çalışıyorum. Lutfen bu abd-iacize itimat et. Zarar etmezsin. Tertib-i tanzim-i ilahiyyeye uygun 231yaşamaya yakınlığın ve meylin cüz’i iradende görülsün!... Laflapeynir gemisini dahi yürütemezsin.. “Ölmeden evvel öl” sırrını anla da memduh olan bu dünyadanoksanını bil ve düzelt. Öbür aleme bırakma. Hürmetlerimle!
    • METAFİZİK I ÖZET Yazmaya çalıştığım bu kitabın özeti fiziki yaşantıdan başka metafizik hayatı ve varlığı kabul edemeyen ilim sahiplerinin yaşantılarında ve duygularında benimsedikleri ilimlerinde fiziğin gerçeğini oluşturan metafizik tecelli ve zuhurata yer veremedikleri gibi düşünemedikleririnin noksanlığını gören ve yaşayan bu abd-i aciz, hayatımda zuhurunu hayranlıkla yaşadığım, şahit olduğum metafizik olayların izahından sakınca görmediğim kısımlarını samimi izahımla hemcinsimin bir nebze gönül bahçesinin kenarından232 bakmasına yardımcı olabilirsem mutlu olurum. Hacı Bayram-ı Veli (k.s.) “kenarından da baksan didarı görürsün” buyuruyor. İçeriye girmek manevi rızık meselesi; ezel-i ervah rızkı. Kul iradesini o yöne yönelttiği zaman o yolda kul şevk ile, zevki ile, görgü ve yaşantısındaki hakiykatlerin maddede ve manada zuhurunun tecellisi ile yaratanına karşı hayranlıktan başka sermaye ihtiyacı duyamaz. Bütün güzelliklerin yaratıcısı olan Hazret-i ALLAH, maddenin ve mananın tek yaratıcısı olduğuna iman eden kullarını sonsuz rahmeti ile na-ehlin nazarından gizlemiş, dünyasını rahmeti ile ihya eylediği gibi ebedi aleme mahsus kıldığı rahmeti olan tertib-i ilahiyyeden de fiziki ve metafiziki rahmetinden nasibli eyleyip, havfu reca üzere ilahi aşkın saliki kılmış. İlahi aşkın varlığı Hazret-i ALLAH’ın maddi ve maneviyatın aslı olan varlığını, elçisinin getirdiği hakiykatın zahirde zuhuru görülen şeriatın dışında aşk-ı ilahiyi mütalaa etmek iman taşıyan kula yakışmadığı gibi, o hakiykat garibi kişinin aşk-ı ilahiden bahsetmesi hal ehli tarafından horlanır. Avam nazarında da gülünç olduğu vakıadır.
    • METAFİZİK I Bazı mecnunlar -ki, onları normal şeriat üstünde göremezsin-bazılarının yaşantıları gerçeği yaşamaya çalışan çok kişilere ürpertiverir. O kullar ilahi nizam üzere değillerdir amma samimiyetleriölçüsünde manevi muhafaza altındadırlar. Hayatları yalnız kendilerinemahsus, istisnaidir. Bu tür yaşayanların yaşantılarından örnekalınmadığı gibi hiçbir zaman bu şahıslar madde ve manada rehber deedinilmezler!. İşte “Hazret-i ALLAH delisinden de, velisinden de vazgeçmez” hitabının anlamı budur. Bu gerçeği bilen akl-ı selim insanonları incitmemiye çalışır, haddini bilir. Hulasa eder isek: Nizam-ı ilahi odur ki, ALLAH’ı bilip, emr-i ilahi üzere dosdoğruyürümektir. Kasd-i ilahi mana olup yalnız fiziki yaşantının verdiği,maddeden öte gidemeyen, kişinin inancı ve hayvani istekleri insanolmaya yeterli olmadığı gibi yaşatmaya da müsait değildir. Emr-iilahiyi yaşamasına yalnız fiziki iman yeterli olmayıp, emr-i ilahiyeuygun mana ve metafizik ilmi elzemdir!... Delilsiz hiçbir yere kul iradesi ile gidemez. Hazret-i ALLAH 233rahmetine vesiyle delili gerekli kılmıştır. Aczini bil, bu gerçeği iyianla! Anlıyamıyor isen dikkat et, gurur, kibir, ucup varlığını sarmış,her yönünü. Kulu kulluktan çıkaran ilahi düzenbazlık sıfatı benliğiniihata etmiş. Maddende ve mananda Hazret-i ALLAH’a yer kalmamış.Diyemiyorsun amma ben söyliyeyim: “Sen kurnaz bir ilah olmuşsun!”Kendinden başka ilah kabul etmiyorsun. Dolayısı ile Hazret-iALLAH’ın maddi ve manevi tertip ve tanzimini akıl kantarındatarttığın için yanılıyorsun. Manayı kabul edemiyorsun. Bu zihniyetindevam ettiği müddetce gönül yolunu tıkıyorsun. Bu yolun başı ve intası manadır. Bu çarpık tutumunla gerçeklerdeğişmez, iyi bilesin. Hazret-i ALLAH’ın tertip ve tanzim eylediğimanevi teşkilat-ı ilahiyi kabul edecek inanç yönün zayıf! Metafizikyalnız beni Adem için değil felekiyat, cemadat, hayvanat, canlı cansızher yaratılmış içindir. Maddesi görüldüğü gibi, manası da ehlininmüşahedesine bahşedilmiştir. Her fiziki tecelliyat beşerin ölçüsü dışında, fizikin üstündemetafizikle dolu doludur. Ama biz bu rahmet-i ilahiyyeyi fiziki
    • METAFİZİK I zuhurattan ayrı müşahede ederek bilgimizin ve görgümüzün dışında tutmuşuz. Keçi boynuzunu biliyoruz da içindeki az da olsa balın mevcudiyeti ilgimiz dışında. Arının yapımına sebeb olduğu balı yeriz de metafizik yönünü hala çözemedik. Çözmemiz de kıyamete kadar imkansız. Hiçbir metafizik zuhuratın izahına Hazret-i ALLAH beşerin akıl ve mantığını muktedir kılmamış. İnsaf edelim, metafizikten hiçbir problem çözmeye muktedir olamıyan, yalnız fiziki yaşantımızda bizlere yön gösteren aklımızın gerçek yaratanımızı bilemeden, madde ve manadan müteşekkil beni Adem’in insan olmasına katkısı olabilir mi? Hayır! Hayır! Şu halde ALLAH’ı dışlayıp aklı rehber edinmemiz yeterli mi? Hayır, bin kerre hayır!.. Metafiziği ve manayı yansıtmayan ilim “çok cazip imiş gibi” gösterilse de gayba iman eden müttakileri, ehl-i zikri, gerçeği itminan-i kalble yaşamaya çaba gösteren ehl-i aşkı doyuramadığı gibi, ehl-i hakiykatin manadan tecride zorlanması manayı yaşayanları tuğyan ettirir. Her maddenin ayrıca mana yönü vardır. Mananın da metafizik234 yönü vardır. Madde de zuhuru görülen metafizik hadiselere beraber bakalım. Beni Adem’in yaratılışının nedeni metafiziktir. Beş duyunun zuhur mercii fiziki gibi görülse de baka biliyorsan aslının metafizik olduğunu görürsün. Metafizik tecelli ve zuhurat mercii ancak ve ancak beni Adem’dir !.. Ademin müşterek organlarının çalışması ilim dalında bir nebze izah ediliyorsa da küll olarak ancak fizik üstü meta olmasının inkarı mümkün mü? Milimetrik ölçülerle tanzim ve tertib edilmiş felakiyata “kendiliğinden oluşmuş” diyen zihniyet bugün gülünç olduğu gibi, bu çarpık fikir ve safsata dolu ilim yarın insanlığın daha bariz utanç menbaı olacaktır. Darvin’in iflas etmiş, insanın maymunun tekamülünden oluştuğunu ileri sürdüğü anlamsız faraziyesini Darvin de çürüttüğü halde halâ ilimle uzaktan ve yakından ilgisi olmayan “ALLAH’ın lütfettiği ilahi kanuna ters düşsün yeter” zihniyetinin yarattığı tahribatın ürünü bozuk zihniyetleri nedense halâ atamıyoruz. Maddi ve manevi ilmin tesadüfi hiçbir yönü olmadığı gibi tertib-i ilahiyyenin dışında bir zerrenin mevcudiyetini dahi düşünmek hakiykat hilafınadır. Kendi kendine oluşan bir zerre dahi olsa başlı başına güç demektir ki, tevhit gerçeğine aykırıdır.
