Se ha denunciado esta presentación.
Utilizamos tu perfil de LinkedIn y tus datos de actividad para personalizar los anuncios y mostrarte publicidad más relevante. Puedes cambiar tus preferencias de publicidad en cualquier momento.

Gerçek Sinema - 01 | Redakte.Net

162 visualizaciones

Publicado el

Günümüzde geri bıraktırılmış ülkelerde en gözde sanat sinemadır. Çelişkilerin gittikçe koyulaştığı, derinleş­tiği bu gibi ülkelerde sinema, özünde taşıdığı dinamik nitelikleriyle öteki sanatların, hepsinden daha güçlü bir şekilde, yaşanan anı kavrar, yorumlar ve yansıtır. Aynı zamanda sinema, emperyalizmin bozduğu yozlaştırdığı halk kültür ve sanatım yeniden güçlendirecek bir kurtarıcıdır geri bıraktırılmış ülke sanatçıları için. Bunun anlamı, halk kültürünü yozlaştırmada ve insanları koyu bir yabancılaş­ manın içine atmada başta gelen bir araç olan sinemanın tersine bir eylem için başarılı bir şekilde kullanılabileceği inancıdır. Brezilya’lı yönetmen Glauber Rocha’dan, Senegal’li yönetmen Osman Sembene’ye kadar pek çok sanat­çı bu nedenle sinemanın ülkeleri için biçilmiş kaftan olduğunu söylemektedir. Aynı şey Türkiye için de geçerlidir. Bir sinema dergisinin fonksiyonu ise bu tür ülkelerde hele kısa dönemde çok azdır. GERÇEK SİNEMA’nın amacı bütün sanat ve edebiyat dergilerinde olduğu gibi, çok sınırlı bir okuyucu kitlesine, hem Türkiye’de şimdiye kadar yapılan ve yapılmakta olan sinema tartışmalarını yansıtmak, hem de özellikle geri bıraktırılmış ülke sinemacılarının tonlu yada bireysel çabalarını ileterek Türkiye’de yapılacak sinema çalış- malarına elden geldiğince katkıda bulunmaktır.

GERÇEK SİNEMA, belge toplayıcı bir dergi olmaktan çok tartış­ macı bir dergi olacak ve sinema alanında nadir görülen nesnel eleştiri anlayışım canlandırmaya çalışacaktır. Derginin toplumsal gerçekçi sanat kuramını izleyeceği açıktır.

Publicado en: Entretenimiento y humor
  • Inicia sesión para ver los comentarios

Gerçek Sinema - 01 | Redakte.Net

  1. 1. ifaktaki işçi sineması •toğraf açık oturumu ferika sineması
  2. 2. gerçek sinema aylık sinema ve fctcğraf dergisi Yıl: 1 Sayı: 1 E kim 1073 Sahibi: E rol B ayrakdar. Yazı İşleri Sorum lusu: Aydın Saym an Y azışm a ve Y önetim Y eri: M uhtar H üsnü Sokak 31 6 F atih İst. Sayısı: 5 T.L., Y ıllık Abonesi: 50 T.L., A ltı A ylık: 25 T.L. B asılm ayan yazılar 1 T.L.'lık pul karşılığı geri gönderilir Dizgi: YÖN ET M atbaası — B askı: Z A FE R M atbaası Son B askı T arihi: 27 E ylül 1973 K apak D üzeni: A ykut K oksal F otoğraf: «Soleil 0»/Y ön: Med H ondo/M oritanya içindekiler çıkarken 1 haberler 2 afrik a sinem ası 7 osm an sem bene ile söyleşi 9 görünüş 18 ikilem gerekiyorsa 20 fotorom an sorununa yaklaşım 24 şafak tak i işçi sinem ası 27 ayzenştayn’a saygı 30 aleksandr nevski'yi çekerken 31 yeni sezonda seyredeceklerim iz 35 fo to ğ rafta yol ayrım ı 41 fotoğraf açık oturum u 42 G.M. P erry -P atrick Mc Gilligan E rol B ayrakdar E them A lkan Oğuz M akal Sergey A yzenştayn G ünyüz D em irhan Yön: B urçak E vren
  3. 3. Ç IKAR KEN Günümüzde geri bıraktırılmış ülkelerde en gözde sa- nat sinemadır. Çelişkilerin gittikçe koyulaştığı, derinleş­ tiği bu gibi ülkelerde sinema, özünde taşıdığı dinamik ni* tetikleriyle öteki sanatların, hepsinden daha güçlü bir şe­ kilde, yaşanan anı kavrar, yorumlar ve yansıtır. Aynı zar- manda sinema, emperyalizmin bozduğu yozlaştırdığı halk kültür ve sanatım yeniden güçlendirecek bir kurtarıcıdır geri bıraktırılmış ülke sanatçıları için. Bunun anlamı, halk kültürünü yozlaştırmada ve insanları koyu bir yabancılaş­ manın içine atmada başta gelen bir araç olan sinemanın tersine bir eylem için başarılı bir şekilde kullanılabileceği inancıdır. Breziîya’lı yönetmen Glauber Rocha’dan, Sene- gal’li yönetmen Osman Sembene’ye kadar pek çok sanat­ çı bu nedenle sinemanın ülkeleri için biçilmiş kaftan oldu- ğunu söylemektedir. Aynı şey Türkiye için de geçerlidir. Bir sinema dergisinin fonksiyonu ise bu tür ülkeler­ de hele kısa dönemde çok azdır. GERÇEK SİNEMA’nın amacı bütün sanat ve edebi­ yat dergilerinde olduğu gibi, çok sınırlı bir okuyucu kit­ lesine, hem Türkiye’de şimdiye kadar yapılan ve yapılmak­ ta olan sinema tartışmalarını yansıtmak, hem de özellikle geri bıraktırılmış ülke sinemacılarının tonlu yada birey­ sel çabalarını ileterek Türkiye’de yapılacak sinema çalış- malarına elden geldiğince katkıda bulunmaktır. GERÇEK SÎNEMA, belge toplayıcı bir dergi olmaktan çok tartış­ macı bir dergi olacak ve sinema alanında nadir görülen nesnel eleştiri anlayışım canlandırmaya çalışacaktır. Der­ ginin toplumsal gerçekçi sanat kuramını izleyeceği açık­ tır. ---------------------------- gerçek sinema ---- ı
  4. 4. h a b e r l e r Yeni Filimler Lütfü Ö. Akad «Düğün» adlı filmini bitirdi. Senar­ yosu da Akad’a ait olan film Gelin’le başlayan üçlemenin çevrilen ikinci bölümü. Hülya Kocyiğit, Ahmet Mekin ve Kâmuran Usluer’in oynadığı filmde Urfa’dan ekonomik koşulların zorlamasıyla İstanbul’a göç eden bir ailenin bü­ yük şehirdeki yaşama mücadelesini anlatılıyor. Akad’m yakınlarda yeni bir film daha çekmesi sözkonıısu. Akad, «Düğün» den önce ormanlar hakkında renkli bir belgesel film çekmişti. Atıf Yılmaz’ın bu yıl yönettiği filmlerden ikisinin isimleri belli oldu: «Hazreti Mevlânâ» ve «Güllü Geliyor Güllü», «Hüsnügiller» filmini bitiren Halif Refiğ, Halide Edip Adıvar’ın ünlü romanı «Vurun Kahpeye» yi sinemaya uyarlayacak. Bu, romanın üçüncü defa filme çekilmesi olu­ yor. Daha önce L. Akad ve Orhan Aksoy tarafından uyar­ lanmıştı. Batılılaşma eleştiricisi Halit Refiğ’iıı «Vurun Kahpeye» yi filme çekmesi oldukça ilginç bir olay. Genç yönetmenlerden Zeki Ökten, senaryosunu Selim İleri’nin yazdığı «Bir Demet Menekşe» adlı filmin çekimi­ ni bitirdi, yeni bir filme başladı. Zeki Ökten daha önce de Ağrı dağında geçen bir öyküyü filme çekmişti: «Ateş» Türkân Şoray ikinci yönetmenlik denemesini «Azap» adlı filmle yapıyor. Filmin konusu hasta çocuğunu tedavi ettirmek için İstanbul’a gelen bir köylü kadınının başından geçenler. Uzun süredir şarkıcı filmleri yaparak ulusal sinema kavgasında Halit Refiğ’i yalnız başına bırakan Metin Erk- san niteliği belli olmayan yeni bir proje üzerinde çalışıyor. Sinematek Derneği Sinematek, bu yıl film gösterileri dışındaki faaliyet­ lerini çoğaltacak. Tiyatro, konser türünden çalışmalar dı­ şında sergilere de önem verecek. Böylece gösterilen film sayısının geçen yıllara oranla azalacağı, buna karşılık filmler üzerine tartışma ve eleştirilerin yoğunlaşacağı sa­ nılıyor. Bu nedenle gösterilen filmler hakkında konferans ve açık oturumların düzenlenmesine gidilecek. Dernek bu yıl kendi içinde bile şimdiye kadar gösteremediği ülkeler­ den filmler göstermeye çalışacak. Güney Amerika sinema' lan gibi. 2
  5. 5. Film Arşivi Yakında Cumhuriyetin 50. yılı dolayısıyla yerli ve yabancı filmlerin gösterilerine başlayacak olan Türk Film Arşivinin depolarından biri yandı. Oldukça geniş bir ha­ iların meydana geldiği yangında yerli-yabancı birçok film kullanılmaz hale geldi FORD, MELVİLLE, KOZİNTSEV ÖLDÜ Geçtiğimiz aylarda üç büyük sinema yönetmenini da­ ha yitirdik: John Ford, Grigori Kozintsev ve Jean Pierre Melville. Western türünün başarılı örneklerine imzasını atan John Ford ülkemizde tanınan ve beğeni kazanan bir yö­ netmendi. Irlaııda’lı bir ailenin çocuğu olan John Ford ak- tör olarak girdiği sinemada kısa zamanda yönetmenliğe terfi etmiştir. Sessiz sinema devrinde de başarılı örnek­ ler veren Ford’un bu güne dek yönettiği 130 film arasın­ da en önemlileri şunlardır: Demir At, Yitik Devriye, Muhbir, Cehennemden Dönüş, Vahşi Koşu, Gazap Üzüm­ leri, Vadim O Kadar Yeşildi ki, Baskın, Kanun Harici, Çöl Yavrusu, Vahşiler Hücüm Ediyor, Kadın Satılmaz, Mo- gambo, Çöl Aslanı, Kahraman Süvariler, Masum Suçlu, Kanlı Mücadele, Kahramanın Sonu, Çılgınlar Batakhanesi, Baharda Hücum. Politik nitelikteki filmleri ile tanınan Jean Pierre Mel­ ville de son filmi «Un Flic» in sağladığı başarıyı gördük­ ten sonra öldü. Yurdumuzda «Kiralık Katil» ve «Ateş Çemberi» ile tanınan Melville 56 yaşında idi. Shakespeare uyarlamaları ile yurdumuzda da tanınan Grigori Kozintsev 65 yaşında öldü. Yurdumuzda «Ham­ let», «Kral Lear» gibi Shakespeare, «Don Kişot» gibi Cer­ vantes uyarmaları seyredilen yönetmen 1948 den bu yana beş film yapmıştı. FESTİVALLER: Cannes Mayıs ayında yapılan Cannes Film Festivalinde ge­ çen yıl olduğu gibi büyük ödülü iki film beraber paylaş­ mıştır. Jerry Schatzberg’in «Korkuluk Scarec,row» üe Alan Bridges’in «Kötülük-The Hireling» adlı yapıtları Altm Palmiye’yi kucakladılar. En iyi kadın oyuncu ödülünü Joanne Woodward, en iyi erkek oyuncu ödülünü de Gian- carlo Giannini aldılar. Jean Eustache’ın «Anne ve Fahişe- 3
  6. 6. La Maman et La Putaine» i ile Laloux-Toper İkilisinin «Vahşi Gezegen-La Planete Sauvage» ı jüri özel ödülünü kazandılar. Berlin Bu yıl Berlin’de altın ayı ödülünü, festivalin abonesi Satyajit Ray «Ashani Sanket» adlı filmi ile kazandı. Gü­ müş Ayı ödüllerini ise Fransız André Cayatte «Ateş Ol­ mayan Yerden Duman Çıkmaz» ile, Arjantin’li Leopolde Torre Nillson «Yedi Deliler» ile, Brezilya’lı Arnaldo Ja- vor «Bütün Çıplaklar Cezalandırılacak» ile, Fransız Yves Robert «Siyah Ayakkabılı Sanşın» ile, Ingiliz David Hem- mings «Ondörtler» ile paylaştılar. Bu yıl Berlin’de en iyi kadm ve erkek oyuncu seçilmedi. Antalya (!) Bu yılki Antalya Film Festivalinde ( !) Orhan Aksoy’ un «Hayat Mı Bu?» adlı filmi büyük ödül kazanmıştır. «Tanrı Misafiri» filmindeki oyunuyla Hülya Koçyiğit en iyi kadın, «Suçlu» filmindeki oyunuyla da, Tarık Akan en iyi erkek oyuncu seçilmiş olup «Dinmeyen Sızı» filminin yönetmeni Nejat Saydam en iyi yönetmen seçilmiştir. Moskova Bu yıl Moskova Film Festivalinde Bondarchuk, Hoff- man, Clement, Gina, Mifune, Stevens gibi ünlü sinemacı­ ların da bulunduğu jüri ödülleri şöyle dağıtmıştır: Altın ödüller : 1 — Hürriyet Denen Tatlı Kelime (Eto Sladkoe Slovo Svoboda) - Vitautus Zalakevicius, 2 — Ok- lahoma Crude - Stanley Kramer, 3 — Sevgi (Obiç) - Lyud- mil Staikcv. Gümüş Ödüller: Fotoğraf (Pal Zolnay-M acaristan), Kopemik (Petelski - Polonya), Suikast (Yves Boisset- Fransa) Juri Özel Ödülleri: Matteotti’nin Öldürülmesi (Flo- restano Vancini-İtalya), Sut-Jeska (Stipe Delic-Yugoslav- ya), O Yıllar (Felipe Casals-Meksika) En iyi Kadm Oyuncular: 1 — Tra Giang (K. Viet­ nam), 2 — İngrid Varlung (Norveç) En İyi Erkek Oyuncular: 1 — Serjio Corrieri (Kü­ ba), 2 — Ramaz Çikvadze (Rusya) Jüri Diplomaları: ihanet Günleri (Otakar Yavra-Çe- koslovakya), Benim Güzel Evim (Benoit Lam yBelçika), 3 — Tuki-Buki (Cibril Diop-Senegal), Patlama (Mircea Dragan-Romanya) 4