    • METAFİZİK I Tevhidin dört mertebesi vardır: Kelime-i tevhit, tevhid-i ef’al,tevhid-i sıfat, tevhid-i zattır. Bu sıfatların cem’ini iman yönündemüşahede eden insan mü’mindir. Kelime-i şehadet merciidir. Gerçekimanı o hakiykat ehlinde görürsün. İslam’ın gerçek yüzünü oradamüşahede edersin. Gerçekleri bilerek yaşayan insan şahsı için olduğukadar toplumlar içinde önemli ve lüzumludur.. Hayvanlarda dametafizik tecellilerin az da olsa belirtileri görülür. Köpeklerinfelaketleri gelmeden evvel hissettikleri deprem yıkıntılarının altındakicanlıları haber verdikleri gibi sahibine ve taraf-ı etrafına sadakatınınmevcudiyetine şahit olduk. Yaratanına yeterli iman etmeyen beniAdem’le ölçüye alamazsın. Öyle ölçüye kalkışman köpeğe karşıadaletsizlik olur!.. 235
    • METAFİZİK I BEYAZIT BİSTAMİ’NİN (k.s.) KÖPEKTEN ALDIĞI HİKMETLİ HAL KELAMI Beyazid-i Bestami (k.s.) dar bir aralıktan geçerken köpek ters istikamete gidiyordu. Yanına yaklaştığı zaman Beyazit “köpek üzerime sürünmesin” diye eteklerini topladı. Duvara sıkışıp, köpeğin geçmesini bekledi. Köpek Beyazıd’ın bu halini ayıpladı da lisan-ı hal ile: “--Ya Beyazit, benden neye bu kadar çekindin? Beni çok mu hakir görüyorsun. Beni Adem’e bahşedilen şer’-i şerife göre tüylerim ıslak236 ise siler, telafi edersin. Eğer kuru ise bir şey icap etmez. Bu kadar telafisi mümkün olan olayı abarttın da beni hakir gördun, incittin. Merak ediyorum, içindeki pislikleri nasıl temizleyeceksin?!..” Beyazıt Bestami yaptığı yersiz hakaretten utandı. Özür diledi ve köpeğe: “--Arkadaş olalım” dedi. Köpek: “--Benimle arkadaşlık da yapamazsın. Ben her gün tahsis edilen rızkımı almak için ne hakaretlere maruz kalırım, her lokmada mutlaka dayak yerim, hakaret görürüm. Ya Beyazit, sen bunlara mütehammil yaratılmadın, git yoluna... Benimle arkadaşlık yapmaya ne sabrın, ne tahammülün, ne de izzet-i nefsin müsait değil.” Beyazit bu hal hitabı karşısında perişan oldu da, “köpeğin bile arkadaşlığına layık değilmişim” diye üzüldü. Daha tedbirli yaşamaya çalıştı. Bu kıssa gurur, kibir ve ucubdan kurtulamayıp, kurtulmak da istemiyenlere ithaf olunur !...
    • METAFİZİK I DENİZ KAPLUMBAĞASI Deniz kaplumbağası kumu eşer, yumurtalarını çukura gömer, birdaha gelmemek üzere orayı terk eder. Zamanı gelince yumurtadançıkan kaplumbağa yavruları kumdan çıktığı gibi denize koşar.Öğreteni bulunmayan deniz kaplumbağa yavruları yumurtadan kumunyüzeyine çıkar çıkmaz sürüler halinde süratle denize koşarlar. Tersistikamete gideni göremezsin. Yumurtadan henüz çıkıp gözlerinidünyaya yeni açan yavrunun bu şaşmayan bilgisinin akıl ve mantıkyönünden izahı mümkün mü? İşte fizik üzeri metafizik olay... Bütün metafizik zuhuratı anlatmak beşerin gücü dışındadır. 237Yaşayarak zevkini alacaksın. Maddenin üzerinde mananınhakimiyetinden habersiz inanca bilmem iman demek doğru mu? Buimanın Hazret-i ALLAH’ın varlığının sonsuz rahmetini yansıttığınınasıl kabul eder, ne ile izah edersin?!...
    • METAFİZİK I EŞEK ARISI Eşek arısı öldürmeden, iğnesi ile uyuşturduğu salyangozun yanına yumurtalarını bırakır ve bir daha dönmemek üzere orayı terkeder. Arı yavruları yumurtadan çıkar, konserve olan salyangozu öldürmeden yerler. Uçma çağına gelince salyangoz bitmiştir. Gıdalarını uçarak hayatları boyu temin etmeye çalışırlar. İngiliz aliminin ALLAH’ın varlığını kanıtla-dığı delillerden aldım. Baştan sona her yönü ile meta-fiziktir. Bütün nebatat, hayvanat, felekiyat her yaratı-ğın madde yönü olduğu kadar mana yönü de238 vardır. Hele beni Adem’in maddesinden manası daha çoktur. Adem insan olma şerefine erdiği zaman küll olarak her yeri ve yönü ile manadır, metafiziktir. Mana kulu küll olarak ihata eder ki, her yönü mana olur. Mecnun’a neşter vurdular da, feryat etti: “--Neşteri vücudumun neresine vursanız Leylama vuruyorsunuz!” diye neşteri uzak tutmalarını söyledi. İşte tasavvufta mertebeler vardır. O mertebelerde ifna olunur. Fena fi’ş-şeyh, fena fi’r-resul, fena fillah, beka billah, kurbiyet diye. Bunlarda yok olmak demek o varlıkta var olmaktır.
    • METAFİZİK ISANATTAN ANLAYAN MÜHENDİSE, KALİFİYE İŞÇİYE VE KARNI DOYURULAN KÜLTÜRLÜ SÜRVEYANLARA ÜLKEMİZDE İHTİYAÇ VAR. BÜTÜN MESULİYETİ YETİŞTİRDİĞİMİZ BU ELEMANLARA BIRAKALIM Bilmiyen öğretmen, hazık olmayan doktor, hak ve hukuktanımayan avukat, eline alet dokunmamış mühendis, teknisyen ve işadamı her yerde palavracı ve geveze gezer. İnşaatın yabancısı değilim.Hayatımın belirli yönünü inşaatta geçirdim. Mizacım gereği herteşebbüs ettiğim işin aslını öğrenmek ve gereğini yapmak hayatımdahastalık derecesinde yer etmişti. 239 Hazret-i ALLAH buna benzer afet ve musibetlerden cümleyaratıklarını korusun. Amin, veselâmün ale’l-murselin. Her depremdeve felaketlerde aczimizin ürünü suçlu ararız. “Depremde yıkılanbinaların tek suçlusu müteahhit” deriz. Gücümüz yeterse yakasınayapışırız. Gerçeği bilemiyoruz. Bilemediğimiz için bina ticareti yapanmüteahhidi tek suçlu görüyoruz. Şunu iyi bilelim: Umumiyyetlemüteahhit ne sanatkardır, ne alet kullanan mühendis, ne kalifiye usta,ne de kalifiye işçi değildir.. Bu meziyetlere sahip olan müteahhiditenzih ederim. Ekseri parası olan veya borçtan korkmayan, ticaretkasti ile -bilgisi ile değil- parası ve kredisi ile inşaat yaptırandırmüteahhit. İstisnaileri elbette vardır. Amelelikten yetişmiş, kürektutmayı, kazma sallamayı, mala kullanmayı bilen ve malzemeninsıhhatine aşina, işinin ehli müteahhide değil bizim, dünyanın ihtiyacıvar. O müteahhide kalifiye işçi ve kalifiye usta gerekli. Devletin ve belediyelerin açtığı ve açacağı kalfa okullarındandiploması olan, rüşvet yemiyecek, inşaat kontrölünde genişselahiyyetli, aldığı maaşla hayatını götürebilen, ruhsatlı ve ruhsatsızyapılan binaların mesuliyetini taşıyan, selahiyyetli, imza sahibi her
    • METAFİZİK I belediyyede, belediyyenin büyüklüğüne göre belediyye hudutlarını kontrol edebilecek, adedi lüzumuna göre, tanzim ve tertip olunan imarın esasını, mesuliyetini, güvencesini imzası ile tasdik eden, imza ettiğinin tek mesuli, masası olmayan, ALLAH’ı bilen ve korkan, hırsızlık yapmayacak tek mesul sürveyanlara şiddetle ihtiyaç olduğu gibi; işden anlayan, sanatının sıhhati belgelenmiş demirciyi, duvarcıyı, sıvacıyı, beton kalıpcısını yetişdirecek okullara, kurslara, bu hususta imtihan edecek imtihan heyetine ihtiyaç var!... Eğer bu teşkilat kurulmayacaksa gülünç olan bu tür suçlamalar tarih boyu devam edecek. Müsebbibi bulunamayıp, işten anlamayan kalitesiz işcilerin bilgisizce yaptıkları hataların vebalini, bilmeden üzerine alan, meydanda gördüğümüz tek mesul inşaat tacirlerinde bularak esas suçluların bilinmemesini vicdani adaletle bağdaştırabiliyor muyuz?. “Çözüm nedir?” diye bu abd-i acize sorar isen –ki sormazsın; gene de sorulmuş gibi söylüyeyim-: yukarıda belirttiğim kalifiye işci, kalifiye usta, inşaatın inceliklerini iyi bilen, imzasının sahibi binlerce sürveyana heman ihtiyaç var.240 Diğerlerinde de aranılması elzem olduğu gibi, sürveyan için ALLAH’ı bilmek ve kormak ilk aranan meziyyet olmalıdır havfu reca üzere olanları tercih edelim !.. Bu izahımı garipseyenler zamanımızda pek çok olabilir. Bu çokluklar gerçeği değiştirmez. Hayatımız denemelerle geçmesin. “Atı alan üsküdarı geçti” biz hala atın çalındığı yerde laf ebeliği yapıyoruz, millet olarak. Hurafa ve bidatsız bilmemiz gerekli, maddesi ve manası ile ALLAH’ın var olduğunu, fiili sıfatları ile her yerde mevcud olduğunu, zati sıfatları ile mekandan münezzeh olduğunu, “şuradadır” diye zatına mekan göstermenin bilgide noksanlık ve küfür olduğunu... Peygamber efendilerimizin cümlesi ALLAH elçileri ve ALLAH’ın kuludurlar; emr-i ilahileri bizlere anlatmak, yaşantıları ile örnek olmak için gönderilmişlerdir. Cümlesi mekarim-i ahlak üzeredirler. Birini birinden ayrı görmememizi hasseten emrediyor Hazret-i ALLAH. Tabi olduğun peygamberinin getirdiği şeriatı yaşamakla yükümlü kılındın. Zamana göre madde ve mananın daha güzelini bulan bahtiyara hayranım!...