  7. 7. Krakowie K ısa m etrajlı film şenliklerinin en önem lilerinden biri olan K rakow ie K ısa M etrajlı Film ler Şenliği I -1 0 haziran tarih leri a ra ­ sında yapıldı. îk i bölüm lük festivalin 1 - 5 haziran tarih leri arasın ­ da olanı Polonya K ısa Filim lerine, 5-10 haziran tarih leri arasında olanı da çeşitli ulusların filim lerine ayrılm ıştı. O tuziki ülkeye m ensup 77 film in y arıştığ ı U luslararası 10. K rakow ie K ısa M etrajlı Film ler Şenliğinde ev sahibi Polonya büyük ödülü kazandı. Sinem aseverlerin «Firavun», «M eleklerin Johanna’ Anası», «Oyun» adlı filim leri ile tanıdığı ünlü P olonya’lı F ilm yö­ netm eni Jerzy K aw alerow icz festival jürisi başkanlığını yapm akta idi. K aw alerow icz’den başk a D ragoslav A dam oviç (Y ugoslavya), Jerzy K rasow ski (Polonya), Leonid M achnacz (Sovyet R usya), D avid N eves (B rezilya), E rn est R. Rose (A .B.D.), R aoul Servais (B elçika), K u rt T etzlaff (D. A lm anya), ve W illiam W eintraub (K anada) un da bulunduğu jü ri 25.000 zlotilik Polonya Güzel S an at­ la r ve K ü ltü r B akanlığının «A ltın D ragon» ödülünü Polonya’lı yö­ netm en A ndrzej B rzozow ski’nin «İlk On Gün-10 Dni Pierw szych» adlı film ine verildi. B rzozow ski ateşkesin hem en ardından tah rip olm uş, yıkılm ış bir H anoi’den kesitler veren film inde dehşet uyan­ d ıran tablolarla 1972 aralık bom bardım anının artık ların ı yansıtm aya çalışm ış, güçlü yorum u ve başarılı görüntüleriyle tü y ler ürpertici bir film yapm ış. K rakow ie V aliliğinin özel ödülünü ise Sovyet yönetm en G erald D egaltsev’in «Duchin K öprüleri-M osty D iujszena» adlı film i k azan­ dı. N ary n nehri üzerindeki b ir teknenin kaptanlığım yapan b ir ih­ tiy arın öyküsünü an latan film, 23 dakika içinde bu ih tiy ar kurdun m eslek aşkını, su lara olan sonsuz tu tkusunu, şiirsel bir anlatım la verm iş yönetm en. G üm üş D ragon ödülleri ise B ulgar yönetm en Georgi Ç avdarov’ un «M abet-îdol», F ran sız yönetm enler F rancis L eroy’un «Çiçekten yapılm ış Genç K ızlar-L es Jeunes Filles en Fleurs», P io tr K am ler’in «Y ardım sever K alp-C oeur de Secours» ve Sovyet Y önetm en V. Le- vin’in «M utlu A da-O czarow annyj Ostrow» adlı filim lerine verildi. Ç avdarov’un film i iki başıboş serserinin serüvenidir. F ran cis L eroy’ un film i D avid H am ilton ve M odellerinin fo tğ raflarıy la bezenm iş­ tir. Lew in ise tam birlik halinde çalışan M oskova’lı pantom im cilerin provalarını başarılı bir şekilde peliküle kaydetm iş. A şk ve M utluluk incelem esi olarak niteleyebileceğim iz K am ler’in y apıtı sü rrealist bir film. B unlardan başka F ransız yönetm enlerden Guy M arconnier «La- sin F otoğraf-L e Photographe Lassine», Zespol Slon «H areket H a­ lindeki Tren-Le T rain E n M arche», A.B.D.’lı yönetm en L es K aluza’- nın «P otpuri-Potpourri» ve D. A lm an Y önetm en H o rst B ever’in «Çıkılır-Em por» adlı filim leri şeref diplom ası kazandılar. B ütün bunların yanı sıra FA O ödülünü H ollanda’lı G eorge Slui- zer «Sal-The R aft», CIDALC ödülünü ise R om en L aurentiu Sirbu «K uşcuk-Puiul» adlı filim leriyle kazandılar. 5
  8. 8. 66 film in y arıştığ ı K rakow ie U lusal K ısa M etrajlı F ilm ler yarış m asında ise 30.000 zlotilik büyük ödül B ohdan K osinski’nin «Bu Şehri Ben K urdum -B udow alem M iasto» adlı film i kazandı. S tanis­ lav K uszevski (B aşkan), M algorzata K arbow iak, M ieczslav Czuma, Jacek Fuksiew icz, B ohdan Poreba, T adeusz R obak, W ojciech W ierzew ski den kurulu jüri, özel ödülünü ise B ogdan D ziw orski’nin «H aç ve B alta-K rzyz I Topor» adlı film ine verildi. B üyük ö d ü lü kazanan K osinski'nin «Bu Şehri Ben K urdum » unda yeni endüstri m erkezlerinden N ow a H u ta’nın m im arı Szczepan B rzezinski’nin oğlu ile olan düşünce ayrılığı anlatılm ak isteniyor. Szczepan B rzezinski çalışm alarının ürünü olarak nitelediği ve hay­ ran ı olduğu bu şehirde yaşar. H albuki bu şehirde doğm uş olan oğlu, başka düşüncelere sahiptir. K osinski b aştan sona baba ile oğulun bu düşünce ayrılıklarını verm eye çalışm ış. D ziw orski’nin film i ise 1655 İsveç istila sı sırasında Voyvoda K rzysztof O ssolinski tarafın d an yaptırılm ış K rzystopor şatosunun b ir halk öyküsü şeklindeki tarihçesini y ansıtm aktadır. D iğer bir özel ödülde B lachow icz-Przysiecki İkilisinin 16 m m lik «K utsal Y er-U roczysko» adlı film ine verildi. D ağda tab iatla kucak kucağa yaşayan bir insanın yaşam a m ücadelesinden 26 d akikalık bir k esit sunuyor film . Bu insan için tab iat zam an zam an pençelerini gösterm ektedir. Y alnız yılm adan çalışan adam k u rt, ayı gibi vahşi hayvanların arasın d a m utlu bir yaşam a sahiptir. E n önem li ödül­ lerden dördüde şu film lere verildi. G ebski-H alor İkilisinin Sovyet y azarı K apiyef’in, Savaş ve Şehitlik üzerine düşüncelerini yansı­ ta n «A janda No: 14 - N otatnik C zternasty» M ariusz W alter’in bir tre n yolu üzerindeki eski ve yeni binaların incelem esi olan «Tren­ ler D aim a G eçer-Zawsze Jezdza Pociagi», Janusz W iktorow ski’nin, üzgün b ir m aym unun neşe dolu, renkli tüylü güzel bir kuşu gıpta ile seyretm esini y ansıtan «N erede Bizim Sevgili D inozorlar-G dzie Sie Podzialy K ochane D inozaury», M icinska-Dobow ski İkilisinin R zasa adlı bir folklor inceleyicisinin a rtistik ve pedagojik düşünce­ lerini an latan «A ntoni R zasa'nın P o rtresi-P o rtret A ntoniego Rzasy». Jü ri Şeref ödüllerini ise P ietrzkiew icz-Sacha İkilisinin «Dok­ to r R eçetesi-D oktorant,» P io tr A ndrejew , in «işte M roz-Idzie M- roz», Jankow ski-P ietras İkilisinin «K aptan-K aptan», Jerzy K ucia’nın «D önüş-Pow rot» adlı film leri kazanm ıştır. B irbirinden b aşarılı sayısız kısa film in seyredilm e im kânını sağlayan K rakow ie K ısa M etrajlı F ilm ler Şenliği, D ünya D oküm an- te r Sinem acılarının daha çok tanınm asını ve günüm üzde fazla ilgi görm eyen k ısa film ciliğin daha büyük bir önem kazanm asını sağ ­ lam aktadır. B irçok sinem acı ve anim asyoncunun günüm üzde büyük isim yapm asını sağlayan 13 yıllık bir m aziye sahip K rakow ie F estivali, dünya sinem asına büyük k atk ılard a bulunm akta ve güzel san atların tüm ünü içeren bir san at ziyafeti niteliğini k o ru m ak ta­ dır. GÜNYÜZ D EM lR H A N
  9. 9. A f r i k a S i n e m a s ı A frika'da bütünüyle yeni bir sinem a doğuyor. Şimdiden, Sem - bene, Hondc, L akhdar-H am ine gibi sağlam yönetm enleri, O uaga­ dougou ve K artaca gibi festivalleri ve en önem lisi A frikalıların A f­ rikalılar için yaptık ljarı film leri görm ek isteyen, gelişen bir seyircisi olan bir sinema. D evinim içindeki bu um ut sinem asına geçtiğim iz yıla dek batida pek önem verilm edi. Bazı F ransız-A frikası film ­ leri F ra n sa ’da küçük ticarî b aşarılar elde etm e şansını buldularsa da, İngiltere gibi bir ülkede koca O sm an Sem bene’nin görülebilm e­ si için 1973'ü beklem ek gerekti. B ugün bile pek çok A frika ülke­ sinde sinem aya A vrupalı’ların hakim olm ası sonucu karşılaşılan aşılm az engellere rağm en b aşta dağıtım zorlukları sesini dün­ yaya duyurm asını bildi bu m ütevazi am a özgün sinem a. A frikalı sinem acılar çoğu kez salt yeni söm ürgecilerin değil, kendi yönetim ­ lerinin de hışm ına uğradılar. B askı rejim leriyle göğüs göğüse m ü­ cadele verdiler. A frik a’lı yönetm enlerin söyledikleri batılı seyirci­ ye te rs ya da sürprizli gelebilir. A m a batılılarm asırlar boyu on­ lara yaptıklarından sonra, A frikalı’larm b atı u y garlık ve kültürü hakkında A vrupa’lı gibi düşünm elerini beklem ek en azından küs­ tahlık ve saygısızlık olur. A frika film leri A frik a’lılar için yapılır ve A frika halklarına içtenlikle seslenir. Görevi de budur. Bu yön­ den bakıldığında A vrupa’lı seyircinin düş kırıklığının, A frika sine­ m asını değerlendirm edeki önem sizliği kendiliğinden anlaşılır. Film yapım cılığının geliştiği ülkelerin hem en hepsinin F ransız A frik a’sında cluşu, buralarda film ciliğin daha çok teşvik edilm e- sindendir. Çünkü eski İngiliz söm ürgelerinde sinem a hem en hem en y oktu r ve TV teşvik edilm ektedir. B irkaç F ransız yapım ı dışında m alî destek genellikle devlete dayanm aktadır. K endi ayağıyla kav ­ rulanlar da vard ır aralarında. Belki bugün A frik a’da yepyeni ve clgun bir sinem a kurulduğunu söylem ek erkendir am a ortadaki üs­ tün yetenekler bunun çok gecikm eyeceği yolundaki um udum uzu güçlendirm ektedir. A frika sinem asının babası olarak nitelenen Senegalli O sm an Sembene, her yerde övgüyle sözü edilen C ezayir’li M uham m ed L akhdar-H am ine, M oritanyalI Med Hondc., yine bir Se­ negalli A babacar Samb, Fildişi Kıyılı D ésiré E caré, N ijerii O um aro C-r.nda, Brazville K ongcsu’nda A frik a’nın ilk kadın yönetm eni Sa­ ralı M aldoror ve Gineli Kemoko M usa D iakité en ünlüleridir. A y­ ca. daha önce de bazı önemli çıkışların yapıldığı, A frik a’m n en yaşlı sinem ası M ısır'dan bir yönetm enin 1972 K artaca festivali bi­ rincisi Tevfik Salâh'ın ve 1972 O ugadougcu festivali büyük ödülü­ nü kazanan Faslı Ben B arka Scuhel’in de sözü edilecek önemli yc- nerm enler elduğunu sanıyoruz. 7
  10. 10. Kara Kız / Osman Senıbene - Senegal - 1965 «-Afrika sinem asının babası» Sem bene’ye gelince, hakkında söy inecekler pek çok olduğu için ayrı bir yazı konusu olduğunu dü ündük bu «baba» sinem acının. M oskova’da M ark D onskoy'un ya ındaki kısa sinem a öğrenim inden sonra cn yıldır sinem a yapaı iembene’nin tam A frika’lı, didaktik olm aksızın politik olan, özgü; e ilginç sinem ası kendini batıda da kabul ettirm iş ve film lerini; ngiltere dağıtım ı başlanm ıştır. A şağıdaki okuyacağınız neden erle çek seyrek film yapan Sem bene’nin film ografisindeki önem i film ler: «Barom S arrctt» 1963 Senegal. Y asak bir bölgeye sürdü ;ü arabasına el konan D akarlı arabacının öyküsünü an latan 20 da likalık bir kısa film . «K ara Kız» 1965 Senegal, (60 dak.) P a ris't ;alışan A frik a’lı bir kızın yabancılaşm ayla savaşım anlatır. «Taaw .971 Senegal, (26 d ak). Iş bulam ayan 20 yaşındaki bir gencin ya lamı çevresinde, D akar gençliğinin sorunlarını inceler. Sembene' ıin en önem li yapıtları, iki uzun m etrajlı film i «M andabi» (H ava s ), 1968 Senegal) ve «Em itai» ye (F ırtın a T anrısı, 1971 Senegal lişkin bilgiyi yazıda bulacaksınız. Film Q uarterly dergisinden ta nam ını çevirdiğim iz bu yazıyı, üçüncü D ünya’m n en önem li «örnek inom acisı olan O sm an Sem bene’yi tan ıtm ak ve düşüncelerini, de leylerini öğrenm ekte y a ra r gördüğüm üz için yayım lıyoruz. 5
  11. 11. Osman Sembene ile Söyleşi G. M. Perry— Patrick Mc. Gilligan O sm an Sem bene... K onuşm ası büyüleyici am a o denli de iğne­ leyici, kendini adam ış bir devrim ci; ince yapılı am a güçlü bir Sene- galli.. D aha ence iyi bir rom ancı olarak ünü yaygın olm asına karşın, A frik a’nın en iyi sinem acısı olarak ününü, tüm ü yalnız beş film lik bir ürün toplam ından yaratabilen güçlü ve yetenekli bir üçüncü D ünya sinem acısı. K üçük S ah ra’nm k a ra sanatının öncüsü ve sözcüsü olarak tek başına dünyayı dolaşm ış ve film lerini göstererek, an a m esajı olan, A frik a’nın yerli insanına ve onun onur ve k ü ltü r m irasına olan g ü ­ venini yaym aya çalışm ıştır. Sem bene’nin film leri A m erika ve A vrupa’ya bu tü r gezilerde sesini duyurabil m irlerdir. F a k a t A frika’da, eski söm ürgeleri üze­ rinde çok uyanık bir baskıyı sürdüren F ran sız H üküm eti aracılı­ ğıyla engellenen bu uçarı y ap ıtlar geniş bir tanınm a olanağı bu­ lam am ışlardır. Senegal dışında geniş bir dağıtım ı yapılabilen tek yapıt, Sem bene’nin ilk uzun m etrajı olan «M andabi» dir. 49 yaşındaki Sembene, son film i «Em itai» nin geçtiği yer olan G üney Senegal’in kırsal kesim inde, Z iguinchcr’da doğm uştur, iyi eğitim görm üş pek çok A frik a’lı sinem acıya karşın Sem bene pek az resm î eğitim görm üş, ilkokuldan sonra en çok üç yıl okum uş­ tur. Sem bene'nin yaşam ı «Em itai» de anlattığı, F ran sızların zorla ask er toplam a öyküsüyle çok benzerlik gösterir. II. D ünya S avaşı’- nda zorla askere alın arak F ransız O rdusu’nda savaşm ıştır. D aha sonra bir süre F ra n sa ’da k alarak, M arsilya’da dek işçiliği yapm ış, b ir yanda işei örgütlerinde çalışırken, kendini bir yazar olarak ye­ tiştirm iştir. Sem bene kendini A frik a’îı y azarların en ön sıraların a getirm e­ ye yeterli, beş etkileyici rem an ve bir çok kısa hikâye yayım lam ış­ tır. E n ünlü rom anı «De B outs de Bois de Dieu», Senegal’in F ra n sa ’ 9
  12. 12. dan bağım sızlığını kazanm asında büyük b ir aşam a olan 1947 Da- kar-N iger dem iryolu grevini yarı-im gesel biçimde anlatır. Son ro­ m anı «Le M andat» (1966) ise başarılı film i «M andabi» nin k ay n a­ ğıdır. Sembene altm ışların başında yeteneklerini film leriyle sergile­ m eye başlam azdan önce Sovyet R usya’da kısa bir sinem a eğitim i gördü. A m a hem en söyliyeyim : film lerinde R us etkisi, h a tta küçü­ cük bir esinlem e aram ak te k kelim eyle nafiledir. Sem bene çok am a çok büyük bir ölçüde kendi yaratıcısıdır. Sinem a yapıtını bütünüyle doğal bir olay biçim inde gösterebilen ender yeteneklerden biridir «c». Yine de M andabi’yi aynen evrensel etki ve m esajı içeren, A fri­ kalı bir «Bisiklet H ırsızları» olarak görenler olabilir. De Sica'nm film indeki gibi oyuncu olm ayan birinin oynadığı yapıtta, kentte yaşayan, basit, eğitilm em iş yaşlı bir adam ın bürokrasi çem beri ve insancıl değerlerini yitirm iş bir toplum un çürüm eye terk ettiğ i genç kuşak karşısındaki um utsuzluğu anlatır. Son yapıtı «Em itai», «M andabi» deki ılım lı ve scsyal bilinci, A frik a’nın k ırsal kesim lerinde söm ürgecilik yapan F ran sızlara yö­ nelik, tarihsel kaynaklı ve dolaysız bir saldırıya dönüştürür «Em itai», doğadan folklordan ve tüm yerel ezelliklerden neredeyse inanılm az biçimde yararlanılışı, faşist baskıcılar-n gülünçlük ve ahm aklıklarını karik atü rize edişi ve k ahram an olarak kitleyi k u l­ lanışı ile diğer bir yeni söm ürgeli, -B rezilya’lı- yönetm en R ocha’- m n «Antonio das M ortes» i ile de paralellik kurar. Sembene 1927 sonbaharında, yeni film i için finansm an k ay ­ n ak ları araştırm a üzere A BD ’yi dolaştı. M adison ve Visconsin'de birer gün k alarak film lerini gösterdi ve üniversite öğrencileri ilt uzun süre konuştu. Gezide yorulduğu açıkça belliydi, ayrıca İngi­ lizcesi de ak sak tı; fak at bunlara karşın öğrencilerin bitm ek bilm e­ yen sorularını yanıtladı. A şağıdaki söyleşi O sm an Sem bene’nin M adison’daki toplantı­ sının bir derlem esidir. A slında b aşarılı ve ünü yaygın bir rom ancıydınız. Film ciliğe geçişinizin nedeni? Çok yakınlarda yeni bir kitap daha tam am ladım . A m a bunun önem inin oldukça sınırlı olduğunu sanıyorum . Nedeni, önce A frik a­ lıların % 8 0 inin okuyam am ası, geri kalan %20 sinin ise belki oku­ yabileceği. A m a bundan ete, k itapların burjuvaziyi rahatsız e ttik ­ lerinden vatanım da okunm am ın zor oluşu. Film lerim in ise bir siyasî partinin, ya da K atolik veya M üslü­ m an dininin taraftarların d an fazla izleyicisi var. Ben her gece bir sinem a salonunu doldurabilirim , in san lar düşüncelerim i paylaşm a- salar da film lerim e gelirler. H a ttâ size, A frik a’da, özellikle Sene- g al’de, bir körün bile fazladan bir bilet alıp film i kendine anlatacak genç birini yanına o tu rta ra k izlediğini söyliyebilirim . Böylelikle o, ne olup bittiğini içinde duym aktadır. Ben kişisel olarak cltum ayı yeğlerim ; çünkü öğrendiklerim i o kuyarak öğrendim . A m a sinem anın kültürel yönden daha önemli 10
  13. 13. olduğu, ezellikle biz A frik a’lılar için tam anlam ıyla bir gereksinm e olduğu düşüncesindeyim . A frik a’lı kitlelerde koparıp alam ıyacağı- nız bir şey v arsa o d a bir şeyi görm eleridir. Peki, yerli A frik a’lıların yap tık ları film ler orada gösteriliyor m u ? B atı A frik a'd a dağıtım , söm ürge devrinden a rta kalan iki F ransız şirketinin elindedir. Y erli film cilerim izin baskısıyla örne­ ğin bizim Senegal’deki gurubum uz-film leri dağıtım a zorlanıyorlar am a bunu çok ağırdan alıyorlar. Senegal’de yaptığım ız yirm i film ­ den yalnız beşinin dağıtım ını yaptılar. Sinem am ızın sorunlarını A frika toplum unun diğer sorunlarından ayrı çözüm leyem iyeceği- mizüen, uzun bir savaş olarak sürecek bu. Yeni söm ürgecilik kültürel alanda sinem a aracılığıyla sürdürü­ lüyor. A frik a sinem asının P aris, Londra, Lizbon, R om a h a tta A m e­ rik a ’dan yönetilm esi boşuna olm asa gerek. H em en tüm üyle en kötü A m erikan, F ransız ve Italy an film lerini izliyoruz. B aşlangıçtan be­ ri sinem a yerli kültürüm üzü ve kahram anlarım ızın efsanelerini yık­ m aya çalıştı. A frik a’ya ilişkin bir dolu film yaptı, am a tüm ü de A frik a’nın dekor görevi yaptığı, A m erika’lı ve A vrupa’lı istilacıla­ rın serüvenleri. A talarım ızın serüvenleri yerine öğrendiğim iz tek şey T arzan oldu. Geçmişim ize baktığım ızda öz değerlerinden ve kendine güvenden yoksun, A frik a’yı film lerin sindirdiği bir yaban­ cılaşm ayla gören pek çoklarına rastlarız. F ilm ler insanım ıza A vru­ palIca bir yürüyüş, bir davranış aşılam ış, h a tta A frik a’lı g an g ster­ ler bile tüm lerdekileri ta k lit eder olm uşlardır. A frika toplum u ta k lit sanatlarım ızda da yansıyan bir yozlaşm a sürecindedir. F a k a t şü k ü r ki, siyah burjuvazinin A vrupa ve A m eri­ k a taklitçiliğine karşın, ve yığınla A frikalı’nın haberi dahi olm adan A frika san atı varlığını korum uştur. Şehirlerde, bizim «hava alanı sanatı» dediğimiz, yontulup siyaha boyanm ış ağaç y ap ıtlar yaygın­ laşm am ıştır; gerçek san at ise k ır ve köy kesim inde, dinsel tören­ lerde korunabilm iştir. Bu, iç yıkım da halk sanatının ürünlerini sürdürm ekle kurtulabileceğim iz inancındadır. Senegal de sinem a yapm anın belirgin özellikleri, koşulları neler­ d ir? B ir tek siyasî partinin-S enghor’un partisinin-bulunduğu bir ül­ kede sinem a yapıyoruz. P artin in içinde değilseniz karşısında olur­ sunuz ve bu da Senghor yönetim i sürdükçe sürecek bir soru bir sü­ rü sorun doğurur. Ö rneğin hüküm et, kısa süre önce, Senegal’i ince­ lem eye gelen k a ra bir A m erikalı’yı anlatan, genç bir yönetm enin yeni bir yapıtını veto etti. Film sinem a vérité biçim iyle başlıyor am a hem en kişiliğine dönerek, -olm ası gerektiği gibi-sorunlanm ız üzerinde odaklanıyordu. D eğişikliği gören hüküm et dağıtım ını y a­ sakladı. Senegal’de y aklaşık yirm i yapım cıyız ve geçen yıl dö rt film yaptık. H er birinin değeri aynı değildi am a kendi olanaklarım ızla yapm ıştık. E n k arm aşık sorunum uz finansm andır. A lıcı bulabilm ek için ses ve gösteri araçlarım ızı yüklenir, konuşm alar y aparak, film leri­ 11
  14. 14. m izi göstererek dünyayı dolaşırız. B iraz p ara elde edebilir ve borç­ larım ızı ödersek yeni b ir film e başlayabiliriz.; Sinem acılığa gireı size borç p ara verecek pek az kişiye rastlayabilirsiniz. Belki de bankada p arası olan bir ark ad aş bulabilirsiniz. Çoğum uz iki yılda bir film yapabiliyoruz. «Em itai» nin kurgusu bir stüdyonun kredisiyle tam am landı, A m a bizi tan ıy an stüdyolar F ra n sa ’da. B askı ve kurgu için F ra n sa ’­ y a gitm em iz gerekiyor, bu ise çek pahalı. «Em itai» nin çekim gider­ leriyse, bir A m erikan kilisesi için yaptığım «Tauw adlı film inden aldığım p aray la karşılandı. H iç bir yerden, h a tta bir kiliseden gelen p aray ı bile tepem iyoruz. Şehirlerdeki gösteriler için film lerim iz 35 m m ile çekilir, sonra 35 mm. lik gösterici bulunm ayan köyler için 16 lık kopyalar pılır. O zam an dağıtım cıların k asten y a ra ttık la rı bir sorur, olarak. 16 lıkları şehirlerde gösterecek salon bulunm az. Bu yüzden, aynı zam anda daha çok ekonom ik elan 16 m m ile film çe.-ur.eye başla­ dık. Bu kez de kentlerde gösterm ediler film lerim izi. Yar.i onların k u ralların a göre oynam ak zorundayız oyunu. K ağ ıt üzerinde kendi dağıtım şirketim izi kurabiliriz am a bu­ nun bir çözüm getireceğini sanm ıyoruz. B ir sürü m asraf yapıp ra ­ kip bir pazar yaratm ay ı sonunda topu atm ak pahasına göze a la ­ m ayız. Y apılacak şey şim dikilerin devletleştirilm esidir. Film leriniz tüm A frik a’ya dağıtılır m ı? Y aptığım film lerden tüm A frik a’da gösterilebilen tek film «M andabi» dir. B ütün ülkeler film de anlatılan ların yalnız Senegal’e ilişkin olduğunu ileri sürüyorlar. Bence yanlış tabii. «Em itai» ise b ir yıllık bir protesto sonucu gösterilebilen Senegal hariç, tüm ül­ kelerde engellendi. «Em itai» yi G uadeloupe'da gösterm ek istedik fa k a t F ransız büyük elçisi engelledi. Y ukarı V olta’da yalnız bir kez gösterebildik. Fildişi K ıyısı hüküm eti ve öğrencilerince gösteri için çağrıldığım da, sekiz A frik a’lı ve iki F ran sız’dan oluşan sansür kurulu k ararından önce bir gece gösterebildik. Sekiz A frik a’lı gösterilm esi ta ra fta rıy ­ dılar fa k a t iki F ran sız’ın uyarısıyla F ran sız elçisi devlet yetkilile­ rinden rica edince, çok k ib ar bir şekilde gösteri için «uygun bir zam an» 'olm adığını söylediler. H iç bir şey söylem edim ; filmimi alıp geri döndüm. «Emitai» Fransa’da gösterildi m i?' N edense film i gösterm ek istediğim h er zam an, De Gaulle için yas gününe rastlıyor. H er halde De Gaulle bizim film için her gün ölüyor. «Mandabi» nin oyuncuları kimlerdi? M eslekten değillerdi. B aşrolü oynayan ihtiy arı havaalanı yakın­ ların d a çalışırken bulduk. D aha önce hiç oynam am ıştı. B ir gurup m eslektaşla ken t ve köylerde oyuncu aradık. F azla p a ra ödem edik; am a ödedik. H iç um m azsınız am a seçim öyle zordu ki. A nam , babam , ark ad aşlar, h a tta onların sevgilileri bile işe karışıyordu. Tüm bun­ 12
  15. 15. larla u ğraşm ak zorunda kaldık. E vet gülersiniz am a gerçekten zor­ du. B ir defasında polis telefon e tti ve b ir tem silcilerinin gelip beni göreceğini söyledi. K ısa süre sonra adam geldi, doğrusu kaygılan- m ıştım . M eğer bana gelm esinin bütün nedeni bir arkadaşının sevgi­ lisine film de rol verm em i istem ekm iş. K abul zorunda kaldım , paha­ lıya oturabilirdi. İşte işi zo rlaştıran bu tü rlü ödünler verm e ao- runluğuydu. «M andahi» yi nasıl hazırladınız? Bu salona çok benzeyen bir odada bir ay hazırlandık. «M anda- bi» tüm ü Senegal dilinde çekilen ilk film di; bu yüzden oyuncuların kusursuz konuşm asını istiyordum . Elde bir m etin olm adığından oyuncuların neyi ne zam an söyliyeceklerini kesinlikle bilm eleri ge­ rekiyordu. Sinem a oldukça doğaçtan bir anlatım dır ancak harek et süresi de oldukça kısıntılı olduğundan, oyuncular gerekeni g erek ti­ ği yer ve zam anda yapm alı ve söylem elidirler. Senegalli sinem a­ cılar genellikle yavaş olm akla suçlanırlar, bu yüzden sinem anın yalnız görüntü değil, konuşm a sorunu da olduğunu bilmeliyiz. «M andabi» de m üziğin rolünden söz eder m isiniz? D ünyanın h er yanındaki pek çok insanın, A frikalıların bütün günlerini dansla geçirdiklerini sanm alarının tersine, m üziğim izden bazen daha önem li ve anlam lı siyasal nedenler için y ararlanılm ış­ tır. Söm ürge devrinde haber ve m esajlar halkın içinde m üzik aracı­ lığıyla yapılm ıştır. B üyük toplanm a yerlerinde, çeşme ve kuyu b aşla­ rında, n a k a ra tla r kuyruğunu ısıran bir yılan gibi dolaşm ıştır. «M andabi» nin m üziğini ben besteledim ve film deki önem inin en üst düzeyde olm asına çalıştım . Film D ak ar’da gösterildikten son­ ra halk ana tem i uzun süre ağzından düşürm edi. Ş arkı sonra dev­ lete a it ve çok k u tsal olan radyoda «veto» edildi. (Coups d 'e ta t’- dan bu yana radyo devletten bile daha iyi korunur oldu.) Böylece işler değişti. B ütün gereken eskisini u n u ttu racak yeni b ir sesti. B ir şey daha v a r Biz Senegal’de sinem a yapanlar, salt bizim film lerim ize özgü yeni bir m üzik tü rü arıyoruz. A frik a sinem asının belli bir takım güçlüklerin önem li bir noktası da bu sanırım . A fro- A m erikan ve K üban m üziğin tutkunuyuz. B unun kötülüğünden söz etm iyorum am a b ir A frik a m üziği yaratm am ızı yeğlerdim . «M andabi» nin sona sizce ta tm in k â r m ı? Film in sonunu gerçekten beğenm em gerektiğini sanm ıyorum . B ana düşen yalnız dunım u anlatm ak. Sonuç Senegal toplum unun evrim ine bağlı; çift yanlı olduğu kadar.. P ostacının dediği gibi «Ya birtakım değişiklikler g etirm ek zorundayız ya da böyle kokuş­ m uş kalacağız.» B ilm iyorum siz beğendiniz m i sonu? Ö ğrenm ek istediğim iz şu Siyasal sinem acının kokuşm uşluğu belgelem ekten öte b ir görevi olduğunu, gelecekte ne olabileceğine ilişkin bir bakış açısı önerm esini savunuyor m usunuz? S anatçının rolü sadece iyi olanı gösterm ek değil, açıklam aktır da. Toplum un yüreğinin atışların ı duyarak, toplum un kendisine verdiklerinin görüntüsünü çizebilm elidir. Toplum u düzenliyebilir, 13