    • METAFİZİK I ****** Özetliyecek olur isek: Yukarılarda da izah etmek istediğim semavi din İslamiyet’tir,başka din yok. Peygamber efendilerimiz din getirmediler, cümlesi İslamiyetüzere geldiler. Getirdikleri şeriatları ile isim almışlardır. Şeriatın gerçek anlamı insanların üzerinden yaşama hakkınıelinden alan, batıl inanç ve hurafalara itekliyen, insafsızlığı vemerhametsizliği din olarak empoze etmek saflığının verdiğiduygularla “kaş yapıyorum derken göz çıkaran” tecrübesiz vedeneyimsiz ulemanın anlayışı ve uygulaması değildir! Her devirde bilen ulemanın içtihadı ile, günah-ı kebair dışındagüzellikleri uhdesinde toplamış, hakiykatın zahirde yansıdığı zaman 241aldığı isme “şeriat” demeyi bildiği zaman rahmet-i ilahiyyeyenintecellisini her sahada görmek ve mutmain olmak... işte o zaman şeriatilahidir. Doğaldır. Kişi bu imandan gerçekten uzaklaşamaz. Her şeyinaslını bulmaya ve yaşantısında gerçeği tatbikten başka yol olmadığını,pratik de olsa kişi nefsinde tatbikten başka yol olmadığını bilir. Bu türlü gerçek iman sahibi hemcinsine hileli bir şeyin icraatınıyapamadığı gibi, bilemediği san’atta da “biliyorum” sahtekarlığınacür’et edemez. Şurasını iyi bilelim ki: Tasavvufsuz yaşanan din salikine bu imanve meziyetleri veremez.. “Verir zannı” ilmi ve manevi gaflettir.Yaşıyoruz, örneğini dışarıda arama. Ne tarafa baksan mananınmaddeye dönüştürülmek istendiğini gözlüksüz görürsün!.. Pratik olarak, inşaat yapanlar neye dikkat etmeli: 1- Kumun temiz olmasına dikkat etmeliyiz. Kirli kuma çok çimento koymak bir şey değiştirmez. Deniz kumu inşaatta kullanılmaz. Çünkü üzerinde tuz tabakası vardır. Kum çimento ile intibak edemez. Kum vazife yapamaz. Fevkalade yıkanır, tuzunu
    • METAFİZİK I kaybederse kullanılır. Beton kumu çakıllı olacak. 1 metre küpe sıhhati malum 7 torba çimento ile iyi karıştırılıp, harcı kocatmadan kalıba boş yeri kalmayacak şekilde, fazla sulu olmamak şartı ile dökülecek. Betonun sıva yapılmış gibi düzgün çıkması bilmeyenlere cazip gelse de bilenler için pek cazip değildir. 2 - Demir döşendikten sonra inşaate gelen mühendis veya resmi sürveyan tarafından kontrol edilecek. 3 - Betonun canı sudur. Hele sıcak havalarda yeterli su verilmez ise beton yanar, toprak olur. Havanın sıcaklığına göre su verilmeli. 4 - Tuğlanın dayanıklısı tercih edilmeli. Duvar örülmeden evvel tuğlaya suyu verilmeli. Su verilmez ise harcın suyunu tuğla alır. Harç susuz kalır, toprak olur. Yalnız çimento ile harç yapıp, duvar yapmak doğru değildir. İçine su hulul etmediği için çimento yanıp, toprak olmaya mahkumdur. Söndürülmüş kireç ve kumla yapılan harç içine hemen kullanacağımız kadar çimento katmak242 duvarı daha sağlam kılar ve harcın suyu çimentoyu besler. Çimento kattığımız her malzeme susuz bırakılmayacak. 5 - Sıvada ister kaba, ister ince sıva harcına çimentosuz müsaade edilmeyecek ve duvarlar da susuz bırakılmayacak. Pratik izah ettiğim bu duvar kolon kadar güçlü olup, yıkımı da zordur. 6 - Asmolinli tablalarda duvar ve kolonlar sağlam ise demir filizlerin uçları ve yukarıdan gelen kolon demirlerinin uçları bükülüp kanca yapılacak. 7 - Bu vazifelerini yerine getirdikten sonra, ibadet ve taatta olduğu gibi, küll olarak bileceksin ki, her şey onun varlığı ile kaim olan Hazret-i ALLAH’a tevekkül edip, edeple havale edeceksin. ***** “Yazmak istediğim yaşadığım ve gördüğüm metafizik olaylar nerede ise hayatımın tamamını kapsadı ve bu rahmet zuhuratının zevk
    • METAFİZİK Itecellisi ile Rabbıma hamdederek, itminan-ı kalble havfu reca üzeremutmain yaşıyorum” dersem mübalağa etmiş sayılmam. Hazret-i ALLAH’ın varlığını, tertib-i tanzim-i ilahiyeyi, manevidüzenin ancak ALLAH’ın yed-i kudretinde olduğunu bariz bildiren okadar çok tecelliyat-ı ilahiler var ki, yazmaya çekiniyorum. Bu abd-i acizi enaniyyet bataklığına iteklemesinden korkuyor,nefsani zevk ve duygularıma kapılmak gafletinden Rabbımız Hazret-iALLAH’a sığınıyorum. Amma ilim adına tertib-i tanzim-i ilahiyeyi,Hazret-i Kur’an’da açık ve sarih Hazret-i ALLAH’ın beyan ettiği,Peygamberimiz Efendimiz’in hasen olan hadisleri ile tebliğ edildiğihalde, bir kaç düzenbazın sahtekarlığını esasmış gibi, tetkike vetahkiyka luzum görmeden, nefsani duygu ve icraatlarının ürünü, tertibve tanzim-i ilahi olan mana-yı hakiykatı ve manevi düzeni ehl-iaşktan, ehl-i hakiykatten utanmadan, çekinmeden, hakiykat dışı çarpıkfikirlerini ALLAH’tan başka tanıyanı olmayan ehl-i hakiykatıngözüne baka baka “maneviyat diye bir şey yok, yalnız bizleriilgilendiren “akıl” diye bir güç var ki, bizi ancak o ilgilendiriyor;ALLAH kelamı olan Hazret-i Kur’an’ı anlayışımızda mehengimiz 243akıldır; onunla mütalaa ederiz” demiyorlar mı? bu abd-i acizkahroluyorum! Zaman ulemasının ekserisi gönül ve aşk-ı ilahiden zuhurubeklenen rahmet-i ilahiyyeden, metafizikten yoksun, ilm-i ledünniden,habersiz. Ruhi doyumdan mahrum tedrisatın mahkumu kitlelerin ilimadına yapılan icraatlarla tatmin olmadıkları gibi, cümlesi rahatsızdır.Samimi olanlarda da belirgin görülüyor: Ruhi çöküntüden cümlesitedirgin. Hakiykat yoksunluğundan rahatsız olan milyarlar, bu akılcıdinin kaza-zedeleri müşterek tasamız ve sıkletimiz. Rabbımın lutfuihsanı ile geleceğimizden ümitliyim. Bedevice değil, medeniceümitliyim. Bütün azameti ile ismi bilinmese de, medeni milletlerde ümmet-iMuhammed’in ibadetine ve taatına benzerliği olmasa da, İslâmigüzelliklerin aslını yaşantılarında yansıtan toplumların adetleriningünbegün arttığını görmek kıvanç veriyor, değil mi? Bizi yaşamayamecbur ettikleri cumhuriyet, demokrasi, insan hakları olarak laiklik…bu güzel idare tarzını onlardan aldık ve gördük ki, bu adalet vegüzellikleri İslam’ın dışında mütalaa etmek İslam’a ihanettir...
    • METAFİZİK I Adem (aleyhi’s-selam)’dan kıyamete kadar tevhit dininin “İslamiyyet” olduğunu anlıyamadık ve anlatamadık; ümmet-i Muhammet olarak bizim ilan etmemiz gerekli iken bu tür bilgisizliğimizi bilemedik ki, anlatalım! Ve İslam’ın özü olan güzelliklerin İslam dışı zannettiğimiz toplumlarda zuhurunu gördükçe kanun-u ilahiyi yeteri kadar anlayamadığımızın utancını duyuyorum. En son, en mütekamil seriat-ı muhammediyi yaşayan toplumlardan bu güzellikler daha çok beklenirdi. Hala bu noksanlığın sancısını hissedemediğimize göre ALLAHU a’lem, ithal malı gibi, din-i İslamiyet gereği cümle kullarının muhtaç olduğu güzelliklerin muasır milletlerden geleceği görülüyor.244 Şunu kesinlikle bilelim ki: Bu na-hoş halimizin mesulleri Peygamber Efendilerimiz ve cemi evliyaullah elbette değiller!...