  16. 16. H aberci / O sm an Sem bene - Senegal - 1966 ilçüyü kaçırdıklarını, fazla gittiklerini söyliyebilir, uyarabilir, fa- ia t k a ra r verm e yetkisi her sanatçıyı aşar. Ben k apitalist bir toplum da yaşıyorum ve h alk tan öteye gide­ mem. D eğişim den yana olanlar azınlık, bir avuç insan; ve toplum u değiştirm ek için bir Don K işot tav rın d a değiliz. B ir tek yapıt de­ ğişim için itici güç olam az. T arihte halkı devrim yapm ağa yönel­ ten bir «tek» devrim ci yapıtın olduğunu sanm ıyorum . M arks ve Lenin’i okuduğunuz için çıkıp devrim yapm azsınız. Ne de Mar- cuse’u, A m erika için... B ütün yap ıtlar ta rih te başvurulabilecek bi­ re r n o k tad ırlar sadece. H epsi bu! B ir y a ra tı uğraşının sonu gel­ m eden önce genellikle halk onu aşm ış olur. S anatçının bütün yapabileceği, halkı sorun hakkında yararl: ve paylaşacağı bir düşünce noktasına getirm ektir. B ir düşünce için in san lar ölm üş ve öldürülm üşlerdir. E leştirinizi anlıyabiliyorsam m utlu olurum . H alkın «Mandabi; yi sey rettik ten sonra sokağa çıkıp devrim yapacağını sanm adın tabii. A m a halk film i beğendi ve sözünü etti; hüküm etin beğenm e m eşine rağm en. Film in «dürüstlük Senegal’de cinayettir» denileı bölüm ünü kesm ek istediler. H alk film i postahanede ya da pazarda tartışıy o r ve film dek adam gibi p ara k ap tırm ıyacaklarını söylüyorlardı. K endilerini soy m ağa kalk an ları ihbar ettiler ve pek çok kişi tutuklandı. Am; 14
  17. 17. dolandırıcıları suçlarken asıl bozukluğun kişilerde değil hüküm ette olduğunu ve ülkeyi değiştirm ek gerektiğini de söyleyeceklerdi. K endi olanaklarım ın bilincindeyim . B aşka hiçbir şey yapam a- sam da onları bilinçle silâhlandırarak, uyanm alarına k atk ıd a bulu­ nuyorum . «M andabi» ile A m erikan insanının da benzer bir yakınlık ku­ rabileceğini düşünüyor m usunuz? Önce film A frik alılard an b aşk aları için düşünülm edi fa k a t ba­ zı film lerin yapım yerleri nere olursa olsun, bize birşeyler verdikle­ rini, öğrettiklerini, halk lar arası ilişkiler kurabildiklerini görürüz. Çok sevdiğim eski b ir film vardır: «Gazap Ü züm leri». A m erik a'­ nın belli bir kriz dönem ini hikâye eder am a bugünün A frik a’sında işçiler aynı dürüm dalar. G ördüğünüz gibi çeşitli ilişkiler kurabilen yap ıtlar var. F ran sız sinem acı Jean R oueh’un ciném a vérité’sinde aynı özel­ likleri görüycr ya da ondan esinleniyor m usunuz? R ouch’dan esinlenm ek m i? «O», yöntem lerini birkaç yıl önce F ran sız sorunlarına uyguladı am a ne fazla ilerledi ne de F ransız Sinem a’sm da devrim yaptı. Godard ve T ruffaut yeni dalgasının ba­ zı y a ra rla r getirdiğini sanıyorum . F a k a t R ouch biçim i ciném a vé­ rité, ne gerçek ciném a vérité’dir, ne de «o» nun icadıdır. Y öntem ­ ler D ziga V ertov’un sosyalist film lerinden kalm adır. « R usya’da sinem a öğrenciliğiniz sırasındaki deneylerinizden söz eder m isiniz? A m erika’daki gözlem lerim den R usya’da sözetm ediğim gibi, R usya’daki deneylerim den de A m erika’da sözetm em . H er ülkenin kendi yöntem leri v ard ır ve her eğitim sistem i kendi önerdiğini sü r­ dürm eyi am açlar. A m erikan eğitim inin düzene bağlı olm ası gibi on­ larınki de sosyalist ya da kom ünist bir öğretidir. Y a seçer ya seç­ mezsiniz. Ben seçtiğim e göre doğal olarak bana verilenlerle yetin­ m ek zorundayım . Sonraları verilenleri kendi m antığım a göre kul­ landım . B ütünüyle köylülüğe yönelik bir film olan «Em itai» (F ırtın a T anrısı) yi yapm anızın nedeni? A frik a’da köylüler işçilerden daha da fazla söm ürülürler. İşçi­ lerin daha hoşgörgürüyle kullanıldıklarım , hiç olm azsa her ay b ir­ kaç k u ru ş kazandıklarını görürler. Bu yüzden köylüler daha hşonut- suzdur. Bu onlara devrim bilinci verm ez am a olum lu sonuçlan olan bazı direniş hareketlerine neden olabilir. K apalı b ir ekonom i çerçevesinde, salt y aşam alarına yeterli ü re­ tim yap an lar olduğu gibi, ticarî ilişkiler içinde, ekonom ik m übade­ leyi anlam aya başlayan köylülerde vardır. Geçen yıl köylülerin hoş­ nutsuzluğuna ilişkin söylentiler alıp yürüyünce, Senghor onları avutm ak için üç m ilyar fran k dağıttı. G örüldüğü gibi onlardan um utlu olunabilir am a devrim ci h arek et onlarla tem ellendirilem ez. C esaretim izi kırm ıyor bütün bunlar, köylüler dayanağım ız olabi­ lecek bir güçtür. 15
  18. 18. «Em itai» nin tarih sel geçm işi nedir? K endim in içinden çıktığım köy çerçevesinde ve gençliğim in ilk yıllarında, D iolla halkının başından geçen bu gerçek öyküyü, y u r­ dum daki F ransız yönetim inin y arattığ ı olayları sergilem ek iste­ dim. II. D ünya savaşı sırasında 18 yaş civarındakiler, benim a k ­ ranlarım , zorla askere alınm ışlardı. N edenini bilm eksizin A vrupa - nm k u rtuluşu için kiralanm ıştık. Sonra v atan a dönünce, Senegalli, F ildişi Kıyılı, Cezayirli, M adagasgarlı dem eden öldürm eye başladı bizi söm ürgeciler. F ran sız’ların V ietnam Savaşı ndan geri gelen­ lerim iz de 1946 da F ran sız’lara karşı savaşa başladık. Söm ürgeci­ lere karşı savaş yerine onlara katılan Fransız-A friK ası askerlerin­ den değildik. Şimdi bağım sızlıktan 10 yıl sonra hüküm et darbesini düzenleyenler de yine bu eski askerler A m erika’da « T ann’nın A ğaç P arçacıkları» diye bilinen devrim ­ ci rom anınızda olduğu gibi, «Em itai» nin gerçek kahram anları k a ­ dınlar değil m i? «Em itai» nin gösterdiği gibi, F ran sız’la r pirinç ürünüm üzü is­ tediklerinde erkekler ses çıkarm am ış, kadınlar karşı koym uştu. T a­ rihim izde kadınların çok önemli bir rolü vardır. Söm ürge devrinde bir kısım erkeklerin yabancılaştığı sıralarda bile kü ltü r ve gelenek­ lerim izin bekçisi kadınlarım ız olm uştur. T arihim ize ilişkin bildiğim iz sınırlı bilgileri kadınlarım ıza, büyük annelerim ize borçluyuz. A frik a kadını diğerlerinden dhha özgürdür. B azı A frika ülke­ lerinde piyasayı k adınlar ellerinde tu ta rla r. Tüm otoritenin kadın­ lard a olduğu köyler vardır. A frikalı erkek sevsin sevm esin kadını­ nın onayı olm adan yapam az bazı şeyleri. Evlilik, boşanm a ya da vaftiz olsun. «E m itai» nin yapılm a koşulları nasıldı? D iollalı’la r kendilerine özgü yckolm ak üzere olan bir dili konu­ şan küçük b ir azınlıktır. İki yıl süreyle dillerine çalıştım . Sonra «K utsal O rm an» şefiyle ilişki kurdum . O nunla konuşabilm em için b ir arm ağ an götürm em gerekliydi. A lkol hoşuna gidiyordu fa k a t yolda kendim içtim onu. Köye vardığım da acıkm ıştım am a şef be­ ni yem eğe buyur etm edi. K ırılm ıştım fa k a t sonradan bana, «kralla konuşm ak için bir şey getirm ek gerektiğini biliyordun. G etirm edi­ ğin için ben de seni davet etm edim .» dedi. Film de oynayanlar oyuncu değil köy halkıdır. K endilerine nasıl davranacaklarını anlatm am için pek az zam anım vardı. Çekim den 15 dakika önce başlıy arak gerekeni anlatacaktım . A skerleri oy­ nay acak gençlere kırm ızı başlıklar getirm iştim . B aşta giym eyi is­ tem ediler, kırm ızı başlığın şefe özgü olduğunu söyliyerek. Şefse, doğuştan şef değil. B ir çeşit eğitim den geçtikten sonra başa g eti­ rilm iş biri. Seçilen şef diğerlerine baskı yapm ıyor, onlardan ay rıca­ lığı olm uyor. D iolla’ların seçildikten sonra kaçıp giden şefleri bile olm uş. G erçek bu. «M andabi» nin bireysel kahram anından, «Em itai» nin kitlesel kah ram an ın a uzanan gelişim i bilinçli clarak m ı yaptınız? Gelişen ben değildim , eylem i empoze eden konudur. Bu öykü 16
  19. 19. kcllektif bir cykü olarak oluşm uş. Ben her bireyinin kendini b ü tü ­ nün tam am layıcısı olarak gördüğü, disiplinli b ir etnik gurubun eyle­ mini an latm ay a çalıştım . D iclla halkı film i gördü m ü? Senegal H üküm eti için ilk gösteriyi yapm adan önce film i köye götürdüm ve üç gece kaldım . Tüm çevre köyler halkı geldiler. Sine­ m aları olm adığından, aynada kendilerini ilk kez gören çocuklar gibiydiler. îlk gösteriden sonra yaşlılar film i tartışm ak için k u t­ sal crm ana çekildiler. G itm ek istediğim de ertesi günü beklem em i söylediler. İkinci gün o rtay a çıkıp bu kez yağm ur orm anına çekildi­ ler. Ü çüncü gece bir ta rtışm a yapıldı. Y aşlılar kendi görünm eleri­ ni beğenm işler fak at T anrı’la n n sunuluşundan hoşlanm am ışlardı. F ran sız’la r geldiğinde kendilerini hiç belli etm eyen bu gizli güçler yaşlıların yönetim ini kolaylaştırıyordu, bu nedenle kutsaldılar. G ençler yaşlıları savaşta F ran sız’la ra k arşı koym adıklarından, korkaklıkla suçladılar. K adınlarsa kendi rollerinden fazlasıyla g u ­ rurluydular. Y a kentlerdeki tep k iler? Ç ckları neden D iolla’lara ilişkin bir film yaptığım ı sordu bana. D iğerlerinin onlara karşı tavrını anlayabilm eniz için, Senegal’de hizm etçilerin büyük çoğunluğunun Diolla olduğunu bilm eniz gere­ kir. (A frika’lı burjuvaların iki-üç hizm etçisi olur, pahalı değildir) «Em itai»yi görm ek için bu hizm etçiler, çocukları bırakıp sinem aya koştular. B irbirlerine haber verip, çeşitli m ahallelerden top lan tı­ lar. Sonunda çoğunluk olan W oloflar da film i gördüler ve Senegal tarihini y aratan ların salt kendileri olm adığını, direnişte D iollaların ve diğer azınlıkların da rolü olduğunu anladılar. D aha sonra hükü­ m et W clcf’ca öğreteceğini açıklarken, D icllaca’yı da acele yanına ekledi. B unun film yüzünden mi olduğunu bilem em am a olan buy­ du. Film lerim izin Senegalde etkili siyasal araçlar olduğu kuşkusuz* ABD film leri de aynı etkiyi gösterebilir m i? Tek başların a hayır. H alkla evet. D ört duvar arasında oturup, sanatçıların önemli y ap ıtlar yarattık ların ı, herşeyin değişeceğini söyleyenler vardır. Böyle hiç bir şey değişm ez. Sokağa çıkm adıkça televizyonunuzdan en devrim ci y apıtları bile seyretseniz hiç bir şey değişm ez. D üşüncem bu. Film Q uarterly 1973 Ç eviren: M. B eşit A R IN IK 17
  20. 20. Görünüş EROL BAYRAKDAR Sinem a geniş kitlelere ulaşm a yeteneği, anlatım gücünün et­ kinliğiyle çağım ızın kuşkusuz en önemli sanatıdır. Sinem anın anla­ tım gücü, bireyin bilincini, yaşam ını, güncel davranışlarını geniş ölçüde etkileyen bir san at olm a niteliğinden gelir. Sanatçının n ite­ liğini sosyo-ekonom ik koşullardan, egem en üretim ilişkilerinden so- yutlanam ayacak nesnel tav rı belirler. Sınıflı bir toplum da sanatın d a sınıfsal bir yapısı olacağı kesindir. G eri bıraktırılm ış ülkelerde sanatçı üretim ilişkilerine egem en güçlerin ya da söm ürülen em ekçi kitlelerin saflarında yer alm akla niteliğini belirleyecektir. T ürkiye’de yeşilçam sinem ası, egem en üretim ilişkilerinin bir parçası olarak halkın sinem ası olm aktan uzaktır. Y eşilçam .sine­ m ası halkın özdeğerlerini yozlaştırıcı, sorunlarına y ab an cılaştın « , uyanışını geciktirm eyi am açlayan bir yapıda görülm ektedir. T ü r­ kiye’nin genel ekonom ik düzeninden soyutlanm adan bakılm ası ge­ reken yeşilçam sinem asını, yarı feodal-yarı k apitalist yapısı belir­ lem ektedir. S ansür yeşilçam sinem asının yapısı ile çelişm em ekte, ilerici nitelikte (türüne k ırk yılda bir rastladığım ız) film ler için söz konusu olm aktadır. Y eşilçam düzeninin savunuculuğunu yapm akla, onun bağım lı ol­ duğu genel politik ekonom ik düzenin de savunuculuğunu yapan Me­ tin E rksan, H alit R efiğ gibi yönetm enler tu tarsız, saptırılm ış gö­ rü şler getirm eye çalışm aktadırlar. E rk san ve R efiğ, te o k ratik te ­ m ele dayanan ideolojisiyle, gerici bir kuruluş olan M. T. T. B. ile uzlaşm a yollan aray an bir tav ır içinde görülm ektedirler. (1) B ir zam anların solcu (!) yönetm enleri geçinen E rk san ve Refiğ bilim sel (!) olduğunu söyledikleri görüşleriyle, yeşilçam sinem asının halkın sinem ası, T ürk toplum unun sınıfsız bir toplum olduğu sav­ ların a k ad ar varm ak ta, kültürün sınıfsal niteliğini yadsım akla sağ ­ cı ve faşizan ta v ırla n n ı açıkça belirlem ektedirler. Y eşilçam sinem ası içindeki birkaç bireysel çıkış şöyle değer­ lendirilm elidir. Bu çıkışın en belirgin, en tu ta rlı örneği olan Y ılm az G üney’in U m ut, A ğıt, Seyyit H an ’ı, L. A kad’ın H udutların K anu­ nu, K ızılırm ak-K arakoyun, Irm ak film leri sınıfsal tem ellendirm e- ler gösteren, ilerici nitelikte yapıtlarıdır. Günüm üzde yeşilçam sinem asıyla iyi niyetli ilişkiler kurm a, sorunlarına yapısı içinde çözüm yolları aram a görüşünde, küçük 18
  21. 21. burjuva duyarlıklı, oportünist aydın (!) kesim i belirm iştir. Bu, te ­ melsiz, tu tarsız görüşle ortaya çıkanlar, hele oportünist tav ırla yeşilçam a y an aşan lar giderek söm ürü-soygun çarkının b ir dişlisi olacaklardır. Y eşilçam sinem asının bireysel çıkışları sonuçsuz bı­ rak m ası düzeni gereğidir. T ürkiye’de gösterilen yabancı sinem a örnekleri genellikle k a ­ p italist b atı sinem asının yavan, em peryalist am açlı film leridir. B a­ tının liberal, özgürlüğü yalnız düşünceye tanıyan yapısı içinde g er­ çekleştirilen ilerici, zam an zam an devrim ci sinem a örneklerini iz­ lem ekten T ü rk seyircisi yoksundur. Sansür, em peryalist am açlı, yavan film lere, rah atlık la gösterilm e olanağı tan ırk en ilerici n ite­ liği olan film leri yasaklam aktadır. Pontecorvo’nun, em peryalizm e k arşı ulusal bağım sızlık savaşını an latan yapıtı ÎSY A N (Q ueim a- da) ın başına gelenler ilginç bir olay olarak hatırlan m aktadır. San- aürün h er nasılsa gözünden kaçtığı anlaşılan İsyan, 1971 - 1972 si­ nem a döneminde, gösterilm eye başlandığının ikinci günü sıkıyöne­ tim sansürü engeline tak ılarak yasaklandı. 1972 - 1973 sinem a dö­ nem inde gösterilm eyen ilginç film lerin birkaçının yasaklanm a ge­ rekçelerine bakm ak, sansürün bağlı olduğu genel tav rı belirleye­ cektir. H askel W exler’in A m erika N ereye (M edium Cool) si (... A m e­ rik a ’daki siyah beyaz m ücadelesi, solcu nüm ayişçilerin güvenlik kuvvetlerine saldırıları, millî rejim im ize ay k ırı görüldüğünden...) E riprande V isconti’nin Michel S trogoff’u Ç arlık R usya’sındaki d ik ta ve zulm ü işleyerek ideolojik b ir propagandayı u staca geliş­ tiren, ayrıca Cengiz H an’ın to ru n ları olarak nitelendirdiği T a ta r­ ların b arb arca davranışlarıyla millî ve dini yönlerden T ürklüğü, islâm iyeti tezyif eden m ahiyette görüldüğünden...) yasaklanm ıştır. G örüldüğü gibi, çağım ızın en etkin sanatı, anlatım aracı olan sinem a, T ürkiye’de em peryalizm in afyon sinem ası, yeşilçam ın sö­ m ürü-soygun sinem ası biçim iyle işlevini (fonksiyonunu) yürütm ek­ tedir. (1) 10 M art 1973 Millî T ürk Talebe Birliği, Millî Sinem a A çıko­ turum u. 19
  22. 22. İkilem Gerekiyorsa ETHEM ALKAN D üşünce dünyam ızda oluşan bir ayrılık, yanlış konulm uş bir doğu b atı kavgası geniş b ir ta rtışm a alanında sinem a dünyam ızda buldu. N edir bu doğu-batı kavgası? N edir sinem am ızda sap tan ­ m ası gereken? önce «batıcılık» kavram ını açm ağa çalışarak konum uza yak ­ laşalım . 19. y.y. başlarında A vrupa’n rn ekonom ik yapısında deği- laşalım . 19. yy başlarında A vrupa’nın ekonom ik yapısında deği­ şim kaim çizgileri ile belirirken, doğal olarak ü st yapı değişikliği de gerçekleşm iş, burjuvazi siyasî iktidarı soylu sınıftan devir al­ m ıştı. O sm anlı devletide bu olayın etkilerinden k urtulam am ıştır. H em A vrupa’da bu değişim i y aratan tarih i zorunluluk, hem de bu değişim e u ğ ray an ülkelerin etkileri O sm anlı devletine çarpm ış, Os­ m anlI devletinin iç dinam iğini çarptırırken, O sm anlı adayını da bilinçsizcesine b atı düşüncesine yaklaştırm ıştır. A slında kap italist batının istediği de budur. Ekonom ik düzen değişikliği yerine, yüzeysel reform a girişim leri. Böylece bir tü k e­ tim toplum u yaratılırken, O sm anlı D evletinin b atı kapitalizm inin açık pazarı haline gelm esi. Bu sırada O sm anlı aydınının da h are­ k eti bu doğrultudadır. A vrupa’nın yeni ekonom ik düzeni k arşısın ­ da, batım n isteğine uygun bir ü st yapı değişikliğine g irişm iştir O sm anlı aydını. B atıya bilinçsizce yönelen aydın ile zaten arası açık olan halkın arasın a uçurum lar girecek, aydın halkı cahil gö­ rürken, halk ta aydını «kafir ve zındık» olarak görm eye başlaya­ cak tır. Bu durum batı kapitalizm i tarafın d an da körüklenecek. H a tta O sm anlı D evletindeki düşünce ve siyasî eylem bu em peryalist güç­ lerin kontroluna geçecektir. O sm anlı devletinde düşünce ve si­ yasal eylem in yabancı güçlerle içiçeliğini o devrin aydım ndan din- liyelim. E buzziya Tevfik, devri ve olaylarını şöyle yansıtıyor. «O ta rih te F ran sa'n ın İstanbul elçisi Mösyö B curet idi. Bu adam , N apolyonun O sm anlı devletine görevle yolladığı elçilerin M arki de M onier den sonra en değerlilerinden biriydi. Z aten onun yerine gelm işti. M arki de M onier, bu görevinden sonra, hariciye nazırlığına tay in edilerek F ra n sa ’ya dönm üştü. Bu durum da F ra n ­ sa'nın D oğuya gönderdiği elçileri ne k ad ar titizlikle seçm ekte ol­ duğunu ispatlar.» Y ukardaki sözler em peryalist güçlerin O sm anlı D evletine ver­ dikleri önemi, aşağıya aldığım bölüm de, bu güçlerin O sm anlı D ev­ leti içinde nasıl egem en hale gelip, ülkenin düşünce ve siyasî h a­ reketlerini kontrol altına aldıklarını gösterm esi bakım ından il­ g inçtir sanırım . Y azar, N am ık K em al ve Ziya P a şa ’nın y u rt dışına kaçışlarını şöyle anlatıyor; «Dolayisiyle bu iki kader arkadaşı ni­ 20
  23. 23. hayet F ran sız elçisiyle buluşm uşlar, akşam yem eğini onunla birlik­ te yem işler ve gece geç vakit, yanlarında elçilik vapurunun görev­ lilerinden bir kişi daha bulunduğu halde, kılık değiştirm iş olarak elçiliğin a rk a kapısm dan çıkıp Tophane iskelesinde bekleyen «Bos- for» vapuruna binm işlerdi. «(I) Bu sa tırla rı yazanın o devrin siya­ si h areketleri içinde yaşayan bir kişi olduğu düşünülürse, o kişile­ rin iyi niyetle, fa k a t nasıl bilinçsizce olayları izlediği o rtay a çıkar sanırım . C um huriyetten Sonra : C um huriyetten sonra izlenen batıcılık hareketine sam n m «bi­ linçsiz» dam gasını vurm ak zor. K urtuluş savaşım ız anti-em perya- list b ir savaştır. A ncak savaş sonrası bu çizgi korunm uş m udur? B unu da savunm ak güç. Ç ünkü kurtuluş savaşından sonra geçici bağım sızlık süresinin belli başlı en önemli ürünü dışa bağım lı bir burjuva sınıfının gelişm esi olm uştur. İşte C um huriyetten sonra ipleri dışarda bu sınıf, batıcılık görüşünü «uygarlık dilenciliği» şek­ linde geliştirip kendi resm î görüşü haline getirecek, ve isteğine uy­ gun olarak ülkenin k ü ltü r ve eğitim politikasını bu görüşe göre çizecektir. C um huriyetin 50 yılında T ürkiye film i bir yabancı yönetm ene y aptırılm aktadır. Film in m üziğini b ir yabancı bestelem ektedir. 50 yıl senfonisi bir yabancı besteciye. ısm arlanm ıştır. 12 m a rtta n son­ ra yapılm ası düşünülen anayasa değişiklikleri için, aynı zam anda hukuk profesörü olan zam anın başbakanı, bu iş için ünlü bir y a­ bancı an ay asa profesörünü düşünm üştür. H erhalde bu gün karşı çıkılm ası gereken «batıcılık» anlayışı bu olm alıdır. B unun yerini alacak gereksiz ve saçm a b atı düşm an­ lığından söz edildiğinde de yine b atı kapitalizm inin parm ağını a ra ­ m ak gerekir. A.T.Ü.T. Ve B ir T uzak 1960 lardan sonra yeni bir olgu düşün dünyam ızda tartışılm a­ ya başlandı. A sya Tipi Ü retim T arzı, Sencer D ivitiçioğlu, Sela- h a ttin H ilav ve K em al T ahir gibi bilim adam ı ve san atçılar ta r a ­ fından üzerinde durulan bir görüş olarak belirdi. A ncak bu konu­ da a ra ştırm a yap an lar ısrarla bunun yeni o lanaklar arayan, kesin­ likle yerine oturtulam ıyan bir çalışm a olduğunu belirtiyorlardı. Os­ m anlI toplum yapısında A TÜ T m odelini kabul etm iyenler bile bu çalışm aları anlayış ve saygı ile karşılıyorlardı. Ö rneğin O ya Sen­ cer «A TÜ T çü olm anın (Bilim sel) plânda kaldıkça ve m ark sist A TÜ T modelini ta h rif etm edikçe) ihanet, oportünizm vb. gibi suç­ lam alara yol açm ıyacağı kanısındayım .» (2) diyordu. F a k a t zam anla saptırılan konu, bir «Osmanlıcılık» haline ge­ line getirildi. Bu gün O ya B aydar’dan R ecai G. O kandan’a kadar uzanan geniş bir ekonom ist ve sosyolog gurubu O sm anlı toplum un- da ATÜT den çok feodaliteyi kabul ederken, (A yrıca O sm anlı dev­ letinin yapısının A TÜ T den çok feodaliteye yakın olduğu ve ge­ nel çizgiler içinde feodal olarak nitelenm esi g erektiği görüşünü paylaşm aktayım .» (3) «Yalnız, zirvesine padişahın sınırsız otori­ 21
  24. 24. tesinde bulan bu İdarî teşk ilat askerî zaruretlerin etkisi altında vücuda gelen bir to p rak sistem ine dayandırılmış bulunm akta ve netice itib ari ile b atı feodalitesinden farklı, kendine m ahsus k a ra k ­ tere haiz feodal b ir bünye...» (4) ve bizzat A sya Tipi Ü retim T arzı üzerinde a ra ştırm a yapanlar bunun kesinliğini yadsıdıkları halde, b ir grup sanatçı bu arad a sinem acılar buna dört elle sarılıp, sınıfsız O sm anlı toplum undan bahsetm eye, O sm anlIlarda halk ve saray sa­ n atın ın öz de farklılaşm adığını savunm aya ve bunu keloğlan m a­ salları ile kanıtlam ay a k ad ar götürdüler. D aha kesinleşm em iş bir düşünce ile sanat, örneğin sinema a ra ­ sında bağ k u rm ak ne k ad ar sağlıklı bir tu tu m d u r0 Bunun yargısı­ nı T ürkiye’de bu konuda incelem e yapanlara bırakalım. Şöyle di­ yor Sencer D ivitçioğlu: «Hemen ekliyeyim ki, bu sorulardan hiç birine henüz cevap verilem em iştir. Böyle olunca, Asya üretim ta r ­ zı denilen şem a ile T ürk sinem ası arasında derhal ve doğrudan bir ilişki k u rm ak biraz acele olur.» ve devam ediyor. Batı uygarlığı­ n a (ya da herhangi bir uygarlığa) kapılarım ızı kapam aya, onu bil- m em ezlikten gelm eye de hakkım ız yoktur. Biz hiç bir şeyi peşinen red edecek durum da değiliz.» (5) Bu konuda Selâhattin H ilav’ın söylediklerinde şunları: «İleri sürülen faraziyenin teori haline gelip gelm ediği ancak bu a ra ştırm a ­ la r sonunda anlaşılabilecektir.» ve devam ediyor «T ürkiye’de g e­ nel olarak herhangi b ir san at kolunda özellikle sinem ada kesin y a r­ g ılara gitm enin im kansız olduğunu sanıyorum (6). Y ukarda bizzat bu işin araştırm asını yapanların açıklam alarına k arşın A TÜ T üzerinde sorum suz oynam aya devam edilmiş, hele he­ le bazı sinem acılarım ız, K em al T ahir dışında T ürk E debiyatını hi­ çe saym aya, T ürkiye’nin sınıfsız toplum olduğunu savunm aya k a ­ d a r işi götürm üşlerdir, işte A TÜ T üzerinde a raştırm a yapanların söyledikleri yukarda, A TÜ T ü kendi çıkarları uğru n a saptıranların geldiği no k ta da ortadadır. A m acı S ap tam ak : A slında konulan ikilem yanlıştır. Sorun doğu-batı sorunu değil, bilim sel olup olm am a sorunudur. T ürk sinem asının bugünkü d u ru ­ m u düzen sorunudur. A ncak bu günkü yapı içinde b ir şey değişm ez dem ek peşinen teslim olm aktan öte anlam taşım az. T ıpkı sansür so­ runu gibi. S ansür de düzenin iteklem esiyle o rtay a çıkm ış bir so­ rundur. A ncak bu günkü düzen içinde de sansürle m ücadele etm e­ m ek teslim iyetçilikten öte birşey değildir. M adem sansür anti-de- m okratik bir kurum dur. Bu açıklanm alı, hiç olm azsa dem okratik olduklarını iddia edenlerin iç yüzü o rtay a dökülm elidir. A ynı şe­ kilde henüz kesinleşm em iş düşüncelere sarılıp, sinem a hareketini bu düşünce ile birleştirm eye k alk m ak ta gericilerden başka kim se­ nin işine yaram az. D oğaldır ki k âr ekonom isine dayalı bir toplum da san at ta ticari m ekanizm a içinde yerini alacak, bir ticarî m eta haline gelecektir. Böyle olunca san atın ticarî işlevi de çoğu kez düşünsel işle­ vinin üstünde yer alacaktır. Böyle bir durum da sanatçı seçim yap­ m ak zorundadır. Y a ticarî işleve ağırlık verecektir, ya da düşün­ 22