    • METAFİZİK I ÇÖZÜM Zamanı geçirmeden meşihat kurulsun. Yani tasavvufi imtihanhey’eti her devirde gerekli. Hurafa dışında kalmış ehli tarikin kadribilinip manevi ve insani yönünden ve yaşantısından istifade edilmeli. Bu abd-i acizin yaşadığım Hazret-i ALLAH’ın rahmetine buyolda nail olduğum gerçekleri izah etmeye çalışmam belki garibinizegidecek. Lutfen, anlamak için iyi düşünün! Şahitler huzurunda ŞeyhNurullah Efendi’ye Atatürk’ün vaat ve ifşa ettiği gerçeği dinleyin: “--Efendi hazretleri, biliyorsunuz, tekke, zaviye ve türbeleri benkapattım. ALLAH bana ömür verecek mi? bilmiyorum. Ömrüm olursazamanı gelince onları yeniden ben açacağım.” Makamı cennet olsun. Genç yaşta vefat etti. Maddi ve maneviyaşantımda şahidim: Asla dinsiz değildi. Islahatı tamamlıyamadı ki,gerçek icraata yönelsin!... Mana vazifesi o kadardı. 245 Her ne kılmışsa adâlettir, Cenâb-ı Kibriyâ, Her kazâya her belâya kıl rızâ, ALLAH kerîm. İman dağarcığından bu gerçeği zayi etmeyin… ALLAH’ın selamı, selameti cümle kullarının üzerlerine olsun..
    • METAFİZİK I SÖZLÜK Abd-i âciz: Âciz kul Âyine-yi nur-ı Hüdâ: Allâh’ın Abes: Boş şey nurunun aynası Âfâkî: Dış âleme âit Ayna-yı Rahman: Rahmân’ın Âgah: Bilen, haberdar aynası Âguş: Kucak Ayne’l-yakîn: Görerek bilmek Âhenk: Düzen, tertip Bâki: Ebedî, sonu olmayan Âhir zaman Nebîsi: Son Bâtıl: Gerçek olmayan peygamber Bâtınî: Mânevî yönle ilgili Ahit: Söz verme Bedevî: Medeniyetten uzak Ahlak: Güzel huy sâhibi olmak yaşayan insan Ahsen-i takvim: En güzel yaratılış Bende: Köle Akâid: İnanç esasları Bende-i dergâh-ı ehlullah: Akılcılık: Her şeyi akıl ile ölçmeye ALLAH dostlarının dergâhına246 çalışmak hizmet eden Akl-ı selim: Sağlam akıl sâhibi Benlik: Kişinin kendini düşünmesi Âlem-i Lâhut: Lâhut âlemi, Beytullah: Allâh’ın evi, Kâbe mânevî âlemlerden biri Beyyinât: Açıklamalar Alleme’l-esmâ: Meali: “Ona Bî-harf ü savt: Harf ve ses (Âdem’e) isimleri (eşyâyı) olmaksızın öğretti” demektir. Fakat Hz. Biat etmek: Söz vererek bir kişiye Âdem için “bütün isimleri, bağlanmak eşyânın hakîkatini bilen” Bidat: Uydurma, sonradan çıkma anlamında kullanılan bir sıfat ve Bî-hadd ü hesap: Hesapsızca, tasavvufta bir makamdır. sınırsız A’mâ: Kör Bi-lâ-istisnâ: İstisnâsız Amel-i tevhid: Allâh’ın birliği Binâen: Bunun üzerine düşünülerek yapılan davranış Bî-şek: Şüphesiz Angarya: Lüzumsuz Bîzar: Sıkıntılı Ârif: Allâh’ı bilen kişi Bi-zâtihî: Tam kendisi Ârifân: (Tekil: ) Allâh’ı bilen kişi, Burhan: Kesin delil, sürekli olan (çoğul: ) bilenler kerâmet Âşinâ: Yabancısı değil, bildik Cebriyye: İnsanın fiillerinde irâde Âsûde: Mutlu, huzurlu sâhibi olmadığını, herşeyin Ateş-gede: Ateşe tapanların ateşe kader gereği yapıldığını iddia taptıkları yer eden mezhep Avam: Halk tabakası Cefâ: Eziyet, sıkıntı
    • METAFİZİK ICehrî: Açık, yüksek sesli Ehlullah: İbâdet ve tâatleri ileCelbetmek: Çekmek, cezbetmek kendilerini Allâh’a yakınCemâdat: Ağaç, taş gibi cansız hisseden kimseler varlıkların tümü Emir bi’l-ma’ruf: İyiliği emretmekCemî: Bütün Emsal: Örnek, geçmiş nesillerinCesâmet: Büyüklük, ağırlık başından geçenlerCevir: Eziyet Enâniyet: Kendini beğenme,Cihanı telakkî tarzı: Dünyâ görüşü bencillikCihanşümul: Evrensel Enfusî: Kişinin iç âlemi ile ilgiliCihat: Nefis ve düşmanla din Engizisyon: Ortaçağ Avrupası’nda uğrunda kilise mahkemeleriCıngar çıkarmak: Gürültü, kavga Ervah: Ruhlar çıkarmak Esrâr: Bilgi melekesi, sırlarCüz’î hâkimiyet: Yarı hâkimiyet Evliyâ: İrşad ve velâyet makâmınıCüz’î hürriyet: Yarı bağımsızlık hâiz kişi.Cüz’î irâde: İnsanın kendi irâdesi, Evrad: Virdler, dervişin günlük fikri virdiDalâlet: Düşünce ya da istek Ezel-i ervah: Ruhlar bedene yönünden sapıklık girmeden önceki zamanDarü’l-bekâ: Ebedî kalınacak yer, Ezkar: Zikirler, dervişin günlük âhiret dersiDelâlet: Delil olma, işâret etme Fakih: İslâm Hukukunu bilen kişiDem: Zaman, an Fâni evsaf: Gelip geçici sıfatlar 247Derunî: Batınî, iç ile ilgili Fânîlik: Yok olmakDeryâ-yı vahdet: Tevhid, Allâh’ın Fantezi: Merak, alâka birliği denizi, ilmi Fazilet: Erdem, üstünlükDin bezirganları: Sahte dindarlar, Felekiyât: Gezegenler ilmi dîni gelir kaynağı edinenler Ferâgat: FedâkarlıkDoktrin: Belli nizâmı olan fikir Ferah: RahatDüstür: Prensip, kural Fer’î: Asıl olmayan, teferruatlaEbrar: İyi kimseler ilgiliEdep: Terbiye, edebiyat Fetvâ: Dînî hükümEdnâ kul: En düşük mertebedeki Feyiz: İstifâde kişi Feylosof: Filozof, aklı ön plandaEf’al: Fiilller tutan kişiEflak: Felekler, dünyâlar Feyyaz menbaa: Feyizli, bereketliEhl-i îman: Îman eden kimseler kaynakEhl-i İslam: Müslümanlar Fiilî sıfat: Fiil ile ilgili sıfatEhl-i Kitab: Kendilerine kutsal Firâset: Bir şeyin iç yüzünü kitap veyâ sahife indirilenler, görebilme kâbiliyeti Yahudi ve Hıristiyanlar Fısk: Yanlış iş, bozuk işEhl-i mârifet: Allâh’ı bilen Fitne: İmtihan, bozgunculuk kimseler Fıtrat: Yaratılış, insanın tabîatı Futur: Tereddüt Gâfil: Habersiz, câhil