  25. 25. sel işleve. D iğer bir söyleyişle ya toplum dan kopuk, pem be yap ıt­ la r verecektir, yada toplum un tem el çelişkilerine eğilen yapıtlara yönelecektir sanatçı. K ısaca sanatçı (konum uzla ilgili olduğu için sinem acı diyelim ) sinem a yapm anın am acını sap tam ak zorundadır. F a k a t salt am acı saptam ak yeterli m idir? Sanm ıyorum . T ürk Sinem asına yeni bir hareket getirm ek, T ürk sinem asının som ut durum undan kalkm akla gerçekleşir. Bu gün için acil sorun T ürk sinem asının saptanm asıdır. Sinem am ızda ağırlık kazanacak alter­ n atif som ut şartların saptanm asından sonra belirginleşecektir. Ne yazık ki bu gün için T ürk sinem asının kesinlikle sap tan ­ dığı söylenemez. T ürkiye’de kaç film şirketi, kaç yönetm en çalışır? Sinem am ızın k ü ltü r düzeyi, siyasal işlevi nedir? Bu gün bir «Ge­ lin» film i Sam sun, bir «Y aralı K urt» M araş’ta iş yapm aktadır. Bu nasıl açıklanm alıdır ? Seyircim izin gereksinm esi ve koşullandırıl- m ası ne durum dadır? K abaca bozuk bir gem iye benzetebiliriz si- nem am ızı.ı Gemiyi yürütm ek için herkes birşey söylem ekte fak at kim se gem inin yapısını bilm em ektedir. B ütün bu sorunların ışığında, sinem a y azarları yanlış konm uş bu ikilem in tuzağına düşm eden ve nesnel eleştiri çizgisinden sap ­ m adan (bu konuyu bir başka yazım ızda incelem eye çalışacağız) T ürk sinem asına yıkıcı değil yapıcı bir eleştiri ile yaklaşm aları gerekir. Bu eleştirilerin m agazin havasından kurtulup sorunlara derinlem esine girm esi de vazgeçilm ez bir unsurdur sanırım . Sine­ m am ızın buna ihtiyacım , sinem a dünyam ızın usta yönetm eni A kad’ m ağzından dinleyerek yazım ıza son verelim . «Onun için bizi daha iyi anlayacak, yaptıklarım ızı daha iyi değerlendirecek yeni bir eleş­ tirm en kuşağın"! ihtiyacım ız var. B unun eksikliğini duyuyoruz. E leştirm eye çok önem veriyorum . H alit’in «H udutların K anunu» için yaptığı eleştiri, Ali G evgili’nin bir zam anlar Yeni D ergi’de yaptığı eleştirm eler iyi, olumlu eleştirm elerdi. G azete sütunlarının dışına çıkan, sorunlara derinliğine bakan yazılara, incelem elere ihtiyacı v ar sinem am ızın...» (7) (1) «Yeni O sm anlIlar T arihi»/E buzziya T evfik/H ürriyet Y aym - ları/S . 68. (2) «A nt D ergisi» Sayı 5/S. 74. (3) «A nt D ergisi» Sayı 5/S . 74. (4) «Türkiye’nin Siyasi G elişm esi»/R ecai G. O kandan/S . 4 0 /îs- tanbul Ü niver. Ya. (5) «Ulusal Sinem a D ergisi»/T ürk Film A rşivi Y ayınları. (6) «Ulusal Sinem a D ergisi»/T ürk Film A rşivi Y ayınları. (7) «Yedinci Sanat» D ergisi/S. 1/Say. 23. 23
  26. 26. Fotoroman Sorununa (!) Yaklaşım OĞUZ MAKAL Toplum değişm esinde ve halkın eğitim inde kine haberleşm e araçların ın etkinliği a rtık yadsınam az. K itle haberleşm e araçları köklü bir değişim y aratm ad a kesin bir etkiye sahip clm arr.akla b ir­ likte, kitlede yeni şeyler cğrenm e, edinme isteği uyandırm akta, toplum sal sosyo-ekonom ik yapının belirlediği bir yap: kurum u olan kültüre, giderek kü ltü r değişim ine etki edebilm ekte, sonuçta yeni bir eğitim tutum ve davranış: oluşturabilm ektedir Radyo-Televizyon-Sinem a ve Basın, bu dört önemli kitle haber­ leşm e aracını ay rı ayrı ele alıp, inceleyecek olursak, kuşkusuz söy­ lenecek çok şey çıkacaktır. U nutm am alıdır ki, kitle haberleşm e araçları toplum sal ve siyasal yapıda değişim ler gerçekleştirebile­ ceği, toplum sal güçleri bilinçlendirebileceği gibi, insan çevre iliş­ kisinde, üretim biçiminde, davranışında, yaşantısında değişm e yap­ m adığı ya da yapm ak istem ediği ölçüde tutucu da olabilir. Ü stelik toplum çıkarlarına yönelik bir sosyo-ekonom ik yapının da o rtalık ta olm adığım , bugünkü kitle haberleşm e araçlarının karm aşıklık ve etkisizliğinin gerici siyasal düzenle iç-içe olduğunu da an ım sar­ sak. örneğin, günüm üzde televizyon, devlet tekeli olarak sözde k a ­ m u y ararın a çalışırken, siyasal düzenin tutucu otoritesini sağlam ­ laştırm ak, pekiştirm ek, hoşgösterm ek gereğiyle yayın ilkelerini düzenlem iş, program larını hazırlam ış, elem anlarını yetiştirm iştir. «Dördüncü kuvvet» diye adı geçen basının yepyeni bir göbek bağı v ar şim di: fotorom an. H aftalık haftada iki kez ya da her gün yayım lanan fotorom an dergilerine, gazetelerine günüm üzde özellik­ le, genç kadın ve kızlar düşkün. «Yeni rom antizm » örneği olarak saptanabilecek fotorom an, sa­ n a t biçimi olm aktan çıkıp «eğitbilim sel» bir durum kazanm ıştır. B ir zam anlar reklam larla ortalığı allak bullak eden «Aşk Mevsi- m i-The G raduate» ve «Aşk H ikâyesi-Love Story» gibi film lerin ya­ nı sıra fotorom anların da ilgi çekiciliğinden sczedilebilir. «Psyco- dram a» olarak nitelendirilebilecek bu tü r film lerin, fotorom an öy­ külerinin cahillerde olduğu kadar, okum uşlarda da «rom ans» e.tki bıraktığı, tem elde gerçeğin değil, duygunun egem en olduğu bu e t­ kinin, kişiyi giderek içinde yaşadığı düzenden ayırdığı, yabancılaş­ tırdığı, gerçeğin bir yana atılm asına yol açtığı da bilinm ektedir. O ysa yalnız fotorom an dergileri yaym lanm am aktadır. Say­ falarının % 15-60 nı fotorom ana ayıran gazeteler de vardır. H iç bir işlev yüklenm eyen ya da yüklenm iş gibi görünen bu gazeteler, oku­ yucu tu tm ak çabasıyla özellikle bu tü r işlerin kurdu İta ly a ’ya çe­ 24
  27. 27. şitli k an allar ve ajan slar yoluyla döviz akıtm aktadır. Fotorom an satıcıları arasında A.B.D. ve F ra n sa gibi ülkeler, «Yeşilçam» ve bu konuyu k â r aracı yapan kişiler de bulunm aktadır. 1950 yıllarında T ü rk basınında kendini gösteren değişm e, halkı b ir düşün çerçevesinde tartışm ağ a, yazışm ağa yönelik gazetecilik yerine, halkı kendine konu edinen çıkarcı gazetecilik anlayışını ge­ tirm iştir. B u arad a reklam olanaklarından y ararlan arak , kitleye daha çok yayılm a özelliği gösteren gazetelerin haber alış verişi ge­ lişm iştir. Y azıyı bir yana iten, fotoğrafı önem seyen «m odern halk gaze­ teciliği» diyebileceğim iz anlayış böylelikle doğdu. Ekonom ik ve sosyal değişim in sonucu, reklam a fazla p a ra harcanm ası, bol fo­ toğraflı, k ısa haberli gazetelerin satış fiyatlarının norm al düzeyde kalm asına, bu tü r gazetelerin oluşum una yol açtı. R enkli reklam türünün de yaygınlık kazanm ası, renkli fotoğ­ rafların daha çok ilgi çekm esi yüzünden, gazeteler renkli basımı k o laylaştıran offset tekniğinden yararlanm ak, olanaklarını geniş­ letm ek istem işlerdir. O güne dek birkaç kez denenen, baskı tek n i­ ğinin güçlüğü nedeniyle yayım ına bir tü rlü cesaret edilem eyen fo­ torom an sorununa (!) hızır gibi yetişen offset baskı sistem iyle başlanm ış oldu. G azeteler ekonom ik durum larını korum ak istedikçe, kendi a ra ­ larında tira j yarışına girişm iş, zorunlu olarak başka kentlerde, h a t­ ta A lm anya ve B elçika gibi ülkelerde de basım yerleri k u rm u şlar­ dır. U laşım kolaylığıyla geniş kitlelere çok çabuk yayılan gazete­ ler, okuyucunun ilgisini daha çek çekebilm ek, yeni okuyucular bu­ labilm ek um uduyla (reklam alabilm ek için de tira j söz konusu) fotorom andan y ararlan m ak çabasına girm işlerdir. B ir yandan çı­ k a r gruplarının, serm aye çevrelerinin ve siyasal baskının giderek artm ası «tutarlı» diyebileceğim iz gazetelerin yaşam a özgürlüğünü kısıtlam ıştır. G ünüm üzde basın, sayfalarının o rtalam a %30 nu reklam a, £--35 ni fotoğrafa, yukarıda verdiğim iz %15-60 rak am la­ rını da fotorom ana ayırm aktadır. Resim li rom anla başlayan oku­ yucunun ilgisini çekme isteği, böylelikle fotorom ana ap ar topar dönüşm üştür. O kuyucular az da olsa fotorom an okum a alışkanlığı k azandıktan scnra, beş altı fotorom an dergisinin yanı sıra, beş al­ tı gazete de gerek yayım ladıkları gerekse ekleri yoluyla verdikleri fotorom anla bu alışkanlığı, hastalığı körüklem işlerdir. O kum a yazm a oranının çok düşük, okum a yazm a bilenlerinse doğru dürüst okum a alışkanlığı edinm ediği ülkem izde, kuşkusuz okunacak değil de bakılacak gazetenin yaygınlık kazanm ası do­ ğaldır. Toplum sal değişm enin kültürel bocalam ayı da yanı sıra getirdiği ve birçok aydın geçinenin bile belli bir kültürel düzeye erişem ediği de bilinm ektedir. B akılası gereçlerin daha kolay al- gı'anm ası, offset tekniğinin varlığı, reklam veren kuruluşların a r t­ m ası, halkın kötü bir sinem a düzeniyle başbaşa kalışı, siyasal y a­ pıdaki karm aşıklık, gericilik ve yozluk, yerleşm iş düzenin aynı ya­ pıyı sürdürm ek istem esi gazetelerdeki fotorom anla yakından ilgi­ lidir. 25
  28. 28. İtaly an serm ayedarların elinde, film sanayinin dışında yan bir sanayi olarak kurulm uş ve gelişm iştir fotorom an sanayi. T ürkiye bu sanayinin cnem li bir pazarı olm a yolundadır İtaly a ondan faz­ la ülkeye her bir karesi 1 - 2 dolara fotorom an ihraç etm ektedir. K üçük film şirketleriyle işbirliği yapan, oyuncu olarak çoğu kez m ankenleri kullanan fotorom an sanayicileri günüm üzde daha güç­ lenm işler, hiç de tu tarlı olm ayan konuları, çarpık bir kültürün a ra ­ cı olarak tüm ülkelere yaym ışlardın, T ürkiye’de ilk fotorom an 1957 yılında Oyuncu kız adlı film in fotoğraflarının biraray a getirilm esiyle yapıldı. 1961 yılında offset tekniğiyle yayım lanan ilk dergi fotorom anın pembe rüzgârını kitle­ lere doğru estirm iştir. D ergilerle birlikte, gazetelerin de fotorom an verm eye başlam ası yerli fotorom ancılığm doğm asına neden olmuş, gazetede çalışanlar, gazetelerin saptadığı yönetm enler kadrolar bü­ yük bir özenle (!) bu konuya eğilmiş, am a tekniğin ne yazık ki İta l­ ya'daki k ad ar iyi olm am ası, pahalıya çıkm ası yüzünden, doğrudan doğruya film lerden alınan fotoğraflarla fotorom an yapm a işine dönülm üştür. Ü nlü-ünsüz oyuncu, şarkıcı, futbolcu, m ankenin fo­ torom anlarda çoğu kez parasız oynam a tu tkusu tya da paralı) bu­ güne dek süregelm iştir. Bu tekniği kavram ışların yaptığı fotorom anların yanı sıra, es­ ki yeni her türlü film in fotoğraflarından oluşan fotorom anlar yine yayım lanm aktadır. G azetelerin böylelikle ucuz ve kolay fotorom an elde etm esinin dışında, film in ya da film şirketinin reklam ı yapıl­ dığı, bazan da şirketin reklam ları gazetede ücretsiz yayım landığı için şirketler de p ara alm am a yoluna gitm ektedirler. Y erleşm iş düzenin gerçeklerden uzak kültürel çabası, dem ago­ jik, pembe, işlevsiz öykülerle özellikle kadınları, genç kızları top­ lum sal sorunlardan, gerçeklerden bu şekilde u zaklaştırm aktadır. G erçekleri söyleme özgürlüğüne «H ayır!» kitleleri oyalam a, g erçek­ lerden u zak laştırm a özgürlüğüne «Evet!» m i?... • AYLIK SANAT VE KÜLTÜR DERGİSİ • EKİM SAYISI ÇIKTI • Demokratik Burjtıva özgürlüklerinin İflâsı • Sanatçı Kavramı ve Günümüz Koşullarında Sanatçıya Düşen Görevler • Kısa Hikâyeler 64 sayfa / 5 L ira / Yıllık Abonesi 50 TL. / Y azışm a adresleri: P.K. 118 Sirkeci 26
  29. 29. Şafaktaki işçi sineması «Nouvel O bservateur» dergisi eleştirm eni Jean Louis Bory, «K am era F abrikada» başlıklı bir yazısında, işçi ve m ilitan sine­ m adan şöyle söz etm ekte: «Bu gurup haberleşm e ve m ücadeleyi am açlam ak ta olup, filim leri belgeleyici ve uyarıcı nitelik ta şı­ m aktadır. B urda görüntülerin iyiliği veya arzulananın elde edile­ m em esi önem li değildir. Bu film ler 16 mm ve siyah-beyaz olup ne salonlarda ne de stüdyolarda gösterilm ektedir. K ış günleri hariç, ya b ir fabrikanın avlusunda, ya da bir işçinin evinde seyredilirler. B urada seyirciyi yorm ayacağı, fa k a t biraz düşündürecek bu gün­ cel şeylerle, biraz uyandırılm ayı am açlar. Y eterki iyi bir an latı­ m a sahip olabilsin.» Y alnız bu söylenilenlerin, dinlenip dinlenm em esi de önem li­ dir. «Îşçi-Sinem a» sloganının en ateşli yazarlarından C hris M ar- k e r (1) ve B esançon’dan gelen bir ekip am açlarını belirtm ek için, P a ris’in k üçük bir sinem a salonunda toplanm ıştı, önce bu «Un- derground» denilen, değişik sinem a tü rü karşısında genellikle gençlerden m eydana gelen seyirci gurubunun tepkilerini öğren­ m ek için bazı örnekler gösterildi. Film sonrası ise salondakiler arasın d a şöyle ta rtışm a la r oldu T akdim ci : C hris M arker, bize işçi sinem asının ne olduğunu açıklarm ısm ız ? C hris M arker (1) : Günüm üz sinem asından farklıdır. Z am an za­ m an etki eder. H erşey 1967 yılında R odhiacete’deki genel bir grev­ den sonra başladı. Sinem acılar grev anında ne yaptıklarını film e alm ak için işçilere başvurdular. Ve böylece M edvedkine grubu doğdu. Seyirci : M edvedkine kim dir? B ir tşç i Sinem acı 1930 yılında fabrika ve tarlalard ak i h a­ y a tı film e alan b ir Sovyet Sinem acısıdır. Film lerini banyo etm ek için bir tren i la b o ratu ar haline getirm iştir. T akdim ci B en film gösterileri sırasında, protesto anlam ı­ n a gelebilecek bazı ıslık sesleri duydum . B unları nasıl yorum la­ yabilirsiniz ? S eyirci Bu film ler işçi sınıfına hitab etm ekten çok yoksun. Z ira belli entellektüel b ir seviyenin bile çok üstünde kişiler ancak anlayabilir. S eyirci : Bu filim lerin m ilitan lara ait olduğu söyleniyor. F a ­ k a t bence işçilerin am açlarını daha bilinçli yönlere sevkedecek bir- şey yok bu film lerde. Seyirci : B ir tak ım olayları ve sorunları yeniden görüp bilmek kendi sorunlarınla k arşılaştırm ak ve bu n o k talard a zihin yorm ak bakım ından b ir başlangıç aracı sayılabilir, bu bakım dan da önem ­ lidir. işç i Sinem acı : A rkadaş haklıdır. Biz bu filim leri çeşitli fab ­ rik alard ak i işçilere olduğu k ad ar onların dostlarm ada gösteriyo­ ruz. O nların B esançon’daki bisküvitçilerden, kuzeydeki çam aşırcı­ la ra k a d a r herşeyden haberdar olm alarını istedik. Seyirci : Bu film ler herhalde C.G.T. P artisin e oy kazandırm ak 27
  30. 30. için yapılm ış. Ben kollektif olm ayan fak at bariz sonucu çıkardım . Seyirci : Filim lerin dağıtım ı nasıl oluyor? İşçi Sinem acı Sinem a K lüpleri Federasyonu, P.C. H ücreleri, U F O L E tS Salonları vasıtasıyla ve çeşitli guru p larla geniş b ir da­ ğıtım a girişiyoruz. Seyirci : K ültürle olan ilişkiniz ne durum da? İşçi Sinem acı Belli b ir k ültüre ulaşm ak için bir k av g a v er­ m ek gerekir. B unun gerekliliği ortadadır. Bu m ücadele için güç k azanm ak dem ektir. Seyirci Bu akşam seyrettiğim iz filim lerden birindeki kesik el sekansı neyi an latm ak istiyor? İşçi Sinem acı Tabii ki bir işçinin iş esnasında b ir elini kaza y ap arak kökünden kesm esi im kânsızdır. F ak a: işçi yorulm aktadır. O na yapılan baskı sonucu, psikolojik olarak vucudunda aksam alar belirir. A kşam a k ad ar sayısız iş yapm ası gerekm ektedir. D olayı- sı ile iş kazası yaklaşm aktadır. Seyirci Sorunuz son derece aptalca. İşçi Sinem acıların y ap tı­ ğı kaç film i gördünüz sanki? D iğer Seyirci : Ve siz. Siz de K ari M arx'ın kaç kitabını okudu­ nuz şim diye k ad ar? Seyirci Ben sinem a okulunda onu yeter derecede etüd ettim . O rada bu tü r sinem a büyük bir yankı uyandırdı. Bu bay sağ ır ve kör olm adığına göre bir gün gerçeği görüp budalaca laflarının yanlış olduğunu anlayacak. (G ülüşm eler ve A lkışlar). Seyirci N eyse karşım ızda ilginç bir takım deneyler yapan bir gurup var. Ve bütün yap tık ları ve y ap acakları hak k ın d a on­ larla tartışıyoruz. Seyirci (Cevap O larak) P ekâla O nları eleştirebiliriz de. Seyirci Ben bu akşam ki konuşm alardan anladığım k ad arıy ­ la, işçi kendini geliştirm ek, eğitm ek için büyük bir zam ana sahip değildir. Seyirci K endini televizyona verip onunla eğlenm ek ister. Seyirci Sabah beşte kalktığını ve akşâm onda y attığm ı dü­ şünm eden işçinin okuyacağını dolayısı ile kendini eğiteceğini, bi­ linçlendireceğini um uyorsanız yanılırsınız. Tam tersi y a televiz­ yon başına koşar ya da yatar. İşçi Sinem acı B una verecek bir cevabım yok. Seyirci Ben sanıycrum ki siz kanunsuz bir iş yapıyorsunuz. İşçi Sinem acı Sinem a bir sınıf aracıdır. İnsanın kendisi için bir film yapm ası çok zor bir iştir. B azen haber verm eden birçok insanları da film e aldığım ız oluyor. Seyirci P atronlarınız bu film leri görm eye geliyorlar m ı? İşçi Sinem acı P atronlarım ız değil fa k a t sendika tem silcile­ rim iz geliyorlar. Seyirci B ana göre bu çalışm alarınız m ayıs olaylarını u z a t­ m ak, geliştirm ek için bir araç olm akta. Bu durum da b ir kişi şid­ deti savunsa belli bir kesim yeniden uyanacak. Y önetm en B ernard P aul (2) Bu film ler bir çözüm yolu bul­ m ak am acı ile yapılm az. F a k a t «politikacıların bizzat çözüm leye­ m edikleri bu problem leri sonuca bağlam ak için neler yapm alıdır» 28
  31. 31. diye b ir soru sorulduğunda cevap olabilir. Biz ilk cüm lem izden iti­ b aren bunu savunduk. D olayısı ile insanları bilinçlendirm ek için b ir olaylar dizisi verm ek zorundayız. Sonra sonuç olarak birşeyler çıkarabiliriz. Seyirci : B ir suikasti an latan «Z» isim li bir film seyrettim . S a­ de b ir an latım a sahip başarılı bir yapıttı. İyi anlaşılıyor ve sağlam bir tem ele dayanıyordu. Benim arzum işçi filim lerinin de bu n i­ telik te olm asıdır. Y önetm en E douard L untz F a k a t unutm ayınız ki bu filim ler b ir profesyonel sinem acının eseri değildir. Ve tam am en işçiler ta ­ rafından yapılm ıştır. K im senin İşleyem eyeceği konulardır. Seyirci : B ütün eleştiriler eğlenm ek için yapılm am alı, beraber çalışm a am acını örgütlenm eyi destekleyen yapıcı bir nitelik ta şı­ m alıdır. S e y irc i: İta ly a ’da böyle biri var: Z avattini (3). Z annedersem T orino'daki F ia t fabrikasında bizzat kendi böyle çalışm alar yap­ m akta. F a k a t işçi örgütlerinin nasıl olm ası gerektiğini çok iyi biliyor. Ve başarılı bir anlatım la veriyor. Bu d aha faydalı değil- m i. İşçi Sinem acı : Biz bu filim leri çekerken televizyon, bizim ey­ lem im ize paralel ap ay rı bir gurubun doğduğunu söyler. F a k a t as­ lında bizim çalışm alarım ızda onlarınkinden fark lı değil, ö rn eğ in bir film deki küçük kızlardan biri ana babası tarafın d an iyi yetiş- tirilem em iştir. Bu küçük kız daha lokantada hiç yem ek yiyem e- m iştir. Z ira beş fran k verecek güçte değildir. Annesi babası ona lo k an tad a yem ek yem esi için p ara verem em iştir. Bu yeni bir g u ru ­ bun anlatım ıdır. Güzel cüm leler ve şiirsel anlatım birşey değiştir­ mez. U yandırm aya bile yeterli değildir. Seyirci Zannedersem büyük bir çıkm aza doğru gitm ekteyiz. B urada sinem a ve seyirci tartışm ası yapılm akta. O ysaki karşım ız­ daki gurubun am acı bam başka. C osta G avras F a k a t kim se karşısında önderlik edecek b ir gurup v a r zannetm esin. C hris M arker Tabii, işçi Sinem ası el yordam ı ile herşeyi aray an b ir sinem adır. D oğuş olarak çıkm ıştır. G ünüm üze dek bü­ tü n sinem acılar burjuva kökenlidir. Şim di sinem a bir değişim için­ dedir. Ve hu değişim örgütlenm eyle son bulacaktır. C hris M arker (1) : Ünlü F ransız film yönetm eni. 1921 de Bel- leville’de doğdu. Yeni dalganın sol y ak a sinem acılarm dandır. Uç fil­ m i sıra ile «Pekin’de P azar», «Sibirya M ektupları» ve «Cuba Si» ile büyük ün yapm ıştır. Sinem aseverlerim iz M arker’yi «Güzel M a- yıs-L e Jolie Mai» adlı, P a ris’in çeşitli kesim lerinden ilginç görün­ tü ler veren film inden tanıyacaklardır. (Ç.N.) (2) Genç F ransız yönetm enlerinden. «Y aşam ak Z am anı - Le T em ps de Vivre» adlı film i ile büyük ün yapm ıştır. (3) Italy an senaryocusu. B isiklet H ırsızları, M ilano M ucizesi, N apoli A ltını, Y uvasızlar, Kızım ve Ben, Dün B ugün Y arın, Bel- lissim a gibi filim lerin senaryolarında im zası vardır. Cinem cnde — H aziran 1970’den çeviren Günyüz D EM İRH A N 29
  32. 32. Ayzenştayn’a Saygı 1973 yılı A yzenştayn’m 75. doğum yıldönüm ü. Sovyet ve dünya sinem as-nm en önemli y aratıcıların dan biri A yzenştayn. Sinem a­ nın dahilerinden... A yzenştayn, 1398 yılında R iga’da doğm uş. E ğitim dönem i sı­ rasında kızılcrdu saflarında iç savaşa katılm ış. S av aştan sonra önce resim ve tiyatro y la uğraşm ış. D ekorculuktan yönetm enliğe yükselm iş. A yzenştayn’m ilk film u ğraşı da bir piyes için, hazırladı­ ğı «Glumof’un Günlüğü». Çok geçm eden A yzenştayn «Grev* film i­ ni yapıyor ve kendini bütünüyle sinem aya veriyor. Bu ara d a ilk kuram sal yazıları da L E F dergisinde yayınlanm aya başlıyor (1925). A ynı yıl partinin siparişiyle çektiği «Potem kin Zırhlısı» ile en büyük film ini yaratıyor. Y arıda kalan «Eski Ve Yeni» film inin a r ­ kasından 1926’da E kim ’i çekiyor. D aha sonra «Eski Ve Y eni’y i bi­ tiren A yzenştayn 1930’da Hollywood serüvenine başlıyor. A ncak kap italist sinem ayla anlaşam ayıp M eksika’ya geçiyor. O rada çek­ m eye başladığı «Que Viva M eksika’da yarım kalınca te k ra r R us­ y a’ya dönüyor. B ir yandan sinem a dersleri verirken bir yandan da «Bejin Ç ayırı’m çekiyor am a bu film i de yarım k alm ak şanssızlı­ ğına uğruyor. (1933) 1938’de A leksandr N evski’yi çeken A yzenştayn R us tarihinin ünlü kişilerinden K orkunç İv an ’ı konu edinen üç bölüm lük bir filim hazırlam aya başlıyor. A ncak Sovyetlerin k ü ltü r ve sa n a t p olitika­ sında m eydana gelen değişiklik, çabalarını engelliyor. Sadece iki bölüm ü çektikten bir yıl k ad ar sonra 1948’de kalp krizinden ölü­ yor. Geride sinem a yapıtları dışında iki kitap ve çeşitli dergilerde kalan yazılar bırakıyor. G erçek Sinem a, Bu ünlü Sinem a yönetm eni ve kuram cısını say ­ gıyla an aık en sanatçının «A leksandr N evski» yi an latan bir yazısını, yayım lıyor. 30