    • METAFİZİK I Garip: Yabancı, kimsesiz Hayvânât: Hayvanlar Gavsiyet: Gavslık makâmı Hazan: Sonbahar Gavsü’l-A’zam: En büyük yardım Hâzık: Mesleğini iyi bilen edici, tasavvufta en büyük Levh-i mahfuz: Korunmuş kitap, makâmın sâhibi, Abdülkâdir her şeyin yazılı olduğu ALLAH Geylânî Haz. katındaki kitap Gavur: Hiçbir hak hukuk Heyhât!: Boşuna! tanımayan, gaddar, vicdansız, Hidâyet ulaşmak: Doğru yolu dinsiz bulmak Gayret: Çaba Hıfz: Hıfzetmek, ezmerlemek Gayretullah: Allâh’ın emri Hikmet: Bir şeyin içyüzü, esâsı, Gayri: Yabancı, başka asıl sebebi Gazab-ı ilâhî: Allâh’ın gazabı Hikmetullah: Allâh’ın Gılef: Kılıf hikmetlerinden Güzellikler manzumesi: Hilkat: Yaratılış Güzelliklerden oluşmuş Hünsâ: Kadın veyâ erkek olduğu Habip: Sevgili net olmayan Hafî: Sessiz, gizli Hurâfa: Yanlış ve asılsız inanç Hâfıza: Bellek, hatırlama melekesi Hüdâ-yı nâbit türemek: Her yerde Hakikat hilkati: Hakîkat âlemi çoğalmak Hakîkat: Öz, kesinlik Hükm-i İlâhî: Allâh’ın hükmü, Hakka’l-yakîn: Hak ile bilmek, bir karârı248 şeyi bütün teferruâtı ve özü ile Hüsn-i zan: Bir kişi veyâ olay bilmek, hakkında iyi düşünmek Hal ilmi: Yaşanarak öğrenilen ilim, İcmâ: Bir şey üzerindeki fikir tasavvuf birliği Halel: Sakınca İcrâ-yı sanat: Mesleği yerine Hâlık: Yaratıcı getirmek Hâl-i yakaza: Uyku ila uyanıklık İçtihad: Dînî yorum arası İfnâ olmak: Son bulmak, yok Halvet: Birlikte olmak, bir arada olmak bulunmak İfrat: Aşırıya kaçmak Hasebi ile: Dolayısı ile İhâta etmek: Kuşatmak, içine Hasenât: İyilikler almak Hasene: İyilik İhfâ: Gizlemek Hasmâne: Düşmanca İhlas: Samîmiyet Hâşâ: “Olmaz böyle birşey ya” İhsan: Bağış, Allâh’ı görüyormuş anlamına bir söz gibi davranmak Havîtır: Kalbe gelen şeyler İhtiyar: Seçme kâbiliyeti, yaşlı Havf u recâ: Korku ve ümit İhyâ: Yaşatma, diriltme Havfullah: ALLAH’tan korkmak İhyâ omak: Dirilmek, hayâta Hayâ: Utanma duygusu geçmek Hayal: Gerçekleşmesi mümkün İkrah: Nefret ettirmek, çirkin olan veyâ olmayan şeyleri göstermek düşünmek İksir-i a’zam: En önemli ilaç
    • METAFİZİK Iİktifâ: Yetinmek İçtihat: Dînî yorumİhtivâ: İçermek, kapsamak Îtikad: İnançİllet: Sebep, hastalık İttibâ etmek: Tâbi olmak, uymakİlme’l-yakîn: Bir şeyi hakkında İzâfî: Herkese göre değişen bilgi edinmek sûretiyle bilmek İzn-i İcâzet: İzin, temsil yetkisiİlm-i dirâset: Okuyarak öğrenilen verme ilim İzzet: Değer, şerefİlm-i Fıkıh: Fıkıh ilmi, dînin ibâdet İzzete çıkarma: Şereflendirme ve muâmelat yönüyle ilgili ilim İzz u şeref: İzzet, şeref, haysiyet, dalı onurİlm-i Hıdr: Hızır (a.s.)’a verilen Kâl ilmi: Söz ilmi, konuşulup da ilim, ledünnî ilim, tasavvuf uygulanmayan ilimİlm-i Kelâm: Kelam ilmi, dînin Kâbil: Karşılık inanç esasları yönüyle ilgili ilim Kâdiriyye: Abdülkâdir Geylânî’nin dalı (v. 561/1166) kurmuş olduğuİlm-i nâfi: Faydalı ilim, kişiye tarîkat dünyâda ve âhirette faydası olan Kâfi: Yeterli ilim Kâfir: Örten, ekin eken çifçi,İlm-i Tevhid: Allâh’ın birliği ile gerçeğin üzerini kapatan, ilgili ilim (kelâm, akâid, gerçeği gizleyen, Allâh’ı inkar tasavvuf) edenİltihak: Katılmak Kâfir: Birşeyin hakîkatini örten,Îmân-ı zevkî: Îmandan zevk alma Allâh’a inanmayan 249 derecesi Kâl ehli: İşin sâdece konuşmaÎman etmek: İnanmak yönünde kalan, özüne vâkıfİmtisal: Örnek almak olmayan kişiİnfisal: Ayrılmak, terketmek Kalbe hulul etmek: Kalbe girmek,İnsan-ı kâmil: Kâmil, örnek insan yerleşmekİntisap: Bir kimseye veyâ yere Kanaat: Olanla yetinme, yeterli bağlanmak bulmakİnzal: İndirme Kande: Her neredeİrâde: Dileme, bir şeyi yapma Kâşâne: Büyük ev, konak isteği Katre: Damlaİrfan: Allâh’ı bilme Kavî: Güçlü, kuvvetliİrfâniyyet: Allâh’ı bilme Kavl-i Mustafâ: Hz. Peygamber’inİrfanlı: Bilgili, kültürlü sözüİrşad: Yol göstermek, rehberlik Kenz-i ahfâ (mahfî): Gizli hazîne,İsmet: Günah işlemeyen ilahî hazineİstidraç: Müslüman olmayanlarda Kerâmet: Dindar insanlardan zuhur görülen fizik ötesi olaylar eden olağanüstü durumlarİstihâre: Bir şey hakkında Kesb-i azâmet etmek: Daha da ALLAH’tan rüyâ yolu ile bilgi artmak istemek Kevn-i fesat: Var olmak ve yokİstismar: Sömürmek, kötüye olmak kullanmak
    • METAFİZİK I Kevnî hakîkat: Madde ilmi ile Medar: Kaynak, sebep, vesîle ilgili gerçekler Mehdî: Kıyâmete yakın zamanda Kibir: Büyüklenme yer yüzüne geleceğine inanılan Kimyâ: Kimyâ ilmi, maddeyi kişi değiştirme ilmi Mihenk taşı: Ölçü olarak kabul Kışr: Kabuk edilen Konak: Büyük ev Mekârim-i ahlak: Güzel ahlak Kurb, kurbiyet: Yakınlık Mekr: Tuzak Kutsî: Kutsal, mukaddes, mânevî “Men araf” sırrı: “Nefsini bilen, değeri yüksek Rabbini bilir” sırrı, bu sözün Küllî irâde: Allâh’ın irâdesi hakîkatine vâkıf olma Küll: Bütün Menkıbe: İnsanların güzel Kürre: Arz, dünyâ, kütle hâtırâları Kütüb-i Sitte: Hz. Peygamber’in Mensuh: Hükmü lağvedilmiş, sözlerini toplayan en güvenilir geçerliliği kalmamış altı hadîs kitabı Mesmuât-ı ilâhî: Kutsal şeyler Lânetlemek: Kötülemek dinleme, ALLAH kelâmı Len-terânî: Allâh’ın “Beni dinleme göremezsin” anlamında Hz. Mest: Sarhoş olmuş, gönlü bir şeye Musâ’ya hitâbı aşırı bağlanmış Levh-i dil: Gönül dili Meşâyih: Büyük şeyh Lîk: Lâkin, fakat Meşrep: Mîzâca uygun yol, tarz250 Mâ-adâ: ...dan başka Metafizik: Fizik kânunlarının Ma’bûd: Kendisine tapılan, Allâh dışında olan Mahlukât: Yaratılmış her şey Meteryalist: Maddeyi her şeyin Mahrem: Yakın, önünde tutan Mahrumiyet: Mahrum olma, onsuz Meth ü senâ: Methetme, övme olmak Meyletmek: Eğilim göstermek Mahv: Yok etmek, yok olmak Mezmum: Zemmedilmiş, yerilmiş, Mahz-ı atâ: Mutlak bağış, gerçek kötülenmiş bağış, bol bağış Mezhep: Yol, dînî mezhepler Maiyyet: Berâberlik, berâberinde Mihman: Yakın, sırdaş olma Mihrab: Namaz kılarken imamın Makâmât: Makamlar durduğu yer Makâm-ı velâyet: Evliyâlık, Minnet: Borç, verecek mürşitlik makâmı Mestan: Sarhoş Maksut: Maksat, gâye Mistik: Gizemli, tasavvuf ile ilgili Mâ-lâ-ya’nî: Boş, faydasız Mistisizm: Batı dillerinde tasavvuf Mâlik olmak: Sâhip olmak Mızrab: Kendisiyle sazların Mârifet: Bilgi, Allâh’ı bilme tellerine dokunulan âlet Mârifetullah: Allâh’ı bilme Muâsır millet: Çağdaşlaşmış, Mâzur olmak: Özürlü olma, uygarlığın doruğuna ulaşmış mâzereti olma millet Meal: Anlam Muvâzene: Ölçü, denge Meçhulât: Bilinmeyen şeyler Mübtelâ: Bağımlı, düşkün
    • METAFİZİK IMücâzât: Karşılık Mütesellî olmak: Teselli olmak,Mücerred: Yalın, soyut, tek başına avunmakMuvaffak: Başarılı Müteşâbih âyet: Anlamı kesinMuhal: Gerçeği olmayan olmayan, anlamını ancak ehlininMuhkem âyet: Anlamı kesin olan, anlayacağı âyet yorumla ilgisi olmayan âyet Müttakî: Allâh’ın emirleriniMuhtar: Seçilmiş titizlikle yerine getiren kimseMukarrebun: Allâh’a yakınlık Müzekkire: Hatırlatan, zikrettiren kazanmış cennetlik kimseler Nâ-ehil: Ehil olmayan, işi bilmeyenMukeddesât: Mukaddes, kutsal Nâçiz: Zavallı, beden bakımından şeyler yetersizMükevvenât: Kâinât, yaratılmış Nâfi ilim: Faydalı ilim her şey Nahnü: Arapça’da “biz” demektirMurdar: Pis, eti yenmeyen hayvan Nâhoş: Hoş olmayanMusahhar: Hizmetçi Nâib: Veki, tarikatte bir görevliMüsâmaha: Hoşgörü Nâ-mütenâhi: SonsuzMüsâvî: Eşit, denk Nâsih: Kendinden öncekininMutasarrıf: Tasarruf eden, hükmünü kaldıran harcama yetkisi olan Nazar ehli: Nazar, mânevî bakışMuteaddit: Çeşitli sâhipleriMutmain: Tatmin olmuş, kanaat Nazîr: Benzer getirmiş Nebî vârisi: Hz. Peygamber’inMuttalî: İç yüzünü bilen vârisi, gerçek âlimler 251Müdrik: İdrak etmiş, kavramış Nedîm-i İlâhî: Allâh dostu, O’naMüeyyide: Yaptırım gücü yakın kişiMülâki: Karşılaşmış, tanışmış Nefha-i ruhü’l-kudüs: KutsalMü’min: Allâh’a tam anlamıyla ruhun üflemesi, nefesi inanmış Nefsânî: Nefse bağlı, nefsin isteğiMünezzeh: Yüce, kötü sıfatlardan Nefs-i emmâre: Kötülüğü emreden uzak nefisMürde: Bozuk, hasarlı Nehiy ani’l-münker: KötülüktenMürşit: Rehber, yol gösteren, men etmek, kötülüğe engel evliyâ olmakMürşid-i kâmil: İnsanlara yol Neşv ü nemâ: Serpilip, gelişme göteren tasavvuf büyüğü Nevruz: YılbaşıMusevî: Hz. Musâ’nın şeriatine Nizâm-ı İlâhî: İlâhî nizam, tâbi‘ kimse ALLAH kânunuMüsta’celiyyet: Acele etmek Nûr-ı Yezdân: Allâh’ın nûruMüstakim: Dosdoğru Nûr-ı Zât-ı Kibriyâ: Allâh’ınMüstecâp: Karşılık gören zâtının nuru, ışığıMüşâhede: Gözetleme, tasavvufta Nutk-u ehlullah: ALLAH ehli bir makam sözleriMüteallık: İlgili Nükte: Şaka, latîfeMütekâmil: Daha gelişmiş Pervâz eylemek: Uçmak,Mütenâsip: Uygun kanatlanmak