  33. 33. Aleksandr Nevski’yi Çekerken A yzenştayn, «Bir Film Y önetm eninin N otları» adlı kitabında, «Sinem a, tüm san atlar içinde kuşkusuz en evrensel olanıdır» diye yazar. «Yalnız çeşitli ülkelerde yapılan film lerin dünyanın her y a­ nında gösterilm esinden değil; gelişen tekniği ve büyüyen b aşarı­ larıyla, y aratıcı düşüncenin dolaysız, evrensel bir bileşim ini k u ra ­ bileceğinden.» K em ikler, k afatasları, yakılm ış tarlalar, in san yuvalarının kö­ m ürleşm iş kalıntıları. T u tsak edilip yurtların d an sürülen insanlar. Y ağm a edilen köyler ve çiğnenen insan onuru. 13. yüzyıl R usya’sına göz alttığım ızda karşım ızda canlanan dehşet verici tablo budur. O zam anların bölünm üş R usya’sında Kiev ve çevresindeki vi­ lâyetler, birer birer düşen prensliklerden a rta kalan herşeyi yağ ­ m alayan tu tkulu düşm anın (T atarlar) boyunduruğu altında ezik ve um utsuzdu. Bu durum u iyi değerlenlendirem eyenler, R us H al­ kının, b arb ar Doğu göçebelerinin tu tsağ ı olm alarına rağm en ön­ der A leksandr N evski’nin etrafında birleşerek, R us toprağının bir parçasını daha yağm alam aya gelen T ötonlar’ı bozguna uğratırken gösterdiği büyük yiğitliği de anlayam azlar. A leksandr N evski’nin köylülerinden kurduğu başarılı birlik, 5 N isan 1242 de Chudskoye Gölü’nde buz üzerinde yapılan savaş­ ta utkusunu (zaferini) taçlandırm ıştı. İnsan savaşın neden buz üze­ rinde yapıldığını m erak edebilir. B unun çeşitli nedenleri v ardır: ön­ ce buzun düz yüzeyi düşm anla yüzyüze gelm eyi kolaylaştırıyordu; kuvvetleri istenilen düzenle dizm e olanağı yaratıyordu; kaygan yü­ zey a tla n n koşm asını engelliyordu ve en önem lisi ağ ır zırhlarının etkisiyle, T ötonlar’ın altlarınd aki buzun kınlabileceği düşünülm üş­ tü. G erçekten de sonunda, kaçm alarını önleyen B atı yam acı önünde biriktiklerinde düşünülen oldu., Gölün ken arların a yaklaşıldıkça in­ celen N isan buzu k ırılarak , k açanları buzlu sularda kendilerini bek­ leyen sonlarıyla başbaşa bıraktı. O uzak zam andan günüm üze kalan, m üzelerde sergilenen b ir­ kaç k ırık kılıç, bir savaş başlığı ve birkaç örm e-zırhtır. Film e başladığım ızda tüm bildiğimiz, 13. yüzyılın bir «zam an antikası» kahram anım ızın ise bir «aziz» olduğuydu. A caba 13. yüzyılda insanlar nasıl yürürlerdi? N asıl konuşur, nasıl yem ek yer, nasü ayağa k alk arlard ı? N ovgorod’un, onlarm kentinin duvarları üstüne çıkıp, m azgallardan bir zam anlar onla­ rın izlediği m anzarayı izledim. G ördüklerini görm eye, duyduklarını duym aya çalıştım ; düşlem eğe koyuldum . Bize k ad ar gelebilm iş birkaç eşyaya, - Volkhov batak lık ların ­ dan çıkarılan sivri burunlu bir çift küflü pabuç, bir çanak, göğüse takılan bir süs - d o kunarak hareketlerindeki ritm i y akalam aya ça­ 31
  34. 34. lıştım ... F a k a t hepsi boşunaydı. Çıkan bütün sonuç ya bir bal­ m um u heykel sergisi ya da bozuk bir biçim lendirm eydi. Spas - N ereditsa K ilisesi... T aklit edilmez yetkinliğiyle bizi h ay ran bıraktı. (1198'cle yapılm ış, duvar resim leriyle ünlü bir k i­ lise) B irden ilk b ak ışta uğraşım ızla ilgisi kavranam ayacak, üze­ rinde birkaç dize bulunan bir yazıt gördük: «Y apım a başlam a ta ­ rih i tam am lam a ta rih i » H iç bir özelliği yokm uş gibi gö­ rünen bu tarihlerden ilkini İkincisinden çıkardığınızda, tüm yapı­ m ın yalnız birkaç ay sürdüğünü anlıyordunuz. Hem de 13. yüzyıl­ d a... Böyle bir yapıtı birkaç ayda yaratabilen insanlar... Sizin ve benim gibi kişilerdi! Buzla kaplı Chudskoye Gölü. N e engin, ne sınırsız bir düz­ lük! R usya’nın kışını, kristalleşm iş buzları, k ar fırtınalarını, k a r­ daki izleri ve buz tutm uş a k sakal ve bıyıkları çekm ek için ne kışkırtıcı bir görünüm ! İlm en Gölü’nün buzu üzerinde ölesiye don­ m uş halde, sonsuz buz düzlüğü ve karın etkilerini not ederken uyuşm uş parm aklarım ız büyük güçlük çekiyordu. Senaryo da h a­ zır değildi ve tek çıkar yol kış sahnelerinin çekim ini 1939 kışına bırakm aktı. Y a d a... ekibim izin yeni bir üyesinin cüretli önerisine uyup, kışı yazın çekm ek... Böylelikle yer kaim bir tebeşir ve sıvı cam tabak asıy la k ap ­ landı ve «Buz üstünde çarpışm a» sahnesinin m ekânı hazırlandı. Y apay kış bir başarı idi; tastam am ve tartışm asız. K im se gerçeği ile farkım sezemedi. B aşarm am ızın nedeni kışı tak lite çalışm am am ızdı. Seyirciye yalan söylemedik. R usya kışlarının hiçbir zam an ta k lit edilemiye- cek saçak buzlarının ve diğer detaylarının cam kopyalarıyla al­ d atm aya çalışm adık, ö zen gösterdiğim iz şey kışın en belirgin gö­ rünüm ü, - ışık ve ses boyutlarının düzeni, yeryüzünün aklığı ve gökyüzünün karanlığı idi. Biz kışı değil, savaşı oynam ağa çalıştık. A leksandr N evski’de sevim li bir tip vardır: zırhçı înyat. Size cnun senaryo yazılırken nasıl doğduğunu anlatayım . Film P rens A leksandr N evski’ye dehasını gösterebilm esi için bir tek fırsat - Buz üstünde çarpışm anın stra te jik plânı aracılığıyla - tanır. A leksandr’a savaşın plânını yaparken ışık tu tacak bir «Newton E lm ası» gösterm em iz gerekliydi. Böyle ay rın tıları bulm ak epey güçtür. A raştırm aya, uğraşm aya, kafalarım ızı zorlam aya koyul­ duk. Savaştan önceki gece A leksandr'a T ötonları bozguna u ğ ratan plânı y ap tıran şey neydi? «K ıskaç H areketi» olarak ün yapan bu plân, Töton Ş övalyeleri­ nin kaderini çizm işti. D üşm anın tam bir çem ber içine alınabilm e­ sine bağlı elan «Kıskaç» bütün zam anlarda generallerin düşledik­ leri bir başarıdır. Y atağınızda uyku tutm adığı zam anlar sıkıntınızı giderm ek için ne yaptığınızı söylem eye gerek yok. B ir k itaba uzandım ; eski gül- dürüsel ve biraz da edepsizce Rus H alk M asalları’ndan bir derle­ m eydi bu. ilk m asallardan biri «Yaban T avşanı ile Tilki» idi. H ani tavşanın kaçark en birbirine çok yakın iki ağacın arasından sıyrıl­ dığı, tilkinin sığam ayıp sıkıştığı... 32
  35. 35. Y arım saatlik b ir çalışm adan sonra m asal film de În y at’in ağ ­ zından söylendiği biçim i alm ıştı: «A ğaçların arasın a öyle ibr sıkıştı ki, ne k ad ar u g raştıy sa kendini k u rtaram ad ı. Sonra tav şan arkasından yanaştı, hain hain ‘hadi bakalım ahbap kızlığa elveda’ dedi.» A teşin çevresindeki savaşçılar k ahkahadan kırılacak lar ve în - y at devam edecekti: «A m an kom şu ne olur yapm a, ayağım öpeyim , u tan çtan gebe­ ririm senra! M erham et! 'art:k m erham ete paydos, bcyıe. p alav ralara karnım ız to k ’ dedi tavşan. Ve hem en tehdidini yerine getirdi; ça­ bucacık.» O sırada Tüten güruhunu tam b ir çem ber içine alm a plânını tasarlay an A leksandr m asalı duyacaktı. Bu aynı zam anda P rensle savaşçıları arasındaki yakınlık ve sıcaklığı gösterm ek için de iyi bir fırsattı. A leksandr’m zeki plânının kaynağı kuşkusuz tek başına bu m asal olm ayacak fak at, kuvvetlerinin düzenlem esini tasarla rk en bu halk m asalının g rafik görünüm ü ona değerli bir ipucu verecekti. B ir a ra zırhçı în y a t elinin em eği zırhının kusurunu ağzından kaçırdı. «Zırh da biraz k ısa oldu ya...» diyordu; ağzından k açırm a­ nın şaşkınlık ve bocalam ası yanında kendini kısa bir zırh içinde bulm anın üzüntüsünü telli ediyordu. Bu k ritik noktada dram sanatının ku ralları seyircinin düşm a­ na kinini a rttıra c a k bir öge bulm am ızı gerektiriyordu. K ahram an- A leksandr N evski 33
  36. 36. ırd an birinin ölüm ü bunun için en uygun yol görünüyordu. A m a Lİeksandr’ı öldürm eyi göze alam azdık tabii. «Zırh da biraz k ısa oldu ya...» sözleri çek iyi oturm uştu yeri- ıe. öy le ki birkaç kez ku llanacaktık cniarı. Böylelikle bu garip ırh, önce d u rak sam a sonra dram atik t i r kararlılıkla, kısa yakası- l i düşm anın hançerine sunacaktı. Bu sevimli, kurnaz ve coşkun yurtseverin, halk davasının şe- lit neferinin son nefesinde ikinci kez duyulan zırh da biraz kısa ıldu» sözleri en yüksek d ram atik gerilim i sağlayacaktı. A leksandr N evski benim ilk sesli film im di. Serbest ve sessizlik çinde çalışm ak isterdim fa k a t K hasan Gölünde gürüideyen A lm an lom baları buna olanak tanım adı. Çalışm a sürem iz eldukça azdı im a öte yandan hiç ödün verm em em iz de zorunluydu Tüm önem- i sahnelerdeki görsel-işitsel uyuşum , iki kez daha uzun süre çalış- ;ak dahi aşam ayacağım ızı sandığım bir ulaştırıldı. Bu ccnuda, görülm em iş m eslek sevgisi ve üstün, parlak yeteneğiyle, ı ulaşılm az, dehşetli tem poyu yaratm a başarısını gösteren destum îergey P rokofyef’e hepim iz teşekkür borçluyuz. E nerji ve coşku­ luyla, bu denli büyük bir görevin bu denli kısa bir sürede başa- ılm asına tek başına olanak y aratan büyük sanatçı tüm ekibimiz re stüdyom uz için en aranılan uyuşum u yaratabilen kişidir. Tem am ız yurtseverlikti, başarabildik m i? Y argı seyircinindir. A ralık 1939 SERG EY A YZENŞTATİ N Çeviren: M. R eşit A R IN IK Ayağınıza Gelen Sinema Konferans, açık oturum, seminer, eğitimle ilgili ça­ lışmalar ve diğer bütün toplantılarda 16 mm. lik çe­ kici, gösteıici ve operatörümüz ile birlikte emriniz- deyiz. (İstek halinde piyasada 16 mm. İlk kopyaları bulunan film ­ ler sağlanıp gösterilebilir.) A dres: A ydın E lek trik Selvili Sokak, 2 - A Blok No. 9 Tel.: 64 41 62
  37. 37. Yeni Sezonda Seyredeceklerimiz GÜNYÜZ DEMÎRHAN Geçen yıl olduğu gibi film ithal şirketleri 1973-1974 sinem a se­ zonuna bir hayli k ab arık listelerle girdiler. Gene A m erikan film leri­ nin çoğunluğu bu listelerde büyük festivallerde ödül kazanm ış ve yurdum uzda en fazla ün yapm ış sta rla rın oynadıkları film ler yer alıyor. Geçen yıl sansürün hışm ına uğrayıp bu uğ u rd a bir hayli zararlı çıkan şirketler bu yıl daha tem kinli davranm ışlar ve suya sabuna dokunm ayan filim leri tercih etm işlerdir. D iğer b ir konu ise listelerinde ilân ettikleri sayısız film in kaçı­ nın oynayıp kaçının oynam ıyacağıdır. ö rn eğ in geçtiğim iz yıl bir şirk et ilân ettiği 34 film den 12 sini oynatabilm iş birçok film i ya sansür tarafın d an yasaklanm ış, ya sinem a bulam am ış ya da yaban­ cı şirketlerle olan an laşm alar bozulm uş bu nedenle film ler gelm e­ m iştir. Bu yıl P aram ount, C.I.C. Em i, U niversal P ictures C orporati­ on, ile anlaşm alarını sürdüren E k ra n ve Sintel F ilm ’in listesinde 25 film yer alıyor. Bu film ler arasın d a Visconti, Germ i, A ldrich, Hussein, K alatazov, S turges ve D eville'nin y aptıklarından ilk k a ­ lemde bahsetm ek gerekir. V isconti’nin 1967 yılınca A lbert C am us’- nun aynı adlı eserinden uyarladığı «Y abancı-Lo Straniero» M arcel- îo M astroianni ve A nna K arina’yı bir a ra y a getiriyor. Y ıllardır lis­ telerde sürünen bu film in ciddi bir şekilde yeniden ele alınm ası gerçekten üm it verici. Son yılların en başarılı aktörlerinden D ustin H effm an bu kez bir İtaly an prodüksiyonunda P ietro G erm i’nin «A lfredo A lfredo» adlı kom edisinde başrol oynuyor. B oşanm a ve evlilik gibi k o n u lan içeren film a ş ın bir bürlesk atm osferinde. «H ücum -A ttack» ile T ürk sinem aseverlerinin unutam adığı A m eri- k a ’lı yönetm en R obert A ldrich «U lzana-U lzana’s Raid» adlı film iy­ le çıkıyor bu kez karşım ıza. Film in başrolünde gene b aşarılı bir oyuncu B urt L ancaster var. G eçtiğim iz yıl «Melody» adlı film iyle yurdum uzda gerçek bir beğeni toplayan W aris H ussein’in bu kez son iki film ini izleyeceğiz. Liz ve R ichard B urton’un başrollerini pay laştık ları «A şk Bitince-D ivorce» ve «Sapık R uhlar-Possession Of Joel Delaney». Sapık R u h lan n başrolünde Shirley Mc L aine oy­ n ıy o r. «Leylekler U çarken» adlı film iyle C annes’da büyük ödül kazanan M ihail K alatazov'un A.B.D. de çevirdiği ve başrollerini Sean Connery, C laudia C ardinale, H ardy K ruger, P e te r F inch’in p aylaştıkları «B uzlar A rasında-T he Red Tent» adlı film ini seyre­ deceğiz bu yıl. Y urdum uzda b aşan lı film leri ile tan ın an John S turges’in «Belâ A rayan A dam -Joe Kidd» adlı W estem ’i de dik­ k a te değer film ler arasında. «Benjam in» ve «K ırm ızı Mendil» ile 35

×