    • METAFİZİK I Psikoloji: İnsan davranışları ve iç Savm: Oruç dünyâs ile ilgilenen ilim dalı Sây-i gayret: Çalışıp, çabalama Polat: Demir, demir gibi güçlü Şehâdet: Şehit olmak insan Serâhaten: Açıkça Rahmet tecellîsi: Rahmetin inmesi, Şerh etmek: Açıklamak tecellî etmesi Şeriat-i mutahhara: Tertemiş Rahmet-i âhî: İlâhî rahmet şeriat, İslâm şeriati, din Reh-nümâ: Rehber, yol gösteren kânunları Rahvan: Atın yavaş yürüyüşü Seyran: Seyretme Rakip: Kendisiyle yarışılan kişi Silsile-i merâtip: Tarîkatte Hz. Ravza-i Mutahhara: Hz. Peygamber’e kadar ulaşan silsile Peygamber’in kabrinin Smaç: Voleybolda, yükselerek el bulunduğu ile topa sertçe vurmak mekan Sîne: Göğüs Rehber: Yol gösteren Sîret: İç yüzü Reh-nümâ: Rehber, yol gösterici Sırr-ı ednâ: En düşük sır Rencîde: Kırgın Sufiye: Tasavvuf erbâbı Refik: Yol arkadaşı Sosyoloji: Toplum bilimi Revnâk: Düzen, temel Sübut: Sâbit olmak Riâyetkar: İtâat eden, uyan Subûtî sıfat: Allâh’ın sıfatları Rical: Erkekler, tasavvufta ileri Süflî: Aşağı dereceden gelenlerden Suhuf: Sahifeler, kutsal sahîfeler252 Rindân: Hiçbir şeye aldırmadan Sû-i zan: Bir kişi ya da şey gönlünün peşine düşen, âşık hakkında minfî zanda bulunmak, Riyâ: Gösteriş düşünmek Riyâkar: Gösteriş yapan, Sukut: Düşmek sâmîmiyetsiz Şule: Işık parçası Riyâzî: Matematik veyâ beden Suret: Dış yüz, görüntü eğitimi ile ilgili Sükut: Susmak Rızâ-i Bârî: ALLAH Rızâsı Süluk: Yola girmek, tasavvuf Rububiyet: Allâh’ın her şeyin yoluna girmek Rabbi, sâhibi, terbiyecisi olması Sünnet: Hz. Peygamber’in fiil ve Ruhânî: Ruh ile ilgili, mânevî davranışları Rücu: Geri dönme Şakî: Allâh’a inanmayan Rüsvay: Rezil, aşağılık Şefî: Şefaat eden, Rü’yet: Görme, görülme Şek: Şüphe Sadr: Göğüs, orta Şer: Kötülük Sahih îtikat: Sağlam inanç Şeref-yâb olmak: Şereflenmek Salât: Duâ, namaz Şer’î hükümler: Dînî hükümler Sâlih amel: Sağlam ve iyi yapılan Şeriat: Din kânunları iş Şerîat-i garrâ: Parlak, aydınlık Salih îtikat: Doğru inanç şerîat Sâlih kul: Dindar, güzel ahlaklı Şeriat-i garrâ: Aydınlık şeriat, insan İslâm şeriati Sarih: Apaçık, besbelli Şerik: Ortak
    • METAFİZİK IŞeyh: Yaşlı veyâ büyük kişi, tarîkat Terakkî: Gelişme, ilerleme lideri Tertîb-i İlâhî: İlâhî tertip, düzenŞiar: Özellik Tesânüt: Birlik, uyumŞimşir-i Hüdâ: Hakk’ın kılıcı Teşrî: Dînî kânun koymaŞinto dîni: Japonların dîni Teveccüh: YönelmeŞirk: ALLAH’a ortak tanımak Tevekkül: Allâh’a dayanmakTaam: Yemek Tevessül: Aracı edinmek, vesîleTâat: İtâat etmek, dînî emirleri edinmek yarine getirmek, ibâdet Tevfik sâ’ye refik olanındır:Tahammül: Dayanmak, katlanmak Başarı çalışanındırTahayyül: Hayal etme, düşünme Tevhîd-i ef’âl: Her olayın hakîkîTakvâ: Allâh’ın emirlerine fâilinin ALLAH olduğu titizlikle uymak şuurunda olmaTâlib: İstekli Tevhîd-i sıfât: Allâh’ı sıfatlarındaTân: Kötülemek bir olarak bilmekTan yeli: Sabah esen rüzgar Tevhîd-i Zât: Zât olarak Allâh’ı birTanzîm-i İlâhî: Allâh’ın düzeni bilmekTarîkat: Yol, Allâh’a götüren yol Tevhit ehli: Gerçek dindarlarTarik-ı müstakîm: Dosdoğru yol Tiğ: KılıçTasavvuf: Dînin mânevî yönü, rûhî Tiynet: Yaratılış, huy, tabîat, tarafı karakterTavaf: Kâbe’nin etrâfında Tolerans: Müsâmaha, hoşgörü dolanmak sûretiyle yapılan Trans: Bir iş üzerinde fikri 253 ibâdet yoğunlaştırarak onuTazarru: Yalvarma gerçekleştirmekTebliğ: Duyurma Turuk-ı aliyye: Yüce tarîkatlerTebşir: Müjdeleme Türbe: Dindar insanların kabirleriTecelliyat: Zuhur etme, görünme Ucup: Kendini beğenmeTedrisat: Ders okuma Uhrevî: Âhiret ile ilgiliTefekkür: Düşünce, düşünme Ukbâ: ÂhiretTefsir: Kur’ân’ın yorum ve Ulûhiyet: İlahlık açıklaması Ulvî: YüceTekâmül: Gelişme Ümm-i Kitâb: Ana kitap, Kur’ân-ıTekeffül: Üzerine almak, kefil Kerîm olma Vâcibü’l-vücud: Var olmasıTekke: Eskiden sufilerin, mecburi olan dervişlerin,eğitim gördükleri yer Varak: YaprakTekvin: Yaratma Vârisü’l-enbiyâ: PeygamberlerinTelakki: Anlayış vârisleri, gerçek âlimlerTelepati: Başkası ile duysusal Vârisü’n-Nebî: Hz. Peygamber’in bağlantı kurmak vârisiTemâşa: Seyretme Vebal: SorumlulukTemâyül: Meyletme Vechile: Bu şekildeTenezzülen zuhur: Merhametinden Vehâmet: Korkunçluk dolayı yapmak Vehim: Kötü duygu, düşünce
    • METAFİZİK I Velâyet makâmı: İrşat makâmı Zerre: En küçük parça Velî: İbâdet ve tâat ile Allâh’ın Zikir: Anmak, Allâh’ı ziketmek yakınlığını kazanmış kul Zikke: Damga Verâ: Yeme, içme, giyinme gibi Zillet: Aşağılık vesîlesi hususlardaki dînî hassâsiyet Zillete inmek: Aşağı düşmek Verâset: Vâris olmak, bir kimseden Zındıklığa düçar olmak: Zındık, sonra onun mülkünde kısmen dinsiz olmak veyâ tamâmen tasarruf sâhibi Zuhr-ı âhir: En son öğle namazı olmak niyetiyle “Cuma namazım kabul Visal: Kavuşma olmuyorsa” şüphesiyle kılınan Vuslat: Kavuşma ve aslı olmayan uydurma namaz Yed: El, yan, yakın. Zuhur vesîlesi: Görünme vesîlesi, Yed-i kudret: Kudret, kudret eli aracı Yezdân: ALLAH Zuhur: Görünmek, ortaya çıkmak Zâfiyet: Düşkünlük Zühd: Dünyâ malına meyil etmeme Zarurî: Mecburi Zü’l-cenâheyn: İki kanat sâhibi, Zâviye: Eskiden dervişlerin hem şerîati, hem de tasavvufu kaldıkları şehrin dışındaki yer bilen Zekat: Malın belli bir kısmını Zülf, zülüf: Saç fakirlere vermek254